İslam Terörü Lanetler

Nefsin İstek ve Tutkularına Göre Hareket Etmekten Kaçınmak

Gerçek din ahlakını yaşamak, Allah`ın bildirdiği ahlakı eksiksiz olarak yaşamak ve Peygamberimiz (sav)`in sünnetine tam olarak uymakla mümkündür. Allah`ın bildirdiği dışında mantık örgüleri kurmak, yorumlarda bulunmak insana her zaman kayıp getirir. Allah, ``... Aralarında Allah`ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma...`` (Maide Suresi, 48) ayetiyle müminlerin ölçüsünün ve rehberinin, Allah`ın indirdiği hüküm olan Kuran ahlakı olduğunu bildirmiştir. Bundan başka yol arayanların, doğruya ulaşmaları mümkün değildir.

İnsanları Allah`ın bildirdiği gibi din ahlakını yaşamaktan alıkoyan en önemli unsurlardan biri, akıl ve vicdanlarıyla değil, nefisleriyle düşünmeleridir. Diğer bir deyişle, kendi istek ve tutkularına göre hareket etmeleridir. Bu da söz konusu insanların hak olana değil, batıl olana uymalarına, hem kendilerine hem de çevrelerine maddi manevi büyük sıkıntılar vermelerine neden olur. Allah Kuran`da, nefsin insanları hep kötülüğe yönlendirdiğini bildirmiştir:

...Çünkü gerçekten nefis, -Rabbim`in kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir. (Yusuf Suresi, 53)

Bir başka ayette ise, insanların kendi istek ve tutkularına uymalarının büyük belalara sebep olacağı şöyle haber verilmiştir:

Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar. (Müminun Suresi, 71)

Allah`ın indirdiği din, insanların yaratılışına en uygun olanıdır. İnsanların kendi mantık örgülerine, kültürlerine, birikimlerine göre yaptıkları değerlendirmeler ise çeşitli sıkıntılara neden olur. Çünkü Kuran ahlakını yaşamayan bir insan, herşeyin kendi nefsine uygun olmasını ister. Ona göre önemli olan, nefsinin isteklerinin tatmin olmasıdır, bu durumun ne gibi sonuçlar doğurabileceğini ise çoğunlukla düşünmez. Düşünse dahi, nefsi kendi istek ve tutkularını ona daha önemli gösterir. Nefse göre hareket edildiğinde, kişinin en çok kendisinin rahat etmesi, en çok kendisinin gözetilmesi gerekir. Kuran ahlakını yaşamayan insanların bu bitmek bilmeyen hırsları Kuran`da şu şekilde haber verilmiştir:

Yoksa insana ‘her arzu edip dilekte bulunduğu` şey mi var? (Necm Suresi, 24)

Nefsinin planladığının aksine bir durum geliştiğinde de bu insanlarda çok fevri tepkiler oluşabilir. Öfke, küskünlük, duygusallık gibi Kuran ahlakına uygun olmayan davranışlar gösterilebilir. Bu durum söz konusu insanların bencil, sevgisiz, kibirli, insaniyetsiz olmalarına neden olur. Bu insanlar en çok kendilerini severler. Yakınlarını, dostlarını veya ailelerini sevdiklerini iddia ettiklerinde de, bu sevgi anlayışının muhakkak onların nefislerine uygun olması gerekir. Yani, sevgilerinde Allah`ın rızasını, rahmetini ve cennetini gözetmez, dünyevi birtakım beklentilere göre hareket ederler.

Tüm bunların en başta kişinin kendisine zarar vereceği açıktır. Sürekli nefsinin isteklerini yerine getirmeye çalışan insan, kendisini yıpratan bir hırsla yaşamanın sıkıntılarını çeker. Güven, huzur, itidal yerine, sürekli endişe, korku ve tedirginlikle yaşar. Sahip olduğu herşeyin Allah`ın bir lütfu olduğunun bilinciyle hareket etmediği ve tevekkül etmediği için, sahip olduklarını kaybetmekten ya da olayların kendi istediği gibi gelişmeyeceğinden duyduğu korku ruh dengesini bozar.

Yüzeysel Sevgi Anlayışından Kurtulmak

Nefsine göre hareket eden insanların en belirgin özelliklerinden biri de sevgilerinin çok yüzeysel olmasıdır. Bu kişilerin sevgileri birtakım yüzeysel değerlere bağlıdır. Bu değerlerin eksilmesi ya da azalması sevgilerinin bir anda yok olmasına neden olur. Sevgilerinde sadık olmazlar. Kendilerine gösterilen sevgi ve ilgiyi de gereği gibi takdir edemezler. Çoğu zaman ailelerin evlatlarından gerekli ilgi ve anlayışı görmemeleri, dostlukların rahatlıkla çözüme kavuşturulabilecek sorunlar nedeniyle bir anda sona ermesi bu durumun bilinen örneklerindendir. Şüphesiz bu, iman etmeyen insanların yaşadığı en büyük manevi belalardan biridir. Çünkü sevgi Allah`ın insanlara çok güzel bir nimetidir. İnsan yaratılışı gereği, sürekli sevgi, merhamet, anlayış arayışı içinde olur. Şartlar ne olursa olsun, ömrünün sonuna kadar güvenip sevebileceği dostları ve yakınları olsun ister. Nefsine göre hareket eden, Kuran ahlakına uygun düşünüp hareket etmeyen insanlar ise yaşamları boyunca bu nimetten mahrum kalırlar. Sözde sevgi adına, merhametin, acımanın, şefkatin, sabrın, hoşgörünün olmadığı, pek çok sıkıntının yaşandığı bir ortam meydana getirirler.

Kuran Ahlakına Göre Gerçek Sevgi

Müminler ise en çok Allah`ı severler. Allah`ın herşeyi bir hayır ve güzellikle yarattığını, yaşadıkları her anın bir hikmetle geliştiğini, kaderlerinde olanı seyrettiklerini bilerek davranırlar. Allah`ın kendilerine yaşattığı her andan hoşnut olurlar. Rabbimiz`in verdiği tüm nimetlere gereği gibi şükrederler ve yalnızca O`na dayanıp güvenir, sadece Allah`a tevekkül ederler. İman edenlerin gerçek dost ve yardımcısı Allah`tır. Müminlerin Allah`a olan sevgileri Kuran`da şöyle bildirilmiştir:

İnsanlar içinde, Allah`tan başkasını ‘eş ve ortak` tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah`ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah`a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah`ın olduğunu ve Allah`ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi. (Bakara Suresi, 165)

Dünyadaki varlıkları severken de bunların Allah`ın tecellileri, yaratma sanatındaki güzellikleri olduğunu bilerek severler. Sevgilerinde sabırlı, hoşgörülü ve merhametlidirler. Acizlikler ve eksiklikler, karşılarındaki insana daha çok şefkat duymalarına neden olur. Dünyadaki her güzelliğin pek çok eksiklikle beraber yaratılmış olduğunu, gerçek güzelliğin ise ahirette var olacağını bilirler. Hayatlarının her anında olduğu gibi, sevgilerinde de asıl olanın ahiretteki yaşamları olduğunu unutmazlar.

2006-08-24 00:00:00

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top