ISLAMTERORULANETLER.COMhttp://islamterorulanetler.comislamterorulanetler.com - Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar - Son EklenenlertrCopyright (C) 1994 islamterorulanetler.com 1ISLAMTERORULANETLER.COMhttp://islamterorulanetler.comhttp://harunyahya.com/assets/images/hy_muhur.png11666Sayın Adnan Oktar'ın 1 Ocak 2018 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 1 Ocak 2018

 

Dünyaya Geldiğimizde Ne Olduğumuzu Anlamaya Çalışırız. Bu Görüntü Ne, Bu Ses Ne, Dokunma Nasıl Oluyor, Bunları Kim Bize Gösteriyor, Kim Duyuruyor, Bu Duyguları Alan Varlık Kim? 

Şimdi biz dünyaya geldiğimizde ne olduğumuzu anlamaya çalışırız. Yani bu görüntü ne, bu görüntüyü kim bize gösteriyor, bu ses ne, bu sesi kim bize duyuruyor, bu dokunma hissi nedir, bu kokuyu kim alıyor, bu duyguları alan varlık kim? Bu uçsuz bucaksız uzayda biz neden varız, bunu düşündüğümüzde bir tane kanaat oluşuyor hemen tek; bir Yaratıcı. O zaman bir Yaratıcının bizden ne istediğine yönelik bir merakımız olur, ne istiyor olabilir? Bu kadar emek, bu kadar güzellik, bu kadar itina, bu kadar muazzam mühendislik. İnce mühendislik de var genel mühendislik de var muazzam, mikro makro diyorlar ya o tarz, hepsi tamam. O zaman baktığımızda imtihan, şimdi imtihan olup ne oluruz imtihan olan bir insan? İyi olduğu anlaşılır tamam evet iyi, sonra gider cennette oturur nimetlerle. Şimdi bu Kuran’ın mesajını dikkatlice incelediğimizde, Allah’ın mesajını dikkatlice incelediğimizde tek bir noktanın anlatıldığını görüyoruz. Bütün hepsinin amacını analiz ettiğimizde sevginin dışında hiçbir amaç olmadığını görüyoruz hepsi. Yani imtihan, dünya, cennet, cehennem, iyilikler, iyi olmak, kötü olmak, deccallar, firavunlar bunların hepsinin yaratılmasının gayesinin saf sevgi olduğunu görüyoruz. O zaman biz de dünyada ne istiyoruz? Bütün insanların Allah’ı sevmesini, Allah’ın da bütün insanları sevmesini amacımız bu. Yani rıza tabir edilir o, Allah’ın rızasını kazanmak. Rızadan kasıt sevgidir. Allah’ın rızasını kazanmak demek Allah’ın sevgisini kazanmak demektir. Saf ve gerçek sevgi. Çünkü Allah’ın ahirette sorduğu bir soru var diyor ki “Siz Benden razı oldunuz mu? Ben de sizden razı oldum” diyor yani “Siz Beni sevdiniz mi? Ben de sizi sevdim” diyor Allah başka bir şey demiyor o kadar. Amacının bu kadarını açıklıyor Allah. Müminlerin de zaten dünyadaki tek amacı Allah’ın rızasıdır. Niye yaşıyorsun? Allah rızası için. Niye şunu yapıyorsun? Allah rızası için. Niye evleniyorsun? Allah rızası için. Niye okula gidiyorsun? Allah rızası için. Niye askere gidiyorsun? Allah rızası, hepsinde Allah rızası olduğuna göre konu çok açık. Bir tane hedef var Allah’ın sevgisi.

 

(“Namaz kılmayan ancak namaz kılmak isteyen birine namaz nasıl sevdirilir?” izleyici sorusu)

Bazen tabii çok zorlanıyorlar, çok üzüldükleri de oluyor ben duyuyorum. Mesela adam namaz kılmıyor yahut kılmışken vazgeçiyor, çok müteessir oluyorlar. O usulen yapıyor, laf olsun diye yapıyor bazen. Halbuki benim canım ruh sahibi. Ruh sahibi olduğu için o namaz kılıyor. Önce ruh sahibi olması lazım o insanın. Ruh sahibi olmayan birisi namaz kılsa da vazgeçer o, zaten ölünün namazıdır, ceset namaz kılar. Allah diyor ayette “…Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar.” (Nisa Suresi 142) Usulen kılarlar diyor namazlarını. Yani sırf bir gösteri olsun diye eda ederler. Aslında onlar bir ölü.

Dolayısıyla bu canım kardeşimin sorusuna şöyle cevap verebiliriz. Tabii o daha çok hanımlara hitap edecektir, öyle olacaktır. Onlarla çok samimi arkadaş olsun önce, kendini sevdirsin, güven sağlasın. Tevazuuyla, güzel ahlakıyla, sevecenliğiyle iyi bir arkadaş olsun. Zaten onun namaz kıldığını biliyordur arkadaşı. Bak ben ona söyleyeyim, ondan gelir teklif, arkadaşından gelir. “Bana namaz öğretir misin?” der. En iyisi bu yöntem olur. Onun yapacağı en çok arkadaşının gönlünü almak, kendini sevdirmek. Ara ara iman hakikatleri anlatsın. Allah’ın varlığının, birliğinin önemi ve gerçekliğini anlatsın. Mesela Kuran mucizelerinden anlatabilir kısa kısa, fazla onu sıkmadan. Kuran’daki matematiksel mucizeleri anlatabilir, Kuran’daki ebcetle gizli olan sırlardan anlatabilir. Ama genellikle benim yöntemim, ben hiç namazdan bahsetmiyorum. Kendilerinden teklif ediyorlar namaz kılmayı, “Bana namaz öğretir misin?” diye soruyorlar. Bizde hep öyle olmuştur. Ben namaz kıl diye hiç kimseye teklif etmedim şu ana kadar, hep onlardan geldi teklif. Sevdirmek çok önemli; İslam’ı sevdirmek, Müslümanların kaliteli, iyi insanlar olduğunu, barış aradıklarını, İslam’ın akıl dini olduğunu, kadınların lehine olduğunu, kadınların aleyhine hükümlerin yalan olduğunu eğer vurgularsa benim canım çok iyi olur.

 

Dünyada İnsanlar Şu Anda Hiç Özgür Değiller. Kendi Kendilerine Çıkardıkları Ağır Baskılar Altında Yaşıyorlar

Dünyada insanlar şu an özgür değiller. Hiçbir yerde özgür değiller. Gençler özellikle, kadınlar hiç özgür değiller. Ağır bir baskıyı insanlar kendi kendilerine uyguluyorlar. Bak, ortada hiçbir şey yok. Kendi kendilerine iş çıkarıp, kendilerine eziyet ediyorlar. Herkes kendine göre bir baskı ortamı meydana getirmiş, bir baskı stili getirmiş. Amerika kendi stilini uyguluyor. Türkiye’de kendi stilini uygulayanlar var. Mısır’da kendi stilini uygulayanlar var ama mesela Mısır kan ağlıyor. Irak, Suriye, Libya oralar zaten kan ağlıyor. Oralar dehşet verici ama dünyanın genelinde tabii kadınlara karşı şeytanın bir oyunu olduğu için muazzam bir baskı sistemi var. Ama içte özgürlük şöyle oluyor; mesela İsa Mesih zamanı çok zor. Yahya (as) şehit edilmiş. Kadın diyor ki, içmiş “Bana” diyor “Yahya’nın başını getir.” Adam da alkollü “Emrin olur sultanım” diyor. “Derhal, kesin kafasını getirin” diyor. Yahya Peygamber (as) nur gibi benim canım. Gidip başını kesip getiriyorlar, tepsinin içerisinde. “İstediğin bu muydu?” diyor. Kadın içiyor şarabı da, çok seviniyor. “Teşekkür ederim, kırmadın beni” diyor. “Kırar mıyım ben seni” diyor. “İstediğin bu olsun” diyor. “Başka bir isteğin varsa yapayım” diyor. Böyle ahlaksız ve alçak bir sistem. Zekeriya (as) canım benim. O da bu azgın şerirlerden kaçıyor. Yapacak bir şey yok. Roma derin devletinin azgın dönemi. Bakıyor kof bir ağaç kütüğü var, boş. Onun içine giriyor. Nereye saklansın? Saklandığı eteği dışarda kalıyor. Adamlar geliyorlar, birbirlerine bakıyorlar. Pislik herifler sanki bir kurnazlık yapmışlar gibi halbuki onu yaratan da Allah, akılları sarmıyor. O mesela iki dakika sonra cennete gidecek. Sen sürüneceksin avanak. Neyine seviniyorsun? O sonsuza kadar cennete gidecek. Zaten “Allahümme entel baki, Allahümme entel baki” diyor. “Allah’tan başka baki olan yok.” Anında cennete alınıyor. E sen? O katillerle beraber sürünüyorsun. Sonra Peygamber katili olarak cehenneme getiriliyorsun. “Bu adamın suçu ne?” diyorlar. Peygamber katili. Herkes yüzüne tükürür. Rezalet durumu. Sürükleyerek cehennemin en dibine, gayya kuyusuna. Ne kadar süre? Sonsuza kadar. Sanki bir şey yaptığını zannediyor.

 

Dua Allah’a Teslimiyet ve Sevginin En Mükemmel Şeklidir. Ayette Geçen “Duanız Olmasa Ne Kıymetiniz Olurdu” İfadesi, “Bana Sevginiz İçin Sizi Yarattım. Sevginiz Olmasa Hiçbir Şeyin Anlamı Olmazdı” Anlamındadır

Dua Allah'a sevgidir yani “Bana sevginiz olmasaydı hiçbir şeyin anlamı olmazdı” diyor Allah “Bana sevginiz için sizi yarattım” diyor bu yani özeti anlamı budur. Dua çünkü Allah'a teslimiyet ve sevginin en mükemmel vurgulama şeklidir. Bağlantı kuruyorsun Allah'la değil mi? Allah'a hitap ediyorsun sesini duyduğunu biliyorsun seni dinlediğini biliyorsun sevgi gösteriyorsun. “Ya Rabbi Senin yolundan beni ayırma” diyorsun. “Beni hidayetinle sar, bana cennetini nasip et, seni seviyorum” diyorsun. “Çok çok seviyorum Senin yolundan beni ayırma” diyorsun. “Elhamdülillahi Rabb’il alemin” diyorsun. “Errahmânir'rahim, Rahman ve Rahimsin, din gününün malikisin” diyorsun değil mi? Hep bunlar sevgi. Fatiha mesela Fatiha Suresi sevgi suresidir baştan sona sevgidir Fatiha. “Delalete düşürdüklerinin yoluna değil” diyor mesela “deccalin yoluna değil Mehdiyet’in yoluna bizlere gark eyle Mehdiyet’in yoluna doğdu bizi götür. O yoldan bizi ayırma” diyorsun. “Sırata’l müstakim, müstakim olan doğru yoldan, sevginin, dostluğun, iyiliğin, güzelliğin, kalitenin yaşandığı doğru yoldan bizi hiç ayırma, hep bizle beraber ol, bizi koru kolla” diyorsun. Fatiha Suresi’nde anlatılan sevgiyi ve Kuran'ın başından sonuna kadar anlatılan sevgiyi Allah duayla da bizden istemiş oluyor ama duada artık fiili bağlantı var Allah'la. Çünkü konuşuyorsun, söylüyorsun Allah’a.

 

(“Namazı geciktirmek münafıklık alameti midir?” izleyici sorusu)

Fısktır fısk yani fasık denir. Allah'ın emirlerine özen göstermeyene fasık denir. Münafıklık değildir o. Mesela şarap içer fasık olur ama İslam'a, Kuran'a bağlıdır Müslümanları koruyup kollar, Müslümanlar aleyhine hiçbir faaliyet ettirmez, Allah’a dine çok titizdir ama şarap içer çoktur öyle. Mesela; Ben hatırlarım, Ramazan'da zil, zurna içmiş bir tip vardı, oruç tutmayanlara gidip saldırıyordu içmiş fasık ama tabii anormal bir şey saldırması o hareketi ama imanı olduğu her  halükarda hissediliyor. Dolayısıyla, İslam'ın hükümlerini yapmayana fasık diyoruz, münafık diyemeyiz. Çünkü; Müslümana karşı bir zoru yok, İslam'a  karşı bir sözü yok, İslam'ı, Kuran'ı savunuyor, Müslümanları savunuyor, Müslümanların iyi olmasını istiyor, Allah'ın dinine karşı saygılı, hükümlere karşı saygılı ama yapmıyorum diyor kendisi yapamıyorum diyor, fısk içinde olur sadece.

 

(Yeni Akit Gazetesi'nden Vehbi Kara, “İslam Deccali Fethullah Gülen” başlıklı bir yazı yazdı. Şunları söylüyor yazısında. Mehdi (as), Deccal meseleleri Kuran'da açık bir şekilde geçmemekle birlikte, hadislerde yeterince izah edilmiştir. Aslında Kuran'ın derinliklerine nüfuz edebilen İslam alimleri için bu konuda çok sayıda işaret ve delil vardır. Deccal kelimesi Arapça dici kökünden gelmekte ve aldatıcı anlamına gelmektedir. Bu konuda Bediüzzaman, Şualar isimli kitabında şöyle der. “Hem de İnna A'tayna'nın sırrı kısmen tahakkuk etmiş. Çünkü Süfyani'nin dört rükunundan en kuvvetlisi ve en dehşetlisi bütün bütün çekildi.” İşte burada geçen ifadelerden, İslam Deccali'nin bir komite olduğu ve manevi bir şahsiyeti olduğu gibi büyük başları olduğunu anlayabiliyoruz. Bediüzzaman ilk üçü hakkında açık ve ismen belirttiği halde Süfyaniyetin dördüncü rüknu hakkında isim vermemiş meçhul bırakmıştır. Çünkü bu ileri karakoldan tam 100 sene sonra zuhur edeceğini Kuran ve hadislerden yola çıkarak keşfetmiştir.” Vehbi Kara yazısının devamında, Bediüzzaman'ın bu konu hakkındaki görüşlerini dile getirdikten sonra dördüncü rükun Fethullah Gülen olabileceğini gündeme getiriyor.)

Evet. Fethullah Gülen Deccal'in etkisinde olan, Deccal'in büyüsünün etkisine girmiş, Deccal'in harikalarını görmüş, ondan etkilenmiş bir adam. Herhalde anladığım kadarıyla o ağabey denilen adamları da yanında götürmüş. Onlar da etkilenmiş. Baksana adam diyor sarıldığını, öptüğünü söylüyor boynuna falan. Adam yani dağılmış artık, darmadağın olmuş. Metafizik özellikler iddiası var. Hakikaten de öyle şeyler de görüm de almış olabilir bunlar, o tip şeyler olmuş olabilir. Deccal bir gösteri yapmış. Papa'ya da yapmış. Papa diyor bak, “yenilmez” diyor. “Baş edilecek gibi değil” diyor. Ama Fethullah Gülen yakayı kaptırmış gördüğüm kadarıyla. Papa da yakayı kaptırmış aslında.

 

(ABD merkezli Geoscience Araştırma Enstitüsü, Nuh'un Gemisi'nin Ağrı Dağı'nda olduğuna dair kanıt bulduklarını açıkladı. İngiliz Daily Mail Gazetesi'ndeki habere göre ekipten Profesör Raul Esperante, elde ettikleri yeni bulguların çok güçlü olduğunu belirterek, “Nuh'un Gemisi'nin kalıntılarını Ağrı Dağı'nda bulmamız an meselesi” dedi. Haberde aynı grubun 2010'da da Nuh'un Gemisi'ne ait parçaları bulduklarını iddia ettikleri ancak uzmanların bu iddiaya mesafeli yaklaştığı hatırlatıldı.)

Bulunması an meselesi falan ne uzatıyorlar işte gidip baksınlar. Hükümet bir kolaylık göstersin. Uzatmak yersiz, baksınlar. Ama cidden öyle yer var, öyle olaylar var, öyle parçalar var. Yani görünümü çok ciddi andırıyor. Ama flu yani konuşulamıyor. Bunda ne var? İncil bulunuyor, çıt yok. İçinde ne yazıyor, çıt yok. Ne oluyorsunuz ya? Devlet sırrı mı? Açıklayın. Etnografya Müzesi'nde mesela duruyor. 1500 yıllık İncil. “İçinde ne var?” diyoruz, “bilmiyoruz” diyorlar. Bilmiyorsan niye koyuyorsun oraya? Getir, uzmanı baksın. Ne olduğunu söylesin. Böyle şey olur mu? Adam buluyor. Bulan adamdan alıyorsun. Bulan adamda dursa belki okuyacak, söyleyecek. Sen alıyorsun fakat anlatmıyorsun. Olmaz o. Dilekçe verelim. Etnografya Müzesi'ndeki o İncil, bakıp uzmanları okusun, ne yazdığını anlatsınlar bize. Bir şey oluyor aman aman yanaşmayın. Gizli araştırma. Kardeşim tamam ne aradığını söyle. Bulunan bütün millete ait. Ne var yani gizlenecek.

 

(“Sağlık sektöründe daha hızlı hizmet alabilmek için neler yapılabilir?” izleyici sorusu)

Bir kere sağlıkçılara ve doktorlara halk yardım etmesi lazım. Yani oturuyorlar. Hastaneye gelen hasta yakınları, hastaneye destek olması lazım. Herkesin hastaneye destek olması lazım. Bahçesine bakım yapması, el birliğiyle olur bunlar. Çok güzel olur. Hastalara yardım edilebilir. Mesela hastaları orada gezdiriyor hemşireler. Hanımlar, genç kızlar gönüllü hemşire olsun onlar gezdirsinler. Gençler de yani. Her türlü, her şeyle ilgilenebilirler. Orada insanların üzerindeki yükü almak lazım. Doktorlara da yani çok fazla yükleniliyor. Çok iyi destek verilmesi gerekir. Dinlenmeleri için, huzurları için. Bir de gelip kafa tutuyorlar. Yani çok berbat bir mantık. Çok berbat bir kafa yapısı. Doktorlar bir kere çok saygı ve hürmet görmesi gereken insanlar. Asil bir meslektir, soylu bir meslek ve bu insanların görevi de çok kutsal. Yani sen cami hocasına saygı gösteriyorsun, en az onlar kadar kutsaldır. En az onlar kadar değerlidir, doktorlar. Her yerde hürmet edip, saygı göstermek, ilgi alaka göstermek, destekçi olmak lazım. Bir de onları ekonomik dertlerle boğuşturmak olmaz. Mesela lokantaya geldi, para alma. “Doktorum” dersin “biz geliyoruz hastaneye, bizleri muayene ediyorsun sen.” Değil mi? “Hastamız geliyor, muayene ediyorsun. Biz senden ücret almayız.” Alma. Mesela ailece geliyor niye ücret alıyorsun doktordan? Doktordan ücret alınır mı? Onunla ihya mı olacaksın sen? Mesela şehit babası geliyor, ücret alıyor. İhya mı olacaksın? Ayda, yılda bir gelir. Sana bereket getirir. Doktor, her Allah'ın günü, her gün gelsin bereketiyle gelir. Para alma. O daha kendine daha iyi bakabilir. Daha dinamik olur. Sen onu ekonomik dertlerle boğuşturursan gücü, kuvveti kalmaz. Nasıl hasta muayene etsin o? Değil mi? Ne yapacak, nasıl yapsın? Çocuğuna mı baksın, sana mı baksın? Ne yapsın? Onun için manevi destekte fayda var.

 

(“Hz. Yusuf (as)'un öldürülmeden kuyuya atılmasını sağlayan, ayette geçen “içlerinden bir sözcü” kimdir?” izleyici sorusu)

O, o anda kardeşleri konumunda görünüyor. İşte nerede ortaya çıkacağı belli olmuyor Hızır (as)'ın. Bir Musa (as)'nın olayında çıkıyor. Mesela bilmiyor kardeşi zannediyor orada, o ekipten. Halbuki o değil, o. O, onun farkına varmaz. Bir anda onların kardeşi görünümüne giriyor. Yani kendi görünümünde değil. Kendi halinde değil. Hiçbir neden yok, durduk yere onu söylemesi için. Çünkü hepsi öldürmede ittifak halindeler. Normalde hepsi düşman. Ama bir tek o, “içlerinden bir sözcü.” (Yusuf Suresi, 10) diyor. Mesela Ashab-ı Kehf'te de öyledir. İçlerinden bir sözcü çıkıyor diyor ki, işte “...şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin." (Kehf Suresi, 19).  “Eğer sizi sezerlerse ya dinlerine çevirirler yahut öldürürler sizi” diyor. Bak durduk yere. Yani devreye giriş şekli tahmin edilecek gibi olmuyor Hızır (as)'ın. Yani bir bilinç oynaması oluyor. O bilinç oynamasının arasına saklanmış oluyor. Yani insanda bir hafıza oynaması oluyor, o hafıza oynamasının arasına saklanıyor Hızır (as). Mesela bir 15 dakikalık vakit gerekiyor. Orada bir hafıza atlaması oluyor ilgili kişi için. O, o kısmı görememiş oluyor. Dolayısıyla o onun adına konuşuyor. Haberi bile yok ve gidiyor olay, devam ediyor. Bunun sırrını anlamak çok güç. Yani Allah'ın aklı tabii çok yüksek bir akıl olduğu için, sonsuz akıl olduğu için hafıza oynamaları, akıldaki sıçramalar fark edilecek gibi olmuyor. İnsan istese de onu akıl edemez, fark edemez. Mesela rüya görüyor, daha yeni görmüş. Şak, hafızasından kayboluyor. Gidecek gidecek diyor, eyvah diyor tak eriyip gidiyor. Yedi sülalesi bir araya gelse bir daha onu artık hatırlayamaz. Çok eminim diyor, nasıl unuturum diyor hayret, neydi neydi diyor. Neydisi yok, hatırlayamazsın. Mesela bir hafıza oynaması oluyor, görüyor musun? Bir parça. Bitti, o kadar. Allah onu güvenceye almış oluyor. Artık bir daha onu hatırlayamaz. Bu tarz hafıza oynamalarıyla oluşuyor. Mesela adam dalıp gidiyor falan, şöyle düşünüyor gibi yapıyor. O arada bambaşka bir şey olmuş oluyor. Ama o onun farkına varmıyor. Yani bilinç oynamaları, hafıza oynamaları sürekli olan bir şeydir. Allah bunu kullanır.

Mesela, şeytandan Allah'a sığınırım, Yusuf Suresi, 9, “Öldürün Yusuf (as)'u” direkt öldürme talimatı var. Münafıklarda ilk istek öldürmedir. Bak, Ömer (ra)'i şehit ettiler. Hazreti Osman (ra)'ı şehit ettiler. Ali (kv)'yi şehit ettiler ve onun evlatlarını. Ehl-i Beyt'i şehit ettiler. Hep münafıklarda istek budur. Öldürme isteği vardır. Yani küfreder, bağırır çağırır ama münafık, o onu hiç doyurmaz. Asıl isteği ölümdür yani öldürmektir. “veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın.” Münafığın hasetlikten kaynaklanan psikopatlık yaptığını buradan anlıyoruz. Asıl derdinin hasetlik olduğunu. Yani kendinin büyük olmasını istiyor, derdi bu. Bak “bir kuyuya atın”,
 hapse de atılmasına vesile olabilirler müminlerin, münafıklar. “Ondan sonra daha salih bir topluluk olursunuz.” (Yusuf Suresi, 9). Görüyor musun, bir de samimi ve mükemmel bir mümin olacağı kanaatinde, münafık olduğu halde. Yani normalde münafık ahlakı gösterdiği ahlak. “İçlerinden bir sözcü dedi ki” 10. ayette, “mutlaka bir şey yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u.” Yani bak bir tek onda bir öldürmeme isteği var. Şimdi burada ayrılıyor. Daha önce “öldürün” diyorlar. Şimdi birden bir tanesi diyor ki öldürmeyin. “Onu kuyunun derinliklerine bırakın da, bir yolcu kafilesi alsın.” (Yusuf Suresi, 10) Kuyunun derinliklerine, mesela bak Şiiler hep Mehdi (as)'nin kuyunun derinliklerinden çıkacağını söylerler. Halbuki ledüni bir taktiktir bu. Yani gerçek Şii alimler bilirler kuyunun içinde adam olmadığını herkes bilir. Kuyunun içinde ne işi var Mehdi (as)'nin? “Bir yolcu kafilesi alsın.” Kafileyi de biliyor, canlı kalacağını biliyor, kuyunun içinde kalan bir çocuk sağ kalmaz. Kuyular genellikle öldürücüdür yani. En azından açlıktan ölür, susuzluktan ölür. Çünkü ne zaman kafile geleceği belli değil ki. Bir de buradaki ifadeden de öyle ölü bir kuyu olmadığı anlaşılıyor. Su da olan bir kuyu. Onun içine bırakıyorlar çocuğu. Yani ölüm riski daha da yüksek. “Bu kararı verdikten sonra, “Ey Babamız,” dediler. “Sana ne oluyor, Yusuf'a karşı bize güvenmiyorsun?” Münafık taktiğini görüyor musun? “Sen bize güvenmiyor musun?” diyor. Etrafta dostluk arar münafıklar. Yani müttefik ararlar. “Bize güvenmiyor musun, işte bak dürüst adamız, samimi adamız.” Müttefik arıyor. “Oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz.” Ne diyor münafıklar? “Biz Müslümanların iyiliğini istiyoruz. Kötülüğe düşmesini istemeyiz, iyilik için dağılmalarını istiyoruz Müslümanların” diyor. “İyilik için küfürle mücadelelerini durdurmalarını istiyoruz. Darwinizm'e, İngiliz derin devletine, homoseksüelliğe karşı mücadelelerine gerek yok biz iyilik yapıyoruz” diyor. “Durdurun” diyor yani. “Oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz." (Yusuf Suresi, 11) diyorlar. Bu tip önemli olaylarda Hızır (as) mutlaka devreye girer. Yani mesela Müslümanlara toplu bir saldırıda, bir şeyde melekler de mutlaka ataktadır. Yani başıboş olmaz. Mesela Müslümanlara büyük bir atak varsa mutlaka melekler iş başındadır. Yani her şeyi yapabilirler. Melekler yetkili oluyorlar. Deprem dahil, deprem dahil, her şeyi yapabilirler. Bir de olay yerinde olur melekler de. Mesela belalı bir durum oluyor, olay yerinde melekler bulunur. Tabii, o onları hiç tahmin etmiyor. Mesela buraya gelir mi falan diye, halbuki orada olay yerinde oluyorlar. Hatta mühim eşhas da orada olur. Yani konuyla ilgili kişiler de orada olurlar. Yani öyle başıboş olmaz öyle bir yer.

 

(“Allah çile vermesin” demek yanlış değil mi?” izleyici sorusu)

Yani “zorluk vermesin” diyebilir mümin, bir şey yok onda. Allah tabii onu yine nimet olarak verir. Mesela uzun ömür istersin, aslında kısa ömür birçok insan için daha hayırlıdır. Yani çünkü günaha girmez, bir an önce cennete kavuşmuş olur ama uzun ömür istenir. Onun gibi yani “Allah çile” yani “zorluklar vermesin, kolaylık versin” diyebilir. Mesela “Allah kolaylık versin” diyoruz. Denebilir. Ama tabii izafidir zaten, her halükarda çile gelir ve zor da olmaz. Ama mümin bunu diyebilir, bunda bir şey yok. Ama “çile vermesin” yani imtihan anlamındaysa onun bir mantığı yok ama zorluk anlamında kullanıyorsa tahammülü zor olan şey zaten Allah yapmaz. Ama belki içindeki bir tedirginlik olarak onu ifade ediyor olabilir bir insan. Zor olan. “Ya Rabbi hayırlısını ver” demek lazım aslında, doğrusu budur. Yani en doğru, en sağlıklı olan budur, hayırlısını istemektir.

 

(Suudi Arabistan yönetimi özel bir yılbaşı videosu hazırlattı. Videoda özellikle kadınlar üzerinden verilen mesajlarda başı açık, yarım kapalı ve başörtülü Suudilerle tüm dünyaya ılımlı İslam projesi doğrultusunda biz değiştik mesajı verildiği söyleniyor.)

Ilımlı İslam projesini kasten söylüyorlar ılımlı İslam değil gerçek İslam. Nerenin ılımlı İslam’ı. Ilımlıkla ne alakası var? Kuran’ın anlattığı İslam bu. Dolayısıyla İslam alemine bu muhteşem damgamızı nasip ettiği için Allah’a hamdolsun. Suudi Arabistan’a bu düşünceyi, bu anlayışı bütün ihtişamıyla anlatan, anlattıran, vesile olan bizleriz. Ve diğer ülkelerde de etkimiz buram buram görülüyor. Her yerde buram buram görülüyor bu bizim damgamızdır. Manevi damgamız elhamdülillah. Suudi Arabistan Prensi’ni de tebrik ediyoruz Allah yardımcısı olsun. Çok seviyoruz, destekliyoruz. Sonuna kadar da yanındayız. Çok iyi gidiyor devam etsin.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün yaptığı konuşmada “Zaman zaman bazı dostlar söylüyor “Ya Cumhurbaşkanım sen hiç yorulmaz mısın? Dün şuradaydın bugün buradasın bu nasıl oluyor?” Aşk ile çalışan yorulmaz. Öyle çalışacağız ki muhasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkacağız” dedi. Sabah Gazetesi Sayın Erdoğan’ın 2017’deki yoğun temposuyla ilgili yaptığı haberde şu bilgileri verdi. Sayın Erdoğan 2017’deki seyahatlerinde 144 bin kilometre katederek dünyanın etrafını yaklaşık dört kez dolaşmış kadar yol yaptı. Yılın ilk yurtdışı ziyaretini Tanzanya’ya gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan toplam yirmi iki devlet başkanıyla bir araya geldi. On yabancı hükümet başkanını kabul etti. Yurt içi ve yurt dışında yıl boyunca ulusal ve uluslararası organizasyonlara katılan Erdoğan kırk iki programda katılımcılara hitap ederken Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde on defa muhtarları ağırladı.)

İşte tam Mehdiyet alametleri. Mehdiyet devrinin özellikleri. Ama biz de oturup seyretmeyelim tabii hiç olmazsa manen destekle, duayla destekle, sözle destekle yardımcı olalım. Bazı tipler var böyle alenen gladyatör seyreder gibi seyrediyor. Eleştiriyor, kızıyor bir de “oy vermeyeceğim” diyor “İyi Parti’ye vereceğim” diyor. Ne konuştuğunu anlamak mümkün değil. Dolayısıyla böyle gayretli, çalışkan bir insana, samimi insana, İttihad-ı İslam için cansiperane gayret eden, kendini Allah’a adamış bir insana bütün gücüyle destek olmak müminler için farz benim gördüğüm. Çünkü dürüstlüğü, samimiyeti tescilli görüyoruz. İngiliz derin devletinin demagoji şamatasını bir kenara bıraksınlar yok yetmiş kamyon parayı aldı götürdü falan. Yetmiş tır parayı ne yapsın o? Akıl var yakın var. Yetmiş tır dolusu para. Ne yapacak? Bu demagojiyi bırakacaklar. Tayyip Hocam’ı destekliyoruz 2019’da evvelAllah gürül gürül başta. 19’da da, 29’da da Allah’ın izniyle 39’da da Tayyip Hocam’la devam inşaAllah.

 

(Ağustos ayında istifa eden ve bugün itibari ile görevi sona eren İngiltere Polis Federasyonu Başkanı Steve White, ülkedeki polis reformunu Masonların engellediğini söyledi. BBC Türkçe’de yer alan habere göre üç yıl boyunca federasyon başkanlığı görevini yürüten White, İngiliz Guardian Gazetesi’ne yaptığı açıklamada Masonların ülkenin emniyet teşkilatında hala etkili olduklarını düşündüğünü belirtti. White, Masonların kadınların ve etnik azınlıkların teşkilat içindeki gelişimini engellediğini de öne sürdü.) 

Yani biraz gereksiz açıklama yapmış. Masonlar bilakis daha kolaylık sağlıyorlar ama ateist Masonlar var onlar sorun. Yani deccaliyetin tarafında olanlar var. Yoksa klasik Masonluk olumlu. Ateist Masonluk var İngiltere'de büyük bir tehlike olan budur. Yani asıl güç, deccaliyet onu kullanıyor. Yalnız arkadaş yanlış biliyor. İngiltere'de kilit noktaların tamamı Masonların kontrolündedir, yani tamamı istisnasız. Emniyet, yargı yani aklına gelen her yer, tamamı Masonların kontrolündedir. Amerika'da da o şekildedir. Otuz milyon Mason var. Yani İngiltere'de de Mason sayısı yaklaşık beş milyon falandır. Çok yüksek bir sayıdır. Dolayısıyla arkadaş biraz açmaza girmiş anladığım kadarıyla. Çok çaresiz bir açıklama yapmış, çok fazladır sayısı.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271383/sayin-adnan-oktarin-1-ocakhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271383/sayin-adnan-oktarin-1-ocakhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV180101t_04.jpgWed, 28 Feb 2018 04:58:25 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 31 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 31 Aralık 2017

 

Allah 2018'i Hayırlı Uğurlu Etsin, Allah Tekrarına Erdirsin. Hayırla Selametle Bereketle. Allah Müminler İçin Dünyayı Cennete Çevirsin, İnsanlara Hidayet Versin, İslam’ın Hakimiyetini Göstersin

Allah hayırlı uğurlu etsin. Allah tekrarına erdirsin, inşaAllah. Hayırla, selametle, bereketle. Allah müminler için dünyayı cennete çevirsin. İnsanlara hidayet versin. İslam’ın hakimiyetini göstersin. Hayırla, bereketle memleketimizi sarsın. Allah münafıkları helak etsin. Misli görülmemiş belalarla sarsın Allah. Münafıkların içlerini yaksın Allah, kalplerine ızdırap versin. Allah akıllarını ellerinden alsın. Dertlerle, belalarla başları derdine düşürsün Allah. Ve acı içindeyken canlarını alsın ve cehennemine alsın Allah. Müminlere de dünyayı cennete çevirsin. Her yeri mamur ve güzel hale getirsin. Müminlerin kalbine inşirah ferahlık, Ruhu’l Kudüs’le destek nasip etin. Her türlü hayrı, bereketi, iyiliği, güzelliği, sanatı, estetiği müminlerin güzel ruhuna nakşetsin Cenab-ı Allah. Hayırla, bereketle uzun yaşatsın müminleri. 

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti Düzce İl Kongresi’nde konuştu. Abdullah Gül’ün kanun hükmünde kararnamelere eleştirisiyle ilgili yeniden konuştu ve şunları söyledi: “Türkiye yanarken, İslam dünyası yanarken, insanlık inim inim inlerken sesleri solukları çıkmayan, en küçük bir aksiyonlarını, tepkilerini görmediğimiz kişiler bir anda sahaya inmeye, olur olmaz konularda konuşmaya başladı. Hayırdır bir anda bu iştiyak, bu heves, bu hız, bu tepkisellik nereden çıktı? Biz milletimizle olan muhabbetimizi derinleştirir saflarımızı sıklaştırırken bu bozgunculuk merakının sebebi nedir? Türkiye’nin yeni bir kurtuluş savaşı verdiği şu dönemde bize yakışan birlik olmaktır beraber olmaktır, dayanışma içinde hareket etmektir.”)

Evet güzel konuşmuş. Tayyip Hocam’ın gönlü rahat olsun onlar konuşur, boş onlar öyle bir şey olmaz. Samimi bir konuşma değil. 15 Temmuz’da çok büyük olay oldu. Tabii ki vatandaş bu tip olaylarda yine gereğini yapacaktır. Ayrıca koruyucu kanun olmasa dahi yapar. Bizim koruyucu kanuna ihtiyacımız yok işin doğrusu. Çünkü canını vermeye hazır olan adam koruyucu kanunla bir sorunu olmaz. Vatan, millet, devlet, bayrak, Allah, Kitap mevzubahis olduğunda bizim öyle ince ince düşünecek durumumuz olmaz, gereğini yaparız. Ama tabii elimizden geldiği kadar hukuka kanuna uyarız ayrı mesele. Ama bunun sonucunda bir mağduriyet meydana gelecekse amenna saddakna. Hiç gözümüzde en ufak bir fütur olmaz, kalbimizde de fütur olmaz.

 

(“Ruhbanlık tehlikeli midir?” izleyici sorusu)

Ruhbanlık ayetle yasaklanmıştır. Allah “ruhbanlığı biz onlara emretmedik” diyor “kendileri uydurdular fakat ona da gereği gibi uymadılar.” (Hadid Suresi, 27) diyor. Gelenekçi Ortodoks sistem ruhbanlığı uydurmuştur uygulamıyor. Museviler uydurmuştur uygulamıyor. Hristiyanlar uydurmuştur uygulamıyorlar. Nedenini anlamak da mümkün değil. Yapmayacağın şeyi niye uyduruyorsun? Uydurarak da olsa niye yapmaya kalkıyorsun? Her türlü mantıkta olay açmazda, çok yanlış. Dolayısıyla ruhbanlık bütün insanlığı çökerten, hayatı çökerten şeytanın bir yöntemi. Mesela Musevilik dini güzel bir din, bozmak için ne yapıyor? Ruhbanlık. Mesela Hristiyanlık güzel bir din, ne yapıyor, insanlara mutluluk veren insanlara huzur veren bu güzel dini sevgi dinini ne yapıyor? Boğuyor. Neyle? Ruhbanlıkla. Engizisyon mahkemeleri kurdurtturuyor, Haçlı Seferleri meydana getiriyor, kan gövdeyi götürüyor. Ruhbanlık sonucu oluşuyor. Müslümanlıkta nur gibi İslam dinine ne yaptılar? Gelenekçi Ortodoks şirk dini haline getirdiler büyük bir bölümünü, büyük bir kitlede bu oldu. Ne oldu? İnsanları İslam’dan dinden soğuttular. Allah Atatürk’ten binlerce kere razı olsun gençleri kurtardı, şirk dinine giremediler girmediler tertemiz bir nesil geldi bak görüyorsunuz. Nur gibi pırıl pırıl hiç kirletilmemiş, karartılmamış, yazılmamış çizilmemiş bir nesil, tertemiz bir defter. Onun üstüne yazmak çok kolay. Çünkü nur gibi, hakkı gördü mü hemen kabul eder. Beyazlığı gördü mü hemen kabul eder. Işığı gördü mü kabul eder. Ama simsiyah karartılmış bir insanın önce kirini karartısını sileceksin. Siliyorsun siliyorsun alttan yine görünüyor. Siliyorsun siliyorsun yine. Nereye dönsen 360 derece dönüyorsun her yeri kir, temizlenecek gibi değil. Ama buna rağmen elhamdülillah onu da başarıyoruz. Gelenekçi Ortodoks sistem içerisinde olsa bile o insanları da o belanın içinden kurtarıyoruz ve kurtarmaya da devam edeceğiz. Allah bu şerefi bize nasip etti, elhamdülillah.

 

Bir Hadisi Değerlendirirken Kuran’ın ve Hadislerin Bütününe Bakarız. Ağaçlar, Taşlar Ardına Saklanan Musevi’yi Gösterecek, O Museviler de Öldürülecek Diye Bir Hadis Kuran’a da Peygamberimiz (sav)’in Güzel Üstün Ahlakına da Uygun Değildir

Şimdi böyle bir hadis olduğunda bir bakarız, Kuran’ın bütününe bakarız. Hadislerin bütününe bakarız. Kuran’da böyle bir şeytani cinayet teşviki yok, hiçbir yerde olmaz olamaz. Şeytani diyoruz, çünkü put olan bir şey “ağaç” diyor. Ağaç Şaman putudur, “kaya ve taşlar” diyor, onlar da Şaman putudur. “Şaman putlarından ses gelecek” diyor “ve müminleri öldürttürecek” diyor. Yani Allah’ın birliğini savunan Musevileri, Hz. Musa (as)’a aşık olan, Hz. İbrahim (as)’a aşık olan, bütün hayatını İslam’a, Kuran’a vakfetmiş olan bu insanlar, Kuran’a derken Kuran’ın özü de Tevrat’ta olduğu için söylüyorum, çünkü Kuran’ın aynısıdır Tevrat aşağı yukarı. Ve Peygamberimiz (sav)’i reddetmedikleri halde bu insanlar, yalan söylüyor demedikleri halde bu insanları müminlere şehit ettireceklerini düşünüyorlar. Bak söyleyeyim şehit olur o konumda o. “Kaya söyledi” dersen put söyledi diyorsun deccala uyuyorsun. Çünkü kayadan gelen ses büyüyle olur, büyü sonucu oluşur. Büyüyü kim yapar? Deccal yapar. Kayaya konuşma yeteneği vermek, ağaca konuşma yeteneği vermek büyüyle olur. Bunu deccalın yapacağı anlaşılıyor. Demek ki adam hipnozun etkisinde olacak kayadan ses geldiğini düşünecek, taştan ses geldiğini düşünecek ve tertemiz müminleri öldürmeye kalkacak, Musevileri öldürmeye kalkacak. Biz Kuran’a baktığımızda ne görüyoruz? Sinagogların, kiliselerin, havraların yani camilerin, mescitlerin, kiliselerin korunması gerektiğini görüyoruz, bir. İki; Cenab-ı Allah ne diyor “ehli kitapla en güzel bir tarzın dışında tartışmayın, onları Allah’ın birliğine davet edin ‘biz Allah’ın birliğine inanıyoruz, Allah’ımız bir’ deyin, bunun dışında da onları kıracak herhangi bir söz söylemeyin” diyor. Öldürmeyi falan bırak, yaralamayı, asmayı, kesmeyi bırak “onları incitecek hiçbir söz söylemeyin sadece Allah’ımız bir deyin” diyor Allah. Ve “onlarla en güzel bir tarzın dışında tartışmayın.” Sen öldürmeden bahsediyorsun be adam, Allah tartışmayı dahi istemiyor.

 

(İran’da ekonomik kriz gösterilerinin hükümet karşıtı gösterilere dönüşmesinin ardından Arak Valiliği göstericiler tarafından ele geçirildi. Ayrıca göstericiler Hürremabad şehrinde belediye binasını yaktı. Gösterilerde iki kişi öldürüldü. Devlet televizyonunda Dorud’daki göstericileri polisin değil yabancı ajanların öldürdüğü iddia edildi. İran yetkilileri hükümet karşıtı protestoların devam etmesi halinde protestocuların demir yumrukla karşılaşacakları ve yaptıklarının bedelini ödeyecekleri uyarısı yaptı. Hemen sonra sosyal medyada kısıtlama yapıldı ve ülke genelinde internet bağlantısı kesildi.)

Yani demir yumruk inecek mi diyor? Canım, İran’ın durumu iyi. İran’ı karıştırmak fitneden başka bir şey değil bir anlamı da yok. İstemiyorsan demokratik seçimlerle iktidarı düşürürsün. Onun dışında asarak, keserek, yakarak olmaz. O zaman tabii ki devlet kendini savunur. Olur mu? Hiçbir devlet kendini yıktırmaz. Mantığı da yok, anlamı da yok. Yalnız bir bakalım ciddiyetine, eğer ağırlıklı bir sorun çıkarsa Türkiye ve Rusya girsin İran’a. Çok tehlikeli olur çünkü öyle bir durum, çok çok riskli olur. Fazla da beklemek doğru değil bence, ta başlangıcında halletmek iyi olur. Tabii kanuna hukuka uygun olarak. İran’ın davet etmesi gerekiyor, İran hükümeti resmi olarak davet etsin Türkiye ve Rusya’yı. Türkiye buradan girsin Rusya da oradan girsin yatıştırıp ondan sonra çıksınlar. Öbür türlü kargaşa olur. Ama ben İran’a gece-gündüz söylüyorum bak “modern İslam anlayışı, Mehdiyet anlayışı” diyorum. Adama sen “kuyunun içinden Mehdi çıkacak” dersen adamın aklı gider. O adamı sen kontrol edemezsin. Üniversite öğrencisine sen “dipsiz kuyunun dibinde Mehdi var içinden çıkacak” falan, adamla dalga mı geçiyorsun sen? Adama alay eder gibi gelir, adam isyan eder sana. Öyle Mehdiyet anlayışı olmaz, öyle İslam anlayışı da olmaz. Dolayısıyla onun mutlaka düzeltilmesi lazım. Peygamberimiz (sav)’in dediği açık, Mehdi (as) babası olan anasından doğan bir insan, bildiğimiz bir insan. Dolayısıyla işte “kuyunun dibinde bekliyor her an çıkabilir, bekleyin kuyunun başında” falan. Kimsenin beklediği falan da yok ayrıca bomboş kuyunun etrafı. Ayıp yani, koskoca İran’da bu şekilde çocukları, üniversite öğrencileri falan avuttuklarını zannediyorlar ama olmuyor işte, pratikte olmuyor dinsizlik yayılıyor, imansızlık yayılıyor. O yüzden ben uyarıyorum anlatıyorum.

 

(“Duygusal olmak çok kötü bir özellik midir?” izleyici sorusu)

Akıllı düşünmeyi ortadan kaldırır. Yani insan kendine zarar vermeye başlar. Etrafına da zarar vermeye başlar. Mantıklı tutarlı konuşamazsın ve mantıklı tutarlı bir çözüm meydana gelmez. Çünkü duygusal yaklaştığında karşıdaki insanı akılcı etkileme imkanını ortadan kaldırmış oluyorsun. Şeytani etkileme metodu başlamış oluyor. Karşındaki de şeytanın etkisindeyse şeytanın curcunası başlıyor bu sefer o ona o ona. Birbirlerini olumsuz yönde bozarlar. Mutlaka aklı toparlayıp şirkten uzak olup Kuran mantığı içerisinde akılcı Allah için çözüm aramak lazım. Tamamen etkileyici konuşarak, en doğru en güzel sözü bulmaya çalışarak hareket etmek lazım. “Sözün en güzeline uyarlar” diyor ya Allah. Mümin de sözün en güzelini bulmaya gayret edecek. Zaten Allah ona hemen buldurur. Sözün en güzelini bulmak için kekelemeye falan gerek kalmaz. Yarım saniye sürmez. Hemen Allah vahyeder insanın kalbine hemen onu söyleyeceksin inşaAllah.

 

(Bursa Gemlik Müftülüğü bir yılbaşı bildirisi dağıttı. Maide Suresi’nin yer aldığı bildiride Yahudi ve Hristiyanlarla Müslümanların dost olmaması tavsiye ediliyor. Bildirinin üzerinde şu ayet yer alıyor şeytandan Allah'a sığınırım; “Ey iman edenler Yahudileri ve Hristiyanları dostlar edinmeyiniz. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden kim onları dost edinirse muhakkak o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Maide Suresi, 51) Bildirinin üstünde yer alan hadiste de yılbaşı kutlamalarına vurgu yapılarak “Şüphesiz her kavmin milletin bir bayramı vardır. Bu da Ramazan ve Kurban bizim bayramımızdır” deniyor hadiste.)

İşte gelenekçi Ortodoks kafanın klasik özelliği. Çok büyük hata yapıyor. Biz cumartesi günü tatil yapıyoruz. Normalde Museviler yapar cumartesi günü tatili o zaman yapma. Pazar günü de tatil o da Hristiyanlık için kutsal o zaman pazar günü de kutlama. Yahut pazar gününü kaldır. Böyle bir şey yok. Yılbaşı bütün dünya çapında bir bayram günü, eğlence günü bu kadar. Sebebi İsa Mesih'in doğum günü ala daha güzel, çok çok güzel. Ama şöyle olsa mesela Nemrut'un yahut deccalin doğum günü falan o zaman tamam. Ama İsa Mesih’in doğum günü daha ne istiyorsun ne güzel. Kutsal, mübarek, değerli, çok hoş. “Hristiyan ve Musevileri dost edinmeyin” o ayeti yanlış anlıyorlar o öyle değil. O devirde Allah “Musevileri kendinize veli edinmeyin” yani vali edinmeyin, yönetici edinmeyin o anlamdadır. Çünkü diğer ayetlerde baktığımızda Musevilerin ve Hristiyanların korunması gerektiğini görüyoruz. Muhkem ayetler bunlar mesela “evlenebilirsiniz” diyor Allah. “Onlarla en güzel sözün dışında tartışmayın.” Yani kalplerini kıracak bir üslupta bulunmayın. “Sizin dininiz size bizim dinimiz bize” diyebiliriz en fazla. “Onların yemekleri size helal sizin yemekleriniz onlara helal” diyor Allah. Ama “evlenebilirsiniz” konuyu kökten bitiriyor. Evlenme ne demek? Sevgilin oluyor. Dostun, arkadaşın oluyor sırdaşın oluyor. İnsan karısına güvenmez mi eşine bütün hayatını geçiriyor onunla. Sonsuza kadar birlikte olacak. O yüzden o ifadeleri müftülüğün konuşmuş olması çok büyük bir hata.

 

(“Sokakta bir kavgaya şahit olsak ayırmalı mıyız yoksa polis mi çağırmalıyız?” izleyici sorusu)

Kavganın şekline göre. Mesela adamlar silahlı bir çatışmaya girdiyse araya girmek nasıl olur? Yani olmaz. Nasıl gireceğiz araya giremeyiz. Polis çağırmak gerekir tabii ki öyle bir şeyde. Ama mesela bir kadını dövüyorsa araya girmek lazım. Adama “Allah’tan korka ne yapıyorsun? Terbiyesizlik yapma” falan diye itip kenara almak lazım. Bir de “bir konuş anlat derdin nedir?” falan diye zaman kazanmak lazım. “Gel şöyle konuşalım nedir şikâyetin nedir?” diye vakit kazanmakta fayda var. Mesela o hanımın bıçaklanmasında çok rahat müdahale edebilirlerdi. Bıçaklanmayı durdurmak kolay ama silah elinde uzaktaysa adam tabii ona olmaz yani müdahale. Çünkü adamın üstüne gidersen aklı gitmiş zaten silah da var elinde zor olur, çok zor olur. Ama yine olur olmaz değil mesela şaşırtıp biri şaşırtıp öbürü arkadan ayağına çelme takıp falan düşürüp çok ustaca planlanırsa olur. Elinden silah alınabilir. Aslında eline vurulsa silah tutan eline ustaca biri vursa yani silahı bir daha tutamaz kullanamaz. Yani kuvvetlice vurursa eline odunla falan bitti. Yani uyuşur eli bir daha kullanamaz elini biter. Yani o anda Allah size ilham eder, o kadar şey yapmayın. Derin derin düşünmenize gerek yok. Allah ilham eder işte orada Allah’a tevekkül etmek lazım. Ama cesur olmak lazım hiç düşünmeye gerek yok. Şöyle olursa, böyle olursa. Yok karakola gitmek gerekir. Git. Böyle şeylerde tabii gözaltına alınıyor. Alınsın ne olur? Bir şey olmaz sen bir yiğitlik yapmışsın. Yalnız tabii böyle yiğitlik yapanı da çok takdir etmek lazım. Polisin de takdir etmesi lazım, devletin takdir etmesi lazım, insanların takdir etmesi lazım çünkü saygın bir hareket. Büyük bir yiğitlik yapmış, kabadayılık yapmış. Bu öyle susulacak bir şey değil. Mesela 15 Temmuz’daki delikanlı o tankın altına yatan çocuk vardı, onlar mübarek insanlar çok büyük olay o. Çok büyük olay o yani çocuğun cesareti, kabadayılığı, yiğitliği yani o çocuğun üstüne kitap yazılır. Unutulmaması lazım o, milli kahraman o. Mesela tankın camını çamurla kapatanlar falan var bunları gençler tanısın, insanlar tanısın. Tek tek tanıtılsınlar bunlar topluma. Yani özetle Allah ilham edeceği için cesur davranıp gereğini yapmak lazım.

 

(“İkinci bende yaşamak nasıl olur?” izleyici sorusu)

İkinci ben zaten rüyada olan, rüya gören bir insan bazen konuşmaya başlar ya akşam işte “ben gelmedim, gitmedim” falan diyor. Tabii ben tavsiye etmem de yani yapmayın çünkü kötü etki edebilir. Mesela diyor ki “kapıyı kim açık bıraktı?” diyor “ben açtım şimdi kaparım” desen teşekkür eder. “İyi olur” der. Sonra konuşmaya devam edersen konuşur. “Neden kapıyı kapatmamı istedin?” dersen anlatır. İkinci bende şuuru tamamen kapalı olarak cevap verir. Hipnozda da vardır bu ikinci bende yani ölmüşken ikinci ben devreye girer. Onda konuşur ama bütün konuşmaları mantıklı olmaz. Yani bir kısmı mantıklı bir kısmı mantıksız olur. Çok garip de konuşabilir. Çok özür dilerim ama bunamış gibi de konuşabilir. Yani bunamış bir insan gibi de konuşabilir. O da ikinci ben deniliyor. Yani şuur kapalı olduğu için mantıklı konuşamaz. Ama benim gördüğüm yüzde 95 yani duyduğum kadarıyla yüzde 95 hatta daha yüksek mantıklı konuşuyor. Ama hiç kimseye tavsiye etmem tabii. Uykudayken konuşan adamla konuşmak doğru olmaz. Bırakmak lazım yatsın. Ama kabus görüyorsa uyandırın. Mesela bağırıp çağırıyorsa uyandırmak lazım. Ama güzellikle tabii, neşe sevinç göstererek. Sevgi göstererek uyandırmak lazım. “Ne oldu?” falan diye paniğe kaptırmaya gerek yok. Yani facia varmış gibi değil. Gülerek “ne oldu?” falan. Mesela hiç alakasız bir şey vererek onu espri ile geçiştirmek lazım.

 

(Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yeni yıl mesajında şunları söyledi. “Vakit birbirimize sevgi dolu sözler söyleme, hataları affetme, küslükleri geride bırakma, sarılma, sevgimizi, aşkımızı ilan etme, birbirimizi sevgi ile ısıtma vaktidir. Yeni yılda herkesin, her ailenin hayatında en iyi değişiklikler olsun. Herkes sağlıklı olsun. Çocuklar doğsun bizleri şenlendirsin” demiş.)

Mehdiyet’in üslubu nasıl Rusya’ya kadar gidiyor, nasıl Putin’in üslubuna kadar gidiyor görüyorsunuz. Hiç duydunuz mu daha önce böyle bir konuşma? Hiç duyulmamıştır. Rusya’nın tarihinde yok. İlk defa oluyor. İşte bu Mehdiyet’in ayak sesleri. Mehdiyet’in o şahsı manevisinin o sevgiyi anlatan şahsı manevisinin her yerdeki tezahürlü. Tayyip Hocam’dan da sürekli sevgi cümlelerini bekliyoruz. Açık açık alenen söylesin. Zaten söylüyor ama daha da güçlendirirse daha gür sesle ve açıkça o kelime ile kullanırsa sevgiyi aşkı açık açık ifade ederse çok çok güzel olur.

 

(“Peygamberlere neden itaat edilmedi?” izleyici sorusu)

İsa Mesih (as) da diyor; “Peygamberlere en çok kendi ülkesinin insanları uymaz” diyor “kendi vatanındaki insanlar uymaz” diyor. Hayrettir mesela Peygamberimiz (sav)’e de kendi memleketindeki insanlar uymadılar. “Bir akrabaları uymaz” diyor “bir de kendi memleketindeki insanlar” onun dışındakiler uyuyor yani onlar itaat ediyorlar. Nereye gitse büyük kepazelik çıkarttılar Resulullah (sav) gittiğinde. Akıl almaz saldırılar düzenlediler çok eziyet ettiler. Ama o olmasa da işte o makama geçemiyor Peygamberimiz (sav) yani o Makam-ı Mahmut biliyorsunuz. En yüksek makamdır Makam-ı Mahmut. Makam-ı Mahmut makamını aldı yoksa alamazdı. Mesela o tableti atması Hz. Musa (as)’ın makam alındı ondan, makamı geri alındı elinde tableti vardı ya attığı için. Sinirlenip atmaması lazım normalde sabırlı ve Tevrat’a titiz olması gerekiyordu elinden attığı için o elinden alındı Moşiyah’a verildi o kayıtsız şartsız itaat edilme özelliği. Onun için Moşiyah geldiğinde kayıtsız şartsız itaat edecek Museviler. Ama Hz. Musa (as)’ya öyle bir itaat yoktu biliyorsunuz Tevrat’ta da geçiyor sürekli aksilik yapıyorlar, terslik yapıyorlar.

 

Küfür ve Münafık Oyunu Yoksa İmtihan Yoktur. İmtihanın En Değerli Safhası Münafık Saldırısıdır. Kuran’da Küfürle İlmi Mücadeleden Daha Çok Münafıklarla İlmi Mücadele Anlatılmıştır

Küfür, münafık oyunu eğer bunlar yoksa zaten imtihan yoktur. İmtihanın en değerli safhaları bunlardır. Münafık saldırısıdır. Küfür saldırısı daha cılızdır Kuran’da zaten küfre o kadar önem verilmez. Onda bir falan ayarındadır küfür. Onda dokuzu münafıklara ayrılmıştır. En hayati odur zaten Resulullah (sav)’ın da mücadelesinde ve Ashab-ı Güzin işte Hz. Ömer (ra), Hz. Ali (kv). Hz. Osman (ra), Hz. Ebubekir (ra) bunların imtihanında da en mühim olay münafıkların saldırıları olmuştur. Küfür bellidir adam karşına dizilir sen onunla mücadele edersin. Ama münafık senin içinde. Caminin içinden çıkıyor Hz. Ali (kv) o da orada mümin Müslüman zannediyorsun gelip hançerle, zehirli hançerle suikast yapıyor. Küfür olsa hiç sokmazsın zaten. Ama Müslümanım elhamdülillah diye geliyor adam. Onun için münafık önemli bir imtihan vesilesidir. Önemli bir sevap kaynağıdır. Önemli bir makam vesilesidir, cennet makamının yükselmesine hayati derecede etki eden bir güçtür. Ve şeytanın insan haline gelmiş şekli olduğu için, oyunu da ince olduğu için ve Kuran’la Müslüman gibi görünerek de mücadele ettiği için fitnesi pek çetindir. Küfür ne diyor? “Ben Kuran’ı kabul etmiyorum” diyor. Münafık ne diyor? “Elhamdülillah Müslümanım, Allah için Müslümanlara saldırıyorum” diyor. “Allah için İslam cemaatini yok etmek istiyorum. Allah için Darwinizm’le mücadeleyi durduracağım, Allah için homoseksüelliği serbest bırakacağım” diyor. “Allah için Rumiliği destekleyeceğim, Allah için İngiliz derin devletini destekliyorum” diyor, “Allah için Allah düşmanlarını destekliyorum” diyor. “İslam topluluğunu yok etmeyi de Allah için istiyorum” diyor. Şimdi bak burada küfürle arada dağ gibi fark var. Bunu yaparken de Kuran ayetleri kullanıyor, söylüyor. İslam’la mücadelesini Kuran’a dayandırıyor. Dolayısıyla bütün münafıklarda bunu görüyoruz. İnce detaylı asıl zeka gerektiren mücadele budur. Yani zekanın aklın en iyi kullanıldığı mücadele budur. Küfürle mücadele çok kolaydır adam Darwinizm’in savunmasını yapar. Adam “Darwinizm ne diyor?” “Tesadüfen yaratılmış.” Zaten baştan batmış. Adam kökten gitmiş zaten tesadüfle karşına çıkıyor. Sen “bir akıl yaptı” diyorsun o da “tesadüf yaptı” diyor. Sen zaten yenmede ezici şekilde avantajlısın. Senin elinde yedi yüz milyon fosil var onların elinde bir tane fosil yok. Sen proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğini kesin ispatlıyorsun bilimsel olarak o da bunu kabul ediyor ve baştan yenilmiş. O zaman küfür inancını yenmek çok kolay. Ama münafıkla karşılaştığında münafık Müslümanların küfür içinde olduğunu söyleyerek atağa geçiyor.

 

(“İsrail’in hedefi ne?” izleyici sorusu)

İsrail’i kolay buldular adamlar çünkü sayıları az bir avuç bir şey. İşte Siyon çiyon falan böyle. Siyanür böyle garip bir mantıkla da olaya teşhis koydular. Şimdi bakıyorlar ülke küçük adamlar da az diyorlar “biz bayağı kalabalığız, Mısır var, Ürdün var, Fas, Tunus, Cezayir var, İran var, Türkiye var. Pakistan var var oğlu var. Herkes var bir çökeriz üstlerine evvelAllah havadan karadan denizden darmadağın ederiz kazırız. Köklerini kuruturuz. Çocuklarını da keseriz, kadınlarını da keseriz, evlerini de yakar yıkarız ferahlarız işte” diyor. “Zaten taşlar da ağaçlar da öldür dediğine göre” diyor “bir ferahlık, bir soğuma, bir iyilik olur, bir güzellik olur” diyor. Neye yarayacağı da belli değil onun. İsrail’i yok edip ellerine neyi geçecekleri de belli değil şu an. Hadi farz edelim İsrail’i yok ettin İttihad-ı İslam’ı istiyor musun? “Yok yine istemiyorum” diyor. Nedir? Bu sefer yine öyle bir şey yapsalar Filistin kendi arasında çatışmaya girer. Orada gruplar var daha önce de çatışmışlardı acayip birbirlerini kırar yıkarlar. İsrail’i tamam hadi kazıdın haritadan yok ettin yine İttihad-ı İslam’a yanaşmazlar, yine Mehdiyet’e yanaşmazlar. Sen şimdi İsrail’i yok etmek istiyorsun Allah’a bu konuyu arz ettin mi sen? Cenab-ı Allah sana buna müsaade edecek mi? Sen Allah’a rağmen yıkacağım diyorsun. Yıkamazsın. Bak her zaman söylüyorum yıkmaya kalkarsan gök kubbeyi tepene geçiririz. Sen çocukları, el kadar kız çocuklarını, kundaktaki çocukları taşlar ağaçlar bize söyledi diye Şaman putperestliğiyle yok etmeye doğramaya kalkarsan gök kubbeyi başına geçirir ve gök kubbenin altında kalırsın. İstersen bir dene. Böyle bir şeye müsaade etmeyiz. Bunu unutacaklar. Masum katliamına asla müsaade etmeyiz. Oyun istemiyoruz. Ama İsrail’in kahpesi olabilir, kalleşi olur İsrail devletinin. Katili olabilir onlara da gereken hukuki dersi veririz. Onların da tepesine geçiririz gök kubbeyi. Oyun istemiyoruz.  

 

(“Cennet hayatının özellikleri nelerdir?” izleyici sorusu)

Cennet hayatı aslında bir rüya o da bir rüya da fakat insanların keyfi kaçıyor rüya deyince. Fakat onu anlamayacaklar onu söyleyeyim bu dünyada bilirler. Ahirette çok keskin çünkü öyle rüya denilecek gibi değil. Felaket keskin. Çok berraktır. Ama rüya olduğu belli oluyor bu sistemin hakikaten insan biraz düşününce fazla düşünecek hali bile kalmıyor, bayağı açık. Rüya olduğu için mesela diyor ki işte “Allah ayı, güneşi birleştirecek” onlar en önden olacak bir teferruat onlar. “Ay, güneşle dünyayı birleştireceğim” diyor ya Cenab-ı Allah o teferruat. Yani onlar saniyeler içerisinde olan şeyler. Asıl bu rüya sistemi içerisinde olması çok önemlidir. Dışarıya bakıp fizik kanunları falan onlara kafanız takılıyor. Dışarıda maddenin olmadığını, bir görüntü seyrettiğinizi iyice anlarsanız fizik kanunlarının değişmesinin son derece makul olduğunu anlayacaksınız. Yani her rüyanın bir fizik kanunu vardır. Mesela biz rüya görüyoruz oranın fizik kanunları ile bu yaşadığımız hayatın fizik kanunları çok farklı. Mesela o rüyamızdaki yer çekimi bizim bildiğimiz yer çekimi gibi değil. Hayat da bizim bildiğimiz gibi değil mesela bir yere ulaşmak istediğimizde daha süratli ulaşıyoruz. Mesela ne bileyim bir yerden bir yere gitmek saatler alır normalde orada çok süratli yol alıyoruz. Bayağı hızlı gidiliyor. Mesela gökte uçmak yani kanatsız manatsız olacak iş değil. Kanat olsa da zaten ayakta durmazsın orada dursan da insan ürker yapamaz onu çok zordur. Birçok insan yapamaz. Ama gayet huzur içerisinde rahatça gökte uçuyor insan, oradaki kanunu bak biz makul görüyoruz. Orada deseler ki bize fizik kanunda yer çekiminin bu işlerde etkisi yok falan desinler “öyle mi tamam” deriz. Ne diyeceğiz? “Olur mu öyle şey?” kimse demez. Yaşıyor zaten bir şey yok. “Ne öyle bir şey yok yer çekimi sen düşündün mü uçarsın işte fazla uzatmana gerek yok.” Birisi bir şey dese “he öyle mi tamam” deriz ne diyeceğiz rüyamızda bir şey demeyiz. Kimse şaşırmaz. Dolayısıyla ölünce de kimse o kanunlarla ilgilenmiyor. Kanunları soran yok. “Niye böyle oldu?” diye. Sadece durumu anlamaya çalışıyor ilk başta sonra da müminlerin tek kafasını taktığı konu cennette bir girseydim. Başka bir konu yok. Yani heyecan içinde oluyorlar emin gireceğinden belli de bir an önce girmek.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271285/sayin-adnan-oktarin-31-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271285/sayin-adnan-oktarin-31-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171231t_04.jpgTue, 27 Feb 2018 10:03:43 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 30 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 30 Aralık 2017

 

(“İnsan Allah’a verdiği sözü nasıl unutur?” izleyici sorusu)

Zer aleminde zemin beyaz, insanların kıyafeti beyaz, insanların yüzleri ürkütücü bir görünümde değil ama beyaz. Güzel bir beyazlık şeklinde beyaz. Şimdi Allah bir genç güzel, yakışıklı delikanlı şeklinde zuhur ediyor cennette olduğu gibi “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diyor “Ben sizin Rabbiniz miyim?” diyor “evet-bele” diyorlar “elestübiküm Rabbiküm” “bele-evet” diyorlar. İkinci bir ihtimal zaten olmaz. Diyemez adam belli her yerden anlaşılıyor. Çünkü Allah gücünü gösteriyor açık alenen yani aklın ihtiyarı kalkmış. Peygamberler peygamber olarak biliniyor açıkça. Hz. İbrahim (as), Hz. İshak (as), Hz. Musa (as) hepsi oradalar, ümmet insanlar da orada. Onu Allah kasten yapıyor onlara hatırlatmak için. Sonra dünyaya getirdiğinde tabii hafıza gittiği için tam anlamıyla unutturuluyor. Aslında beyninde var işin doğrusu hafızasında var ama hatırlayamıyor mesela o çok acayip. Bilgi olarak var. Ama ahirette hatırlıyor. Allah ona zaten onu delil olarak gösteriyor, bayağı rahat. Ama burada imtihan ortamı olduğu için, özel dertler belalar hastalıklar şu bu olduğu için devreye giren imtihan sistemi onun caymasına neden oluyor. Aynı sistem burada olsa zaten hiçbir sorun çıkmaz aynı şeyi yapar. Dolayısıyla caymanın nedeni imtihanın şartlarıdır ve aklının zayıflığıdır. Ve kendi kendine de şahit olmuş oluyor.

 

Sevginin Temel Noktası Şuur Açıklığı ve Samimiyettir. İnsanın Adi, Basit Komplekslerle Boğuşmamısı Lazım. Beynin Temizliğini, Keskinliğini Çok İyi Muhafaza Etmesi Lazım

Dünyadaki hayatta, sonsuz hayattaki tek amaçtır sevgi. Allah’ın tek istediği şey başka hiçbir şey yok. Cennetin amacı sevgi, cehennemin amacı sevgi, Allah korkusunun amacı sevgi, sabır sadakat, yapılan cihadın amacı sevgi. Hz. Muhammed (sav)’in gelmesinin amacı sevgi. Hz. İbrahim (as), Hz. İshak (as), Hz. Yakup (as) hepsi sevgi için gelmişler. Başka hiçbir amaç yok. Şu an deccaliyetin azmasının nedeni yine sevgi. Çünkü zulmü gösteriyor ki Allah, sevginin kıymeti bilinsin. Hepsinin amacı sevgi olmuş oluyor. Şuurun mutlaka açık olması lazım. Ve çok samimi olmak gerekiyor, alabildiğine samimi olmak gerekiyor. Adi basit komplekslerle insanın boğuşmaması lazım. Basit hiçbir şeye tenezzül etmemesi gerekir, uğraşmaması lazım. Beynin saflığını, temizliğini çok iyi muhafaza etmesi gerekiyor keskinliğini. Bir kere en başta bakar bakmaz Allah’ın varlığı hemen ortaya çıkıyor, görülüyor anlaşılıyor. Bu bir kere müthiş bir güvencedir çok büyük bir rahatlık. Allah’ın var olması müthiş bir sevinç vesilesi ve rahatlık. Sonsuz akla sahip bir varlığın kontrolündesin. Ve O seni seviyor ve sen ne istiyorsan da yapıyor. Muazzam bir olay yani çok şahane. Bir kere Allah’ın gücü senin için olmuş oluyor, Allah’ın bütün gücü senin için olmuş oluyor, çok büyük bir nimet. En başta sevginin doğrudan Allah’a yöneltilmesi önemlidir. Tamamının Allah’a yöneltilmesi önemlidir. Allah’a yönelttiğimizde Allah insan şeklinde karşımıza çıkıyor. Mesela bak, sizin benim karşıma çıkma nedeniniz Allah’ın benim O’na olan sevgimi ödüllendirmesidir. Yani benim sevgiyi Allah’a yöneltmemden dolayı Allah sizlerin şeklinde bana görünüyor şu an tecelli ediyor. Temiz ve bakımlı, güzel insanlar olarak tecelli ediyor. Ve size sevdiriyor Allah beni, beni size, sizi de bana sevdiriyor. Ama burada tabii dikkatin dağılmaması gerekiyor. Yani şirk mesela çok tehlikeli bir şey. Allah’ı unutup herhangi bir insan, cisim, çıkar, bir fikir akımı herhangi bir şeye kafanın gitmemesi gerekiyor. Dikkati sürekli Allah’ın üstünde tutmak lazım.

 

(“Hz. Süleyman (as) karıncaların dilini nasıl anlıyordu?” izleyici sorusu)

Karıncalar konuşuyor zaten kendi dilinde konuşuyorlar. Ama o anda cezbe halinde Hz. Süleyman (as) konuştuğunda. Etrafındaki insanlar duymaz onu. Yani vahiy boyutunda olduğu için duyuyor. Çünkü Allah karıncaya vahyeder, arıya vahyeder, canlılara vahyeder, vahyediyor Allah. Onlar da kendi aralarında konuşurlar, Allah’ın vahyini duyarlar. O, vahiy alma boyutuna geçtiği için duyuyor onları, vahiy alma boyutuna geçtiği için. Sık sık o hale gerdiği için. Biliyorsunuz vahiy alan bir peygamber. Birçok peygamberde vahiy alma özelliği vardır. Hz. İsa Mesih (as)’da da olacaktır onu da göreceksiniz vahiy alır. Mesela Hüdhüd’le konuşuyor, o da vahiy alma boyutunda konuşuyor Hüdhüd’le. Normalde olmaz öyle bir şey halk duymaz onu. Ama o boyutta konuşur görüşür. Mesela meleklerle görüşebilir. Eğer insan nur haline gelirse ki Peygamberimiz (sav)’de öyle oluyordu vahiy alacağı vakit nur haline geliyordu, Cebrail (as)’la rahat rahat görüşüyor. Görünüyor Cebrail (as) ona görüntü haline geliyor. Dağda da göründü mesela, ona sarılığında orada da nur haline gelmişti yani boyut değiştirmişti. Bütün ufka baktı böyle yüzlerce kilometrelik bir kanat bütün ufku kaplamış. Cebrail (as)’i gördü, baygınlık geçirdi acayip heyecanlandı. Yeniden ayılıyor bu sefer yaklaşmaya başlıyor ufukta ayette diyor ya “yaklaştı yaklaştı sonra sarktı” artık neredeyse yüz yüzeler. Sonra da sarılıyor hissetmesi için. “Oku” diyor “ben okuma bilmem” diyor. Bayağı kuvvetlice sıkıyor, yine “oku” diyor, ondan sonra ayet iniyor, ayetler inmeye başlıyor. Sonra biliyorsunuz koşarak o yüksek dağdan aşağı indi hanımının yanına, “beni örtün beni örtün” diye. Evde de baygınlık geçirdi çok şiddetli bir etkilenme gösterdi. Hz. Hatice (ra) annemiz üstünü örttü ama olayı anlattırdı, sonra müjdeledi onu. Peygamberimiz (sav) “ben peygamberim” demedi. Hz. Hatice (ra) peygamber olduğunu söyledi. “O gelen Cebrail (as), sana vahiy getirdi seni tebrik ediyorum” dedi. “Sen Allah’ın peygamberisin” dedi. Bak ilk kadın bunu söyleyen görüyor musunuz? Bak ilk iman eden kadın, vahyi ilk teşhis eden kadın, peygamberliği tasdik eden kadın, peygamberi yatıştıran kadın, üstünü örten kadın, şefkat gösteren kadın, ömrü boyunca onu destekleyen kadın, vefa ve sadakat gösteren kadın görüyor musunuz? Tabii. İşte kadının üstünlüğünü buradan anlayın. Allah onu bir nimet olarak, bir güzellik olarak yaratıyor. Peygamberimiz (sav)’i ikna etti, çok heyecanlandı Peygamberimiz (sav). Tam emin olamamıştı ilk başta, çünkü ne olduğunu anlayamadı o kadar çok sarsıldı. Sonra vahiy devam etti, bir ara kesildi, vahiy kesilince yine Peygamberimiz  (sav) çok tedirgin oldu, emin olamadı durumdan. Ama sonra “Rabbin seni terk etmedi” dedi Allah ayette. Ondan çok çekindi Allah’ı darılttığını, vahyin kesildiğini düşündü. İşte o da Allah’ın imtihanı halbuki kasten yapıyor Allah. Bakayım ne düşünecek, nasıl yapacak? Çok şiddetli imtihan olmuş Peygamberimiz (sav) aslında Hz. Muhammed (sav). Hz. Musa (as) ile ikisi çok şiddetli imtihanları. Hz. Musa (as) da öyle çok şiddetli benim gördüğüm, Hz. Muhammed (sav) de çok şiddetli. Hz. İsa (as) daha rahat benim gördüğüm. O, melekle insan karışımı gibi. Yani öyle bir zorlukla karşılaşmadı Hz. İsa (as), doğru değil anlattıkları. Tevekkülü ve imanı çok yüksek, sakin hayatı öyle bir şey yok. Normal havraları geziyor tebliğ yapıyor. Talebeleriyle birlikte geziyorlar. Ama talebelerinin imanlarının zayıf olduğunun farkında onu söylüyor zaten. O kolay bir şey değildir imanı zayıf insanlarla mücadele etmek zor bir şey. Ama ne dua etse duası oluyor bu çok acayip. Mesela o onun hayret edecek bir yönü. Fakat Peygamberimiz (sav)’in o çileye dayanması, Allah çok beğeniyor işte onu, onun için “Habibim” diyor. Çok çok seviyor Allah Peygamberimiz (sav)’i. Onun yaşadığı hayatı bize anlatmıyorlar.

 

(ABD’nin Chicago kentinde devam eden Amerikalı Müslüman çatı kuruluşlarının düzenlediği kongrede, görüntülü mesaj yollayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Amerikan ve İsrail yönetimlerini gerilimi daha da tırmandıracak yeni adımlardan özellikle kaçınmaya davet ediyorum” dedi. Ayrıca Müslümanlara verdiği mesajda “İslam alemi artık gerçek gücünün farkına varmalıdır. Peygamber Efendimiz (sav)’in buyurduğu gibi bir duvarın tuğlaları gibi kenetlendiğimiz zaman aşamayacağımız bir şey yoktur” dedi.)

Elinden geleni yapıyor, maşaAllah. Bak bu kaçıncı, sürekli İttihad-ı İslam. Dedim ya 313 kere söyle” dedim Tayyip Hocam’a, şimdi gidiyor sıradan bakalım onu 313’e tamamlayacak. Bak 314’ncüde göreceksin hakim olacak, birleşme olacak. Devam etsin, inşaAllah.

 

İslam Ahlakında Olan Velayet Sistemi Yaşandığında Herkes Birbirinin Sigortası Olur. Herkesin Herkesten Sorumlu Olduğu En Mükemmel Sigorta Sistemi Budur

Gelecek kaygısı bir tek Türkiye’de değil. Bütün dünyada yaşanan bu dehşeti anlatıyor çok önemli bir konu bu. İslam buna kökten çözüm buluyor bütün millet birbirini garantiliyor. Yani bütün millet birbirini sigortalıyor. Dünyanın en gelişmiş ve en mükemmel sigorta sistemini oluşturuyor İslam. Velayet sistemi, herkes herkesten sorumlu. Yani herkes herkesi anası babası gibi, kardeşi gibi korumakla mükellef. Bu hangi sigorta sisteminde olur? Hiçbir sistemde olmaz. Sigorta ancak para verebilir, belki hastaneye kaldırttırır o kadar. Ama bak sana bütün İslam ümmetini hizmetçi kılıyor Allah ve malını mülkünü de hizmetçi kılıyor. Bütün imkanlarını hizmetçi kılıyor. Onun için İttihad-ı İslam’ın oluşması Hz. Mehdi (as)’ın zuhuru kesin özümdür. Bunun dışında çözüm olmaz. Hangi sistem yapılırsa yapılsın insanlar dehşetli gelecek korkusu yaşarlar. Mesela genç kızlar “bir an önce evleneyim de” diyor “gelecek korkusu kaybolsun.” Zıpır bir adam geliyor tamam “evlenelim” diyor bayağı da neşeli. Gidiyor oynuyor falan eğleniyor, 15 gün sonra falan “biz hata yaptık herhalde boşansak mı acaba?” diyor hem de yılışarak böyle. Hakikaten eve gelmiyor boşuyor yani. Veyahut çocuk oluyor, kadının vücudu bozuluyor tabii çocuktan dolayı, diyor “çocuk sende kalsın istersen, istersen bende kalsın ama biz yeni bir hayata başlasak nasıl olur, sen de belki birini bulur evlenirsin” diyor bu kadar. Kafası bu. Çocuğu da belki bana bakar diye çocukla haşır neşir oluyor bazen. Çocuk da bazen züppe oluyor, babasının malını kaldırmaya çalışıyor, anasının malını kaldırmaya çalışıyor “bir an önce ölseler de malına mülküne konsam” diyor. Telefon ediyor annesi mesela “sen ölmedin mi moruk?” diyor “beni arama, rahatsız etme” diyor. “Ölüyorum, bitiyorum çocuğum” falan diyor. “Bana ne ne yapıyorsan yap, git devletin kurumları var onlar baksın sana” diyor. Allah korkusu yok çünkü, Allah’a sevgisi de yok, Darwinist eğitimden geçmiş, hayvan gibi görüyor annesini haşa. Dolayısıyla Allah korkusu, Allah sevgisiyle yetişmiş gençliğin oluşturacağı İttihad-ı İslam, Mehdiyet’in de başında bulunduğu İttihad-ı İslam dünyanın cenneti demektir. Gelecek kaygısı sıfır. Bakacak gayet gönlü rahat. Hangi eve gitse kendi evi, nereye gitse kendi evi, hangi hastaneye gitse kendi hastanesi, hangi doktora gitse kendi doktoru, arkadaşı. Her şey Allah rızası için.

 

Allah’ın Hoşnut Olduğu Tek Şey Sevgidir. Allah Kromozomları, Çiçekleri, Bitkileri Böcekleri, Gökyüzünü Her Şeyi Sadece Sevgi İçin Yaratmıştır

Allah’ın hoşnut olduğu tek şey sevgidir. Allah sevildi mi kulunu çok sever. Allah’ın tek istediği odur zaten. Her şeyin bak bütün bu kromozomlar, kofullar, hücreler, çiçekler, bitkiler, böcekler sadece sevgi için yaratılmıştır hepsi. Bu gökyüzünde böyle uçuyor olmamız. Dünyanın üstünde değil mi, magmanın üstünde gidiyoruz. Amaç sevgidir sadece sevgi. Allah sevildiğini görürse müthiş sever kulunu. Ama sevilmemek Allah’ın çok ağrına gider, çok öfkelendirir Allah’ı. Çünkü Allah haşa bütün iyiliğini, bütün güzelliğini gösterdiği halde haşa O’na karşı böyle lakayt, ilgisiz, soğuk hatta unutmaya çalışan bir tavırla karşılaşırsa Allah bunu beğenmez. Haklı olarak beğenmez öyle söyleyeyim.

 

(“İnsanlar zenginleştikçe neden gaddarlaşır?” izleyici sorusu)

Zenginleştikçe malı elinden gidecek diye korkuyor. Korktuğu için vahşileşiyor. Fakirlerden nefret eder bazı tipler. Hepsi için demeyeyim de, zenginlerin epey bir bölümü. Dikkat ederseniz zenginlerin evinin önünden kedi bile geçmez hakikaten kuş bile uçmaz oralardan böyle. Çok soğuktur orası herkes korkuyla bakar zengin evlerine büyük bölümü öyledir. Böyle bir korku filmi gibidir, oradan geçmeyi bile düşünemez insanlar. Yani sıcak bir ev değildir, sevgi dolu bir ev değildir. Nefret dolu bir bakış açısıyla fakirleri adam yerine koymayan, kendini büyük gören, kendine akıl almaz bir paye veren, hatta haşa kendini Allah’tan büyük gören bir zavallılık içindedir. Bütün malı mülkü mercimek kadar yerde aslında görüntü olarak sunulur ona. Bak mercimek kadar yerde, malı mülkü ona o şekilde gösterilir. Ama o dünyanın kendine ait olduğuna inanır. Halbuki bütün dünya mercimek kadar yerin içinde gösterilir ona. Aklı kafası çalışmadığı için malla delirir, mülkle delirir. Tabii bütün zenginler için demiyorum bir kısım zenginler için bunu söyleyebiliriz. Bu bir hastalık, aklı noksanlığıdır, muhakeme yargı noksanlığıdır. Şuurun kapalı olmasından kaynaklanır.

 

(“Allah’ı sorgulamak doğru mudur?” izleyici sorusu)

Sakın, çok büyük bir hata olur. Allah saf sevgidir. Hem çok çirkin hem çok vicdansızca olur, çok büyük bir zulüm olur. Bu kadar iyiliğe, bu kadar güzelliğe, bu kadar ilgiye, alakaya, nimete böyle üst perdeden bir şey çok büyük hata olur. Ama onu yaparken de tabii kaderinde olduğu için yapar onu da söyleyeyim. Kendi hür olarak bunu yapamaz. Ama müminler böyle bir şeyden çok tiksinirler, böyle bir kafadan, böyle bir mantıktan tiksinirler. Sorgulayan mantığı da tabii Allah yaratır. Münafıklarda olur o. Allah’ı sorgular, peygamberi sorgular. İmamı sorgular, Kuran’ı sorgular. Ama koyu dindar görünümünde. Allah’tan daha akıllı olduğunu iddia eder. Peygamberden daha akıllı, imamdan daha akıllı, daha vicdanlı, her şeyin doğrusunu bilen, İslam’a, Kuran’a sıkı sıkıya sarılan bir mücahit görünümü vermeye çalışır. Ama sahtekar mücahit havasında tabii. Ahmak olduğu için onun da fark edilmediğini zanneder. Kendince onu süslediğini düşünür. Münafığın aklını, mantığını tarif etmeye kalkarsak günler yetmez.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünkü konuşmasına şöyle devam etti: "Dün zalimin adı rejimdi, dün zalimin adı DEAŞ'tı, bugün zalimin adı YPG/PYD'dir. Biz DEAŞ'a ne yaptıysak bu örgüte de aynısını yapacak ve mutlaka sınırlarımızın ötesini güvenli hale getireceğiz. Bölgedeki herkes şu gerçeği artık kabullenmelidir. Biz bu terör örgütünü çok da uzak olmayan bir tarihte öyle veya böyle tepeleyeceğiz. Talebimiz, bu süreçte kimsenin ayağımıza dolaşmamasıdır. Bu nedenle Suriye'deki terör örgütlerine “bir gece ansızın gelebiliriz” diyoruz. Biz gelmeden siz pılınızı pırtınızı toplayın gidin. Makam mevki hepsi geçici. Düşünün ne olacak iki metreküplük bir yere bizi gömecekler. Ölümden kaçmak var mı? Birliğimizi beraberliğimizi bozdurmayacağız. Türkiye Cumhuriyeti devletinden başka bir devlet tanımıyoruz. Öyleyse ne yapacağız? Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız." Sayın Erdoğan şöyle devam etti sözlerine: "Biz Suriye'de Rusya ve İran'la nasıl çalışıyorsak ABD ile de çalışmak isteriz. Bize bir adım atana biz misliyle mukabele etmekten çekinmeyiz. Aramızda çözemeyeceğimiz hiçbir sorun yoktur.")

Çok güzel hep böyle pozitif, pozitif, pozitif çok güzel. Tayyip Hocam sevgiyi tırmandırsın. Sevgi sözcüğünü çok kullansın. Sevginin önderi olsun dünyada. Sürekli öyle yapsın. İttihad-ı İslam’ı da söylemeye sürekli devam etsin. Açık açık alenen söylesin. Müslümanlar birleşsin diye açık açık söylesin. Söylemeyenlere hiç ehemmiyet vermesin. Yani onu söylemeye devam etsin. O gerisine karışmasın. Sevgiyi de kelime olarak çok kullansın. Sık sık kullansın. Yani hemen hemen her konuşmasında kullansın. İyi gidiyor yani.

 

(“Evrim bitti mi?” izleyici sorusu)

Evrim aslında başlamadan bitmiş de insanlar bunun farkında değil. Diyor ki Darwin, “Bütün katmanları araştırdık” diyor. “Biz kendi vaktimizde zamanımızda. Kendi bulunduğumuz dönemde bütün yeryüzü katmanlarını. Her katmanda düzgün, doğru, biçimli, matematik oranla yaratılmış, amaçlı yaratılmış düzgün varlıklar bulduk” diyor. “Düzgün fosiller bulduk. Kendi düşündüğümüz gibi ara fosil tarzında böyle yamuk yumuk, bozuk, ezik büzük bir şey aradık. Bir tane bulamadık” diyor. “Bütün katmanları aradığımız halde neden bulamıyoruz?” diyor. “Şimdi ileriki yüzyılda bütün katmanlar arandığı halde yine bulunamıyorsa bu iş bitti” diyor adam. Daha ne desin? Aslında başlangıçta bitti demiş. Çünkü “aradık” diyor. Aramadık demiyor. Arayacağız demiyor. “Aradık bulamadık” diyor. “Yok” diyor. “Her şey yerli yerinde, düzgün, biçimli ve yaratılışa uygun” diyor. “Yani bizim dediğimiz gibi tesadüfler sonucu meydana gelmiş bir görüntü yok” diyor. “Eğer ileride de bulunamazsa bu konu bitti” diyor. Proteinleri de söyledik. “Neden” diyor “sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz?” Yok da onun için. Önce bir akıl atıyor ortaya. Sonra neden diyor. Önce bulursun o zaman konuşursun. Önce konuşuyorsun sonra bulmaya kalkıyorsun. Önce “ben güneşi bardağın içine koyarım limonata niyetine içerim” diyor. Sonra da diyor ki, “olmuyor bu” diyor “hayrettir denedim” falan diyor. “Bakıyorum gökyüzüne bir türlü limonataya dönüştüremedim” diyor. Sen ipsiz sapsız bir iddia ortaya atıyorsun. Ne diyor? “Tesadüfen kainat meydana geldi” diyor. Sonra diyorsun ki “nasıl bulamıyoruz ki bunun delilini? Hayrettir” diyorsun. Böyle abuk sabuk bir mantık olur mu? Koskoca adamlar saç baş beyazlaşmış artık. İnsan delil varsa bir düşünür. “Hiç delil yok” diyorsun. Darwin de “delil yok “diyor. Buna rağmen “böyle olması gerekir” diyorsun. Çocuk bile şunu demez. “Bir tane delil getiriyor musun?” diyorum. Yok diyor. Dawkins de diyor ki “çok fazla para verecek” diyor. “Ara fosil getirene.” 100 trilyon. Geliyor mu? Yok.  Göster. Yüzbinlerce üniversiteleriyle baş edemediler. Koyduk mu oturttuk. Saman çuvalı gibi aşağıya indiler. İşte böyle Allah, “şeytanın hilesi zayıftır” diyor. Bir vuruşta indirdik aşağıya.

 

(“İnsan cennete gitmek için mi iyilik yapar? izleyici sorusu)

Kainata baktığımızda Allah’ın gerçek sevgiyi istediğini görüyoruz. Allah candan sevilmeyi istiyor. Yani gerçekten ihlasla samimi sevilmeyi istiyor ve O da bizi sevginin o sonsuz boyutunun içine almak istiyor. Ama bunu hak ettiğimize bizi inandırmak istiyor, Allah. Yani cennetin, cehennemin hepsinin amacı odur. Cehennem cenneti sağlamak içindir. Yani cehennemi beğendiği için yaratmıyor Allah cehennemi. Söylüyor Allah, “Allah azabınızla ne yapsın?” (Nisa Suresi, 147) diyor. Fakat cennetin oluşması için ona gerek oluyor. Yani zaruri olduğu için Allah onu yaratıyor. Ama yine de lütfuyla, lütfu keremi ile oradaki insanları ölü yaratıyor. Mesela bu da çok büyük bir sır. Çok önemli bu ama genellikle İslam alimleri bunu hiç söylememiştir. Hep gizli kalmıştır yani. Söylenen bir söz olmamıştır. Şuuru açık bir insan normalde cehenneme gitmez. Yani samimi bir Müslüman, mümkün değil haramdır. İmkansız, tahayyülü bile olmaz. Allah’ı inkar etmek anlamına gelir. Öyle bir şey olmaz. Ama tabii mümin korkacak cehennemden. Allah’tan korkacak yani. O bir üstünlük, güzellik sağlıyor. Yani sevgi kapısını açıyor insanın. Öbür türlü bir lakaytlık geliyor. Daha pervasız, insan şımarmaya, egoistliğe, bencilliğe, gaddarlığa çok açık bir varlıktır. Egoist, bencil ruh çok güçlüdür insanda. Onun kırılması için böyle sistemler gerekiyor. İşte ölüm gerekiyor. Hastalıklar gerekiyor. Yaşlanma gerekiyor. Cehennem gerekiyor. Ucu ucuna dengeleniyor. İnsan aslında çok şedit bir varlık aynı zamanda. Yani o yönüyle biraz şeytana da benziyor. Ama şeytani yönü kırpıldığında gittiğinde de melekten üstün oluyor.

 

(“Masumların ölümündeki adaleti merak ediyorum.” izleyici sorusu)

Allah'ın bir kapama yöntemi var, o kapama yönteminden dolayı insanlar Allah'ın ledün ilmini göremiyorlar, batın ilmini göremiyorlar. Aslında ledün ilminin de açılmaması gerekir ama ahir zamanda belki mecbur olunduğu için, imansızlık çok yaygın olduğu için bazı sırları artık yavaş yavaş Allah'ın sırlarını açmak gerekiyor. Yani ki Allah açıyor. Normalde yüzyıllarca gizli kalmıştır Allah’ın sırları. Mesela görüntünün mercimek kadar yerde olduğunu Peygamberimiz (sav) çok az insana bildirmiştir. Yani Ebu Hureyre’ye, Hz. Ebu Bekir (ra)’e, Ömer (ra)’e, Ali'ye belli sahabelere bildirmiştir. Kimseye söylememişlerdir onlar da mesela “Ben söylemem” diyor bu bilgiyi. “Yani söylesem kafamı kesersiniz” diyor, gizli kalmıştır. Mesela cehennemin bağlılarının, cehennemin elemanlarının ruhsuz olduğu bilinen bir konu değil. Yani ölü oldukları bilinen bir konu değil. Mesela ruh sahibi ve şuur sahibi zannediliyor, değil. Yani şuuru kapalıdır, şuuru açık zaten hiçbir canlı dayanamaz oraya, mümkün değil. Dayanamaz, konuşamaz hiçbir şey yapamaz. Adamlar şımarık açık açık konuşuyorlar bayağı ferahlar. Şimdi beynimizin içinde gösterilen çocukların hangisinin canlı, hangisinin ölü olduğunu insan bilemez. Ben güzelime sadece bu kadarını söyleyeyim. Gördüğü insanların tahmininin çok çok üstündeki büyük bir bölümü ölüler. Yani o şekilde gösterilir ona, yani varmış gibi. O, kendine baksın sadece eğer şuur sahibiyse. Yani ona dayanamayacağı, rahatsız olacağı bir şey yapılmış mı hiç? Diyorlar ki “Ben böyle bir şeyle karşılaşmadım” diyor, şuur sahibi olanlar. O zaman ondan gerisine sen kafanı yorma yani görüntüye kafanı takma sen. Yani görüntü senin zannettiğin gibi değil. Bak ben altmış üç yaşındayım hapishane, tımarhane hepsi var, emniyet şu bu falan. Ben o tip bir zorlukla hiç karşılaşmadım yani dendiği gibi olayın hiçbirini görmedim. Yani her türlü olayla karşılaştım ama hemen hemen her türlü olayla karşılaştım, fakat öyle yani insanın dayanamayacağı, acı çekeceği, takatin yetmeyeceği öyle bir konuyla ben hiç karşılaşmadım ve zaten karşılaşmam da mümkün değil ayete göre. Bu bir mucizedir aslında.

 

(İran’da son birkaç gündür devam eden hükümet ve rejim karşıtı protestoların ardından bu kez de başkent Tahran'da rejim destekçileri sokağa çıktı. Tahran'da yapılan gösteriye yaklaşık dört bin rejim destekçisinin katıldığı belirtildi. İran’daki ayaklanmanın başlatılmasının nedeni Türkiye- İran- Rusya ittifakını tehlike olarak görmeleri. Enflasyon, işsizlik, yüksek vergiler kullanışlı birer bahane.)

Yok, o her ülkede var. Öyle bahane mahane, böyle anırma manırma istemiyoruz. İran’la da gizli anlaşma yapsınlar. İran’ın içinde bu tip bir olay olduğunda dış bir ülkeden yardım etme talebi olsun. Kanunlaştırsınlar onu, sabitleştirsinler. Rusya bir yerden girer, Türkiye bir yerden girer, darmadağın ederiz. Densizlik, dangalaklık istemiyoruz. Bu FETÖ avaneleri yapıyordur bunu. Pers düşmanlığı var ya, olay bu. İşte Rus uçağını düşürdüler, Rus elçiyi vurdular falan, tam çakal işleri, FETÖ’nün çakal işleri. Zaten ışık da verdiler, dediler "Biz İran’da ayaklanma yapıp böleceğiz" falan. Siz bölecekseniz biz de ona göre karşılığını size sunarız. Yani bin kere pişman olurlar. Akıllarını başlarına alsınlar. Yani bunu düşündüklerine bile pişman ederiz. Densizlik istemiyoruz, İran bütün olarak sağlıklı, güzel bir ülke. Tertemiz insanlar, mümin insanların yaşadığı bir ülke. Biz bu ülkede kepazelik istemiyoruz. Müsaade etmeyiz, etmeyiz deyince de etmeyiz. Yani deneyip kafalarını ezmek onların ahmaklıkları. İngiliz derin devleti yapıyor o olayı. Çakallar geldiler önce şirinlik mirinlik yaptılar falan. Yani mesela her pislik yapacakları vakit böyle yaparlar, önce bir şirinlik yaparlar şöyle bir ortada dönerler. Türkiye’ye de gelip bir şirinlikler falan yaptılar. Yani özellikle riskli buldukları yerlere gelip şirinlik yaptılar. Ben anladım, bir ahlaksızlık yapacakları vakit her zaman böyle yapar bunlar. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail'i, Suudi Arabistan'ı da kullanmak istiyorlar. Yok, bu selefiye tekvirci gruplar falan da sakın öyle bir densizlik yapmaya kalkmasınlar, dünyayı başlarına yıkarız. İran’da insanlar çok dürüst, efendi, tertemiz insanlar. Bereketli bir ülke, dürüst insanlar, oyun oynattırmayız.

 

(“İnsanlar cennette kaç yaşında olacaklardır?” izleyici sorusu)

Otuz üç yaş diyorlar ama öyle değil. Böyle klasik güzel, yakışıklı bir insan. Yani buna biz yaş tayini yapamayız ama yani çocuk değil, yaşlı da değil. Nasıl söyleyeyim, mesela buradaki genç kızlar nasıl o tarz. Yani zinde, normal bir insan. Ona yaş verilemez çünkü orada zaten yaş yok. Otuz üç yaş diyor ama mantığı yok. Nasıl otuz üç yaş sonsuz olmuş adam, nasıl otuz üç yaş oluyor yani? Değil mi, bir mantığı yok olayın yani. Bir de otuz üç yaşta bayağı çökenler var, öyle bir şey yok. Otuz üç yaşta tanınmayacak hale geliyor adam otuz üç yaşta. Yani o öyle bir mantık olmaz. Dinç, genç, sıhhatli bir görünüm. Cilt çok düzgün, güzeldir cennette. Aslında normal hayat var. Yani cennet, inşaAllah Allah nasip etsin göreceksiniz normal hayat. Bu hayat ilginç olan aslında. Bilgisayarlar var, bilmem ne alet, edevat her yer baksana mikrofon falan. Karmakarışık, incecik her şey. Toz var, bak her yerde bakıyorsun toz,  havada uçuyor toz. Bu mucizedir, tozun içine bir girsen aklını atarsın. Yani zeplin gibi havada gidiyor, uçuyor yani. Çok büyük mucizedir toz. Cennette bir tane toz yok. Makul olan budur zaten, toz olmamasıdır çünkü görüntüde niye toz olsun? Tek tek yaratılması lazım. Mesela burada ışık kaynağı kullanılıyor bu çok zordur ışık kaynağına göre gölge. Mesela ışık kaynağına göre gölge yaratıyor Allah, akıl almaz zor bir şey bu, çok büyük mucizedir. Ama cennette madde kendinden ışıklı zaten öyle bir konu yok doğal olan budur değil mi? Kendisinin Cenab-ı Allah’ın ifadesi.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271284/sayin-adnan-oktarin-30-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271284/sayin-adnan-oktarin-30-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171126t_03.jpgTue, 27 Feb 2018 10:03:12 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 29 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 29 Aralık 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Afrika ziyaretinin ardından Türkiye’ye dönüş yolunda gazetecilerin sorularını yanıtladı. MHP’yle ilgili şu açıklamaları yaptı: “Gerek MHP’nin gerekse bizim özellikle ülkemizin milli ve yerli duruşunda bir ittifakımız var. Ülkemizin aydınlık geleceği için ortak söylem geliştirmiş durumdayız. Bu bizi çok daha farklı çok daha olumlu yerlere taşıyabilir. Bizim terörle mücadelede ülkemizin geleceğine yönelik atacağımız adımlarda şu anda bir kararlılığımız var. Biz bugün Şırnak ve Hakkari’ye gittiğimizde iki sene, üç sene önceki durumla karşılaşmayıp on binlere hitap etme fırsatı bulabildiysek taşlar yerine oturmaya başlamış demektir.”)

Güzel doğru iyi konuşmuş. Daha da. Ama şu Darwinist propaganda olayını devlet ortadan kaldırsın. Durduk yere adam anasından PKK’lı doğmaz, sonradan oluyor. Önce adam okuyor “senin atan Adem ile Havva mı dedin?” diyor “olur mu? Bak şimdi sana devletin kitaplarını göstereyim” diyor “devlete güvenmiyor musun Türkiye Cumhuriyeti devletine, güveniyorsun. Aç bak atan maymundan geliyor” diyor “doğrusu bu” diyor “öyle bir şey yok. Din doğru söylemiyor, Kuran doğru söylemiyor” diyor. “Diyalektik gelişmeyle oldu bu” diyor “bunu ben söylemiyorum, ortaokulda, lisede, üniversitede devletin kitaplarında bu ben hayali bir şey söylemiyorum” diyor. Bütün üniversiteler bunu anlatıyor. Her yerde bunu anlatıyorlar. “Kainat diyalektik kanunlarına göre, Allah’ın kanunlarına göre değil” diyor yani “Adem ile Havva konusu bu hikaye” diyor haşa. Bak, Tabiat Tarihi Müzesi’ne gidelim hep beraber görürsün” diyor “başka yere git görürsün” diyor. “Önce küçük bir maymun var” diyor “gelişiyor gelişiyor gelişiyor sonra modern insan oluyor” diyor. “O zaman kafanı çalıştır bir bak bakalım olaya daha geniş bak diyalektik metotla” diyor. “Demek ki bir önce Kabataş çağı var” diyor. Baltalı falan adamlar. Ne yapıyorlardı? “Kadın ortaktı” diyor “kadın ortaktı, yemek ortaktı. Devlet var mıydı? Devlet yoktu. Aile var mıydı? Aile de yoktu. Buna ne diyoruz? Komün toplumu, komünizm” diyor. “Şimdi tarih dönüyor tur atıyor” diyor “komün toplumu, feodal toplum, kapitalist toplum tak geldiği noktaya dönüyor” diyor “komünist topluma dönüyor” diyor. “Var mı benim bir yanlışım?” diyor “Darwinizm çizgisi içerisinde de olayı değerlendirirsek, Darwinizm’e göre diyalektik gelişme var mı yok mu?” diyor “var, hayvanlar evrimleştiğine göre tarih de evrimleşiyor” diyor. “Evrimleşirken de bir daire çiziyor” diyor “o zaman komünist olmamızda ne mahsur var ben bunu anlayamadım” diyor. “Bir kere Allah, yok din yok bu açık belli görülüyor bu” diyor “aile de yok” aile olmayınca “devlet de yok” diyor “o zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne niye ihtiyaç var arkadaşım?” diyor. Baltalı falan adamlar yok mu orada resmi koymuş müzeye. O devrin komünisti o, ifadeye göre öyle, komünist, devlet yok. “Bizim de atalarımızda öyleydi, bizde de devlet olmasın” diyor “o zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkalım biz” diyor. “Yıkalım, aileyi de yıkalım, ahlakı da yıkalım, çünkü ahlak da dinin uydurması” diyor haşa. Ee? “Komünal topluma ulaşalım” diyor bu kadar basit. Dolayısıyla şimdi de karşımızdaki sorun bu. Habire kum gibi PKK’lı çıkıyor. “Nereden çıkıyor” diyor. Allah Allah. Diyalektik eğitim veriyorsun, adam da komünist oluyor bu kadar basit.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisine gazeteciler tarafından sorulan batı basınında “‘size ilişkin Sünni Müslümanların lideri’ tarzında bir niteleme kullanılıyor. Bununla ilgili yorumunuz var mı?” sorusuna şu şekilde cevap verdi: “Olaya Sünnilik ve liderlik konusundan öte bakmak lazım. Biz Sünni ve ya Şii tarzında bir ayrımcılığın içerisinde yer almayız. Bizim Sünnilik diye bir dinimiz yok, Şiilik diye bir dinimiz yok, tek dinimiz var o da İslam’dır.”)

Helal olsun sana delikanlı, helal olsun sana kabadayı. Dünyaya, dünya deccaliyetine meydan okuyorsun helal olsun, yedi ceddine rahmet olsun. Çok güzel, maşaAllah. Bak, gelenekçi İslamcılar’ın da tepkisinden korkmuyor, tam Allah kulu, tam Müslüman. “Allah ne diyorsa o” diyor. O yüzden bu güzel insana destek farz, benim samimi kanaatim, şahsi kanaatim bu, farz-ı ayın. Müslümanların lideri olduğu için, Türkiye’nin lideri olduğu için, Ulul-emr olduğu için tabi olmak, ittiba, farz. İslam aleminden tabi olmayanlar olabilir o ayrı mesele ama genel bir tabiyet olduğu da görülüyor.

 

(“Cesaret imanla orantılı mıdır?” izleyici sorusu)

Evet, imanla orantılı. Çünkü aklı başında, halim düşünür. Ama şöyle cesaret yanlış anlaşılıyor. Mesela bir yerde bir patlama oluyor insan hoplar. Birden gözünü kapatır mesela. Elini yüzüne kapatabilir birden. Mesela ani patlamada. Bu güzel bir refleks bu. Adam tepkisiz olsa, böyle baksa falan bu manyaklık gibi birşey vardır yani. Ya bir hastalık var demektir. Yani güüüm diye bir yer yıkılıyor adam böyle bakıyor yani. Ya beyninde hasar var demektir. Vücudun refleksi olması lazım, savunma refleksi olması gerekiyor. Mesela kızarabilir bir insan, rengi atar falan. Bu korkaklık değildir. O vücudun savunma mekanizmasıdır. Bunun sonucunda adam vazgeçmiyor ki, değil mi? Mesela askerde de saldırı oluyor, asker mesela rengi atıyor. Ama ne yapıyor, adamları düğümlüyor. Yakasını bırakmıyor, kaçmıyor yani. İmanla tabii ki doğru orantılıdır.

 

Yılbaşı Kutlamanın İslam’a Göre Hiçbir Mahsuru Yok. Yılın Başını da Kutlarsın, Hz. İsa’nın Doğum Gününü de Kutlarsın. Yanlış Olan Alkol vs Olmasıdır

Dün de bir dedeyi çıkarmışlar. Onlar çok coşuyor böyle şeylerde. Dekolte bir hanım var karşısında. O da böyle kurnaz bir gülüşle gülerek onları dinliyor. Şimdi onlar böyle fetvalar verdikçe, böyle açıklamalar yaptıkça, onlar yılbaşını daha zevkli kutluyorlar aslında. O daha hoşlarına gidiyor. Yani ona rağmen, yani onunla alay ederek kutluyor olmak daha zevkli geliyor ona. Kafaları çekiyorsunuz falan diyor, ipsiz sapsız böyle. Bir kere yılbaşı kutlamak gayet güzel birşey. Yani adı üstünde yılbaşı. Yılın başı. Tabi kutlarsın. Aman diyor İsa Mesih'in doğuş günü. Ya sen nasıl bir insansın sen. Müslüman Peygamberinden bahsediyorsun. O'nun doğumgünüyse iftihar et. İftihar et. Sen kimden bahsediyorsun? Sanki dinsiz birinin doğumgününden bahsediyormuş gibi. Yani sanki Stalin'den falan bahsediyor. İsa'dan bahsediyorsun, İsa Mesih'ten. O'nun doğumgünüyse işte ne güzel. İhya et. Ne güzel. Ha alkol falan bunlara gerek yok. Ama niye kutlamayasın? Yani her gün bayram olsun, her gün bir bahane olsun. Yılbaşı varsa güzel, ne güzel. Hindiler, 18 kiloydu aldık hindiyi. Şu an 22 kilo hindi. 4 kilo aldı hayvan. Yılbaşı için. Nedir? Bu bir zevk, güzellik. Amerika'da da oluyor, beyaz hindi falan getiriyorlar kocaman biliyorsunuz. Renk, yani hayata renk katmak. Dolayısıyla yılbaşına direnmenin bir alemi yok. Bu cihat falan da değil. Çıkıyor gelenekçiler, yılbaşını kutlamayınız kardeşlerim diyerekten. Sen onu diyeceğine İttihad-ı İslam'ı savun. İslam Birliği'ni savun. 1 sene bekliyor onu söyleyebilmek için ya. Noel Baba’nın kafasına odun vuruyor mesela resimler var. Noel Baba yerlere yatmış falan. Cihat yapıyor kendi kafasınca. Yani çok cahilce ve görgüsüz bir üslup kullanıyor bir kısmı.

 

Allah’ın Kulunu Sevdiğini Gösteren Özel Bir Sır Sistemi Vardır. O Kulunun Hayır Yolda Yapmak İstediklerinin Hepsine Kapıyı Açar

Allah’ın özel bir sır sistemi vardır. Mesela onun hayır yolla yapmak istediklerine kapıyı açar. Ben aslında kendimden örnek vereyim. Hiç konuyu uzatmaya gerek yok. Ben dünya çapında tebliğ yapmak istiyordum. Allah bizim devrimizde interneti yarattı, bu çok dev bir olay, ayet bu. Aklın ihtiyarını aldı mı? Almadı. Televizyonu Allah yarattı. Benim istediğim de bu değil miydi? Oldu. Kitaplarım yüz milyonlarca satılsın istedim, dağıtılsın istedim. Bunu yaptı mı Allah, yaptı.  Sizleri yarattı. Beni çok seviyorsunuz, ben de sizi çok seviyorum.  Şimdi sizin sevginiz zaten Allah’ın sevgisi oluyor.  Benim size olan sevgim de Allah’ın sevgisi oluyor. Sevgiyi buram buram yaşıyor muyuz? Bereket veriyor mu? Veriyor. Sağlık sıhhat veriyor, hayır veriyor. İşte bu Allah’ın sevgisidir. Ama biz bundan tabi atalete kapılmayız. Yine cehennemden korkarız, Yine Allah’tan korkarız. Ama işareti görüyoruz. Çok açık ayet bunlar, çok net ayet. Mehdiyetin gerçek olduğunu insanlara anlatmak istedik. Allah’tan bunu istedik. Allah gökte iki uçlu kuyruklu yıldız yarattı. Olmayan birşeyi yarattı. Mucize meydana geldi gökten. Gökte normalde iki uçlu kuyruklu yıldız falan yok aslında. Olmaz da. Bunu yarattı. O hadisi doğru çıkarttı Allah. Peygamberinin sözünü doğru çıkarttı. Ondan önce Halley  kuyruklu yıldızını getirtti Allah önce. Lulin hiç yokken onu yarattı. Halley vardı. Lulin hiç yoktu. iki uçlu kuyruklu yıldızı gökte yarattı Allah, sırf Mehdiyete destek olsun diye.  Daha Mehdiyetin çıkış yılında Ramazan ayında ay ve güneş tutulması iki yıl üst üste. Bak vakte bak Mehdi’nin çıkış yılları ve iki yıl üst üste. Özel destek. Darwinizmi Allah yarattı, Darwinizmi yenmek benim gördüğüm imkansız gibi görünüyordu. Çünkü yüz binlerce üniversite var, milyonlarca profesör, doçent var, milyar hesabıyla kitap, dergi basılmış; yüzbinlerce televizyon, radyo Darwinizmi anlatıyor. Aksini anlatacak da elimizde delil yoktu. Yani bu geçersizdir diye anlatacağımız delil yoktu elimizde. Fosil delili falan hiçbir şey yoktu. Proteinlerin molekül yapısını da bilmiyorduk. Sadece geçersizdir diye anlatıyorduk. Lise yıllarındayken  sadece mantıksız bulduğumuzu anlatıyorduk. Sonra Allah bize 700 milyon fosil olduğunu bize açıkladı.  Bu bir ayettir. 700 milyon fosille geçersizliğini Allah söyledi. Muazzam bir destek.

 

(İran’ın Horasan eyaletinin birçok büyük şehrinde halk ekonomik sıkıntı, hayat pahalılığı ve işsizliğe karşı ayaklanmaya başladı. Meşhed’te yüzlerce kişi sokağa çıkarken Hamaney’in Meşhed temsilcisi Cuma imamı İlmulhuda yaptığı açıklamada; ‘bugün halkın yaşayış biçimi ve ekonomik vaziyet karşısında mahcubuz ve utanıyoruz’ dedi. Büyüyerek devam eden gösterilerde ise halk ‘Ruhaniye ’ye ölüm’, ‘Suriye’yi bırak bizim halimizi düşün’,  ‘İslam’ı basamak yapıp halkı zelil ettiniz’, ‘Ne Gazze, ne Lübnan, canım feda ey İran’ sloganları atarak tepkilerini gösterdi.)

İşte bu İngiliz derin devletinin İran’ı karıştırmak için aldığı kararın seri uygulamasıdır. Yeni aldılar kararı. Yeni açıklama yaptılar biliyorsunuz. Dediler Türkiye’yi de karıştıralım. İran’ı da karıştıralım. Daha yeni alınan karar bak hemen başladılar. İran-Türkiye ittifak ettiğini çok iyi vurgulasın ve İran’a herhangi bir müdahale olduğunda Türkiye İran’a gireceğini belirtsin. İran da Türkiye’ye herhangi bir müdahale olduğunda Türkiye’ye istediği durumunda, Türkiye’ye tam destek vereceğini, askeri destek vereceğini açıklasın. Bu titretir.

 

(ABD bütün ülkeleri İran’daki olayları desteklemeye davet etti. ABD Dışişleri Bakanlığı İran’daki yönetim karşıtlığı gösterileri yakından takip ettiğini açıklayarak olaylar sırasındaki tutuklamaları kınadıklarını bildirdi. ABD Başkanlık Sözcüsü de şöyle söyledi; ‘Başkan Trump’ın da söylediği gibi İran liderlerinden en çok zarar görenler İran halkıdır. ABD barışçıl göstericilerin tutuklanmasını sert bir şekilde kınıyor, bütün ülkelerin İran halkını ve onların temel hakkını alma ve  yolsuzluğa son verme çabalarını açık bir şekilde desteklemeleri çağrısında bulunuyoruz’.)

Kardeşim demokratik mücadele tamam ama siz İran’ı yıkmaya kalkarsanız, dünyayı başınıza yıkarız onu söyleyeyim. Öyle bir şey olmaz yani, densizlik yapanlara gereken karşılığı fazlasıyla ödetiriz. Böyle bir şey istemiyoruz, demokratik tepki versin, hayat pahalılığına karşı olabilir, konuşabilir, gösteri yürüyüşü onu da yapabilir. Ama devleti, hükümeti yıkmaya kalkarsanız buna müsaade etmeyiz. Yani 5 koldan gireriz İran’a sakın böyle bir oyun oynamaya kalkmasınlar.

 

(“Fazla merak iyi midir?” izleyici sorusu)

Rahatsız edici olmamak şartıyla, insanları Allah öyle yaratmıştır mesela araştırmacıdır ama hastalık deresinde tabii kızdırıcı. Biri mesela ne yiyor, evinde ne yapıyor, evine kim geldi gitti, bu bir ahlaksızlık bu, normal bir hareket değil, dengeli bir insanın yapacağı bir şey değil. Bir insanın aleyhine bir şeyi sürekli araştırmak normal değil. Ama mesela bir bilimsel araştırma veyahut bir şeyin faydalı olması için yapılan araştırma güzel ama insanın aleyhine araştırma yapma ona tecessüs denir mütecessis insan casus kökeninden geliyor çok çirkin bu bir ahlaksızlık olarak Kuran’da nehy edilen yasaklanan Allah’ın haram kıldığı bir fiildir.

 

Bizim Arkadaş Ortamımızda Fitne, Dedikodu Kavga Yok. Sevgi Dolu Bir Ortamda Oldukları İçin Arkadaşlarımın Hem Bakışları Hem Ciltleri Çok Güzelleşiyor

Bizim arkadaş ortamımızda stres olmuyor, saldırganlık yok, kavga yok, bağırtı yok, çağırtı yok, fitne yok, dedikodu yok, haset yok bu bir kere gerilimi düşürür, bu cilt güzelliğini sağlar, ilk planda bu. Mesela gözleri daha irileşir çünkü sıkıntı da göz küçülür kasılır yani göz yuvasına doğru çekilir, Allah’ın hikmeti bir savunma refleksi olarak. Mesela boksörlerde falan göz daha geridedir göz kendini korumak için dibe doğru çekilir. Mesela dudaklar kuruyor kadınlarda eğer stres içindeyse ama sevgi dolu olan bir kadın dudakları daha iridir, daha dolgun, daha güzelleşir. Cildi özellikle çok güzelleşir, vücudunda da genel bir kadınsı güzellik olur eğer saygı hürmet görüyorsa, korunup kollanıyorsa, Allah’a, dine yaklaştırılıyorsa, ona değer veriliyorsa, onun güzelliği hakkıyla takdir ediliyorsa, o güzelliğe hayran olunuyorsa, Allah bir mükafat olarak kulunu güzelleştirir ve O’na sevgi duyan kuluna nimet olarak da onu güzelleştirir sırf onun için değil. O’nun güzelliğini gören için de onu güzelleştirir. Çünkü insan kendi kedinin güzelliğini göremez. Sevdiği kulları için Allah onu güzelleştirir. Mesela helali için güzelleştirir. Yahut sevgilisi için güzelleştirir, çünkü o görecek onu, kendini nerde ayda yılda bir aynaya bakıyor orada görüyor. Aynada da zaten üç boyutlu göremez iki boyutlu görebilir. Ömrü boyunca kendini göremez, yani hiçbir şekilde göremez, ancak sevdiği görebilir onu. Sevdiği için Allah onu güzelleştirir. İki taraf Allah’ı çok seviyorsa güzelleşir.

 

(Emre Doğan 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Ankara semalarında jetleri görünce babası ve eniştesiyle birlikte sokağa çıktı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne gidiyorlardı. Jetlerin attığı bombalardan seken şarapnel parçaları Emre’nin sol ayağını parçaladı. Omuriliğine de bir parça isabet etti. Yirmi ameliyat oldu. Şuanda devletin sağladığı yürüme robotuyla yeniden ayağa kalktı. Emre Doğan devletin yürüme robotuyla ayağa kaldırdığı üçüncü gazimiz.)

Emre kabadayı Emre, yiğit Emre. Emre’yi yaklaştır bakayım. Aslanım benim Allah gaziliğini mübarek etsin. Seni seviyoruz, sana hayranız ne mutlu sana, ne güzel sevap aldın her dakikan, her saniyen sevap. Biz rahat rahat yürüyoruz ama bizim aldığımız sevap düşük, sana göre çok az. Sen bizim bin mislimiz sevap alıyorsun, her adımın senin yükselmen için vesile. Biz de sana hayranız o yüzden. Allah cennette kardeş etsin.

 

(“İslam’dan haberi olmayan imtihan olur mu?” izleyici sorusu)

Sana ben sır olarak söyleyeyim, daha önce de söylemiştim Müslüman zaten yaratılmış olarak geliyor yani Kuran’la birlikte gelir. Öyle haberi olmama olayı olmaz. Haberi yoksa canlı değildir öyle söyleyeyim. Yani ölüdür. Mutlaka Kuran’la birlikte gelir. Hatta kağıt kitap olarak da birlikte gelir. Öyle ezberden değil Kitap yanındadır mutlaka. Bu tarzda bu şekilde Kitap yanında olur. Mümkün değil o şekilde yaratılır mümin. Cennetten geliyor, zer aleminde de Müslüman, cennette de Müslüman. Nasıl haberi olmasın? Ama ölü çok fazla insan var. Görseniz bayağı insanlar korkabilir. Milyonlarca milyarlarca ölü insan var.  Ölü böyle sokaklarda geziyor ölüler. Çok fazla şeytan sokakta gezer, görseler acayip korkar insanlar. Allah rahmetinden gizliyor onu bilmiyor insanlar.

 

(“Bilinçli bir insan sonradan bilinçsiz bir hale gelir mi?” izleyici sorusu)

Yok öyle birşey olmaz. Ruh sahibiyse hiçbir şey olmaz. Bazen deliriyorlar falan sonradan. Delirme değil o, ölmüş oluyor. Allah günahlarını affetsin. Tahsiratını affetsin. Ayakta da ölebilir bir insan, delirdiyse ölmüştür. İlla mezara konmaz insan. Mesela bunama tarzında da ölür.  Gayet güzel mümin yaşıyor, seksen yaşında bunuyor. Oğlum diyor kapıda kamyon var diyor mesela. Oturduğu yerde. Allah tahsiratını affetsin, vefat etmiş,  ölmüş, ölü artık ölmüş. Ama bir güzellik olarak canlı gibi duruyor karşında. Birçok anne baba öyle ölmüş oluyorlar. Allah evlatlarına acıdığı için onlara şefkat olsun diye onları böyle canlı gibi tutuyor. Eti kemiği canlı gibi duruyor ama ruhu çoktan alınmış. Öyle yıllarca da yaşayabilir ölü olarak. Ama ölmüş olarak.

 

Şirk Sistemi İçerisinde Gerçek Din Kaybolduğu İçin, Gerçek İslam Dini Ortaya Çıktığında İnsanlar Bunu Hayretle Karşılıyorlar

Şeytanın akımının içerisinde İslam akımı çıkınca adam onu yeni bir din akımı zannediyor. Çünkü şeytanın akımının içerisinde insanlar öyle alışmış ki şeytanın akımına. Gelenekçi Ortodoks sistem içerisindeki dinin mahvedilmesine, Darwinist-materyalist sistemle dinin mahvedilmesine öyle alışmış ki gerçek din sanki orijinalmış gibi yani orijinal hayatmış gibi. Sevgiye şaşıyor muhabbete şaşıyor. Dostluğa şaşıyor kaliteye şaşıyor. Selama şaşıyor döne döne bakıyor selam verdin mi ne oluyor falan diyor. dinin kolay olmasına şaşıyor böyle din mi olur diyor. böyle din olmaz dini ne hale getirdiler kolay din olmaz diyor. Allah diyor ki Hz İbrahim’in dini gibi kolaydır” diyor şeytandan Allah’a sığınırım. Olmaz diyor sen ayetin öyle dediğine bakma diyor. Din dediğin zor olacak diyor. Onun için gelenekçi Ortodoks sistem yani  şirk sistemi içerisinde gerçek din adeta kaybolduğu için gerçek İslam dini ortaya çıktığında onu hayretle karşılıyorsunuz. Resulullah devrinde de hayretle karşılamışlardı, bunlar bizim yerleşik dinimizi yok etti diyorlar. Bütün peygamberlerde böyle oluyor. Bütün müminlerde de böyle olmuştur. Ve İslam dinin canlandırmaya kalkan herkese saldırmışlardır İmamı Rabbani’ye, Abdülkadir Geylani’ye, Muhiddin Arabi’ye, İmam Rabbani’nin dışında birçok alimi öldürmeye kalkmışlardır. Dolayısıyla şirk sistemi içerisinde gerçek İslam şaşırtıcı görünür. Ama doğrudur karanlığın içerisinde bir yıldız gibi parlar ama yıldız insanı şaşırtır tabi karanlığın içinde. Karanlığa alışmış bir insan için yıldız hayret vericidir.

 

Dünyanın Bir Osmanlı’ya İhtiyacı Var Ama Bu Bildiğimiz Osmanlı’dan Farklı Olacak. Savaşın, Kılıçların, Kavganın, Kanın Olmadığı Bir Osmanlı Olacak

Dünya tabi ki yeni bir Osmanlı'ya muhtaç ama hiç Osmanlı'ya benzemeyen bir Osmanlı'ya muhtaç. Yani saf sevgiden ibaret bir Osmanlı anlayışını düşünün, saf sevgi. Savaş yok, kılıç yok, yani kavga yok, kan yok. Ona Osmanlı demeyelim o zaman İslam Birliği diyelim. Yani tabii ki ecdadı insan unutmak istemiyor ama onların ruhunu yâd etmek istiyorsak, şad etmek istiyorsak Allah'ın rızasını kazanmak istiyorsak hepsinin üstünde İttihad-ı İslam'ı istememiz yeterli, İslam Birliği. Ama saf sevgiye dayalı olması lazım, çıkar ilişkisi hiç olmaz. Diyor ki; “milli çıkarlarımız doğrultusunda” bitti. Onu dedin mi bu konu biter. Milli çıkar doğrultusunda değil, sadece Allah rızası için ve saf sevgi amaçlı. Bunun dışında olmaz, sevgiye ilave olmaz, sevgiye ilave koydu mu batırırsın. Süt gibidir sevgi, bir damla limon damlatırsın, çökertirsin, olmaz yani. Ne demek milli çıkar? Milli çıkarı soktun mu sevginin içine, sevgiyi yerle bir edersin. Saf sevgi, saf sevgi. Bununla İslâm’ı hâkim edeceğiz inşaAllah. Allah'ın dilemesiyle.

 

(“Erkeklerin geneli neden bakımsız?” izleyici sorusu)

Allah'ın hikmeti, Allah kadınlarla erkekleri çok farklı yaratmış. Kadınlar, temizliği çok iyi biliyor, sanatı çok iyi biliyor, merhameti, şefkati, vefayı, sadakati, sabrı, her şeyi çok iyi biliyorlar. Çok mübarek bir varlık kadın ama erkekler biraz düz düşünürler genelde. Biraz rahatına düşkündürler, yani herşey kolay olsun isterler birçoğu. Yani imtihan olarak Allah öyle yaratıyor diyeyim. Başka nasıl söyleyeyim? Bir acayiplik var, yani hanım kızların şikâyetlerinden ben bunu anlıyorum, bir acayiplik var. Ama inşaAllah İttihat-ı İslâm devrinde erkekler düzelecekler, düzelirler. Yani iyi bir eğitimden geçerlerse düzelirler ama şuan deccalin hışmına uğradıkları için çok bozuldular. Yani mahvettiler erkek çocuklarını, birçoğunu homoseksüel yaptılar zaten. Birçoğunu bir garip hale getirdiler, birçoğunu kavgacı hale getirdiler, birçoğunu içine kapalı hale getirdiler, birçoğunu kadından anlamaz, sevgiden anlamaz hale getirdiler. Çocukları çok ezdiler yani. Bu belayı ortadan kaldıracağız ve devam ediyor bu yani şuan devam ediyor. 3-5-7 yıl içerisinde bu bela da ortadan kalkar. Ama yeni nesil iyi gidiyor, benim gördüğüm güzel gidiyor yeni nesil ama tabi orada da deccalin bir atağını görüyoruz ama bunu tamamen geriye püskürteceğiz Allah’ın izniyle.  

 

Demokratik Gösteriye, Hak Talebine Herkes Saygı Duyar. Ama İran’ı Parçalamaya, Yıkmaya Yeltenen Olursa Buna Kanunla Hukukla Müsaade Etmeyiz

İngiliz derin devleti bir kudurma içinde. Daha yeni söylediler, dediler; “ İran’ı karıştıracağız, hemen şey yapalım” dediler. Ben de anlattım değil mi? Dedim bak, “İran müsait bu iş için.” Türkiye garantör devlet olarak devreye girsin. Bir açıklama yapsın Tayyip Hocam. Yani “İran'ın birliğine, bütünlüğüne dair bir girişim olursa, İran'ı bölmeye, parçalamaya yönelik bir girişim olursa Rusya ile birlikte İran’a gireriz” desinler. Yani her kanaldan gireriz söyleyeyim ve çakallık yapan kim varsa hepsini  derdest ederiz. Bunu Putin'le de görüşsün Tayyip Hocam. Putin de devreye girsin çünkü bu normal birşey değil. Yani olayın çapı, bu kadar süratli gelişme normal değil. Tayyip Hocam maşaAllah sürekli sevap alıyor. Hemen sabah Putin’le görüşsün, Rusya'yla Türkiye garanti versinler. Yani askeri garanti versinler. Bak şimdi demokratik gösteri yapabilir adam, yapsın ona bir sözüm yok. Yakıp yıkmak parçalamak bölmek bunu yapmaya kalkarlarsa bana inansınlar gök kubbeyi başlarına geçiririz. Rusya ve Türkiye her kanaldan girsin böyle bir şeyde İran’a. Asla müsaade etmeyiz, bunu unutacaklar.  Ama demokratik  ne yaparsa yapsın. Bağırsın, çağısın.  Toplantı yapsın. Ona birşey dediğimiz yok. Seçimler yapabilir, canı ne istiyorsa ona bir şey demiyoruz.  Şimdi İran’da eyalet sistemi olduğu için parçalanmayı kolay görüyor olabilirler benim gördüğüm. Aman ha süper tehlikeli olur.  Ben hangi ülkeler olduklarını biliyorum onları da devreye soktular, anladığım kadarıyla İngiliz derin devleti. Zaten o çakal geldi oraya böyle bir melanet  hazırlıyor dedim. Bak tam tahmin ettiğimiz gibi.  Olaylar öyle gelişiyor.  Aman ha. Özellikle Kürdistan tarafında ayaklanmalara başlamışlar. Evet Tayyip Hocam hemen Putin ile görüşsün kendisi daha iyi takdir eder de. Rusya eğer olay ciddileşirse İran’a sınır boyuna tankları dizsin. Türkiye de sınır boyuna tankları dizsin ilk şey olarak, ilk hazırlık olarak böyle yapalım.   

 

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım Özel Harekat polisi Seyithan Keskin ile elektrik akımına kapılarak ağır yaralanan Harun Polat’ı tedavi gördükleri Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastahanesi’nde ziyaret etti.)

Tayyip Hocam çok müşfik, şefkatli, o yönü çok muhteşem, baya güzel. Ama tabi Cumhurbaşkanımız gittikten sonra yine mahzun kalıyorlar. Ziyaretçi çok olsun ama rahatsız edecek ziyaretçi değil. Mesela vah vah diyor densiz adam yahut gelip ağlayıp zırlıyor. Bu  ahlaksızlık bu. Kızdırıyor yani, vay benim koçum ya diyor. Nasıl oldu, elini vurarak falan. Ahmağa bak yani, halbuki tebrik edilir. Sahabelerin  ağzı burnu doğranıyordu. Tebrik ediyorlardı.  Kabadayının özelliğidir bu. Dolayısıyla giden ne yapabilir? Sevincini, sevgisini ifade edebilir. Açık yerlere aslanlarımızı getirmek lazım. Hastane odaları dar ve kapalı oluyor. Böyle modern, geniş hastahaneler yapalım mesela teraslı falan.  Manzaralı geniş, değil mi. Uçsuz bucaksız manzarası olsun  teraslı, yan yana da olabilir birşey olmaz, yatakları. Bir paravanla birşeyle ayrılabilir. Ama o çok hayati ailelerine çok iyi bakmak lazım, güzel değerli hediyeler falan getirilebilir. Mutlu etmek için gayret etmek lazım, şevklerini takdir etmek lazım ayetle Kuran’la. Mesela Tayyip Hocam ne yapıyor bak sarılıyor, sevgi gösteriyor, neşeli güzel bir tavır gösteriyor. Yakışan budur.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271283/sayin-adnan-oktarin-29-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271283/sayin-adnan-oktarin-29-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171229t_08.jpgTue, 27 Feb 2018 10:02:32 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 26 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 26 Aralık 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Twitter hesabından şunları söyledi: “Bir damla petrolü bir damla kandan daha kıymetli gören sefil anlayış kaynaklarımızı daha kolay sömürmek ve zenginliklerimizi daha kolay gasp etmek için bizi birbirimize kırdırıyor. Bizler sömürgecilerin oyununa gelirsek asıl o zaman kaybederiz. Sırf belli güçler öyle istiyor diye sırtımızı kardeşimize dönersek, o zaman uçuruma doğru yuvarlanmış oluruz.”)

Bak, gecesi gündüzü yok. Ama uykusuna dikkat etsin, biraz kendini yormasından endişe ediyorum. Yavaş yavaş, yavaş yavaş, mesela yatsın normal uyusun dinlensin, gıdasına da dikkat etsin, inşaAllah. Ama güzel, güzel bir fütuhat. Afrika çok hayati bir yer. Çok iyi yapıyor. Afrika’nın Tayyip Hoca’ya sevgisi de iyi. Allah’a kendini bıraksın, tevekkül etsin doğu yolda. Çok güzel, o kanun hükmünde kararnameleri onlar da mükemmel oldu. İtirazları hiç kaale almasın hiç kaale almasın. Orada yanlış olan hiçbir şey yok. Hepsi doğru ve yerli yerinde. Hatta Allah esirgesin bir daha böyle bir densizlik yapmaya kalkan olursa vatandaşın kendini koruması durumunda hiçbir cezai yaptırım olmayacağına dair de madde eklesinler. Hayır zaten olmaz da ama onu netleştirmek iyi olur.

 

(Sayın Devlet Bahçeli yeni Kanun Hükmünde Kararname’yle ilgili konuştu Adnan Bey. Şu açıklamaları yaptı: “15 Temmuz’da milli beka zillet ve zulmet dolu saatlerde bizzat millet tarafından savunulmuştur. Bundan gocunanlar FETÖ’nün kurşun askerleridir. 15 Temmuz gecesi ve devamında 251 kardeşimiz şehit, 2194 kardeşimiz de yaralanmıştı. İşgalin soğuk, acıklı ve alçak teşebbüsünü 80 milyon yaşamıştı. Devletin ayağa düşmemesi için kahramanlar toprağa düşmüştü. Kim neyden bahsediyor? CHP ve yedekleri yüzsüzce nasıl konuşabiliyor? FETÖ’ye cesaretle direnenler, darbecilere meydan okuyanlar, istilacılara vatanı dar edenler yargılansın cezai sorumlulukları donsun mu isteniyor? Bu soruya evet diyenler varsa bize göre vatan hainidir. FETÖ’nün uyanmış ve harekete geçmiş kripto koludur” dedi. “Devletin zora düştüğü her şart ve anda millet devreye girerek gereğini muhakkak yapmış, yapmasının önüne de hiçbir kokuşmuş ve işbirlikçi geçememiştir. 15 Temmuz ve 16 Temmuz’da Türk milleti meşru müdafaa refleksiyle zalimleri hainleri Haşhaşileri fitnelerinde boğmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyordu ki; Bir gün istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin.”)

Ben bunu geçen gün açıklamıştım Atatürk’ten örnek vererek. “Atatürk bugünleri anlatarak bunu açıkladı” dedim. Çünkü bak, “gayrimeşru olarak iktidarı ele geçirmeye kalkanları” diyor. Bunlar işte gayrimeşru, darbeyle. “Vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, askeri tersanelere girilmiş olabilir” diyor. “Millet fakr-u zaruret içinde olmuş olabilir. Bütün bu ahval ve şerait içinde dahi bunlara gereğini yapacaksınız” diyor Atatürk rahmetli.

 

Kanun Hükmünde Kararname’de Sivillere Savunma Hakkı Verilmesi Çok Yerinde ve Doğru. Kanun Maddesinin Şerhi Çok İyi Yapılsın

O kanun maddesini önü açık değil diye iddia etmeye gerek yok. Kardeşim, açıkça önü açık desinler hatta ayrı yeni madde eklesinler, “Bundan sonra böyle çakallık yapan olursa millet tepesine binecek ve millet bundan sorumlu olmayacak” bu kadar. Kim çakallık yaparsa, terörist de olsa çakallık yaparsa millet tepesine binecek bu kadar. Güvenlik güçlerine yardım edecek, devlete yardımcı olacak. Kanun ve hukuk çizgisi içerisinde, kanunsuz olarak değil kanun ve hukuk çizgisi içerisinde. Şimdi adam albay gelmiş diyor ki “hadi halkı tarayın” ne oldu adam? Katil oldu. Bunun albaylığı kaldı mı? Gitti. Cinayete azmettiren katil; hükmü bu. Halka ateş ediyor, halk da çeker-vurur onu. Ayağından vursun, kalçasından vursun neresinden vuruyorsa artık indirir aşağı ve onu alır tutuklar götürür, tutuklar da alır-götürür karakola teslim eder. Nitekim de öyleydi mesela o akşam bir delikanlı vardı kabadayı, subayları tek tek polis yeleği giydi üstüne hatırlıyorsunuz. “Tutukluyorum seni” dedi aldı-götürdü hepsini polis yeleğiyle. Ne yapsın seyir mi etsin çocuk yani? Bir ayaklanma yaparsa adam, PKK ayaklanması şu bu, devlet güçlerine halk yardım eder. FETÖ bir çakallık yapmaya kalkarsa devletin meşru güçlerine halk yardım eder. Halk seyredecek hali yok ki tabii ki yardım edecek. Şerhi iyi yapsınlar genişleterek, ‘halk devletin meşru kolluk güçlerine yardım eder. Bu yardım ederken meydana gelecek olaylardan da sorumlu olmaz.’ Yani adamın mesela bacağı kırılır, kolu kırılabilir hainlik yapanın. Gidip bunun vatandaş hesabını vermez. Ha bu maddeye gerek var mı? Olmasa da fark etmez, yani millet onun derdinde olmaz. Kaç yazar yani adama desen ki “sen çok büyük suç işledin” desen, yani vatan millet için adamın zaten onu gözü görmez. Öyle bir derdi olmaz insanın. Onu diyorsa adam zaten cins adamdır yani. PKK’yla çatışan bir insanı birisi suçlu gösteriyorsa onda bir hastalık vardır onun sözü geçerli olmaz. Ben bunu uzun süreden beri söylüyorum, bunun mutlaka şerhli geniş olarak oturtulması lazım.

 

Küfrün Ahiretteki Sorgusu Çok Uzundur. Allah Her Bir Meyveyi, Her Bir Çiçeği, Hücrenin İçindeki Her Bir Organeli Tek Tek Soracak

İnkâr edenleri Allah “yıl içinde” diyor “yıl içerisinde bela veriyorum” diyor. Ama en sonundadır tabii cehennemde asıl ceza veriliyor. Gerekçeli olarak oluyor. Mesela meyve farz edelim elma. Elma getirilip önüne koyuluyor. “Bunu neden tesadüf olarak gördüğünü anlat” diyor Allah. Tek tek mesela kelebek getirilip önüne koyuluyor “neden tesadüf? Karınca neden tesadüf?” Mesela örümceğin hayatını biliyor “neden tesadüf? Bal arısının yaptığı kovan, bal arısının yaptığı o güzel desen.” Getirilip önüne koyuluyor. Sorgu çok uzundur küfre. Yani her şey tek tek, bilimden öğrendikleri, duydukları da tek tek soruluyor. Mesela kromozomlar şunlar bunlar falan yani hangi mantıkla bunları tesadüf olarak gördün? Yani fitil fitil burnundan getiriliyor özetle.

 

(Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye, ABD’nin Filistinlilere Ebu Deys’te başkent ya da bir oluşum verilmesi buradan bir köprüyle Mescid-i Aksa’ya bağlanılması teklifinde bulunacağına dair bilgiler ulaştığını açıkladı.)

Kardeşim bunların önü sonu gelmez. Eğer İslam âleminin huzurunu istiyorlarsa, Mescid-i Aksa’nın güvenliğini istiyorlarsa, Kudüs’ün güvenliğini istiyorlarsa, Kabe’nin, Mekke’nin, Medine’nin güvenliğini istiyorlarsa, her yerde huzur içinde yaşamak istiyorlarsa darbelerden şundan bundan çekiniyorlarsa, teröristlerden, savaşlardan eğer bizar ve bıkkınsalar İslam âlemini birleştirsinler. Ve derhal birleşmeye karar versinler. Ama hani biz birleşip kafanızı gözünüzü patlatacağız, ayrı ayrıyken iyi dövemiyorduk bir araya gelip kafanızı gözünüzü yaracağız mantığıyla değil. Bir araya gelip silahları kaldıracağız, bir araya gelip savaşları kaldıracağız. Her yerde savaşı durduracağız. Her yerde terörü durduracağız. Bu iddiayla ortaya çıkılması lazım. İsrail’de de tam bir güvenlik ortamı ve huzur ortamı meydana getireceğiz. İsrail bölgede istediği gibi yaşasın dersin. Kudüs bütün inananlarındır herkesindir. Bütün dünyanındır Kudüs. Yani bir mülk değildir bu Kudüs. Dolayısıyla Kudüs İsrail’in başkenti olsun, Filistin’in başkenti olsun, Müslümanların kutsal şehri olsun, Musevilerin kutsal şehri olsun ki öyledir zaten Müslümanlar açısından da Museviler açısından da kutsaldır. Dolayısıyla bütün mesele barıştadır yoksa Amerika bunu yapacak bugün olmasa yarın mutlaka kavga çıkar. Mutlaka kan akabilir. Mesela bak gerginlik hat safhaya ulaşmış İsrail’de en halim insanlar bile bayağı gerginler benim gördüğüm. Filistinliler de çok gergin. İslam âleminde bir gerginlik var. Amerika’da bir gerginlik var. İngiliz derin devleti de elini ayağını ovuşturarak sevinçle seyrediyor. Yok, kardeşim bunlara gerek yok. Savaşa da gerek yok, silaha da gerek yok, kavgaya da gerek yok. 

 

(“Peygamberleri neden öldürdüler?” izleyici sorusu)

Peygamberlerin şehit olmasının nedeni kaderde Allah’ın onlara onu bir nimet olarak sunmasıdır. Mesela Zekeriya (as)’yı Allah uzun uzun yaşatabilirdi, zor bir hayat, Peygamberlik görevini yapmış, ortam çok gergin, Roma dönemi çok zor bir dönem. Cenab-ı Allah o zor dönemde onu tutmak istemediği için güzel canını şahadetle aldı. Yahya (as)’yı da mesela aynı şekilde aldı. İsa Mesih’i de alabilirdi Allah çok rahat alırdı ama almadı. Mehdi (as)’ye vezir olsun bir güzellik olsun diye onu yanına aldı. Yanına almak ile şehadet alemine almak, Allah için çok kolay bunlar. Ama görünüşte tabii çok acayip bir şey varmış gibi görünüyor. Mesela canı yanıyor falan, öyle bir şey olmaz. Şehit olurken sevinç içinde şehit olur, ibadet şevki ile şehit olur. Dolayısıyla Peygamberler eğer şehit olmazlarsa imtihan ortamı kalkar. Peygamberler sürekli korunursa, mesela Resulullah (sav)’ın bile Cenab-ı Allah dişinin kırılmasına müsaade etti, yüzüne kılıç gelmesine müsaade etti. İstese yaptırmaz Cenab-ı Allah. Değil mi? Mesela yüzüne kılıç darbesi geldi, mübarek üst dişi kırıldı, kılıcın çarptığı yer. Koptu dişi yani çıktı dişi. Bu imtihanın gereği olarak olur. Mesela Hz. Musa (as) da savaşlara gitti, olaylar içerisinde oldu. Ama Hz. Musa (as)’ya Cenab-ı Allah sonuna kadar yaşama emri verdi, kaderi öyleydi. O yüzden sonuna kadar yaşadı o. Kardeşi Harun (as) da öyle. Yoksa o da şehit olabilirdi. Orada Firavun adam kudururdu birden şehit edebilirdi orada, ne olurdu? Cennete giderdi. Ama Cenab-ı Allah böyle takdir etti. Peygamberlere hiçbir şey olmazsa o zaman imtihan ortadan kalkar. Mutlaka Peygamberlerin de şehit olması, acı çekmesi, onların da yaralanması gerekir.

Resulullah (sav)’ın baş ağrısı ile başladı rahatsızlığı. Bayağı güçlü bir baş ağrısı, normal insanlarda karşılaşılmayan bir baş ağrısı, bir de humma olduğu anlaşılıyor sonra. Hz. Ali (kv) ve Hz. Abbas’ın arasında eve getiriyorlar. Çok durumu ağır. Diyor ki Resulullah (sav), “Bana ağzı açılmamış 7 kırba su getirin ve başımdan dökün belki halka yaklaşırım onlarla konuşabilirim” diyor. Daha hala sohbet peşinde maşaAllah. Resulullah (sav)’ı bir küvete koyuyorlar, başlığından kırbayla su döküyorlar ama ateşi yüksek. Ondan sonra rahatlıyor ama gidip halkla beraber namaz kılıyor. Başında bir sargı var başı ağrıdığı için. Halka karşı şöyle diyor; “Bir kulu, Allah kendisine dünya güzelliklerini vermekle kendi indindekini verme hususunda serbest bıraktığı da, kul onun yanındaki nimeti seçti” diyor halka. Bütün Müslümanların hepsinin duyduğu bir hutbe bu. Cebrail (as) geliyor, “İstersen ömrün uzasın” diyor. “Daha rahat bir ortam da olabilir diyor. İstersen Allah seni alacak, hangisini istersin?” diyor. “Allah alsın” diyor, onu seçiyor maşaAllah. Zaten “Refik-i Ala’ya” diyor biliyorsunuz, son sözü odur. “Yüce Dost’a” yani inşaAllah. Zaten söylüyor Peygamberimiz (sav), “vefat edeceğim” diyor, hastalanmadan önce söylüyor. Kızına da söylüyor, kızı duygusallaşıyor ama “ilk bana sen geleceksin” diyor, o zaman gülmeye başlıyor, hoşuna gidiyor. Vahiyle haber veriyor Cebrail (as). Halka açıklıyor zaten. "Bu dünyadan göçme zamanım geldi, bana haber verildi." diyor Peygamberimiz (sav). MaşaAllah.

 

(Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı’nın Fahrettin Paşa ile ilgili fikirleri büyük eleştirilerin hedefi olurken, Suudi Arabistan’da yayınlanan bir programda Amid El-Şehri, Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı’na sahip çıktı. “Osmanlı sömürgeciydi” diyen Amid El-Şehri, Osmanlı’nın hilafet devleti olmadığı, bölgede yaşananların sebebinin yine Osmanlı olduğunu iddia etti. Osmanlı yönetimindeki Arap topraklarında büyük felaket zincirlerinin yaşandığını söyleyen El-Şehri, “Fahrettin Paşa, Araplara karşı terör eylemlerini organize eden kişilerin başında geliyor” ifadelerini kullandı.)

Kardeşim şimdi o devir, zorlu olan bir devir. İngiliz derin devletinin devrede olduğu bir devir. Osmanlı can havliyle kendini savunuyor. İngiliz derin devleti de olmadık kepazelik yapıyor. Osmanlı iyi niyetle bazı hatalar yaptı, yapmış da olabilir ama Osmanlı genel anlamıyla iyi niyetliydi, dürüst yaklaşıyordu. Mesela diyorsunuz ki, “Kutsal emanetleri niye alıp getirdiler?” falan. Kardeşim orada kutsal emanetlerin tamamen imha edilmesi bile mevzubahis olurdu. Yakardı adamlar, toplar yakarlardı. Dolayısıyla çok emin, güvenilir bir beldeye, başkente, İslam aleminin başkenti olan, o devirde başkenti olan bir yere alıp İstanbul’a getiriyor. Ve burada güvenli, saygılı bir ortamda muhafaza ediyor. Biz buraya getirmekle İslam aleminin onurunu korumuş olduk, İslam’ın onurunu korumuş olduk. Dolayısıyla bunlar bizimdir demiyoruz biz zaten. Bütün İslam aleminin, bütün Müslümanların. Bir ırkın, bir milletin değil. Ama buna şimdi böyle toptan bir atakla başlamak İngiliz derin devletinin bir oyunu. Benim anladığım Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Suudi Arabistan’la Türkiye’yi savaştırmak istiyorlar, İran’ı savaştırmak istiyorlar. Şimdi alt yapısını yavaş yavaş hazırlıyorlar. Yok, biz Kuveytlileri çok seviyoruz, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Müslümanları çok seviyoruz ve Suudileri çok seviyoruz. Nur gibi Müslümanlar. Modern, aklı başında, kaliteli insanlar. Hiçbir şekilde de onların sözüyle, onlara düşman olmayız, muhalif de olmayız.

 

(Boğaziçi Üniversitesi’nde 6. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu düzenlendi. Sempozyumun sloganı ‘evrim yoksa bilim de yok’. Ortadoğu Teknik Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümünden Dilek Koptekin, bu sempozyumda sizin eserlerinizin evrimi nasıl yıktığını şöyle anlattı:

ABD’deki Yaratılış Enstitüleri arasında sıkı bir ilişki olduğunu görüyoruz. Bu enstitüdeki insanlar Türkiye’ye çağrılıyor, Türkiye’deki konferanslarda konuşmalar yapıyorlar. Bu şahısların yazdığı kitaplar MEB (Milli Eğitim Bakanlığı) tarafından basılıyor ve öğretmenlere ücretsiz olarak dağıtılıyor. 1985 ile 2003 arasında ders kitaplarına artık Yaratılış görüşü giriyor. AKP döneminde ise artık din vurgusu gittikçe daha çok artıyor. Birkaç örnek vereceğim ben. İlk olarak İstanbul’un çeşitli semtlerinde Adnan Oktar’ın Yaratılış müzesiyle okullara ziyaret gerçekleştiriliyor. Sonra bu Yaratılış müzesine herhalde yeterince giden olmayınca overlok makinası gibi artık ayağımıza getiriliyor. Okullara, alışveriş merkezlerine sahte fosiller getiriliyor ve artık toplumsal alanda daha çok görmeye başlıyoruz bunları. Çeşitli üniversitelerde Yaratılış temalı kongre, sempozyum gibi etkinlikler düzenleniyor.)

Tamam da niye bu kadar tedirgin oluyorsun? Dedelerin rahatsız oluyor, diğerleri rahatsız oluyor. Sahte fosillerse, sizde gerçekleri var onları gösterin. Madem sahte olduğu kanaatindesin gerçeklerini niye depoda saklıyorsunuz? Bak 100 bin fosili depoda saklıyorsunuz benim güzelim. Siz çıkartmayınca tabii biz mecburen çıkartıyoruz, bir kısmını yayınlıyoruz. Halkın önüne getirilmesinden niye tedirgin oluyorsun? Müzeye gideceğine tabii ki ayağına götürürsün. Bu da güzel bir şey. Bu kadar sarsılacağın, tedirgin olacağın ne var? Dünyanın her tarafında fosil sergileri devam ediyor, kitaplar devam ediyor ve kitapları anlatmaya da devam ediyoruz. Sonucunda ne oldu? Bak, Türkiye’de Darwinizm’e inananların sayısı ne kadar oldu? Yüzde 10. İnanmayanların sayısı ne? Yüzde 90. Sizin elinizde üniversiteler var, fakülteler var, profesörler var, dekanlar var, devlet imkanları var. Devlet eli ile zaten Darwinizm’i anlatıyorsunuz. Hükümet bunu destekliyor zaten ve bütün hükümetler destekliyor mecburen. Abdülhamit devrinden beri anlatıyorsunuz. Ve dünya çapında milyonlarca üniversitede, okulda, liselerde, ortaokullarda bunları anlattınız. Ama bak, ben tek başıma çıktım, bayram balonu gibi patlattım Darwinizm’i. Bak sizi patlattım demiyorum, Darwinizm’i patlattım. Yanlış anlaşılmasın. Ve şu an bak o binalarda ağlama seansları düzenliyorsunuz. Adnan Oktar çıktı diyor yaratılışçılarla birlikte diyor hareket ediyor. Kardeşim Avrupalı yaratılışçılara insanlar acıyorlardı. Onları da ben kurtardım, vesile oldum söylemesi ayıp haşa huzurdan. Avrupa’daki yaratılışçılar ne diyor, Amerika’daki yaratılışçılar? “Dünyanın ömrü 6 bin yıl” diyor. “En eski fosil, en fazla 5 bin yıllık” falan diyor. “Aydaki kraterleri” diyor, “Mikail’le şeytan savaşırken meydana getirdiler” diyor. İnsanlar yerlere yatarak gülüyorlar bunların sözlerine. Avrupa’daki yaratılışçıları kimse kaale almıyor. Dünyada yaratılışçılığı savunan tek topluluk biziz ve dünyada da yaratılışçılığı insanlara anlatıp, ikna eden de biz olduk. Dünyada yerle bir oldu.  

 

Münafıklar Asıl Olarak Allah’a Karşıdırlar, Ama Önce Peygambere veya Müminlerin O Dönem Lideri Olan Kişiye Saldırırlar

Münafıklık konusunda kitap hazırladık ama iki kitap hazırladım şimdi üçüncü cildi hazırlıyorum. Ama münafıkları gördükçe daha detaylar ortaya çıkıyor, ayetlerden de bu konuları çok da iyi anlıyoruz. Münafıklarda asıl dert Allah’a karşı olmalarıdır, asıl onların derdi odur. Sonra Peygambere karşıdırlar. Sonra Müslüman topluluğu, sonra da imamı. Müslümanların liderine. Ama atağa geçtiklerinde bunu tamamen sistemi alt üst ederek, sistemi ters çevirerek önce imam; Müslümanların lideri, sonra Müslümanlar, sonra peygamber, sonra Allah tarzında atağa geçerler yani ilk baktığımızda biz bunu göremeyiz. Allah’a saldırmaz haşa, dine de saldırmaz. Önce Müslümanların liderine saldırır Peygamberimiz  (sav) zamanında olduğu gibi. Mesela Peygamberimiz (sav)’e saldırdıktan sonra ne yaptılar? Ali (kv), Osman (ra), Ömer (ra), Ehli Beyt, Hasan (ra), Hüseyin (ra) bak görüyor musun en seçkinler hepsini şehit ettiler. Sonra Peygamber (sav)’e gelen vahiyden rahatsız oldular. Dediler ki, “şu ayetler fazla nehyedildi, şunları da keçi yedi.” Bunlar münafıkların uydurması. Ama bu Müslümanlara yanlış aksetti Müslümanlar da bunu sahih kaynaktan geldi zannettiler, halbuki bu şeytanın bir oyunuydu. Münafıklarla organize edilmiş bir oyun. Ayeti keçi yemiş Allah’ın hükmü kalkmış. Tam şeytanın sitili bak zaten keçiyle remzedilir şeytan. “Şeytan yedi” diyor yani. “Ayeti şeytan yedi onun için o ayet geçerli değil” diyor. Bunu da Müslümanlara kabul ettirdiler, büyük bölümüne kabul ettirdiler. “Bu ayetler” diyor “nehyedildi.” Şeytan söylüyor onlar da inanıyor. “Bu ayetlerde vardı fakat Kuran’a alınmadı” diyorlar. Vardı Kuran’a alınmadı, “bunlar da Allah’ın ayeti” diyor “ilave ayetler.” Dolayısıyla şeytan kendince bir oyun oynadı ve yüz yıllarca Müslümanları mahvetti.

 

İslam’da Allah’a, Kitaba, Peygambere Hüsnü Zan Vardır. Münafıklar da İse Allah’a, Kitaba, Peygambere Hep Eleştirel Gözle Bakmak Vardır

Şimdi bunların mantığı şu oluyor münafıkların, insanlar cahiliyedeyken özgür düşünürler her şeyi böyle hür kafayla değerlendirirler kendine göre. Ama İslam’da hür kafa yoktur. Allah yanlısı bakış vardır sadece. Allaha hüsn-ü zan, Kitaba hüsn-ü zan, Peygambere hüsn-ü zan ve doğrudan onların güzelliği, üstünlüğü ve iyiliği, mükemmelliği esas alarak bakma var. Şimdi münafık ne diyor? “Böyle olmaz” diyor. Nasıl olması gerekir dediğinde, “objektif bakacaksın” diyor. Kime? “Allah’a” diyor. “Allah’ı eleştirmek lazım” diyor. Zaten bak yeni hocalara bakın onlar da söylüyorlar. “Allah eleştirilir” diyor. Bakın Musevilere bakın Tevrat’ta onlar da Allah’ı eleştirirler o devrin münafıkları. Allah’ı eleştiriyor. Bu devrin münafıkları o da Allah’ı eleştirir. Başka Musevi devrinde münafıklar kimi eleştiriyor? Peygamberleri. Davut (as)’u eleştiriyor, Hazreti Süleyman (as)’ı eleştiriyor. Eyüp (as)’ü eleştiriyor birçoğunu eleştiriyor. Akıl almaz çirkin üsluplarla eleştiriyor. Münafıklar at oynatmış o devirlerde. Resulullah (sav) zamanında da Resulullah (sav)’ı eleştiriyor. Zaten ayetlerin birçoğunun iniş sebebi münafıkların o alçakça ve ahlaksızca yaydıkları haberlere karşı cevap olmasıdır. Birçok ayet böyledir. Zeynep’le evlenmesiyle ilgili ayetler, birçok kişiyle evlenebileceğiyle ayetler. Nur Suresi’nde karısına ve hanımlarına yapılan iftira, ona verilen cevaplar. Tahrim Suresi’nde hanımların ona karşı tavır alması. Hep münafıkların yaptığı operasyonlar sonucu meydana gelen yakışıksız gelişmelere karşı alınan tedbirlerdir. O ayetleri topluca yarın da sunabilirim. Çok fazla ayet sırf bu nedenledir. İşte “teyzenin kızları, halanın kızları falan alabilirsiniz” tek sebebi münafıklardır.

 

(Kutsal mekânların korunabilmesi için alınabilecek güvenlik önlemleri nelerdir?” izleyici sorusu)

Kutsal mekânların, aslında her türlü kutsal mekânı polisçe korunması lazım. Polis koruması yani çok özenli polis koruması. Hatta duruma göre daha da kapsamlı koruma gerekir. Yani mesela bir terör saldırısı tehlikesi varsa makineli tüfek yuvaları yapılması lazım betondan. Beton koruganlar yapılması lazım. Mesela arabayla girme tehlikesi varsa çivili, kaldırmalı çivili yol tertibatı alınması lazım. Aniden biliyorsunuz kaldırıldı mı çivili engel meydana geliyor giremez araba patlar tekerleri falan giremez. O tip önlemler gerekir. Her türlü tedbirin alınması lazım. Çünkü kutsal mekân azdır ama değerlidir. Onun için mesela Kabe’de de adamlar girdi baskın yaptılar biliyorsunuz çok rahat. Mesela Kudüs çok iyi korunması gerekiyor. Kudüs şehrini adam silahlı çatışmaya giriyor bilmem ne yapıyor. Yani Mescid-i Aksa’ya yağan merminin haddi hesabı yok. Hiçbir cami bu kadar mermi almamıştır. Yani bu özel anlaşmalarla, uluslararası anlaşmalarla garantiye alınıp özenle uygulanması lazım.

 

(“Bir insan iman ettiğini nasıl anlayabilir?” izleyici sorusu)

Bir insan iman ettiğinde samimi vicdanıyla kanaati geliyor. Allah’ın varlığı zaten ikinci bir tercihi sağlayacak gibi değildir. Yani açık şuurda olan mümin şuuru açıksa, “ben benim. Ben neyim?” diyebiliyorsa Allah’ı inkâr etmeye akli bedeni gücü yetmez. Yani aklen bedenen bunu yapamaz. Allah’ı inkâr ettikten en fazla bir dakika içinde falan cinnet geçirir ve ölür yani. En fazla bir dakikanın içinde ölür. Müminin yapabileceği bir şey değildir. Yani açık şuurla mümkün değil. Ama küfür, şuuru kapalı olduğu için göğsünü gere gere inkâr eder yani Allah onu öyle yaratmıştır. Mümin zaten iman etmeye mecbur olarak yaratılıyor. Yani ikinci bir seçeneği yoktur müminin. Hani elliye elli gibi değildir müminde, yüzde yüzdür yani başka türlü yapamaz.

 

Ayetlerde Allah ve Elçisi Birlikte Geçer. Kuran’a Göre Peygambere İhanet, Allah’a İhanettir. Münafıkların Asıl Derdi Allah İledir. Allah’a Kinlidirler

“Ey iman edenler, Allah'a ve Resulü'ne ihanet etmeyin.” Bak görüyor musunuz hep çift. Çünkü resule ihanet Allah’a ihanettir. İhanet nedir? Hainlik yani münafıklık. İhanetle münafıklık aynı. Bak “Ey iman edenler” Enfal Suresi 27 şeytandan Allah’a sığınırım “Allah’a ve Resulü’ne ihanet etmeyin” hainlik yapmayın yani yanında on yıl, yirmi yıl kaldıktan sonra kahpelik yapmayın, oyun oynamayın, ahlaksızlık yapmayın. “Bile bile emanetlerinize ihanet etmeyin.” (Enfal Suresi, 27) Çünkü davaya ihanet etmiş oluyor. Müslümanlara ihanet etmiş oluyor. Bak “Bile bile emanetlerinize ihanet etmeyin.”

Mesela Mücadele Suresi, 5 “Gerçekten Allah'a ve Resulü'ne” diyor bak görüyor musunuz? Hep çift söylüyor Allah. “Allah’a ve Resulü’ne karşı (onların koydukları sınırları tanımayıp kendileri sınır koymaya kalkışmakla)” Peygamber diyor ki mesela “siz şöyle oturun şurada durun” imam vasfıyla. Şu şu işleri yapsın bu bu işleri” “yok” diyor. “Ben dediklerini dinlemiyorum ayrı bir kafadayım ben” diyor “ayrı faaliyet yapacağım.” Mesela “sen şurada bekle” Peygamber diyor ki “sen nöbet tut” “yok tutmayacağım” diyor. Mesela “askerler şuradan gitsin” “yok ben gitmeyeceğim” diyor. “Allah’a ve Resulü’ne karşı (onların koydukları sınırları tanımayıp kendileri sınır koymaya kalkışmakla) başkaldıranlar,” yani isyan eden tam münafık eylemi bu. “…kendilerinden öncekilerin alçaltılması gibi alçaltılmışlardır.” Yani onurları, haysiyetleri, şerefleri beş paralık olacak diyor Allah. Şerefsiz konumuna düşürülecekler.

 

(Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri, Mısır içişlerine müdahale edilmemesi ilkesine bağlı kalarak Türkiye’yle arasındaki her türlü gerginliğin aşılması konusunda Mısır’ın istekli olduğunu söyledi. Şu açıklamaları yaptı; “Şüphesiz Türk ve Mısır halklarını birbirine bağlayan çok şey var. İki halk arasında güçlü ilişkiler, akrabalıklar ve ortak miras söz konusu. Dolayısıyla ilişkilerin normale dönmesini umuyoruz. Mısır buna her zaman açıktır.”) 

Evet, evet, evet hiç bekletmeden Tayyip Hocam gereğini yapsın. Mısır’la bağı en yüksek seviyeye çıkaralım. Suriye devletini de öyle meşru devlet ne ise kana bulaşmamış, cinayet işlememiş devleti yapısını Türkiye tanısın. Ve onlar da ılımlı aklı başında böyle sevecen Sünnilere, Şiilere herkese eşit mesafede aklı başında bir bakış açısıyla Türkiye’ye kendilerini sunsunlar. Rusya’ya da kendilerini sunsunlar. Onlar da legal hale gelir o zaman. Allah’ın dilemesiyle.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271282/sayin-adnan-oktarin-26-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271282/sayin-adnan-oktarin-26-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171226tdb_14.jpgTue, 27 Feb 2018 10:01:27 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 25 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 25 Aralık 2017

 

Ülkü Ocakları Türk İslam Alemi İçinde Benim Gördüğüm En Aklı Başında, En Hakikatli, En Candan, En Temiz Gençlerin Oluşturduğu Mübarek Bir Ocak

Ülkü ocağı Türkiye’de, Türklük aleminde, İslam aleminde benim gördüğüm en güvenilir, en aklı başında, en hakikatli, en candan, temiz gençlerin oluşturduğu, temiz mübarek bir ocak. Hep hayırlara vesile oldu, Allah hayırla hepsini kuşatsın, nuruyla sarsın, cennetiyle şereflendirsin. Türk milletinin bekası için, İslam aleminin bekası için son derece elzem, son derece önemli olan mübarek muhterem bir ocak. Allah güçlerini, kuvvetlerini artırsın, sayılarını artırsın, ilimlerini irfanlarını, hidayetlerini artırsın, şevklerini artırsın. Kahpe oyunlardan, kahpe kurşunlardan aslanlarımızı Allah korusun. Onurla, şerefle ülkü ocaklarında eğitim alan kardeşlerimizi tebrik ediyoruz. Onlarla onur duyuyoruz, şeref duyuyoruz, sevinç duyuyoruz varlıklarından. Allah selametle, hayırla yollarına devam etmeyi nasip etsin.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan’la birlikte Port Sudan kentini ziyaret edeceklerini söyleyen Sudan Cumhurbaşkanı Elbeşir, “Tarihi kent Port Sudan içinde birçok tarihi mekanı barındırmasının yanı sıra birçok Osmanlı eserini de barındırıyor. Bu tarihi Osmanlı eserleri iki ülke halkı arasındaki köklü ilişkilerin tarihini ve boyutunu ortaya koyuyor. Sudan halkı son hilafet ülkesi olmasından dolayı Türkiye’yi çok seviyor. Sudan halkı ayrıca Müslümanların birleşmesini tekrardan çok arzulamaktadır” diye konuştu.)

Bu olmuş çok güzel. Müslüman olarak ilk defa duyuyorum yani Tayyip Hoca’dan sonra. Yavaş yavaş demek ki açılıyorlar iyi güzel. Hayırlı uğurlu olsun. İnşaAllah diğerleri de öyle konuşur ama Sudan ayrı bir yeri var tabii onlar çok dindarlar, dindarlıklarını açık açık vurguluyorlar, Tayyip Hoca’ya saygıları, sevgileri çok iyi. Tayyip Hocamız’ı güzel karşıladılar, daha da güzel alayişle karşılayabilirler küfrü o çok kızdırır, münafıkları kızdırır. Diğer İslam ülkelerinde de de öyle görkemli güzel karşılamalar olması lazım.

 

(Türk Musevi asıllı Gazeteci İsrail’den Rafael Sadi size selamlarını ileterek bir soru göndermişti. Sayın Adnan Bey’e sorabilir misiniz, “Rahmetli Haham Froman ile görüşmesinin İsrail ve Yahudiler hakkındaki fikirlerinde değişiklik olmasına etkisi oldu mu? Başka bir değişle Haham Froman’ın fikirlerindeki etkisi ne olmuştur?”)

Asıl işte ondan sonra Musevilere karşı Musevi kardeşlerimize karşı sevgide şefkatli, muhabbetli bir açılım oldu. Bir Musevi’nin ne kadar güzel olduğunu, bir Musevi Müslümanın nasıl efendi, nasıl güvenilir, nasıl içten, nasıl sevgi dolu olduğunu gördü insanlar dolayısıyla çok olumlu etki yaptı. Sonra gidip Tayyip Hocam’la da görüştü biliyorsunuz. Çok güzel.

Çok mübarek, muhterem, mümin bir insandı, Müslüman bir insandı Allah gani gani rahmet etsin. Museviliğin de hakkını veren, İslamiyet’in hakkını veren değerli, şefkatli, kibar, insan sevgisiyle dolu, nezih, asil bir insandı. Allah sayılarını artırsın. İsrail’de bu tarzda, bu güzellikte, bu ahlakta çok fazla dindar haham kardeşlerimiz var. Dindar Musevi kardeşlerimiz var. Allah kalplerini Allah sevgisiyle doldursun. Hepsi İslamiyet’e karşı saygılılar ve müminleri, Müslümanları mümin olarak kabul etmenin huzuru ve sevinci içindeler. Biz de onları mümin ve Müslüman olarak kabul ediyoruz. Allah kalplerine ferahlık versin, iyilik, hayır versin. Biz İsrail’in İttihad-ı İslam toprakları içerisinde huzur ve güvenlik içerisinde milli bir devlet olarak yaşamasını istiyoruz. Rahat ve güvenlik içerisinde Allah, devletlerine, milletlerine zeval vermesin. Peygamber soyu, Hz. İsrail (as)’in soyu, Hz. Musa (as)’nın, Hz. İbrahim (as)’in evlatları mübarek bir nesildir. Temiz, dindar insanlar. İnşaAllah İttihad-ı İslam’ın o güzel ikliminde, huzur içerisinde yaşayacaklar. Sınırları kaldıracağız yani o duvarlar falan onlar yıkılacak, kontrol noktaları falan onların hiçbirine gerek yok. O bölgede istedikleri yerde istedikleri gibi hür ve rahatlık içerisinde yaşamalarını istiyoruz. Oraları güzelleştirsinler, oralara güzel insanlar gelsin. Sinagoglar da kursunlar, fabrikalar kursunlar, hastaneler kursunlar bu güzel insanları her yerde desteklemek lazım. Zulüm günah, şeytana hizmet başka bir şey değil.

 

Öyle Huzurlu Güvenli Bir Ortam Gelecek ki İsrail’de ve Tüm Ortadoğu’da Filistinliler de İsrailliler de Hiçbir Baskı ve Korku Olmaksızın Yaşayacaklar

Duvarlar İsrail’de tamamen kalkacak ama öyle güvenli bir ortam meydana gelecek ki, öyle huzurlu bir ortam gelecek ki Museviler orada tek başına istediği gibi gezecek. Öyle saldırma, şu bu falan olay tahayyül dahi edilemeyecek bütün bölgede, bütün bölgede, her yerde. Atalarının gezdiği, ecdadın gezdiği bütün topraklarda özgürce ve rahatça hiçbir baskı olmaksızın, hiçbir korku olmaksızın Müslümanlar da, Musevi kardeşlerimiz de, Hristiyanlar da yaşayacaklar. Bu korkuyu bize şeytan yaşatıyor. Ne Müslüman rahat, ne Musevi rahat, ne Hristiyan rahat herkes korku içinde. Hristiyan’ın kilisesine gidiyorlar orayı bombalıyorlar. Musevi’nin Sinagogu’nu bombalıyorlar. Müslümanın camisini bombalıyorlar. Ne sokakta rahat var, ne camide, ne rahat edecekleri bir yer var hiçbir yerde yok, bunu düzelteceğiz inşaAllah. Bu da ancak Mehdiyet’ledir.

Haham Froman 20 Nisan 2009’da bana bir mektup yazmıştı. Diyor ki Rahmetli: “Senelerce Müslüman bir lider aradım sevgi ışığı taşıyan. İslam selam kökünden geliyor. Selam ve sevgiyi ifade eden yansıtan bir İslam lideri aradım. Bunu Hocanızda buldum” diyor. “Bunun için Allah’a defalarca şükrettim Hocanızla buluştuğum için kalbimin derinliklerinden Allah’a şükrettim. Dualarıma icabet olarak buldum, bu yüzden de Allah’a şükrettim. Ben bütün Hahamları temsil ediyorum. Baş Hahamların danışmanıyım,” Baş Hahamların danışmanıyım diyor. “İslam’la ilgili ilişkilerini yürüten kişiyim. Çok önemli kişiler tanıyorum. Hepsi yeni bir Osmanlı imparatorluğu istiyor. Sevgi ve şefkat imparatorluğu sizin bütün anlattıklarınız benim yaklaşımımın tam karşılığı” diyor. “Osmanlının İslam imparatorluğu altında barış içinde yaşayabiliriz.” Yani Mehdiyet’le, kimsenin kimseye zulmetmediği, kimsenin inancına karışılmadığı, müdahale edilmediği, hiçbir ülkeye müdahale edilmeyen bir barış ortamı. Bak görevine dikkat edin. “Ben bütün Hahamları temsil ediyorum” diyor “İsrail’deki.” Ve bu insan böyle konuşuyor. Konuşma herhangi bir konuşma değil. İttihad-ı İslam istediklerini, Mehdiyet’i istediklerini açık açık ifade ediyor.

 

Bencil İnsan Sadık Olamaz, Çıkarıyla Çatıştığında Çeker Gider. Sadakat Asil, Bencilliğini Ezmiş İnsanların Soylu Tavrıdır

Sadakat iman ehlinde olur çünkü sadakat kolay bir şey değildir. Egoist, bencil bir insan sadık olmaz, çıkarıyla çatıştığında aç bir köpek gibidir derhal çeker gider. Sadakat ancak asil, egoistliği, bencilliği ezmiş soylu insanların soylu sadakatiyle olur, o zaman o bir güzellik olarak, bir nur ve ışık olarak o insana süs verir. Ama aşağılık insanlarda ne sadakat olur, ne sabır olur, ne irade olur çıkarıyla çatıştığında bir hayvanın reaksiyonunu gösterir ve hayvani bir hareketle çeker gider. Dolayısıyla İslam ahlakının güzellikleri insanları insan yapan insani süsle onu muhteşem hale getiren nimetlerdir.

 

(“Son sözü söyleme hastalığı nedir?” izleyici sorusu)

Öyle tipler var hakikaten enaniyetli, İslam’ın terbiyesini, İslam’ın derinliğini kavrayamamış. Çocukluğunda öğrendiği o inatçılığı, tersliği, aksiliği sonuna kadar devam ettirmek isteyen, İslam’ın yol kesici, şeytanın yolunu kesici nimetini düşünmüyor. Hâlbuki şeytanın yolunu keser İslam. O şeytanın yolunu kestirmiyor, son sözü söylüyor, iyi bir şey yaptığını zannediyor. Hâlbuki o hem nefret meydana getirir, hem tiksinti meydana getirir. Kendi kendine karşı da nefret meydana gelir, tiksinti meydana gelir. Çok kötü bereketsiz bir şey, halbuki hayırlıysa hayırlı olanı kabul etmek lazım. Dürüstlüğün güzelliğini yaşarsın. “Doğru söylüyorsun” dersin “hakikaten doğru, Allah razı olsun istifade ettik, müstefit olduk” dersin. O yok bu yok her şeye son söz, bu bir akıl hastalığı gibi görünür böyle insanları insanlar doğal olarak sevemezler. Son sözü söylememek, hakkı söylemek lazım, son olarak hak söylenir. İnatçılık, iblislik akla getirir aksi, yakışık almaz.

 

(Daha önce de Sayın Erdoğan’ın katıldığı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Uluslararası Hilye-i Şerife yarışması ödül töreni toplantısında güvenlik bir açığı olmuştu. Cumhurbaşkanımız’a hediye edilen hattı Sayın Erdoğan görünmeyecek şekilde getirip, önüne bırakıyorlar. Ve Sayın Erdoğan’ın hattın önüne kendisi çıkması gerekiyor. Hattın arkasında kaldığı süre boyunca tamamen görüş dışında kalıyor, Sayın Erdoğan.)

İşte o görgü ve nezaketin, bilmeyenlere öğretilmesi gerekiyor. Bu kabalığı çok yapıyorlar. Münasebetsizliği çok yapıyorlar. Dün o çocuğun yaptığı hareket de, akıl almaz tehlikeli bir hareket. Akıl almaz münasebetsiz bir hareket. Seyredenlere de şaştım kaldım. Adam bombayla falan direkt dalabilir. Seyrediyorlar inanılır gibi değil. Bir de abartılı şekilde yapışarak, ne istiyorsun ne yapmasını istiyorsun? Sevgi göstereceksen başka bir yer mi bulamadın? Orası mı sevgi gösterilecek yer? Bunu herkes yapmaya kalkarsa ne olur ayrıca? Güvenliği sıfıra indirmiş oluyorsun.

 

(“Hz. Adem (as) yeryüzüne indiğinde cenneti hatırlıyor muydu?” izleyici sorusu)

Dünyada Allah imtihanı adaletli dağıtıyor. Aklın ihtiyarını alacak hiçbir şey hiç kimseye olmaz peygamber de olsa Allah adaletten şaşmaz. Mesela bir peygambere mucize veriliyor, insanlar zannediyor ki ‘Allah bana da verseydi şöyle olurdu, böyle olurdu.’ Değil. Yani Hz. İsa (as)’ya verilen mucizeler akıl durduracak gibi ama bak talebelerin de imanından şüphe ediyor. Aklın ihtiyarının kalkmadığını oradan görüyoruz. Peygamberlerde de aklın ihtiyarı kalkmaz. Hatta Allah, Peygamber (sav)’e söylüyor. Bak diyor “eğer şüphe ediyorsan, eğer içine bir kuşku geliyorsa onu kitap ehline de sorabilirsin.” Buradaki ifadeden anlaşılıyor ki imtihan her yerde var. Dolayısıyla Hz. İsa (as) ile Hz. Âdem (as)’in durumunu zaten Cenab-ı Allah birbirine benzetiyor. Mesela Âdem (as) nereden geldi? Cennetten geldi. Geldiği yeri bilir mi? Bilmez, çünkü imtihan ortamı. İsa (as) geldiği yeri bilir mi? Bilmez. Çünkü imtihan ortadan kalkar. İkisinin birbirine benzediğini söylediğini söylemesi Kuran’ın çok açık bir ifadedir. “Âdem’in durumu, İsa’nın durumu gibidir” diyor Cenab-ı Allah. İsa (as) da geldiğinde bilmez, Âdem (as) de geldiğinde bilmez. Eğer bilirse aklın ihtiyarı kalkar yani bir rüyadan uyanmış gibi gelir. Kısa sürede olayları kavrar. Yoksa tam bildiğinde böyle bir şey olmaz.

 

Din En Sarih En Açık Gerçek Olduğu, Hayatın En Güzel Nimeti Olduğu Halde İnsanlara Bir Felaket Hayatı Gibi Aktarıyorlar. Bu Yüzden İslam’ın Adını Duyan Dehşete Kapılıyor

Bir de dini anlatanlar hakikaten böyle garip bir kâbus anlatır gibi anlatıyorlar. Din bir gerçek olduğu halde, en akılcı, en sarih, en gerçek olduğu halde, en somut delillerle Allah tarafından insanlara sunulduğu halde hayatın en büyük nimeti olduğu halde İslam dinini insanlara böyle bir bela topluluğu, bir bela hayatı, bir felaket kumkuması gibi aktarmaya kalktıkları için İslamiyet’in adını duyan dehşete kapılıyor. İslamofobi denilen olay biliyorsunuz. İslam’ı yaşamak isteyen gençler de çok korkuyorlar. Diyorlar “altmış, yetmiş yaşımızda falan yaşayalım.” Yani sürüneceği kanaatinde zaten mahvolacağını biliyor. “Altmış-yetmiş yaşında zaten ölmüşüm ben” diyor. “O zaman işte sürünüyorsam o şekilde devam ederim” diyor. Zaten altmış-yetmiş yaşına gelince de çeşitli hastalıkları bahane ederek İslam’ı yaşamıyorlar. Yani onu da tahmin ediyorlar zaten, “çeşitli hastalıkları bahane ederim” diyor. Hakikaten tansiyonu yüksek oluyor. “Namaz kılamıyorum” diyor. Yahut başka rahatsızlıkları, eklem rahatsızlıkları oluyor. “Secdeye kapanamıyorum” diyor ve böylece geçiştirmiş oluyorlar bahanelerle. Boş yere İslam’ı korkunç gösterdiler. Bu şeytanın bir oyunuydu. Dini korkunç göstermek için yapmadık oyun bırakmadı şeytan. Hem Darwinist, materyalist sistemle yaptı hem de gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıyla yani Cübbeli’nin kafasındaki İslam anlayışıyla gençler iki taraftan muazzam sıkıştırıldılar ve dini inkar noktasına kadar getirmişlerdi. Ama Allah’a çok şükür biz devreye girince, Kuran Müslümanlığı gürül gürül ışık gibi doğdu. Güneş gibi doğdu.

 

Maden Tetkik Araştırmaları Tabiat Tarihi Müzesi’nde Yüz Binin Üstünde Fosil Gizleniyor

Şimdi bak müzeler var, belirli müzeler var. Toplam en fazla elli, altmış, yetmiş fosil vardır. Hayvan fosilleri var ve tamamen yaratılışı ispat eden fosiller, net yani herkes ittifak halinde, çünkü mükemmel, kusursuz, simetrik, düzgün, altın oranla yaratılmış mükemmel canlılar. “Peki” diyoruz, “başka fosil var mı?” “Var” diyor. “Ne kadar?” “Yedi yüz milyon.” “Nerede?” “Depoda” diyor. Çıkartsan da görsek ne olur ya? Ne mahsuru var? Kardeşim, şimdi bak burada bir acayiplik var. Adamlar saklıyorlar. Şimdi işin ilginç yanı Türkiye’de de fosiller saklanıyor. Yani müzelerin deposunda yüz binler hesabıyla fosil var. Ama halka göstermiyor. Gördünüz mü siz? Yok, saklanıyor. Yüz binlerce fosil var, saklanıyor. Gösterilmiyor. Mesela bu kambriyen fosillerini yetmiş yıl sakladılar depoda. Yetmiş yıl. Peki başka? Türkiye’de mesela Maden Tetkik Araştırmaları Tabiat Tarihi Müzesi var. Burada sergilenen fosiller var ve tamamı yaratılışı ispat ediyor, tamamı. Şimdi bakın dikkat et. Müzede yüz bin fosil daha var. Nerede biliyor musunuz? Depoda. Yüz bin fosil depoda, gösterilmiyor. Niye? Yaratılışı ispat ediyor yani evrimin geçersizliği ispat ediyor, evrimi bitiriyor. Müze 1968’de açıldı. Elli yıldan beri o fosiller gizleniyor, elli yıldan beri Türkiye’de. Bak, yüz binin üstünde fosil gizleniyor. Maden Tetkik Araştırmaları Tabiat Tarihi Müzesi’nde gizleniyor. Bak, yüz binin üzerinde fosil, yaratılışı ispat ettiği için, evrim teorisini bitirdiği için. Aynısıyla kalmış bütün canlılar bak, yüz bin canlı fosili var Türkiye’de, aynısıyla kalmış. Fransa’da, Londra’da, Avrupa’nın her şehrinde böyle müzeler var ve fosillerin hepsi nerede? Depoda, gösterilmiyor. Çin’de milyonlar hesabıyla var fosil, gösterilmiyor. Fosillerin bulunduğu bölgeler askeri bölge ilan edildi Çin’de. Hiç kimse giremiyor. Fosil bulurlar diye ödleri kopuyor. Daha önce serbestti, şu an askeri bölge olarak ilan edildi fosillerin bulunduğu yerlere kimseyi sokmuyorlar.

 

Münafıklar Müslümanların Arasındaki Şeytanlardır. Münafık Şeytanın Ete Kemiğe Bürünmüş Halidir. Şeytan Hadi Başla Dediğinde Görevine Başlar

Münafığın, Müslümanlar arasında yer alması, yanlış biliniyor aslında şeytan Müslümanlar arasında yer almış oluyor, fakat ete, kemiğe büründüğü için şeytan münafık diye ayrı bir varlık varmış gibi zannediyor Müslümanlar, değil şeytan önce normal bir insan gibi geliyor Müslümanların arasına Müslümanlar fark etmiyorlar. Mesela bakın gelen münafıklara dikkat edin, hakikaten şeytana benzeyen insanlar yani gelişlerinde de şeytana benziyorlar. İlk gelişlerinde de benziyorlar ama mümin hüsnü zan ediyor ayrı mesele ama sonra şeytan ‘hadi’ dediğinde, ‘hadi başla’ dediğinde derhal görevine başlar. Dolayısıyla, insan görünümündeki şeytandır münafık, Allah’ın imtihan etmesi için Müslümanları özel görevlendirilmişlerdir. Her Müslümanın zaten bir şeytanı olur, ama hak cemaatlerin, doğru yolda olan cemaatlerin içerisine şeytan en usta gördüğü, en önemli gördüğü insanlardan seçerek, onun içine de hulul ederek göreve başlar. Dolayısıyla karşımızda münafıktan ziyade, iblisle muhatap olmuş oluruz biz yani iblistir o ama adına etten, kemikten oluştuğu için münafık tabir ediyoruz yoksa normalde iblistir o.

Şah Abdülkadir Geylani diyor ki: “Münafıklar şeytanın insan postuna ve Müslüman kılıfına girmiş uşaklarıdır” diyor. Ama bu yani böyle hakaret olsun diye söylemiyor, bu teknik bir açıklama. “Münafıklar sadece Kuran basiretiyle, iman ferasetiyle, nübüvvet dürbünüyle fark edilip anlaşılır. Asıl marifet, mümini veya kafiri değil, münafığı tanımak ve halktan bir sürü tabisi ve hamisi olan bu muzır murazlıları, hastalıkları topluma tanıtıp onları uyarmaktır.” Topluma tanıtmak çok önemli, toplumu uyarmak da çok önemli çok büyük bir tehlikedir çünkü. Her yerde pislik yani nereye gitse pislik, lağım gibi yani veba mikrobu gibidir. Onun için bak ne diyor, Abdülkadir Geylani Hazretleri: “Bu muzır murazlıları, hastalıkları topluma tanıtıp onları uyarmalıdır Müslümanlar” yani görev bu.

 

(Abdullah Gül, Twitter hesabından 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de yer alan darbe girişimi ve terör eylemlerinin bastırılması için hareket eden sivillere cezai sorumluluk getiren düzenlemeyle ilgili paylaşımda bulundu. Ve şunları söyledi: "15 Temmuz hain darbe teşebbüsüne karşı arkasına bakmadan sokağa çıkıp direnen kahraman vatandaşlarımızı koruma amacıyla çıkartıldığını düşündüğüm 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin yazımındaki hukuk diliyle bağdaşmayan muğlaklık, hukuk devleti anlayışı açısından kaygı vericidir. İleride hepimizi üzecek olaylara ve gelişmelere fırsat vermemek için gözden geçirileceğini ümit ediyorum." Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ise Kanun Hükmünde Kararname’deki sivil cezasızlık düzenlemesiyle ilgili yaptığı açıklamada; “Burada yapılan düzenleme sadece 15 Temmuz ve sonrasında 16 Temmuz’daki darbe girişiminin püskürtülmesi ile ilgili” dedi.)

Ek madde konulsun. Yanlış olmuş o. 15-16 tamam. Ama “bundan sonra da mükerrer olarak böyle bir şey olduğunda aynı kanun geçerlidir” diye şerh konulsun. Böyle bir şey olduğunda vatandaş istediği gibi müdahaleye, müdahale edebilir. Vatanı, milleti koruyabilir. Vatandaşı koruyabilir. bunun sonucundan da sorumlu olmaz. Böyle madde konulsun. Yani adam, adam öldürmeye kalkacak biz seyir mi edeceğiz ne yapacağız? Tankla gelirse cayır cayır yakarız o tankı. Kebap olmamak için mecburen çıkacak dışına. Oyun oynattırmayız. Zaten tankın içinden çıkan adamlar uzun saçlı, uzun sakallı adamlar. Profesyonel adamlar. Onlarla mı uğraşacağız yani? O kanunun ek maddeyle genişletilmesini dilekçeyle talep edelim. Zaten 15 Temmuz’dakiler sorumlu olmaz. Adam ne yapsın şimdi silahla üstüne geliyor. Öldürmeye kalkıyor. Tabii ki kendini koruyacak. Ne yapsın, gel vur mu desin yani? Neden sorumlu olsun? Adam kafasını, gözünü yardıysa yarmıştır. Yani can havliyle kendini korumuş vatandaş. Dolayısıyla bir de ondan mı yargılanacak? Ondan hapis mi yatacak? Tabii ki olmaz. Ama bundan sonraki olaylar için de o kanun maddesini geçerli hale getirmek lazım. Onu bir düzenlemeyle açıklasınlar. Ondan tedirgin olmanın da bir alemi yok. Yaparsa, diyoruz. Böyle bir şey varsa böyle bir karşılık alacak. Bu kadar.

 

(“Detaycılık iyi bir şey midir?” izleyici sorusu)

Detaycılık sanatı meydana getiriyor zaten. Sanatın kökeni detaydır. Allah, mesela insanı yaratırken detay yaratıyor. Gözlerini mesela değil mi, badem gibi yapıyor. Dudaklarını biçimli yapıyor. Her azasını güzel yaratıyor. Ama detayı sinir bozukluğu şekline getirmek, detaycılık o kötü. Mesela evden çıkacaklar mesireye gidecekler, detaycı. Yok “şunu da alalım, yok bunu da alalım.” Kapıda bekliyor millet. İşte “yok şu kilimi alalım. Yok kilim olmadı değiştirelim. Öbür kilimi alalım.” Bu akıl hastalığı yani. O sıkıcı olur. Öyle olmaz. Ama makul bir detaycılık yani sinirleri bozmayan insanı yıpratmayan detaycılık iyidir.

 

Allah diyor bak, şeytandan Allah’a sığınırım. Enfal Suresi 73. “İnkar edenler birbirlerinin velileridir.” Birbirlerini koruyup kollarlar. Bak “inkar edenler birbirlerinin velileridir.” Mesela münafıklarda da böyledir birbirlerini koruyup kollarlar. “Siz” diyor Allah, “bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” Oldu mu? Oldu. İslam alemi böyle bir fesat görmedi. Ayrı ayrı her noktadan mahvolmuş vaziyette Müslümanlar ve olmaya devam ediyor. Hem imani yönden, hem her yönden her yerde ezilerek, her yerde perişan olarak bu fesada uğradılar. Niye? Çünkü ayrı ayrı olmak istedikleri için. Müslümanların birlik olması, beraber olması farz, bunun hiçbir açıklaması yok.

Mesela diyor ki Allah, Şura Suresi 39’da “Müslümanlar haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır.” Birlik olup karşı koyan. Var mı şu an bu? Yok. Suriye’de var mı? Yok. Irak’ta var mı? Yok. Libya’da var mı? Yok. Afganistan’da var mı? Yok. Hiçbir yerde yok. Birlik olup karşı koyma yok. Bilakis parçalanmayı teşvik ediyorlar. Parçalanmayı şeytan teşvik eder şeytan. İslam dini fert fert olsun diyen şeytandır çünkü Müslümanları ezmek için Müslümanların birliğini, bütünlüğünü bozdu mu çok rahat ezebilir. Onun için İblis ordusu Müslümanların birlik olmasını haram kılmaya çalışıyor. “Tek tek olun ki sizi rahat ezeyim” diyor. Şeytanın avanak avaneleri de bu oyuna geliyorlar.

Bak diyor ki Allah: “Haklarına tecavüz edildiği zaman” Müslümanlar “birlik olup karşı koyanlardır.” Var mı bu? Bak Allah’ın emrini yapmıyorlar. “Kendi karşı koysun” diyor. Ama bak Allah ne diyor. “Müslümanlar birlik olup karşı koyacaksınız” diyor. Adam birlik oluyor mu? Olmuyor.

 

(“Cennet dostlarımızı aramalı mıyız?” izleyici sorusu)

Hem dünya, hem cennet arkadaşlarımızı arayacağız yani dua edeceğiz eğer samimi olursak onlar birer, ikişer bize gelmeye başlar, biz de birer, ikişer onlara gideriz. Bir de bakarız ki, cennet arkadaşları etrafımızda toplanmış. Mesela bu Allah’ın gizli bir metafizik kanunudur. Bu, dünyada bilinmez. Aslında anlatılması da gereksiz de olabilir ama yine de söyleyeyim. Allah’ın çok fazla kanunu vardır. Metafizik kanunu açıkça yazar ve yazan da olur, elle tutulur şekilde gözle görülür şekilde olur ama insanlara bunu Allah’ın sezdirmeme kanunu vardır insanlar bunu sezemez bu çok büyük bir mucizedir. Herkesin gözü önünde olur ama insanlar sezemez. Mesela Allah diyor ki, “Müminleri dünyanın neresinde olursa olsun bir araya getiririm.” Geliyorlar, hakikaten geliyorlar tertemiz, güzel, hoş insanlar şeklinde bir araya geliyorlar. “Bana yaklaşırsan Ben de size yaklaşırım” diyor Allah. “Bereketinizi açarım, yollarınızı da kolaylaştırırım” diyor. Aynısıyla yapıyor. Fakat bunların hepsi özel bir usulle yapılır. Mesela Allah diyor ki: “Şirk eğer yaşanırsa bunu yapan toplumu ezerim” diyor. Bakıyoruz toplumu olduğu gibi eziyor. Hatta insanlar ‘vah vah’ diyor o derece, feci şekilde eziyor aynı dediği gibi. “Eğer Benim yolumda gider de Bana şükrederseniz nimetimi artırırım” diyor. Bakıyoruz alenen nimetler artıyor. Mesela diyor ki: “Ben sizin aranızda münafıklar yaratacağım.” Hiç imkansız gibi görünen yerlerde bile Allah münafık yaratıyor ve “sizi onlara musallat edeceğim” diyor Müslümanları. Allah musallat ediyor hakikaten. İlimle irfanla, kanunla hukukla ve “sizi galip edeceğim” diyor Allah, galip ediyor. “Eğer samimi olursanız İslam’ı dünyaya hakim edeceğim” diyor. Bakın şimdi aslında bu garip bir sır da, bu söylenir mi söylenmez mi bilmiyorum da hangi yüzyılda olursa olsun eğer böyle bir topluluk olursa İslam dünyaya hakim oluyor. Artık kapalı söyleyeyim siz anlayın ne anlıyorsanız anlayın. Hangi yüzyılda olursa olsun, eğer samimi bir Müslüman varsa, çok samimi Müslüman varsa İslam dünyaya hakim oluyor mutlaka, hiç yolu yoktur illa ki olur. Verdiği sözü Allah aynısıyla yapar. Mesela Allah’ın Kuran’da verdiği sözler vardır insanlar onu Allah’tan temenni gibi zannediyorlar böyle hani nezaketen söylenmiş, gönül almak için söylenmiş veyahut Allah’ın tehdit etmek için söylediğini zannediyor.

Bak diyor ki Allah “Eğer Benimle bağlantı kurmazsanız sizi süründürürüm” diyor Allah. “Bayağı acı çektiririm” diyor. Şimdi bunun vasfını anlatmam, detaylandırmam ama Allah’ı unutanları Allah feci şekilde süründürüyor ve eziyor. Ama ne şekilde süründürdüğünü ve ezdiğini anlatmam bu olmaz. Ama bak feci şekilde ezip ve feci şekilde süründürüyor. Bir insanın olabilecek en rahatsız olacağı şekilde yapıyor Cenab-ı Allah. Bütün dünya çapında yapıyor bunu. Herkes de görüyor bunu. Mesela Mehdiyet’in karşıtı, Allah cereyan meydana getireceğini söylüyor deccaliyet, mutlaka oluyor. Mutlaka münafık hareketi oluyor. Normalde Mehdiyet cazip bir harekettir karşıtı olmaması lazım, mantıken olmaması gerekiyor. Çünkü bereketli bir hareket, kolay harekettir. Ama oluyor. Peygamberimiz (sav) diyor ki Mehdiyet için “O” diyor “hiç alışılmamış bir usulle çıkacak” diyor. Çok acayip bir şey bu. “Hiç alışılmamış bir usulle çıkacak” diyor. Bediüzzaman da bambaşka olacak dedi” diyor ya bak hadiste de “hiç alışılmamış bir usulle çıkacak” diyor. Aynısıyla oluyor. Ama Allah’a tabii ısrarla sadık olmak lazım.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271198/sayin-adnan-oktarin-25-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271198/sayin-adnan-oktarin-25-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171225t_12.jpgMon, 26 Feb 2018 07:57:55 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 23 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 23 Aralık 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Hakkari’de vatandaşlara seslenerek şu açıklamaları yaptı: “Medeniyetimize yönelik bir saldırı altındayız. Türkiye yoksa Hakkari de yok, Hakkari yoksa biz de yokuz. Kandil mesafe olarak buraya çok yakın ama zihinleri buradaki kardeşlerimden çok çok uzak. Halbuki birlik olduğumuzda ne kadar güçlüysek ayrı olduğumuzda o kadar tehdit altında olduğumuzu biliyoruz. Vatanımızı bölmek isteyenler karşısında hep birlikte bizleri bulurlar. Onları açtıkları çukurlara gömdüysek bundan sonra da mağaralarına kadar kovalarız. Benim Hakkari’deki kardeşimin huzurunu kaçıramazlar. Yetti artık. Bu milletin huzurunu kaçıranlar artık bunu yapamayacaklar. Gerçek bir devlet, millet, birey olmak kolay değil. Günümüz şartlarında büyük fedakarlık gerekiyor. Yıllarca bize unutturulmak istenen tarihimizi, kültürümüzü birer birer hatırlatmaya başladık. O zaman gördük ki uzun zamandır bize başaramazsınız dedikleri ne varsa yapabiliyoruz.”)

Evet ama işte İslam Birliği, İttihad-ı İslam hayati konu. Bu olmadıktan sonra Allah ne bize rahatlık verir, ne İslam alemine rahatlık verir, ne Kudüs’te rahatlık olur, ne Bağdat’ta, ne Şam’da hiçbir yerde rahatlık olmaz. Allah’ın emri açık, “din Allah’ın oluncaya kadar” diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar mücadele edin. “Din Allah’ın oluncaya kadar” ne demek? İslam’ın bütün dünyaya hakim olması demektir. “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar” ne demek? İslam’dan başka hiçbir şey kalmayıncaya kadar mücadele edin demektir. Bak Allah diyor ki “ayrılıp-dağılmayın.” Birey birey İslamlık yok, fert fert, ayrı ayrı İslamlık yok. Bak “ayrılıp-dağılmayın kuvvetiniz elden gider” diyor Allah “yılgınlaşırsınız. Ayrılıp-dağılmak haram. Diyor ki “fert fert yaşarız” kardeşim İslam dini toplu yaşanan bir din, tek tek yaşanan bir din değil öyle bir yapısı yok. Bütünü dinin toplu yaşamaya göre, her şey bütün hükümler. Hatta Cenab-ı Allah diyor ki “kurşunla kaynatılmış binalar gibi, lehimlenmiş gibi mücadele edeceksiniz.” Ve “dünyanın bir yerinden bir Müslümana bir şey olduğunda hepiniz ortak ona karşı mücadele vereceksiniz” diyor kurtarmak için. Bu açık aleni farz. Ve Müslümanların başının bulunması da farz. Müslümanların başı yok. Bak Peygamberimiz (sav) zamanında fiili uygulama var. Resulullah (sav) vefat etti şehit oldu hemen Hz. Ebubekir (ra) seçildi. Eğer fert fert yaşanıyorsa baş olmuyorsa Hz. Ebubekir (ra)’ı halife seçmeye gerek yoktu. Niye seçtik, niye seçilmiş? Herkes evinde ayrı ayrı otursun yaşasın, İslam dini gelmiş herkes kendi evine çekilsin. Böyle bir şey yok. Bütün İslam alemi Hz. Ebubekir (ra)’ın sözünü dinliyordu bütün İslam alemi. Dinlemeyen fitneci kabul ediliyordu. Sonra Hz. Ömer (ra), Hz. Ebubekir (ra)’dan sonra Hz. Ömer (ra). Aksi mümkün mü? Değil. Dünyanın neresinde olursa olsun Hz. Ömer (ra)’ın sözünün dışında hareket eden fitneye girmiş oluyordu. Hz. Osman (ra) aynı şekilde. Hz. Ali (kv) aynı şekilde. Sonra bak fert fertçiler çıktı Hz. Ali (kv)’ye dediler ki “sana gerek yok.” Hz. Osman (ra)’a da dediler “sana gerek yok” münafıklar. Münafıklar fert fertçidir, ayrı ayrı olmasını ister. Hz. Ali (kv)’yi gidip şehit ettiler, çünkü “sana gerek yok” dediler. Hz. Osman (ra)’ı da gidip şehit ettiler “sana da gerek yok” dediler. Münafığın mantığı budur Müslümanların başı olsun istemez. Baş istemedikleri için şehit ettiler. Dolayısıyla böyle bir hataya şu an İslam ailemi düşmüş durumda, felaket çığ gibi. Mesela bak, “Kudüs sorunu” diyor. İttihad-ı İslam olmadıktan sonra Kudüs neye yarar? Ne yapılır Kudüs’te yani İttihad-ı İslam olmadıktan sonra? Turistik şehir şu an, turistler gidip-geliyor. İttihad-ı İslam olunca Kudüs Kudüs olur. Kuran’da bahsedilen Kudüs İttihad-ı İslam’ın Kudüs’üdür. İslam olmadıktan sonra Kudüs olmaz. Mesela İttihad-ı İslam olmasa Müslümanlık olmasa Kabe’nin de anlamı kalmaz. Müslümanlık kalmayınca Kabe’nin anlamı kalır mı? İttihad-ı İslam olmayınca da Kudüs’ün anlamı kalmaz. Nitekim olmuyor bak görüyorsunuz kavga var, sadece savaş var o ona o ona başka bir şey yok kargaşa var.

 

(Trump’ın Kudüs’ün İsrail’in başkenti yapma girişimine karşı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda oylanan tasarının kabulü dünya medyasında geniş yer aldı. İngiliz medyası şu manşetlerle haberi duyurdu. BBC şöyle söylüyor: “Dünya Trump’ın beyanını reddediyor.” The Guardian şöyle yazdı: “Amerika uluslararası camiada bir kez daha izole edildi. Trump’a iğneleyici bir fırça çekildi.” El-Kuds El-Arabi: “Trump’ın yalnızlığı derinleşiyor” dedi.)

Anlatılanın tam tersi halbuki. Bütün dünya ülkelerine rağmen olaylar İngiliz derin devletinin istediği şekilde ilerliyor. İlerleyemeyen ne var yani şu an? Kargaşa istediler yapıyorlar, savaş istedi yapıyor. Yani İngiliz derin devletinin isteyip de yapamadığı ne var şu an. İttihad-ı İslam olmadıktan sonra alınan karar hiçtir, hiçtir yani. Ve başkent ilan etme konusunda zaten İsrail kendi bölgesinde başkent ilan etti Kudüs’ü. Daha önce alınmış bir karar o. Değişen bir şey olmaz bununla. Ve Birleşmiş Milletler toplantılarında İsrail’le ilgili kararlarda zaten oy birliğiyle red oluyor her seferinde. İsrail’in hiç umurunda bile olmaz böyle bir şey. Bundan bir şey çıkmaz. Bağlayıcı bir yönü de yok bu kararın, etkileyici bir yönü de yok. Bağlayıcı karar İttihad-ı İslam’la olur, İslam Birliği’yle olur. İslam Birliği’ni istemedikten sonra istediğin kadar toplan karar al, o kararlar hiç hükmündedir. Şimdi karar aldılar ne oldu, değişen ne var bana söyleyin bakayım? Pratikte değişen ne var? Hiçbir şey değişmez. Bölgenin mutluluğu, selameti için, dünyanın sıhhat-ü selameti için İttihad-ı İslam, Allah’ın emrinin yerine gelmesi farz. Bu, İsrail’in kurtuluşu demektir, Hristiyan aleminin kurtuluşu demektir, İslam aleminin kurtuluşu demektir. Bunun dışında bir kurtuluş yok, adım adım adım helakete doğru giderler.

 

Bir Kişinin Mehdilik İddia Etmesi Dinden Çıkması Demektir. Müslümanlar İttifakla Bir Şahsın Etrafında Birleştiğinde Bu Şahıs Allahualem Mehdi’nin Öncüsüdür Deriz

Şimdi Hz. Mehdi (as) konusuna insanlar kafayı takıyorlar. “Hocam sen Mehdi misin, falanca Mehdi mi?” Kardeşim bakın, Nur Suresi 55. Ayette İslam’ın dünyaya hakim olacağından bahsediyor. İslam hakim olduktan sonra Ali, Veli, Mehmet, Mustafa herhangi bir kişi İslam aleminin başına geçtiğinde Mehdiyet tamamdır. Ne fark eder? “Hocam, siz Mehdi olmazsanız kabul edemem.” Bak densize bak yani. İslam hakim olmuş mu? Olmuş. Bütün Müslümanlar huzurlu olmuş mu? Tamam. Veli isimli birisi de Mehdi olmuş oh ne güzel elhamdülillah. Sonra da bütün Müslümanlar cennete gidiyor mu? Gidiyor. Mehdiyet budur kardeşim bu kadar. Ne fark eder? İlla falanca mı olacak? Kardeşim, fark etmez. Allah kimi takdir ediyorsa olsun ne güzel. Mühim olan İslam’ın hakim olmasıdır. Ama Kuran’ın hükümleri açık bak, “Din Allah’ın oluncaya kadar. Bu, “Din Allah’ın oluncaya kadar” zaten bitiriyor konuyu bak “Din Allah’ın oluncaya kadar” yani bütün dünyada Kuran yaşanıncaya kadar. Ve “fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar, anarşi, terör, savaş her şey kalkıncaya ve dünya kardeş oluncaya kadar Allah yolunca mücadele edin” diyor. Buyurun size Mehdiyet işte. “Hadis yok” diyor. Kardeşim tamam hadisleri reddet kabul, ayet işte açık çok açık. Nur Suresi’nin 55. Ayeti, ayette açık açık Allah “dünyaya İslam’ı hakim edeceğim” diyor “samimi olursanız “ve korkuların ardından sizi güvenliğe kavuşturacağım, bütün dünyaya hakim olacaksınız” diyor. Buyur Mehdiyet işte. Ha “başına kim geçecek?” Kardeşim, şimdi bir şey söyleyeceğim. Fark etmez, kim olursa olsun Allah’ın takdirine sen boyun eğ, Allah’ın takdirine boyun eğ. Allah “şu” diyorsa odur. Ha oldu, “ben bunu beğenmedim.” O senin ahlaksızlığından, o senin kahpeliğinden, vicdansızlığındandır. Allah’ın getirdiği doğrudur, Allah birini getirdi mi tamam uyarız ne fark eder. Amacımız olmuş mu? Amaç olmuş bırak kim olduğu önemli değil kim olursa olsun. Allah’ın getirdiği Mehdi’dir.

 

(Dün 22 Aralık 1914 tarihinde başlayan Sarıkamış Harekatı’nın yıldönümüydü Adnan Bey. Harekat toplamda 18 gün sürüyor. 60 bin kahraman Osmanlı askerinin donarak ve hastalanarak hayatını kaybettiği harekatın üzerinden 102 yıl geçti.)

102 yıl. O olay da tabii çok normal bir olay değil. Belli ki o askerler orada donacak ısı belli, olay belli Allahuekber Dağları akıl almaz yüksek yerler. Ve eksi 30 derece falan soğuk, eksi 40 dereceye kadar gidiyor. Bu normalde yapılacak bir şey değil. Yani buna bir bakılması lazım bu niye yapıldı? Bu kafanın mantığı nedir? Yani bu emirleri kim verdi neden verdi? Çünkü bir insanın dayanacağı bir nokta vardır, değil mi? Şimdi sen İstanbullu gençleri alırsan Allahuekber Dağları’na eksi 40 dereceye götürürsen Allah esirgesin şehit olurlar çocuklar. Kaldıramayacağı belli, bunun bir açıklaması yok. Adana’dan alıp-getirmişsin, İstanbul’dan alıp-getirmişsin sıcak ortama göre alışmış soğuk bilmez. Üstü-başı da yok sırf palto var üstlerinde, üstüne silahı, mühimmatı yüklemişsin dağın tepesine çıkarmışsın, burada bir acayiplik var. Biz bunu araştırmadık. Tarihçilerin araştırması lazım. Bunun amacı nedir, bile bile neden bu iş yapılmıştır? Allah şehadetlerini mübarek etsin. Şehitlikleri kesin ama olayda bir gariplik var.

 

Musevi Kaynaklarında Hz. Mehdi (as)

Hz. Süleyman (as)’a soruyorlar “Moşiyah Mehdi’nin karakteri kime benzer?” Hz. Süleyman (as) cevap veriyor “Moşiyah benim gibi neşeli ve şakacıdır” diyor. Bak “neşeli ve şakacıdır. Ama karakteri en çok Musa’ya benzer.” Musa (as)’da olduğu gibi onun da yanağında bir et beni var küçük bir et beni. Hz Musa (as)’da da var bak genetik kod olarak geliyor Allah’ın hikmeti.

Musevilerin sözlü geleneklerinde bir de sözlü Tevrat vardır bu gizlidir herkese vermezler Museviler. Ben bir kere öyle açıklama yapmıştım İsrail basınında yer almıştı “sözlü Tevrat’ı biliyor” diye acayip şok olmuşlardı. Ben dedim ki “Kudüs’te kurbanları keseceğiz etlerini pişireceğiz kokusu Jeriko’ya kadar gelecek” dedim. Yani “iman her yere yayılacak” dedim. Ona hayret ettiler. Nereden biliyorsun diye. Sözlü Tevrat’ı nereden biliyorsun diye.

Moşiyah’tan Musevi geleneğinde, hikmetle gerçeğin kokusunu alabilen kimse, koku duyusu gelişmiş kimse olarak bahsediliyor. Hikmetle. Bu özellikle üst düzey hahamların bildiği bir sözlü gelenek. Üst düzey hahamlar yalnız Mehdi (as)’yi bütün detaylarıyla biliyorlar. Alametleri, kaşı, gözü su gibi bilirler. Hz. Musa (as) bildirmiş zamanında Peygamberimiz (sav)’i de biliyorlar o yüzden Hz. Muhammed (sav)’i. Ayette geçiyor “çocuklarını bildikleri gibi bilirler” diyor. Ama yüksek dereceli hahamlar. Aynı kaş, göz, ağız, burun, boy pos. Tamamen tarif edilmiştir. Aynısıyla biliyorlar. Mehdi (as)’yi de tam anlamıyla biliyorlar. Tipi, kaşı, gözü, yeri, nerede çıkacağı. Mesele Haham Hollander Sanhedrin mahkemesinin başkanı bizim evden o üstten evin aşağı tarafına inerken dedi ki bana “Moşiyah” dedi “aslında işin doğrusunu söylemek gerekirse” dedi “İstanbul’da çıkacak” dedi. “Burada çıkacak” dedi. “Yanlış biliyorlar Kudüs’te orada burada değil” dedi “burada çıkacak” dedi durduk yere.

 

(Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, ABD'nin Kudüs konusunda yeni açıklamalar yapabileceği yönünde bilgiler bulunduğunu söyledi. Yaptığı açıklamada şunları söylüyor: "ABD yönetiminin, İsrail'i Yahudi devleti olarak tanıyabileceği, tüm Yahudi yerleşim birimlerinin Kudüs'e ait olduğunu ve Filistinli mültecilerin dönüş hakkı olmadığını açıklayabileceği yönünde ilgili kesimlerden elimize ulaşan bazı bilgiler var." dedi. Heniyye, söz konusu "ilgili kesimler" hakkında ise herhangi bir bilgi vermedi.) 

Mevcut statüyü değiştirmeye kalkmak bu çok yanlış olur. Bilakis kardeşliği pekiştirecek, dostluğu pekiştirecek bir arada rahatça huzur içinde yaşayabilecekleri tedbirleri almak lazım. Kavgayı körükleyen bir üsluptan ziyade dostluğu, kardeşliği teşvik eden bir üslup ve İttihad-ı İslam’ın bir an önce oluşması için ne gerekiyorsa onu yapmak çok önemli. Yoksa bunlar kör açmaz ve süper tehlikeli şeyler. Bunlar her taraf için acı ve ızdırap kaynağı olur İslam aleminin de kurtuluşu İttihad-ı İslam’dır. Bediüzzaman gece gündüz hep İttihad-ı İslam demiştir. Başka bir şey dememiştir.

 

Allah Ayette, “Her Zorlukla Birlikte Bir Kolaylık Vardır” Diye Bildiriyor. Zorluk Dinin Güzelliğinin Bir Bölümüdür, Zorluğu Yendiğimizde Güzelliğe Ulaşırız

Allah “her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” diyor ayette. “Yine her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” diyor. Zaten zorluk dinin güzelliğinin bir bölümüdür. Yani zorluğu yendiğimizde biz güzel ahlaka ulaşırız. Zor olanda başarılı olmak çok önemlidir. Ama Allah “Hz. İbrahim'in dini gibi kolaydır” diyor “Allah sizin için zorluk dilemez kolaylık diler” diyor ayette. Zorluk gibi görülen kolaylıklardan oluşur din ve hayat. Ama şirk koşarsa insan “şunu ben yapacağım, şunu şu yapıyor” insanları putlaştırırsa hayat onun için belaya dönüşür ve çok ızdıraplı ve zorlu bir hayat olur. Bundan kurtulmanın yolu Allah'a tam tevekkül edip, kadere uymaktır. Kadere uyduğunda zor gibi görünen her şeyden rahatça geçersin. Çünkü sen bir gemiye binmişsin gemi suları yara yara gidiyor. Kader böyledir. Gemi sallanır, ileri geri gider, batıyor gibi görünür hiçbir şey olmaz ama sonuna kadar gider. Orada tevekkül etmek çok önemlidir. Tevekkül ederse şahıs hiçbir zorlukla karşılaşmaz.

 

(“Şeytanın doğru yola pusu kurup oturması nasıl bir şey olur?” izleyici sorusu)

Doğru yol Kuran’dır. Kuran’ın doğru yoluna gelip oturdu, nasıl oturdu? İşte gelenekçi Ortodoks sistemle ve Darwinist, materyalist sistemle oturdu, yolları eğriltti. Sağdan saptırdı, soldan saptırdı bir kere kadınlara kafayı taktı en başta, kadınları kendince mahvettiğini zannetti. Sözüne bak şeytanın; “Cehennemin yüzde 99’unu kadınlar dolduracak” diyor, öfkesine bak şeytanın. Bunu da hadis diye rivayet ettiriyor, halbuki şeytana ait bir söz bu, Peygamberimiz (sav)’e ait bir söz değil. “Kadın ne derse tersini yapın” diyor, bu Peygamberimiz (sav)’e ait bir söz değil, bu şeytana ait bir söz. Peygamber (sav) böyle bir söz söyler mi? Hz. Ayşe’ye karşı son derece saygılıydı. Hz. Hatice’ye son derece saygılıydı, hanımları ne derse yapıyordu, Peygamberimiz (sav) son derece hürmet ediyordu. Hz. Hatice’ye gösterdiği hürmeti anlatamam, zaten vahiy alıp geldiğinde “beni örtün beni örtün” diye çok heyecanlandı Peygamberimiz (sav) baygınlık geçirdi adeta, Hz. Hatice “sana müjdeler olsun sen peygambersin” dedi. “Gördüğün Cebrail (as)’di” dedi, “Cibril Emin” dedi, “seni tebrik ediyorum” dedi. “Sana gelen bu söz de vahiy” dedi, “Allah’ın vahyi” dedi, bak o kadının mübarekliğine bak ve Peygamberimiz (sav) de sarıldı hanımına Allah’a hamd etti, şükretti. Dolayısıyla, şeytan yolu eğriltmek istedi ama dünyayı tepesine geçirdik, elhamdülillah ve devam edeceğiz. Münafıklarını üzerimize saldı, şeytan münafıkların bedenine girerek üzerimize saldırmak istiyor, orda da kafasını ezeriz, kanunla, hukukla, ilimle, irfanla her yerden.

 

(“Sırat Köprüsü’nden nasıl geçişler var?” izleyici sorusu)

Sırat köprüsü diye bir köprü yok. Öyle yıldırım hızıyla geçme, öyle bir şey yok. Normal, müminlerin imtihan edilmesi var. Eğer müminse, Müslümansa, zaten yaptığı iyilikler sadece ona anlatılıyor sorgulama şeklinde. “Sen bu iyiliği yaptın mı? Şu güzelliği yaptın mı? Şu hayrı yaptın mı?” Sırf gönlünü almak içindir bu, iltifat amacıyladır. Ama küfürde burnundan getirilir. Yani “terler” diyor hadiste Peygamberimiz (sav) “yerlere akar üstündeki terler” diyor. Yani “su gibi olur yer” diyor. Aylarca yıllarca sorgulanıyorlar. Zaman genişletiliyor. Her yaptığı kepazeliğin hesabı sorulur. Münafıkların mesela her yaptığı ahlaksızlığın her harfi, kelimesi tek tek sorulur. Her yaptıkları eylem, alçaklık tek tek sorulur. Ve çeşitli yönleriyle ve çeşitli haklar açısından da ayrı ayrı sorgulanıyor. Mesela bir şahıs adına, bir başka şahıs adına, bir başka Müslüman adına, İslam, Kuran adına, Allah’ın hukuku adına ayrı ayrı sorgulanıyorlar. Sadece bir şahıs hukuku adına sorgulanmıyorlar. Muhtelif Müslümanların hukuku adına ayrı ayrı sorgulanıyorlar. Aynı suçtan. Sırf bunaltmak için dolayısıyla Allah’ın adaleti tam tesis etmiş oluyor, tam tecelli etmiş oluyor. Öyle kestiği koyunun üstüne binecek, işte kıldan ince kılıçtan keskin bir sırat köprüsü olacak. Üstüne binip geçecekler. Yani bu İslam’la alay etmek için ortaya atılmış münasebetsiz izahlar. Ve adamlar da kendilerince bununla netice alacaklarını zannetmişler. Şeytanın bir oyunu, iyi niyetle bu oyuna gelenleri tenzih ediyoruz ama şeytanın, İslam diniyle alay ettiği oyunlardan bir tanesi de budur. Kendince züppedir şeytan çünkü İslam diniyle alay eder. Bu ve buna benzer hususları ortaya atarak, Müslümanlıkla kendi akılsız kafasıyla alay ettiğini zannediyor. Şeytanın kafasına biz bütün oyunlarını geçireceğiz ve geçiriyoruz. Ama iyi niyetle bilmeden buna uyan, inanan Müslümanları biz tenzih ediyoruz.

 

(“Kalbinde hastalık bulunanları anlatır mısınız?” izleyici sorusu)

Onlar münafık olmaya müsait ama münafık olamayan, olmak istemeyen ama içinde de eğilim bulunan bir insan kitlesidir. Münafıkların şeytani kurnazlığı şöyle oluyor genel halk mantığı ile dini karıştırıyorlar. Avam üslubu ile yani sahtekar ticari üslupla, çıkarcı üslupla Kuran’ı karıştırdığında halkın daha rahat uyum göstereceği ama daha rahat çökebileceği bir karaktere yaklaştırıyor insanları. Mesela ağabeyli falan konuya giriyor “ya ağabey olur mu böyle şey?” diyor. Peygamber (sav) diyor ki; “sabah erkenden cihada gideceğiz” “ya ağabey duyuyor musun?” diyor “Muhammed’in dediğini” terbiyesiz Resulullah (sav) demiyor “ya ağabey bizi bile bile ölüme götürmek değil mi bu?” diyor. Ahmak burada boş bulunuyor aklı bir gidip geliyor şöyle “hakikaten şimdi hava da sıcak ölüme gideceğiz doğru söylüyorsun” diyor bu sefer aynı onun ağzı ile konuşuyor. “Muhammed bizi hakikaten acayip bir yola soktu” diyor bakıyor o ağzı müsait “ne malum bunun Peygamber olduğu” diyor haşa. Adamın beyni uçuyor dönmeye başlıyor bu sefer de yaklaşık bir-bir buçuk dakika falan sürer bu şeytana teslim oluyor, ruhunu veriyor. Kapıyor şeytan kaptırıyor beyni gidiyor. Ondan sonra adamı silkeliyorsun ayağını yerlere bastırmaya çalışıyorsun ölü mahvolmuş. Artık ne ayet söylersen söyle ne yaparsan yap kurtulamaz mahvolur. İlk anda kaptırmaması çok önemlidir kaptırdıktan sonra çünkü Allah beynini alt üst ediyor ruhu gidiyor mahvoluyor. O yüzden münafıklar böyle  tek tek yoklarlar bir bir. Bizim arkadaşlarımızda da öyle tek tek yokladılar hepsi hoşt diyor gidiyorlar. Çok ahmak oluyorlar kendi aklı gibi zannediyor insanların aklını akıl edemiyor avanak olduğu için, aklı zayıf insanları kendilerince etkilemeye çalışırlar. İşte o etkilenebilecek kitleye de kalbinde hastalık olanlar deniyor. Mesela Peygamber (sav)’le ilgili normalde herkes saygılı konuşuyor Peygamber Efendimiz Hazretleri (sav) diyorlar adam diyor ki; “Mustafa” diyor haşa babasının oğlu ile konuşur gibi Mevlana eserlerinde var. “Mustafa’yı sıkıntı bastığında kendini kayalardan atmaya kalkardı” diyor adamın kafa birden  allak bullak oluyor diyor ki; “Ben Resullulah diyorum ama bak Mustafa diye konuşuyor ben de konuşayım o zaman” diyor “intihara sık sık teşebbüs eden bir insan var burada” diyor “ben bunu mu tercih edeyim, Mevlana’yı mı tercih edeyim? Ben Mevlana’yı tercih edeyim” diyor “çünkü baksana defalarca intihar etmeye kalkmış o” diyor “o da Müslüman” diyor “Mevlana da Müslüman” onun için Avrupa’da şu an Hz. Muhammed (sav)’e karşı olanlar hep Rumi ve Mevleviler. Bütün homoseksüeller Avrupa’da hep Rumi ve Mevleviler. İslam’a, Kuran’a karşı olanlar Allah’a karşı olanlar hep Rumi Mevlevi. Çünkü o üsluptan etkilenmişler hasta olanlar, kalbinde hastalık olanlar tabii iyi niyetle bilmeden o yola girenleri tenzih ediyoruz. Olayın gerçeğini bilmeden Mevlevi olanları tenzih ediyoruz. Ama oradaki açık küfür ifadelerini görünce akılları gidiyor. Mesela diyor ki; “Bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok” diyor. Adam onu düşünüyor diyor “Hz. Mevlana söylüyor bunu. Bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok. O zaman ben de reddedeyim” diyor haşa “reddettim ben de Müslümanlığı” diyor  kafa geliyor gidiyor, kafa geliyor gidiyor tak ruhunu teslim ediyor. Rumiliğin şeytanın oyununda kullanılacak bir malzeme olduğunu iblis ta başından beri biliyor. Onun için Rumiliği insanları dinsiz imansız yapmada geniş çaplı Avrupa kullanıyor İngiliz derin devleti kullanıyor. Ama Anadolu Rumiliği böyle değil Anadolu Rumiliği beş vakit namazında niyazında, helale harama dikkat eden Müslümanlık tarzıdır. Ama İngiliz Rumiliği Mevlana’nın kitaplarında yazdıklarını gördükleri bazı hükümleri -ki açık var- ama biri mi koydu, sonra ilave mi ettiler Celalettin Rumi mi yazdı. İblis’e mi yazdırdılar deccale mi yazdırdılar? Bilmiyoruz, kimin yaptığını bilmiyoruz. Ama açıkça Allah’ın inkarı var.

 

(“Hayat neden bu kadar hızlı geçiyor?” izleyici sorusu)

İşte öyle olmasa çok korkunç saldırgan olur insanlar. Hızlı geçmesi çok iyi, yaşayamazdık yoksa cehenneme dönerdi ortalık. Yani o bizim güvencemiz. İnsanlar içinde rahat yaşayabiliyorsak bir; insanların aczi, iki; hayatın hızlı geçmesi çabuk yaşlanmak, üç; ölümün çabuk gelmesi. Bunlar insanların rahat yaşamasını sağlayan mühim, en mühim unsurlardır. Yoksa dünyada bize hayat olmazdı çok çok zor yaşardık. Bunlarla insanlar sakinleşiyor. Yaşlanmak, acz ve ölüm. Yaşlanmak da hızlı geliyor o çok hayati bir şey. Ve bir de hastalıklar işte acz derken onlar. Aczin içinde sayalım onları hastalıklar. Onlarla ancak ucu ucuna dengeleniyor insanlar ucu ucuna.

 

Cehennem Derece Derecedir. Cehennemin Bazı Yerleri Karanlık, Sıkıcı, Dar Sokaklardan Oluşan İzbe Mahalleler Şeklindedir

Mesela adam dinsiz oluyor Allah’ı inkar ediyor ama hiç kimseye kötülüğü yok, bir zulüm yapmamış sakin onlara düz cehennem mahalleleri vardır dümdüz. Genellikle karanlıktır, sisli, karanlık ama cenneti görebilecekleri gibidir. Fakat ateş olmaz orada. Çok soğuk da yok çok sıcak da yok ama dümdüz yaşıyorlar o şekildedir. Bazı yerleri hatta daha da iyidir cehennemin daha düzgün yaşanabilecek gibidir. Mesela Peygamberimiz (sav)’in amcasının olacağı cehennem bölümü o tarzda. Bediüzzaman’ın söylediği de öyledir. Tabii Peygamber (sav)’in hadislerine dayandırarak söylüyor. Daha makul oluyor. Ama münafıkların kaldığı katlar alt katlardır derinlerde facia. Çok korkunçtur. Cehennemin yedi kapısı var her bir kapı bir grup için ayrılıyor. Münafıklar için de ayrı bir kapısı vardır.

 

Allah Dünyada Bizim Cennette Gibi Yaşamamızı İstiyor. Kötü Olan Şeyleri İnsanlar Neden Yapıyor Anlaşılır Gibi Değil

Bizim cennette gibi yaşamamızı istiyor Allah dünyada, ahirette de sonsuza kadar cennette yaşamamızı istiyor. Kötü olan şeyleri insanlar yapıyor ben anlamıyorum mesela bomba yapıp adam öldürüyor. Niye bomba yapıyorsun? Yiyecek yap, içecek yap. Adamları niye öldürüyorsun, niye eziyorsun? Niye adamları korkutmaya çalışıyorsun, niye istila etmeye kalkıyorsun? Bırak koskoca dünyaya her yer herkese yeter. Bir kepazeliktir şeytanın bir oyunudur gidiyor dünyada. Buna karşı işte Mehdiyet’in daha aceleci, daha kararlı, daha hırslı hareket etmesi bir güzellik, bir ibadet. Biz de Mehdi (as)’nin talebesi öğrencisi olduğumuz için var gücümüzle gayret ediyoruz ve edeceğiz inşaAllah.

 

Münafık Kendisini Cesur ve Ahlaklı Göstermek İster. Kin ve Nefret Doludur Ama Kendisinin Dürüst, Cesur, Ahlaklı Olduğunu İddia Eder. Allah Münafığı Müslüman’ın İlimle İrfanla Ezebileceği Gibi Yaratmıştır

Münafık aslında kendini hakikaten dürüst göstermek ister. Cesur göstermek ister, ahlaklı göstermek ister. Çokbilmiştir zaten onlar çokbilmiş. Ve ukala, züppedirler. Kin doludurlar, nefret doludurlar. Tek bir şeyle değil bir kere münafık İttihad-ı İslam’ı istemez. Müslümanların birliğini istemez ve Müslümanların dağılmasını ister. Ama bunu yaparken Allah onları zaten yaralı yaratmıştır yani Allah onları Müslümanların eline verecek şekilde yaratmıştır. Birçok pisliğiyle, birçok hastalığıyla yaratmıştır Allah onları dolayısıyla münafığı ezmek Müslüman için kolaydır. İlimle irfanla, kanunla hukukla. Zaten dışlanan ve aşağılanan insanlardır münafıkların etrafında insan olmaz. Herkesin tiksindiği insanlardır. Lafazandırlar böyle lafçıdırlar ama hemen ahlaksız karaktersiz oldukları anlaşılır. Kafalamacı, üçkağıtçı ve sahtekardırlar. Samimiyetsizlikleri kısa sürede ve çok detaylı delille ortaya çıkar. Mesela İslam’ı yaşamak isteyen bir halleri yoktur. Müslümanlığın çoğalmasını isteyen bir halleri de yoktur. Müslümanlığın dağılmasını ister. İslam’ın da yaşanmasını istemez. Ama İslam’la, Kuran’la bunu anlatmak ister. Her yerden tıkanmış haldedir münafık. Ne yapacağını şaşırır küfrü mü yaşasın, Müslümanlığı anlatıyor gibi olsa Müslümanlığa hakikaten fayda verecek. Bu sefer onu da yapmak istemez. Tam bir bocalama, çırpınma ve avanakça bir debelenme içindedir münafık. Dolayısıyla aklı başında insanlar onlardaki o delice stresi, delice debelenmeyi hemen görürler. Çok abartılı olur münafığın alameti ve uzak dururlar.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271131/sayin-adnan-oktarin-23-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271131/sayin-adnan-oktarin-23-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171212t_08.jpgSun, 25 Feb 2018 12:02:49 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 22 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 22 Aralık 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti Genişletilmiş İl Başkanlığı Toplantısı’nda konuştu. Şunları söyledi: “Amerika’nın Kudüs konusunun genel kurulda görüşülmesi öncesi gösterdiği tavır da insanlığın vicdanında derin yaralar açmıştır. Demokrasi tarihine bu çok çirkin bir tespit olarak girecektir. Ve affedilmez bir tespit olarak demokrasiler tarihinde yerini alacaktır. Açıktan tehdit ettiler. Biz hem dolarları vereceğiz, milyon dolarlar vereceğiz buna rağmen karşımıza dikilecekler. İnsanoğlunun hele hele devletlerin demokratik iradeleri ne zamandan beri paralarla satın alınmaya başlandı?” dedi.)

O hakikaten çok büyük bir skandal. Dünya çapında büyük bir rezalet yani. Çok ciddi bir rezalet oldu. Dünyadaki duyarsızlığın boyutunu da gösteriyor, ahir zamanın şiddetini de gösteriyor. “Paranızı keserim…” Ama insanların da uyandığını ve kişilik kazandığını da gösteriyor. Bak hepsi reddetti. 9 ülke var, şimdi onlar da tabii durumu nasıl açıklayacaklar ona da bakacağız. Samimi kanaatiyse yapsın ne diyorsa desin ama tehditle, parayla kanaat değiştirmek çok küçük düşürücü.

 

(Cumhurbaşkanı konuşmasının devamında şöyle söyledi: “Filistin’de dipçik darbeleriyle canları yakılan çocukların, Suriye’de bombardımanla yıkılan evlerin harabeleri içinden cansız bedeni çıkarılan masumların, Irak’ta evlatlarını kendi elleriyle toprağa veren gözü yaşlı ihtiyarların âhı arşa yükselirken kimse huzurla devam edemez. Şimdi ben de buradan Sayın Trump’a sesleniyorum; Sayın Trump, bunları sen görmüyor musun? Biz görüyoruz sen görmüyor musun? Bunlara siz eyvAllah mı edeceksiniz? Niçin bunlara sessiz kalıyorsunuz? Zulme rıza zulümdür bu böyle bilinmeli. Bu bir mazlumdur, bu bir terörist değildir. Dolayısıyla bu mazluma karşı bu tavrı ortaya koyan İsrail askeri de burada teröristtir.”)

İşte bu meselenin kökten çözümünü gerekiyor. Yoksa bu yıllardan beri duyduğumuz şeyler. 1960’larda da duyuyorduk, 70’lerde de duyuyorduk. İşte “İsrail acımasızdır” işte “gaddardır, bombalar asar keser, MOSSAD darmadağın eder.” İttihad-ı İslam’ı oluşturalım konu kökünden bitsin. Mesele bitsin yani. İttihad-ı İslam’a yanaşmayınca Allah belayı her yerden veriyor yani bir yerden vermez. Yetmiş yerden birden belayı veriyor. Dolayısıyla İttihad-ı İslam kesin çözümdür, kökten çözümdür. İttihad-ı İslam olduğunda Müslümanlar da huzura erer, İsrail de huzura erer herkes huzura erer. İttihad-ı İslam dışında ne İsrail’e rahat var, ne İslam alemine, ne Filistin’e, ne dünyaya hiç kimseye rahat yok. Amerika da huzursuz yaşayacaktır, İngiltere de huzursuz yaşayacaktır, herkes huzursuz yaşayacaktır. Dünyanın huzuru çözümü Kuran ahlakının hakim olduğu İttihad-ı İslam’dır. Bunun dışında hiçbir açıklama meseleye çözüm getirmez hiçbir izah insanlar tarafından kabul görmez.

 

Dini Yaşayan İnsan Dengeli Olur, Aklı Açılır, Bereketi Artar, Hayatı Güzelleşir. Sağlık Sıhhat Kazanır, Cesur Olur, Sabırlı Olur, Muhakeme Gücü Gelişir

Dini yaşayan insan dengeli, rahat olur, aklı açılır, bereketi açılır, hayatı güzelleşir, sağlık sıhhat kazanır. Ama yavaş yavaş yapar Allah onu sezilmeyecek şekilde yapar. Muhakeme yargısı mükemmelleşir, cesur olur, sabırlı olur. Sevginin gerçek boyutunu görür yani sathi sevgiden gerçek sevgiye geçer. Cennet nimetleri dünyada yavaş yavaş o mümine sunulmaya başlanır Allah tarafından. Her yeri hayır olur, sağı hayır solu hayır, her yerinde bereket olur, ruhunda bereket olur, hayatında bereket olur. Allah onu kutsal ruhla destekler. Mümin olmak dünyanın en büyük nimetidir.

 

(“Hz. Yusuf (as)’ın gömleğindeki hikmet nedir acaba?” izleyici sorusu)

Kuran’da o tabii çok ısrarlı vurgulanıyor. O önemli bir şey. Bir rivayette de Hz. Yusuf (as)’ın gömleğinin bulunacağı var. Ama tabii orada bir hikmet açıkça görülüyor. Çünkü diyor ki “götürün bu gömleğimi babama iletin yüzüne sürün gözü açılacaktır” diyor. Hakikaten götürüyorlar gömleği yüzüne sürdüklerinde gözü açılıyor. Şimdi burada gömleğin canlı olduğu anlaşılıyor. Yani herhangi bir gömlek olmadığı anlaşılıyor. Şuurlu bir varlık olduğu da anlaşılıyor. Ve koku, Hz. Yusuf (as)’ın kokusu gömlekte devam ediyor üstünde o da şaşırtıcı. Güzel bir kokusu var Hz. Yusuf (as)’ın kendine has. Gömleğin sırrı daha sonra daha da açık belli olacaktır. Şimdilik bu kadar anlatsak daha iyi, inşaAllah.

 

2023’ten 2071’lere Kadar Türkiye’de Olumluya Tırmanış Devam Edecek. 2071’den Sonra İlerleme Biraz Durulacak ve 2082’ye Kadar da O Şekilde Devam Edecek

2023’ten sonra zaten Türkiye’yi kimse tutamaz. 2023’lerden sonra 2071’lere kadar tırmanış devam edecek. 2071’lerden sonra sakinleşir. 2082’ye kadar da devam edecek, inşaAllah 2082’ye kadar. Tayyip Hocam “2071” diyor zaten. “2023 ve 2071” diyor. Mehdiyet’in tarihleridir bunlar. Bediüzzaman’ın işaret ettiği tarihlerdir çok net. Tayyip Hoca’ya çok sıkı sahip çıkmak lazım çok. Yani İngiliz derin devletine karşı meydan okuyan tek delikanlı şu an dünyada, siyaset alemindeki tek kabadayı tektir başka yok yani. Bütün dünya ondan cesaret alıyor gayet güzel. Onun için milletçe Tayyip Hoca’nın yanında olmamız şart. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye teşekkür ediyorum Allah razı olsun ondan. Tayyip Hoca’ya kol-kanat geriyor çok sahip çıkıyor. Büyük Birlik Partisi’ni tebrik ediyorum Tayyip Hoca’ya sahip çıktıkları için. Aynı şekilde de Saadet Partisi’yle de görüşelim. Mutlaka sahip çıksınlar. Bak, şahsına, partisine değil bu. Parti, hangi partiden olursa olsun benim hiçbir sözüm yok. Tayyip Hoca’nın şahsını mutlaka kabadayıya sahip çıkacağız, inşaAllah.

 

(“Son yüzyılın savaşları olacakmış dini açıdan. Gerçeklik payı nedir?” izleyici sorusu)

Büyük bir iştahla bu savaşı çıkartmak istiyorlar. Biz de bütün gücümüzle durduruyoruz şu an. Bak dört atış yaptılar dört salvo dördünü de durdurduk. Eğer bu kıvılcım devam etse devam ettirecekler. 2-4-8-16 başlangıcında durdurmak çok önemli. Gelişmeden durduruyoruz elhamdülillah. İlk hamlede durduruyoruz. Ha buna rağmen yine yapacaklar onu söyleyeyim yani buna rağmen yaparlar. IŞİD’in etkisiz hale gelmesinde bizim emeğimiz çok büyük. Çünkü IŞİD’i biz fikren yendik, ideolojisini yendik IŞİD’in. El-Kaide’nin, Taliban’ın ideolojilerini yendik. O yüzden sindiler dikkat ederseniz. Ha tamamen vazgeçtiler mi? Değil ama sindiler. Geri çekilmelerinde ana nedeniz, bak çekilmelerinde ana nedeniz. Yoksa çok cinnet geçirmiş bir halleri vardı. Fikirle etkisiz hale getirdik.

 

Topkapı Sarayı’nda Uygun Bir Yer Osmanlı Stilinde Dekore Edilip Cumhurbaşkanlığı Bürosu Haline Getirilebilir. Tayip Hocam da İstanbul’a Geldiğinde, Kendisini Orada Ağırlamamız Güzel Olur

Yalnız Tayyip Hoca’yı bu Topkapı’da bir büro açarak İstanbul’a geldiğinde orada ağırlamamız doğru olur. Bunda bir şey yok bu bir gelenek olsun. Sonra kendinden sonra gelenler de, Allah ömrünü uzun etsin, değil mi onlar da orada ağırlanırlar. Topkapı’da ne olacak mesela 200 metrekare bir yer. Çok geniş bir yer orası biliyorsunuz git git bitmiyor. Bir yeri böyle çevirip güzel Osmanlı süslü güzel bir şey yaparak biçimini bozmadan Cumhurbaşkanlığı Bürosu haline getirebiliriz. Tayyip Hocam orada olsun halk da gelsin, Mehter takımını Tayyip Hoca’nın ayakta dinlemesini istiyorum ben. Mesela Cumaları oraya gelebilir. Cuma namazına geldiğinde mehteran eşliğinde gideceği yere gitsin. Yakışır Tayyip Hocam’a, inşaAllah.

 

(“Evimizde Allah sevgisini nasıl yaşayabiliriz?” izleyici sorusu)

Ev ayrı bir şey, evde kendini daha güvende hissettiği için evi ayrıca sormuş. Allah sevgisini tabii her yerde yaşamak lazım. Ama evde insanlar daha rahat düşünebilir, daha derin düşünebilir, daha sakin düşünebilir. Eve zaten Kuran’da dikkat çekilmiştir. Hz. Musa (as)’a “Allah’ın anıldığı evler yapın” diyor Cenab-ı Allah. Peygamber (sav) hanımlarına mesela “evlerinizi mesken olarak mescit olarak kullanın” tarzında bir ayet var. Ama tabii bunu dar planda görmek yanlış olur. Sokakta da, arabada giderken de, arabada nasıl Allah sürekli beynimize bir görüntü gösteriyor, bunu görerek Allah’a sevgimizi arttırarak. Binalar, mesela her binada televizyon var, her televizyonun kumandası var her evde. Düğmeye bastın mı televizyondaki görüntü değişiyor, televizyondaki görüntüyü de Allah yaratıyor, kumandanın ona etki etmesini de Allah yaratıyor. Yani onun sebep sistemiyle hiç alakası yok ama makul olması için Allah sebep sistemi yaratmıştır. Bunların hepsi bizim Allah’ı çok sevmemize neden olur. Ama insanın ufku tabii dardır. Sabah kalktığında evin tavanını görür, gökyüzünü göremez, gökyüzünü düşünemez. Gökyüzünü görse bile mavi gökyüzünü görür veyahut işte bir siyahlık şeklinde gökyüzünü görür. Bütün bu kainatın büyüklüğünü tam düşünemez. Mesela teleskopla falan bakanlar daha rahat düşünebiliyorlar, büyük teleskoplarla bakanlar daha onun heyecanını duyarlar. Onun için fotoğraflar kullanmak lazım. Ama bütün bu evren hepsi bir gülün çiçek tozundaki küçük bir atomun içinde olabilir, bütün bu evren. Ona göre Allah’ın büyüklüğünü düşünmek lazım. Ona göre Allah’a teslim olmak lazım. Allah’tan insanların korkusu oluyor, Allah’a inanabiliyorlar ama Allah’ı sevmede bir boşluk var bir facia yaşanıyor. Halbuki Allah’ın amacı zaten Kendisinin sevilmesi fakat en fazla peygamber sevgisine kadar götürebiliyorlar. Mesela Resulullah (sav)’ı “aşkla seviyoruz” diyorlar “çok seviyoruz” bir türlü “Allah’ı aşkla seviyoruz” diyemiyorlar. Ben Allah’ı aşkla seviyorum, derin bir aşkla seviyorum. Peygamber (sav)’i seviyorum, Allah’ın tecellisi olduğu için seviyorum Peygamber (sav)’i. Peygamber bağımsız bir varlık değil, Allah’ın tecellisi. Dolayısıyla bakın dikkat edin, Allah sevgisinden eserlerde hiç bahsedilmiyor. Televizyon programlarında da bahsedilmiyor. Allah’a coşkulu bir sevgi göremiyoruz. Ama peygambere hakikaten sevgi var ama onu putlaştırıyorlar, ayrı bir şey gibi görüyorlar, Allah’ın tecellisi olarak görmüyorlar. Allah’ın ruhunu taşıyan bir varlık olarak görmüyor. Bu çok büyük bir hata.

 

(“Cennette kadınlar eşlerini nasıl seçecek?” izleyici sorusu)

Cennette kadınlar eşlerini nasıl seçecek? Eğer evliyse ve eşi de hakikaten onla evlenmeye layıksa zaten eşiyle beraberdir ama değilse Allah’ın seçeceği şekilde yani takvaya göre Allah insanları ahirette evlendirecek. Mümin kadınları takvaya göre evlendirecek. Mesela kafirse kocası tabii ki mümin kadın kafir kocasıyla olmaz. Allah ondan ayırıyor cennette onu mümin bir erkekle evlendiriyor. Çok seveceği, çok saygı duyacağı mümin bir erkekle evlendirir. Onu Allah ahirette evlendirmiş kim olduğunu bilmiyordur, hiç kimse bilmez ahirette öğrenecek hanımlar. Ve evlendiği eşini de binlerce bedende görecek tek bir bedende görmez. Mesela Hristiyan hanımlar hep Hz. İsa Mesih’le gıyabında evlenirler biliyorsunuz. Bu manastırdaki rahibeler Hz. İsa Mesih’le Allah huzurunda kendilerini nikahlarlar, cennette birlikte olacaklar Hz. İsa Mesih’le. Çünkü ona niyet etmiş, çok makul, seçimi de makul, makul olduğu için İsa Mesih’le cennette eş olur. O canım güzellerim mesela on yedi, on sekiz, on dokuz yaşında manastıra giriyorlar aslan gibi genç kız kendini Allah’a adamış ömür boyu evlenmiyor. “Eşin kim?” dendiğinde “İsa Mesih” diyor. Onunla evli. Sonsuza kadar da onunla evli, o nikahları geçerli onların. Çünkü makul tercihi makul, nikahı makul şahit huzurunda söylüyorlar zaten. Diyorlar, “ben” diyor “İsa Mesih’le huzurda, bu şekilde nikahı akdettim” diyor. Tamam geçerli Allah Katında geçerli. Dolayısıyla hanımlar eşlerini çok fazla bedende başka başka görünümde insan olarak göreceklerdir fakat kendi eşi olduğunu bilecek onun.  

 

Dünyadaki Yaşam Uykudur, Bir Rüyadır. Gerçek Netlik, Gerçek Yaşam Ölümdür. Ölüm, Çok Berrak, Keskin Bir Canlanıştır

Şu an uyuyoruz alenen belli de fazla da düşünmek istemiyorum aslında. Alenen net uyku yani bu çok berrak görülüyor. Ölüm netlik yani gerçek netlik o. O hakikaten doyurucu ölümün netliği keskin o. İnsanı doyuma ulaştıran bir netlik o. Ona rüya diyemez adam. Rüyada olmakla beraber netliğin şiddetinden dolayı diyemez. Çünkü çok keskin netlik. Ölüm de mümin o andan itibaren son derece rahattır söyleyeyim. Kıl kadar cildinde bir kaşıntı bile olmaz. Hiçbir ağrı, sıkıntı, korku, tedirginlik sıfır hayret eder kendisine. Çok olağanüstü olaylar oluyor hiçbirinden korkmaz, hiçbir şey heyecanlandırmaz. Normalde ölmüş çok heyecanlanması gerekmiyor mu? Hiç heyecanlanmaz gayet sakindir. Yani öyle bir korku, tedirginlik. Müthiş huzurlu olur. Hayret edecek şekilde huzurlu olur. Sekinet deniliyor işte Allah'tan özel veriliyor o. O tabutu sekine var ya Allah'tan ayette de bildiriliyor “Bizim Katımızdan onlara özel bir sekine verildi” diyor sakinlik. O bir nimettir özel verilir. Mesela sekine veriliyor sakin. Yoksa normalde insan acayip heyecandan ne yapacağını şaşırır. Değil mi yani çok büyük olay. Muazzam etkilenir ama etkilenmiyor. Çok berrak, keskin bir canlanış o kadar. Çok seridir orada anlatılan olaylar da diğer Kuran'da geçen olaylar da. Sorgulama onlar çok seri olan olaylardır. Renk olsun, güzellik olsun diye sunulmuş şeylerdir. Bir vasıtadan bahsediliyor. Vasıta öyle uydurma böyle dar kötü bir şey değil. Bak diyor ki “yanında yardımcısı” sağ tarafında “ve sürücü” vasıtayı süren var. Biraz aslında söylemek istemiyorum ama şey gibi gelecek millete uzaya giden filmler var ya onun gibi de gelebilir insanlara yani. Onu da andırıyor anlatılanlar. Onun gibi yani ama bayağı net, temiz, sarih bir şeydir mümin için. Onun için mümin olarak ölmeye çok gayret etmek lazım. O zaman her şey düzgün.

 

Meclisin En Az Yarısının Kadın Olması Gerekir. Kadın Kontenjanı Mutlaka Yüksek Olmalı. Kadınların Oyu Yüksek Olmasa Dahi Mecliste Öncelik Onların Olmalı

Meclisin en az yarısının kadın olması mecbur edilmesi lazım. Kadın-erkek seçimlerde kontenjan olarak mecbur edilmesi lazım yarı yarıya. Kazanırsa, kazanabilirse değil. Öyle bir şey yok. Adam yüksek oy bile almış olsa kadın kontenjanı yüksek olması lazım. Adam oy alır; parası olur pulu olur, çevresi olur, aşireti olur oy alır. Kadının parası olmaz pulu olmaz, aşireti olmaz alamayabilir. Çevresi olmayabilir, almayabilir. Dolayısıyla kadınlara yarı yarıya kontenjan ayrılması lazım, mecburi kontenjan. Dolayısıyla mecliste böyle boylu poslu gösterişli, manken gibi çok bakımlı hanımlar olması lazım, dalyan gibi genç kızlar olması lazım. Avrupa’ya karşı imajımız açısından da çok muhteşem olur. Türk kadınının güzelliğini, zarafetini, kalitesini, sanat anlayışını, klaslığını, kültürünü, kibarlığını, efendiliğini, iffetini, nezihliğini, temizliğini, her şeyini canlı olarak vurgulayan milletvekili hanımlar olması lazım. Bu çok hayati.

 

(“Sigara içen kızlar hakkında ne düşünüyorsunuz?” izleyici sorusu)

Sigara facia, hemen bırak hemen, hiç düşünme. Tadı tada benzemiyor, kokusu kokuya benzemiyor. Zevk almayla alakası yok. Ben içtim, baktım, zehir gibi yakıyor insanın ağzını, gırtlağını falan da yakıyor, genzini. Bütün eline, ayağına her yerine bulaşıyor. Berbat bir şey kardeşim, saç maç her yer bütün elbise, ev falan kokuyor. Baş dönmesi yapıyor, mide bulantısı yapıyor ve sıkıntı. Benim duyduğum bu, ben içtiğimde de boğazımı yaktı falan, çok rahatsız oldum. Hakikaten başımda dönme hissi hissettim, berbat bir şey. Aman aman sakın sakın, hiçbir faydası yok. İşte “vücudun nikotin…” bırak, ne alakası var nikotin. Nikotinamid, al bir hap B kompleks vitamini al iç. Bütün yiyeceklerde var nikotinamid. Patlıcan ye, istemediğin kadar var patlıcanda nikotinamid. Vücudunun ihtiyacının çok çok üstünde var. Patlıcan kızartması ye iki tane tamam. Ne zorun yani? Aman ha.

 

(“Hayatın geniş dairesi ne demektir?” izleyici sorusu)

Mehdiyet’in oluşması için geniş daireye ihtiyaç var. Şimdi dar dairede Mehdiyet oluşmaz. Çünkü Hz. Mehdi (as)’ın fikirlerini aktarmaya ihtiyacı var. Düşüncelerini anlatmaya ihtiyacı var. Küfre ve münafıklara, cahiliyeye gerçekleri ifade etmek için geniş çaplı teknik imkanlara ihtiyaç var. Şimdi Bediüzzaman vaktine gidiyoruz. Ne var? Telefon var. Bakalit telefonlar ve sesi zor duyuluyor. Şahsa telefon ediyorsun. Telgraf var ve radyo var. Televizyon da yok. Şimdi bunlarla Mehdiyet olmaz. Çok sınırlı olur bununla olsa bile ama şimdi hayatın geniş dairesi nasıl? İnternet, bütün dünyaya hakim, her yere. Televizyon, bütün dünyaya hakim, her yerde izlenebiliyor. Radyo, her yerde izlenebiliyor. Telefonlardan herkes dinleyebiliyor. Aynı anda yayını dinleyebiliyor telefonla da ve telefonla görüntüyü de görüyor. Hayatın geniş dairesini Allah ahir zamanda oluşturdu. Eskiden küçük bir daireyken mesela üç santimlik bir daireyken şu an üç yüz kilometrelik bir daire oluşturdu Allah. Bak, üç santimlik daireye karşılık, üç yüz kilometrelik bir daire oluşturdu. Geniş daire budur işte. Ve bu rahat bir iletişim sağladı, rahat bir bağlantı sağladı. Ve böylece İslam’ı, Kuran’ı anlatabileceğimiz muazzam bir imkana sahip olduk ve şu an Allah’ın Mehdiyet için meydana getirdiği bu imkanı kullanıyoruz. İnternet Mehdiyet için meydana getirilmiştir, yani Dabbet-ül Arz olarak geçer Kuran’da. Dabbet-ül Arz Hz. Mehdi (as)’a yardım için özel hazırlanmıştır. Ve televizyon Hz. Mehdi (as)’a yardım için özel hazırlanmıştır. Hayatın geniş dairesi böylece oluşturulmuştur. Hatta ellerdeki cep telefonları bile hadislerde çok detaylı anlatılmış.

 

(“Anne baba hakkı var mıdır?” izleyici sorusu)

Tabii ki Kuran’da Allah, hatta “…sizden kimi de, bildikten sonra bir şey bilmesin diye, ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilir…” (Nahl Suresi, 70) diyor Allah ayette, yani çocuklaşırlar, yani hafızasında, üslubunda konuşmasında bozulma olur. Allah onu söylüyor, çocuk gibi olur. “…Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle” (İsra Suresi, 23) “Sakın onları üzmeyin” diyor. Çünkü çok emekleri var, bütün ömrünü vermiş, zamanla o şekle geliyor, imtihan. “Sakın orada sıkılmayın ve reaksiyonunuz yüzünüzde, sesinizde herhangi bir şekilde onun anlayacağı tarzda negatif sakın olmasın” diyor Allah. Nasıl bu anlam? Karşılığı cehennem anlamına geliyor. “Yapmayın” diyor Allah, haramdır yani. Anne baba kesinlikle üzülmez. Ama şart koyuyor Allah. Diyor ki “sizin dininize karışmaması şartıyla.” Müslüman arkadaşlarına derse ki; “sen Müslümanlarla görüşmeyeceksin. İslam’ı yaymayacaksın. Kuran okumayacaksın. Namaz kılmayacaksın.” O zaman Allah “velayet bağı yoktur” diyor. Velayet bağı yoktur. Ama dine saldırıyorsa zaten direkt düşman hükmünde olur. Yani Müslüman’la onun bir bağı kalmaz. Yani düşman hükmünde derken gidip tabii saldırması anlamında değil de bağını koparacak. Saldırıyor çünkü. Müslüman’ın kendini koruması gerekir o zaman saldırıyorsa. Mesela dövmeye, sövmeye, öldürmeye kalkıyorsa Müslüman’ın derhal uzaklaşması lazım.

 

Münafık Çok Ahmak Olur. Üstlerinde Sırtlanların Pisliği ve İticiliği de Vardır. Allah’ın Özel Yarattığı Mahlukattır

Münafık hakikaten çok ahmak oluyor Allah’ın hikmeti. Bir de böyle sırtlanın pisliği ve iticiliği de üzerlerinde oluyor. Allah’ın özel yarattığı mahlukat bak ta Hz. Ömer (ra) devrindeki şeytanlar ahir zamana kadar yaşıyor ve bu ahmakların bedenine giriyor. Ve bunları da İblis haline getiriyor. Bütün güçleri ile Müslümanlara karşı mücadele edeceklerini zannediyorlar. Halbuki bu Müslümanların hem birliğini hem beraberliğini hem bereketini hem gücünü hem iradesini hem aklını her şeyini artırır. Nurlandırır, gençleştirir, dinçleştirir, atik ve atak olmalarını sağlar. Münafıklarda da perişanlık, ızdırap, çökme, delilik, cehenneme sürüklenme, şeytanın verdiği o elem ve acı içerisinde sürünme şeklinde yaşama, onlara getirdiği de budur. Bu dünyada ahirette Gayya Kuyusunda en dibine kadar Cenab-ı Allah bunları indiriyor.

 

Resulullah (sav) şeytanla karşılaşıyor. Biliyorsunuz Peygamberimiz (sav) nur kesildiğinde o alemle görüşebiliyor nur kesildiğinde. Resulullah Efendimiz (sav) diyor ki, şeytana “mademki şeytan sözlerinde doğrusun” diyor “o halde bana anlat o zaman bana doğruyu söyle” diyor insanlar arasında en sevmediğin kim?” diyor. Şeytan Peygamberimiz (sav)’e diyor ki; “Sensin Muhammed” diyor. Görüyor musun, münafıkların neden müminlerin ileri gelenlerine liderlerine kinini buradan anlamış oluyoruz. “Allah’ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yok” diyor “Sonra senin gibi kim olabilir ki, en şiddetli sensin” diyor. Resulullah (sav) diyor ki, şeytana; “Peki şeytan benden sonra en çok kime buğzlusun en çok kimden nefret ediyorsun, kimi sevmiyorsun?” diyor “muttaki bir genç” diyor bak “muttaki bir genç” diyor “Allah yoluna vermiş kendini” diyor “bir de ondan nefret ediyorum” diyor bu da Mehdi (as). “Muttaki bir genç” diyor “varlığını Allah yoluna vermiş bir de ondan nefret ediyorum” diyor “çok kinliyim” diyor “İkiniz” diyor “biri sen biri de Mehdi” görüyor musun?

“Meryem oğlu İsa Mesih:” Maide Suresi 114’ te diyor ki; "Allah'ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Senden de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti.” (Maide Suresi, 114) Musevilerin on iki kabilesinden biri olan Esseniler yemeği bir ibadet olarak görüyorlardı. Çünkü onlara göre açılan sofra ahirette Mehdi (as) ile birlikte yapılacak  şölenin bayramın temsili idi. Moşiyah bekledikleri için. Diyor ki, İsa Mesih; "Allah'ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram” sonrakiler Mehdi (as), Mehdi (as) ile beraber yiyeceği yemek. Önceki; kendi talebeleri ile yediği talebeleri ile yemek yiyor, sonraki de Mehdi (as) ile birlikte yiyeceği yemek. Onu özellikle ayırıyor. Önceki yiyor zaten Allah Katından sofra indiriyor istiyor ve geliyor sofra. Sonra sofra iniyor zaten bak önceki dediği bu işte önce sofra iniyor. Şimdi bir de Mehdi (as) devrinde sofra inecek İsa Mesih’te Allah Katından Mehdi (as) ile birlikte yemek yiyecekler. Yine dua edecek Allah’tan sofra isteyecek ama aklın ihtiyarı kalkmaz. Bir binada bir yerde “Ya Rabbi bize Katından bir sofra indir” diyecek “yemek indir” diyecek Allah Katından inen bir sofra cennetten gelen bir sofra. Ama kapları tabii makul olacak, olur, dünya kabı gibi olur dünya yemeği gibi olur. Odanın içerisinde içeriye girildiğinde bu sofra bulunacak. Ayetin işaret ettiği o.

 

(“Akan kanın sorumlusu İngiliz derin devleti midir?” izleyici sorusu)

Evet, akan kanın sorumlusu bütün dünya çapında İngiliz derin devletidir. Son 400 yıldan beri deccaliyet emanetini onlar almışlardır. Ve deccaliyeti bütün güçleriyle savunmaktalar. Şeytanın ordusu konumunda şeytana hizmet edip bütün dünyayı hercümerç etmekteler. İnsanları kamplara ayırıyorlar, mesela komünist faşist şu bu falan diye. 1. Dünya Harbi’ni, 2. Dünya Harbi’ni çıkaran da yine İngiliz derin devletidir. Organize eden de İngiliz derin devletidir. Şu anki kepazeliği, kargaşayı, zulmü, ızdırabı organize eden de İngiliz derin devletidir.

İngiliz derin devleti son günlerde çok büyük sıkıntıya girdi. İlk defa dünyada İngiliz derin devleti deşifre edildi ilk defa. Bu deşifreden sonra Türkiye’de 500’ün üzerinde aydın İngiliz derin devletinin varlığını anlattılar. Bu 500 aydının İngiliz derin devletiyle ilgili izahlarını toplayıp bir kitap haline getirelim. 500 aydın bak 500 Türk aydını. Ve yurt dışında da, İran’da da, Rusya’da da İngiliz derin devletiyle ilgili ilk defa 150 yıl sonra açıklamalar yapıldı. Ve MI6 de 150 yıl sonra ilk defa kendini savundu 150 yıl sonra. Olayın şiddetinin ne kadar kapsamlı olduğunu gösteriyor.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271130/sayin-adnan-oktarin-22-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271130/sayin-adnan-oktarin-22-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171222t_195.jpgSun, 25 Feb 2018 10:43:11 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 21 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 21 Aralık 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı’nın Fahrettin Paşa sözleriyle ilgili konuştu bugün de. Şunları söyledi: “Fahrettin Paşa’yı bilmezsek işte bir kendini bilmez çıkar ‘Erdoğan’ın ecdadı böyledir’ diyecek kadar alçaklaşır ileri gider. Bu adam petrolün elindeki paranın şımarığıdır. Benim ecdadım Medine’yi müdafaa ederken be terbiyesiz senin ecdadın neredeydi? Sen önce bunun hesabını ver. Fahrettin Paşa biliyordu ki İngilizler gelir orada bir işgal hareketine girerse o eşyalar nereye gider biliyordu. Ve oradan o emanetleri 2 bin civarında askerle İstanbul’a gönderiyor. Ve buraya da bir saldırı olur diye Anadolu’ya götürülüyor. Şimdi de Topkapı Sarayı’nda 24 saat Kuran tilavetiyle bu koruma süreci devam ediyor. Bu saygısızlığı yapan kişiye bu emanetler ne diye sorsanız inanın bilmez.”)

Evet, doğru söylüyor Tayyip Hocam. Yalnız tabii sadece ilgili kişileri olayın içine dahil etmek lazım. Yani suçu olan ve konuşmasında hata yapan veyahut o devirde hata yapan kişileri, onun dışındakilerin hepsini tenzih edecek bir üslup çok önemli. Çünkü bu konuşmalar iki bloğu çatıştırmak için yapılıyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn bunları birleştirip işte İran, Türkiye, Rusya ekolüyle, özellikle İran-Türkiye ekolüyle savaşa sokmak, çatıştırmak için yapılan altyapı çalışmaları. İngiliz derin devleti tarafından organize edilen tahrik faaliyetleri bunlar, ön tahrik faaliyetleri. Bunu daha da şiddetlendirecekler önümüzdeki günlerde. Onun için Tayyip Hocam zaten özenli ama o ilgisi olmayan kişilerin tenzih edilmesi konusu son derece hayati.

 

İngiliz Derin Devletinin Türkiye ve Ortadoğu’ya Yönelik Ataklarına Dikkat Edelim. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ı Türkiye’ye Karşı Kışkırtma Oyunlarını Bertaraf Edelim

İngiliz derin devletinin Türkiye ve Ortadoğu’ya ataklarına çok dikkat edelim. Bakın şimdi Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan özellikle bu ikisini Türkiye’ye karşı kışkırtıyorlar bir oyun oynamak istiyorlar. Prens modern bir delikanlı. Kral canım benim yaşlandığı için çok bitkin o, ben biliyorum özel bilgim var yani bir şeye müdahale edecek durumu yok. Sembolik görevi. Prens çok yaman, akıllı bir delikanlı. Türkiye ona yanaşsın. Yalnızlık onu çekinecek bir ruha doğru iter, bu sefer “beni CIA korusun, beni MI6 korusun” mantığına doğru gidebilir. Sahipsizlik kötü bir şey. Onun için hem Putin, hem Tayyip Hoca, hem İran, bu çocuğa sahip çıksın Prens’e. Yaman delikanlı böyle bayağı şevkli birisi. Modern de dışa dönük birisi. Bu çok iyi olur. Birleşik Arap Emirlikleri’nde de adamlar ince tuşeler yapıyorlar, bu İngiliz derin devletinin teşvikiyle oluyor. Sakın bu oyunlara gelmeyelim, sakın bunların üsluplarındaki yırtıcı taktiklere yaklaşmayalım. Özellikle ecdat üzerinden giden polemiklere hiç girmeyelim. İki tarafın da ecdadı mükemmel, ecdadın hiçbir şeyi yok. Arap ecdat peygambere kadar gidiyor Arap ecdat. Ecdat deyince sonu olmayan bir şeydir bu. O şekilde bir giriş yanlış. Tayyip Hocam iyi niyetle o devirdeki alçaklık yapan, işte Lawrencelarla falan iç içe olan tipleri kastediyor ama öyle anlaşılmaz. Adam diyecek ki “bizim ecdadımıza sövdü” der adam “hakaret etti” der yahut “çirkin konuştu” der. Tayyip Hocam daha iyi bilir tabii özenli bir insan. Fakat tabii bazen böyle gözden kaçan ifadeler karşı tarafça çok abartılı değerlendirilebilir. Dikkat etmek lazım. Kuveyt’i de bu işin içine sokmaya çalışıyorlar bir Amerikan ekolü olarak. Hepsine sahip çıkalım ve sabırlı olalım. Kızdırma faaliyetlerine karşı akılcı cevaplarla dengelemeye gidelim. Çünkü çok istedikleri bir şey var, İran-Türkiye ekolüyle Suudi, Birleşik Arap Emirlikleri ekolünü savaşa sokmak. Bu savaşta da işte Irak ve Suriye’yi de ortadan kaldırdıklarını düşündükleri için bir taşla on kuş kafası var bu İngiliz derin devletinde. Ama o kuşları onların tepelerine yağdırtacağız. Ebabil kuşları gibi tepelerine çökecekler, inşaAllah.

 

(Bugün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ABD’nin Kudüs kararını geri almasını öngören tasarı oylandı. 128 ülkenin oylarıyla tasarı kabul edildi. 9 ülke ABD’nin kararını desteklerken 35 ülke ise çekimser kaldı. Oylamadan önce Trump ABD’nin istediği tercihi yapmayan ülkelere para yardımını keseceklerini ilan etti. İsrail Başbakanı Netanyahu Birleşmiş Milletler için ‘yalanlar evi’ ifadesini kullandı. İsrail’in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Danon ise uluslararası kuruluşların onayına ihtiyaçları olmadığını söyledi. Bu kararla hedefin Trump’ı yalnızlaştırmak olduğu söyleniyor.) 

Bunlardan hiçbir şey çıkmaz boş, tamamı boş bunların. Sonuçta benim gördüğüm Doğu Kudüs Filistin tarafında başkent olarak ilan edilir zaten edildi. Batı Kudüs de İsrail tarafından başkent ilan edilir zaten edildi. Bir sorun çıkacağını da zannetmiyorum. Sadece şehir merkezine girilmesin, şehrin doğal dokusu bozulmasın. Şehirden çok uzakta, şehir merkezinden çok uzakta ne yapıyorsa yapsınlar bir mahsuru yok.

 

(“Kime öğüt verilir, kimden yüz çevrilir?” izleyici sorusu)

Adamın şuuru açık mı ona bakılır yahut hanımefendi kimse. Makul birisi mi? Çünkü psikolojik bozukluk varsa olmaz. Anlaşılır o, gözden yüzden konuşmadan anlaşılır. Dengesiz birisi değilse yani makul kabili hitap denir ona Osmanlıca, hitabın kabil olduğu insan, kabili hitap makul bir insansa ona anlatılır. Ama münafık tıynetli gözü dönmüş böyle sevgisiz, merhametsiz, vahşi hayvan gibiyse kısaca Allah’ın hükümleri belirtilip kendi haline bırakılır. Yani fazla uzun bir anlatıma gerek kalmaz öyle tiplerde. Ama diğer makul insanda ısrarlı anlatım olur yani dinliyorsa her zaman anlatabilirsin. Anlamasa dahi anlatmaya devam edebilirsin.

 

Kadın Öncelikle Karşısındaki İnsanın Güvenilir Olmasını İster. Normalde Kadın İlk Bir İki Dakika İçinde O Kişinin Güvenilir Olup Olmadığını Anlar

Kadınlar naif varlıklardır. Tabii ki önce kadın güven ister karşısındakini tanımak ister. Ama tabii kadınlar çok zekidir bakar bakmaz anlarlar. Yani karşıdaki insanın bakışlarından, ses tonundan, kurduğu cümlelerden hemen anlarlar ilk yüzde 99’luk teşhis tamamlanır. Toplam 30-40 saniyenin içerisinde teşhisi koyar kadın aslında, ondan gerisi teferruat olur artık detay. Yani o kişinin şahsiyeti, konuşması o gördüğünü teyit ediyorsa daha da güveni artar. O yüzden ben kadınlarla karşılaştığımda onların güveni üzerinde çok dururum. Rahatlamaları, onları her zaman koruyup-kollayacağım, şefkat göstereceğimi, değer vereceğimi onlara hissettiririm. Ama kadınlar konuşmadan ziyade yüze bakarlar. Konuşma hiçtir kadınlar için. O konuşmayı başka biri de yapabilir, yazılı bir metinden de alabilir. Konuşma hiç dert değildir kadınlar için. Gözdeki ifade ve ses tonu, yüzün genel ifadesi. Bu, kadınlar için bir numaralı delildir. Yani ana delildir. Yüzde 99 virgül 99’luk delildir. Ama o konuşmalar, diğer konuşmalar kalbini daha rahatlatır. Onun soruları, karşı sorularıyla falan içi rahatlar. Ama bakın hiç unutmamak lazım. Yüzde 99 virgül 99 yüzdeki ifadedir. Teşhis, ana teşhis budur, bakışlardır. Dolayısıyla kadınlara en çok özen gösterilecek yön onlara şefkat, merhamet, sevgi, saygı yönünde garanti vermektir. Onun onuru, şerefiyle ilgili garanti vermektir. Dinine, imanına kefil olmaktır.

 

Münafık Avam Mantığı ve Uyanık Sahtekar Mantığı Kullanır. Peygamberimiz Döneminde Halkı Etkileyecek, Bedevileri Etkileyecek Bir Dil Kullandıkları İçin Zemin Bulabildiler

Münafık avam mantığını kullanır. Yani halk mantığını. Böyle uyanıklık mantığı, işte sahtekar mantığı, işte böyle ne bileyim sahtekar esnaf mantığı, geleneksel kaba halk mantığını da kullanır. O yüzden halkın alışık olduğu bir dille yaklaşır. Ama Kuran Müslümanları halkın alışık olmadığı Kuran diliyle konuşuyorlar. Yani orda siyahlar beyaz, beyazlar siyahtır. Çok zıtlıklar vardır. Münafıklar o yüzden Peygamberimiz (sav) zamanında daha kolay zemin bulabildiler. Halk dilini kullandıkları için. Avam sahtekarlığını, avam uyanıklığını, avam taktiklerini, bedevi yöntemlerini kullandıkları için Bedevi zihniyetli tipler içerisinde özellikle kolay zemin buldular. Fakat tabii Müslümanların en büyük hatası şeytan ayaklarına geldiği halde, ordusuyla geldiği halde şeytanı bırakmaları. Halbuki şeytan affedilmez ve bırakılmaz. Yakalandığında yani pestili çıkıncaya kadar uğraşırsın. Kanunla hukukla, ilimle irfanla. Bıraktığında bütün insanlık için felakettir. Şeytan bırakılır mı ya? Mesela bak Osmanlı zamanında eğer şeytan ezilmiş olsaydı bu vakte kadar yaşamazdı o şeytanlar. O tecrübeli şeytanlar bak bu vakte kadar gelmiş. O devrin şeytanları şu an devrede olanlar. Aynı. Bu sefer de yeni avanaklar bulup onlara hulul ediyorlar. Onları kullanıyorlar.

 

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler oylaması öncesi Trump’ ın Kudüs kararına karşı çıkan ülkelere para yardımını keseceğine ilişkin açıklamalarına; “Sen, bizim irademizi dolarla satın alamazsın!” şeklinde cevap verdi.)

Ama Trump da çok ayıp yapmış yani çok küçük düşürücü. Tam esnaf olur ya böyle bazı uygun olmayan esnaf. O tarz bir üslup. “Paranı keserim ha!” falan yani olabilecek en ilkel üslubu kullanmış. Niye yaptı bunu danışmanı? Çocuksu demek ki üslubu yani inanılır gibi değil. Eğer bunu yapıyorsa devamını nasıl getirecek ki bu? Aynı mağaza, şirket gibi böyle “Paranı keserim ha! Sizi atarım işten” falan tarzında. Çocuk gibi yani çok büyük bir hata yapmış. Buna yol gösteren, yön gösteren kimse de yok herhalde. Bu yalnız başına anladığım kadarıyla. Çok safi kalpli bayağı riskli bir şey bu. Yani danışmanları falan yalnız bırakmışlar. Böyle laf edilir mi? Diğer ülkeleri acayip kızdıracak bir şey. Adamların “Parayı kesme o zaman senin dediğini yapalım” dediğini düşün. Mahvoldu gitti işte yani çok kötü bir ortam. Öyle adama nasıl güveneceksin sen? Para için senin dediğini yaparsa. “Paramı kesme ne istiyorsan yapayım” dediğini düşün. Tam bir facia.

 

(“Münafıkları hangi konular kızdırır?” izleyici sorusu)

Münafığı en çok kızdıran, müminlerin birlik ve beraberliğidir. Yani bütün ataklarına rağmen şeytan, müminlerde hiçbir hareketlenme olmayınca onu kahreder. Bir de bakar ki münafık yanına da kimse gelmiyor. Bu sefer daha da beter ızdıraba girer. Yani bak kendi yanına kimse gelmiyor. Müslümanlarda da etkisi olmuyor. Münafığın en büyük hedefi Müslümanları dağıtmak olduğu için aklı zayıf, iradesi zayıf, kişiliği, karakteri zayıf insanları seçer münafıklar genellikle. Onları etkilemek isterler. Hakikaten aklı çok zayıf böyle titrek, ucu ucuna İslam’ı yaşayan tipler olur. Küçük çıkarlarının peşindedir. En ufak kendi menfaatine bir zarar gelsin istemez. Öyle şeylerde münafıklar hemen teşhis ederler. Onların üstüne giderler. Ama mesela birçok arkadaşımızın da üstüne gitmelerine rağmen arkadaşlarımız bunlara “haydi siz de gidin!” işte gibi bir şeyle cevap verdikleri için çok müteessir oldular benim gördüğüm. Normalde zayıf insanları ikna etmek kolaydır. Basit mesela kişiliksiz böyle karaktersiz, oynak. Çıkarlarının çatışmasından çok şiddetli etkilenen dünyaya çok bağlı tipler vardır. Ufacık bir menfaatiyle çatıştığında vahşileşir. Toplumda da görürsünüz. Mesela arkadaşı varsa arkadaşını terk eder. Mesela dostları varsa dostlarını terk eder. Akrabalarıyla görüşmez. Ufacık bir çıkar çatışmasına bile tahammülü yoktur. Bu tip karaktersizler münafıkların avı olur genelde. Ama münafıklar tabii bu sefer aklı başında müminlerle karşı karşıya oldukları için ne kadar uğraşsalar da hiçbir etkisi olmaz. Ama daha önce eskiden münafıklar yancıları, cepçileri falan idare edebiliyorlardı hakikaten. Zengin olan münafıklar özellikle, “ben sana para veririm, yemek veririm” falan deyince… Fakat normal, makul bir karaktere sahip bir insana münafığın etkisi olmaz yani şeytanın etkisi olmaz.

 

Sabır İbadet Olarak Sevinçle Yapılan, İnsanın İçini Açan, Hoş Duyguları Yansıtan Bir İfadedir. Sabır İstikrardır. Tahammül, Sabır Değildir

Sabır, ibadet olarak sevinçle yapılan, güzellikle yapılan, insanın içini açan, hoş duyguları yansıtan bir ifadedir mesela “sabırla namaz kılın” yani istikrarla, sabırla zekat verirsin, sabırla güzel konuşursun ama tahammül ayrıdır. Adam ipsiz sapsız konuşur iki türlü olur, bir sabredebilirsin ibadet olarak, “Allah onu öyle yaratıyor, Allah’ın bir tecellisi eğer sabredersem açılır daha iyi olur. Müslümanların iradesini, hoşgörüsünü görür” gibisinden olursa güzel olur. Ama bir an kaptırırsa, onu insan olarak ayrı bir şey olarak görürse yani put olarak değerlendirirse artık o tahammüle girer gıcık olur adama, acayip öfkelenir, kinlenir ama tahammül eder. Ama Allah’ın tecellisi olarak görerek bakarsa ibadet olarak sakin değerlendirir öyle bir zorlanma olmaz, aradaki fark bu şekilde olur. 

 

(“Bağnaz ve tutucu bir aileyi nasıl idare edebiliriz?” izleyici sorusu)

Kuran’ın yeterliliği, kalplerini kırmadan yavaş yavaş anlatılabilir. Sarsmadan, Peygamberimiz (sav)’in hadisleriyle de destekleyerek anlatmak iyi olur. Çünkü Peygamberimiz (sav)’in Kuran’ın yeterli olduğuna dair çok fazla hadisi var. Hurafeye şiddetle karşı olduğuna dair çok fazla hadisi var. Hatta müşrikler de ‘sen bir şeyler uydur’ diyorlar. “Eğer biz seni sağlamlaştırmasaydık, and olsun, onlara az bir şey (de olsa) eğilim gösterecektin.” (İsra Suresi, 74) diyor Allah. “Öyle bir durumda sana dünyanın da, ahiretin de azabını en şiddetli şekilde tattırırdım” diyor Allah. Demek ki zorlamışlar hadis uydurmaya Peygamber (sav)’i. Allah’ın hükmüne karşı bir hüküm çıkarması için zorlamışlar. Peygamberimiz (sav) de bir an düşünmüş olabilir, hani “dine, İslam’a yardımı olur, yeni bir hüküm çıkarayım bir şey söyleyeyim” diye düşünmüş. Bir hadis sadır olacakken, hüküm sadır olacakken Allah vazgeçirtiyor. “Az da olsa meyletmiştin” diyor. Herhalde hadis, yeni bir hüküm, mesela farz edelim ‘altın haramdır’ diyecekti belki, ona benzer bir şey. Allah onu ona dedirtmiyor, Peygamberimiz (sav)’e. “Eğer yapsaydın dünyanın da ahiretin de azabını sana tattırırdım” diyor. “Az da olsa meyletmiştin” diyor, çünkü o zaman adamlar “sizinle dost olacağız” diyorlar.

 

(“Sevgi yok olur mu?” izleyici sorusu)

E tabii ki yani şöyle olur. Heves oluşur insanda, sevgi değildir o. İnsan heves eder, hoş görebilir. Ama bakarsın adam İslam’a, Kuran’a, dine, Allah’a, Kitap’a tavır almış, egoist bencil, zalim, gaddar o durumda tabii ki insanda sevgi kalmaz. Akılsızlığını vurgular, vahşiliğini vurgular. Özellikle bencillik, samimiyetsizlik sevgiyi tamamen yok edecek şeylerdir. Dolayısıyla hak etmediği için Allah o kişiyle ilgili sevgiyi yok eder Müslümanın kalbinden. Ceza olarak verir Allah, dolayısıyla ona biz sevgi diyemeyiz, sevginin alınması da diyemeyiz. O hevesin yok edilmesidir, yoksa gerçekten sevilen bir insandan sevgi geri alınmaz. Çünkü sevgiyi hak edecek bir insansa o zaten mümin muttakidir, temizdir, ona hiçbir şey olmaz, nur gibi kalır o.

 

(“Kuran’da uzaktan gelen bir adamdan bahsedilir o kişi Hızır (as) mıdır?” izleyici sorusu)

Kasas Suresi, 20, “Şehrin öbür yakasından bir adam koşarak gelip dedi ki:” bak koşarak, bir canlılık gösteriyor, çok hareketli. "Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek konusunda aralarında görüşmektedirler” onların içinden geliyor, önde gelenler, Firavun’un devletinin içerisinde bir insan ve en mahrem en gizli toplantının içinde. Çünkü bu önemli bir karar. Orada prensti çünkü Hz. Musa (as), sarayda prensti. Prensin öldürülmesi konusunda aralarında konuşuyorlar, şehit edilmesi konusunda konuşuyorlar. Ve devletin ileri gelen erkanı bunu konuşan. “Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek konusunda aralarında görüşmektedirler.” Bu istihbarat ancak devletin üst düzeyinde, en en üst düzeyinde kişilere mahsus bir özellik. “Artık sen çık git; gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim.” Yani muhtemel gelişmeyi de biliyor ve çıkıp gitmesi gerektiğini de söylüyor, giderse iyi olacağını söylüyor. “Gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim” öğüt veriyor yani öğüt verme yetkisi var.

Kasas Suresi, 20’de, “Şehrin öbür yakasından bir adam koşarak gelip dedi ki: "Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek konusunda aralarında görüşmektedirler, artık sen çık git; gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim.” (Kasas Suresi, 20)

Yasin Suresi, 20. Ayet. “Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun" dedi.” Şimdi hep aynı şahıs ve koşarak gelme, Hızır (as)’ın klasik özelliği ve uzaktan gelme ve emin olması kendisinden ve devletin içine girmiş olması, o toplantılara katılıyor olması. Demek ki böyle üst düzey toplantılara Hızır (as) katılıyor. Hızır (as)’ın katılmadığı üst düzey bir toplantı yapılması mümkün değildir. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir devletin üst düzey memurları bir araya gelip toplantı yaptığında bu Hızır(as)’ın olmayacağı şekilde yapılamaz. Mutlaka o toplantıya katılır. Dolayısıyla oradaki açık gördüğü bilgiyi de hemen gidip aktarıyor. Ama bak gitmenin onun için bir kurtuluş olacağını söylüyor. Ve “öğüt verenlerin” diyor. Gitmenin ona iyi geleceğini de biliyor. Faydalı olacağını da biliyor.

 

Münafık Avam Üslubuyla Konuşur, Bu Avam Üslubunu Gören Bazı Cahiller Bundan Çok Etkilenir. Münafık Peygamberi Kutsal Görmemeyi Cahil Olanlara Enjekte Eder

Peygamberimiz (sav) zamanında münafıklar halk mantığıyla, avam mantığıyla olaylara yaklaştıkları için Peygamber (sav)’i eleştirirken de halk mantığıyla Peygamber (sav)’i eleştiriyorlar. Mesela diyor “bir kuzuyu oturup yiyor” diyor haşa. “Adam” diyor mesela. Ama müminlerden zayıf olan hiç hayatında Peygamber (sav)’e öyle bir üslup geliştirmediği için ve geliştiremeyeceği için tahayyül bile edemediği için, düşünemediği için, düşünmekten dahi korktuğu için ona cesaret eden bir ahmağı görünce ona da cesaret geliyor bu sefer. Yani onun dediğini düşünmeye başlıyor bu sefer. Mesela diyor ki “Peygamber” diyor haşa “kadınlara düşkün” diyor, “ya hakikaten Peygamber kadınlara düşkün” diyor. “Ama biz savaşa gidiyoruz” diyor “o kadınlarla beraber oluyor” diyor. Böyle bir ahmakça ve şeytani düşünmeyi ona özgür hale getiriyor münafık. Ona Peygamber (sav)’e saygıdan dolayı bunu düşünemezken o Peygamber (sav)’le ilgili çok avami, çok sıradan, çok alçakça ve ahmakça ve saygısızca konuşarak onu öyle saygısız düşünmeye, ahmakça düşünmeye yönlendirip ona cesaret veriyor. O zaman işte öyle karaktersiz içine kapalı, zayıf, Peygamber (sav)’i kafasında yüceltmiş ama putlaştırarak yüceltmiş bir kişi bu sefer allak bullak oluyor. Peygamber (sav)’le ilgili öyle konuşulduğu için. Bu sefer bir anda alta düşüyor kafası. Bu sefer onlar gibi konuşacak hale geliyor. Onlar gibi düşünecek hale geliyor, onlar gibi düşününce de aklı zayıf olduğu için Peygamber (sav)’le bağı kopuyor münafıkların safına geçmiş oluyor. Münafıkların yöntemi buydu o zamanlar.

Mesela diyorlar ki münafıklar “Bu elçiye ne oluyor ki?” Peygamber (sav)’e “yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır.” Adam diyor ki “hakikaten bizimle yemek yiyor” diyor ahmağa bak onu bile düşünemiyor. “Pazarlarda dolaşıyor” diyor “çok alelade bir insan” diyor “ben niye gözümde büyüttüm ki bunu, bu kişiyi” diyor. “Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?” (Furkan Suresi, 7) “Madem Peygamber” diyor münafık ahlakı kafasında “yanında bir melek olsun o zaman” diyor. Ahmak olduğu için ona inanıyor o kafalanması gereken kişi. “Hakikaten” diyor “yanında melek de yok hiçbir şey yok. Vahiy geliyor ama evde göremiyoruz biz görmemiz gerekir” diyor çok ilkel mantıkla. Halbuki melek görse zaten imtihan kalkar. Pazara gitmemesi için de bir neden yok pazarda zaten tebliğ yapacak halka gelmiş Peygamber (sav). Yemek yiyecek melek değil çünkü. Yemek yemesine bile şaşırıyor. Şeytandan Allah’a sığınıyorum “Ya da kendisine bir hazinenin bırakılması” zengin olması. Peygamber (sav)’in fakir olması da çok onları öfkelendirmişti münafıkları. “veya (ürünlerinden) yemekte olduğu bir bahçesi” malı mülkü işte kira getiren böyle imkanları. “olması (gerekmez miydi)?" Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa olsa, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz.” (Furkan Suresi, 8) “Peygamber değil bu” diyor “büyülenmiş” diyor “etki altına girmiş, büyünün etkisiyle işte bir şeyler söyleyen” haşa “bana vahiy geldi diyen insan” diyor. “Aslında büyünün etkisiyle bunu yapıyor” diyor. Adam ilkel düşündüğü için avam mantığıyla hiç de düşünmediği için daha önce böyle bir ihtimali bir anda onların cesaretinden de etkilenerek, onların cesaretini de kullanarak onlar mesela farz edelim elli kişiyse onlar gibi düşünmeye başlıyor. Zaten bir-iki dakika onlar gibi düşündüğünde şeytan onu hemen kapar. Ölüm zaten kısa sürede gelişir. Münafığın oluşması en fazla bir, bir buçuk dakika sürer. Şeytanla onun boğuşma süresi bir dakikayı geçmez genellikle. Bir dakika kadar Allah’a, Peygambere isyan ettiğinde aklı gidiyor ondan sonra. Beyni alınır, aklını kaybeder artık hani “delirdi” falan diyorlar ya ondan diyorlar işte. Ondan sonra beynini kaybeder. “Bir bak” diyor Cenab-ı Allah “senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar.” Hep onlar mantıkla Peygamber (sav)’i bozamaya çalışıyorlar.

 

(“Kul hakkı var mıdır?” izleyici sorusu)

O aslında biraz yanlış anlaşılıyor. Allah affetti mi kul hakkı diye bir şey kalmaz. Kul yanlış teşhis koymuş olabilir. Adam diyor ki “ben affetmeyeceğim” der adam gayet güzel ahlaklıdır. Nitekim Peygamberimiz (sav)’den de şikayetçi çok insan oluyordu. “Asla hakkımı helal etmem” diyor ama çok münasebetsiz teşhis koymuş çok yanlış hatta sırf ondan dolayı cehenneme bile gidebilir kendisi. Peygamber (sav)’e karşı vicdansızlığından dolayı gidebilir. Dolayısıyla kul illa doğru teşhis koyar, adaleti iyi bilir, haksızlığı iyi bilir diye bir şey yok. Hakkı haksızlık zannedebilir, haksızlığı hak zannedebilir. Dolayısıyla Allah’ın ne dediği çok önemlidir. Allah bir şeye hüküm verdimi kulun onu tasdik etmesi vazgeçilmez vasfıdır.

 

(“FETÖ’yü Türkiye’ye teslim edecekler mi?” izleyici sorusu)

FETÖ’yü Türkiye’ye teslim ederlerse Amerika yıkılır, İngiliz derin devleti de yıkılır. CIA kalmaz, MI6 kalmaz. Çünkü şu an CIA’in istihbaratının en önemli belkemiğini oluşturan sistem içindeler. Yani binlerce elemanıyla CIA'e hizmet ediyorlar. CIA felç olur onlar çekilirse. Onlara dayalı çok muazzam bir istihbarat ağı var. İkincisi Fethullah Gülen çıkar der; “Beni CIA görevlendirdi, İngiliz derin devleti görevlendirdi, gittim deccalla görüştüm. Deccali sarayın altındaki o büyük salonda bir koltuğun üstüne oturtmuşlardı” diyecek. “Adam ölü gibiydi, acayip harikalar gösterdi. Kendini Allah gibi gösterdi.” Kendisinin de buna inandığını söyleyecektir. Bütün İngiltere, dünya ayağa kalkar. Şahit olarak da diğer talebelerini gösterecek, “yüzlerce talebem de şahit” diyecek. “Bunlar da ajandı” diyecek. “Hepsi her yerden istihbarat topluyorlardı. Benim de görevim bu santrale hizmet etmek, istihbarata yardımcı olmaktı. İslam ülkelerinin birbirine girmesi, kan akması için görevlendirilmiştim” dediğinde iktidarlar, her şey altüst olur. Çok büyük olay olur. Normalde vermezler ama istenirse de alıp getirilir, o da mümkün.

 

Peygamberi Mistik Bir Varlık Olarak Görmek İsteyenler Cahiliye Ahlakından Vazgeçmeyenlerdir. Münafıklar da Bu Aklı Zayıf İnsanları Kullanırlar

Kamer suresi, 24’te diyorlar ki; “Dediler ki: "Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız?” Şeytandan Allah’a sığınırım. Bir insana mı uyacağız diyorlar. İllaki böyle bir mistik varlık istiyor. “Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz." (Kamer Suresi, 24) Yani “uyacaksak metafizik bir varlık olsun” diyor. Yani “insana niye uyalım ki?” diyorlar. “Bizim gibi birisi” diyorlar. Tabii direkt küfürde yapmıyor. Küfür içerisinde değil. Kuran’la da destekleyerek o ahlaksızlığını cahiliye mantığıyla Kuran’ı karıştırarak kafalama yöntemiyle, böyle sahtekar esnaf üslubuyla kendi sistemini devam ettirebiliyor. Onun için aklı zayıf olanlara karşı bu yöntemi önceden anlatmak lazım. Aklı zayıf böyle bir şeyle karşılaşacağını ummuyor. Karşılaşınca boş bulunuyor. Aptal yeni bir dünya gördüğünü zannediyor. Yani halbuki gayet açık bilinen bir şey. Şimdi ayet desteği de olunca hakikaten kendini uyanık zannediyor. “Ya ben ne yaptım?” diyor. “Boş yere Peygamberin peşinden gittim. Boş yere İslam’ı yaymaya çalıştım. Gençliğimi de boş yere harcıyorum. Boşa emek veriyorum” diyor. Dolayısıyla bununla karşılaşmasıyla beklemek değil. Karşılaşmadan eğitmek çok önemli. Ama buna rağmen tabii Allah onu devirecekse devirir. Ama biz önceden eğitmek durumundayız.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271129/sayin-adnan-oktarin-21-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271129/sayin-adnan-oktarin-21-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV180112t_16.jpgSun, 25 Feb 2018 10:34:13 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 18 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 18 Aralık 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Külliye’de düzenlenen Dünya Göçmenler Günü Etkinliği’nde konuştu. Şu açıklamaları yaptı: “Bugün de Suriye’den, Irak’tan başka yerlerden kardeşlerimiz başları çıkıştığında hemen Anadolu’ya yönelmişlerdir. Doğru da yapmışlardır. Kardeş bu zamanda kardeştir. İyi günde dost çok olur önemli olan kötü günde dost olmaktır. Batı, bir insanın ölümünü trajedi, bir milyon insanın ölümünü ise istatistik olarak gören bir anlayışa sahiptir. Onlar için Suriye’de bir milyon insanın ölmüş olması hiçbir anlam ifade etmiyor. 2. Dünya Savaşı 60 milyon insanın ölümüyle sonuçlanmış olmasına rağmen batı aynı hataları tekrarlamaktan geri durmuyor. Ayrımcılığın artması bunun içindir. Başbakanımız bugün Bangladeş’e ziyarete gitti. Rohingya Müslümanları var ya, o dereleri, bataklıkları geçerken bazı çocukların ölümünü, annelerin babaların ölümünü sizler de ekranda izlemişsinizdir. Oradaki aileleri görmeye, onlara nasıl yardım yapabiliriz tespit etmek için Bangladeş’e gitti. Biz dertliyiz, batının derdi yok” diye konuştu.)

Her konuşması güzel, her konuşması Müslümanca, hep hikmetli. Bak ne demagoji yapıyor, ne böyle politik boş konuşmalar yapıyor, ne kafalama tarzı bir üslup var. Tam hayati noktalara, fazla kelime kullanmadan mükemmel bir hikmetle vurgusunu yapıyor mükemmel. Her konuşması kitap olacak gibi, gayet güzel, bunların hepsini broşür haline getirelim. Toplayın o konuşmaları bana. Bir de şerh edelim, konuşmaları şerh ederek mesela onun yan bilgilerini vererek.

İslam coğrafyasının hemen her yerinde Müslümanlar bin bir türlü zorluk, sıkıntı ve korku, acı içinde yaşıyorlar. Bombardıman, ateş, kurşun yağmuru altında yaşıyorlar. Şehit oluyorlar, yaralanıyorlar, sakatlanıyorlar. Tayyip Hoca da canhıraş onları kurtarmak için uğraşıyor. Ve Türkiye’de de Müslümanlar, başörtülü kimse dışarı çıkamıyordu hanım kızlar. Bak ben görüyorum, iftiharla onurla göğüslerini gere gere geziyorlar ne güzel. Poliste de başörtülü kadınlar var, devlet dairesinde de başörtülü kadınlar var, eskiden tahayyül dahi edilemezdi bu. Sakallı amcalar istediği gibi orduevine de giriyor, her yere geliyorlar, değil mi? Müslümanlar çok rahatladı, vesile oldu yani. Gürül gürül Kuran-ı Kerim okuyor mesela şehit evine gidiyor yanık sesle Kuran-ı Kerim okuyor. Bu tahayyül dahi edilemezdi. Şimdi diyor ki “hanımlarla tokalaşıyor ben ona oy vermem.” Türkiye’nin Cumhurbaşkanı yabancı ülkeye gidiyor, yabancı ülkenin başbakanı elini uzatıyor, ne yapacak elini geri mi çekecek böyle? Densizliğe bak, münasebetsizliğe bak. “Peki sen alternatif göster” diyoruz, “yok, alternatifi yok” diyor. Tayyip Hoca’yı bütün ümmeti Muhammed’in desteklemesi benim kanaatimce farz. Lafı uzatmaya gerek yok. Ya alternatif göstersinler ya destekleyecekler. Lamı cimi yok. Vicdansızlık, vefasızlık, kalleşlik, hıyanet çok korkunç bir şey kim yaparsa yapsın. Ha adam çeşitli nedenlerden işte başka partilere oy verebilir. Bak ben şahsını destekle diyorum şahsını destekle. İngiliz derin devletiyle bir çatışma var. Müslümanların lideri konumunda, Müslüman milletin lideri konumunda. Yani Emirül Müminin-Ululemr yani Ululemr. Ululemr’e itaat ne? Farz. Ne uzatıyorsun? Aç bütün fıkıh kitaplarına bak, Ululemr’e itaat farzdır. Namazını kılıyor mu? Kılıyor. Orucunu tutuyor mu? Tutuyor. Zekatını veriyor mu? Veriyor. Hacca gidiyor mu? Gidiyor. Kelime-i Şehadet getiriyor mu? Getiriyor. Neyi eksik? Her şey tamam.

 

İran Halkı Nur Gibi Tertemiz Müslüman’dır. Bizim Öz Kardeşimizdir. Hayatları, Devletleri Her Şeyleri Güzel. Allah Devletlerini Baki Kılsın

İran Allah tarafından yaratılmış mübarek ümmetlerden bir ümmet topluluğu, Müslüman topluluğudur. Mübarek bir kavimdir, mübarek insanlardır. Dindardırlar, Hz. Ali (kv)’yi çok severler, Ehlibeyt’i severler, daima koruyup-kollamışlardır. Bu bile coşkuyla onları sevmemiz için yeterli. Allah aşığıdırlar, Kuran aşığıdırlar, beş vakit namazında, orucuna, zekatına, haccına her şeyine dikkat eden nur gibi tertemiz Müslümanlardır. Muhalefet edenler şeytanın etkisinde oldukları için yapıyorlar. Bütün gücümüzle destekliyoruz İran’ı, çok seviyoruz, mübarek tertemiz insanlar, temiz bir devlet, temiz bir millet, temiz bir idare her şeyleri güzel. Hayatları güzel, devletleri güzel Allah mübarek etsin. Türkiye ile ittifakları da mübarek olsun. Allah ittifakımızı güçlendirsin kuvvetlendirsin, Allah ayırmasın. Rusya’yla da ittifak ederek, Ermenistan’la da ittifak ederek, sonunda da İsrail’le de ittifak ederek bölgede muhteşem bir İslam medeniyeti oluşturacağız. Ve bu belalar, bu pislik, bu rezalet, şu kanlar irinler bu dehşet vahşet her şey bitecek, inşaAllah.

 

Mümin Kendisi İçin Dua Ederken, Tüm Müminlere de Dua Etmelidir. Ya Rabbi Bunları Bana Nasip Et Derken Aynısını Müminlere de Nasip Et Demek Güzel Olur

Mümin kendisi için dua ederken müminlere de etmesi gerekiyor. Yani sonunda ne diyecek “Ya Rabbi bütün bu nimetleri bana nasip et” bir kelime de diyecek ki “bütün bu nimetleri müminlere de nasip et” diyecek. Ne var bunda? Müminlere istemiyorsa o zaman kendi duası da kabul olmaz. Çünkü egoist ve bencil bir kafa olmuş oluyor. Diğer müminlerin helakını mı istiyorsun? Batmasını mı istiyorsun neyi istiyorsun kötü mü olmasını istiyorsun? Bir kelime, dua edecek diyecek ki “Ya Rabbi bunların hepsini bana nasip et” dedi tamam duası bitti “Ya Rabbi aynı zamanda müminlere de bu nimetleri nasip et, bütün müminlere de nasip et.” Ne var bunda? Demek istemiyorsa adam Allah onun hiçbir duasını kabul etmez. Çok anormal bir hareket. Ama şahsi mesela başı ağrıyordur “başımın ağrısını gider Ya Rabbi” diyebilir. Ama her şeyde müminleri dahil etmek daha iyi olur, daha doğru olur.

 

(“Sizce mümin bir kadın erkeğe tebliğ yapabilir mi?” izleyici sorusu)

Tabii yapar da fakat mümin kadının bunu iyi seçip iyi değerlendirmesi lazım. Bazen mesela yılışık, cins tipler oluyor, mesela züppe oluyor, hanım kızla kendince alay ettiğini zannediyor. Oyun oynuyor onunla. Onu sürekli hırpalamak istiyor sorularıyla. Aslında hiç niyeti yok, kabul etme niyetinde değil. Ama o çocuğu yormak istiyor veyahut onu kullanmak istiyor. Yavaş yavaş “gel kahvehaneye gidelim, kahve içelim. Gel orada anlat. Evime gel orada anlat” falan. Amacı kötü oluyor, onu küçük düşürmek ezmek, alay etmek, onuruyla, şerefiyle oynamak oluyor. Onun için genç kız eğer çok iyi teşhis ederse bir mahsuru yok yani adamın ne olduğunu çok iyi fark ederse. Çünkü o kişide o hanım kıza karşı sevgi, saygı, hürmet, koruma hissi olması gerekir ve onun namusuna, haysiyetine, şerefine, dinine, imanına hayranlık duyup onu yüce bilmesi gerekir. Eğer onun dinini, imanını, haysiyetini, şerefini, namusunu yerle bir etmek istiyorsa üslubundan, tavrından anlaşılır dengesizse. Kötü şeyler de olabilir, çok çok daha kötü şeyler de olabilir. Çünkü erkek kuvvetiyle kadın kuvveti aynı olmaz. Saldırganlaşabilir, vahşileşebilir, özellikle yalnız konuşmalar tehlikeli olur. Ama bir kız arkadaşıyla beraber eğer dürüstse o delikanlı samimiyetinden anlaşılır. Gayet güzel anlatabilir, çok da faydalı olur ama dürüstlüğünü iyi test etmesi lazım yani candanlığını iyi test etmesi ve onunla oynamaması. Çünkü bazen sırf muhabbet olsun yani onu böyle zor dönemeçlere çekerek, onu zorlayarak, hepsinin cevabını bildiği halde, anlamazdan gelerek onu mağdur etmek isteyebilir, oradaki samimiyet var mı yok muyu anlamak artık genç kızın idrakine, iradesine kalmış, o çok önemli.

 

Cennet Ehli Kuran’la Birlikte Yaratılmıştır. Mümin Daima Kuran’la Birlikte Yaratılır. Kuran Mümini Bırakmaz

Cennete girecekler Kuran’a uymuş olarak yaratılıyor. Yani Kuran’la bu kitap var ya kağıttan, Kuran ile birlikte yaratılır mümin. Yani evinde onun Kuran bulunur zaten müminin, bulunduğu yerde Kuran bulunur. Kuran’ı Allah yaratır. Biz kitapçıdan alıyormuşuz gibi görünmekle beraber Allah’ın yaratmasıdır Kuran ama sebep olarak öyle görünür. Yoksa mümin daima Kuran ile birlikte yaratılır. Yani nereye gitse Kuran da onu takip eder, Kuran mümini bırakmaz. Nereye gitse yanı başında Kuran olur müminin. Dolayısıyla Kuran, mümin, iman hepsi birlikte yaratılır, cennet birlikte yaratılır, birbirinden ayrı bir yapısı yoktur. Onu karıştırıyor insanlar. Yani ayrı ayrı parçalar bir araya gelir zannediyor. Öyle değil, hepsi bir bütündür.

 

Cennette Madde Akıllıdır ve Tamamı İnsanın Lehine Hareket Eder. Mesela Ağaç Yoldaysa Müslüman Geçerken Kenara Çekilir

Cehenneme bakıldığında tabii, Müslümanların çok hayret edeceği şekilde, ürkütücüdür, korkunçtur. Ama küfür ehli, etkilenmez ondan. Çünkü robot gibi oldukları için. Fakat mümin, kıymetini bilir cennetin onu gördüğünde cennete olan bağlılığı, Allah’a olan bağlılığı artar. Onda etkisi olur. Mümine faydası var aslında. Kafir yine aynı pişkinliğinde, aynı azgınlığında, pişmanlık yok. Allah diyor ayette, “pişmanlıklarını gizlerler” diyor. Sen çok güzel yüzlüsün sen çok temiz bir insansın sen. Tam Anadolu delikanlısı. Tertemiz eli yüzü maşaAllah, çok nurlusun. Allah seni cennetle şereflendirsin. Cehennemden uzak tutsun seni. Yani her şeyi oradaki insanın aleyhinedir. Yani madde orada insanın aleyhinedir, tamamı. Cennette de maddenin her şeyi insanın lehinedir. Madde akıllı cennette, biliyorsunuz. Tamamı insanın lehine hareket eder. Mesela ağaç, geçiyorsa yol açıyor Müslüman geçerken, kenara çekilir. Dalı varsa dalını çeker, akıllı olduğu için. Ama cehennem, dalı varsa, dalı boynuna sarar, canını yakar. Taşsa mesela ayağına vurur. Öyle yani her şey aleyhinedir oradakilerin cennette de lehinedir. 

 

(Suikastla öldürülen Necip Hablemitoğlu’nun 1999 yılında katıldığı “Siyaset Meydanı” adlı programda FETÖ ile ilgili her şeyi anlattığı ortaya çıktı. Hablemitoğlu, Fethullah Gülen’in CIA ile olan bağlantısını daha o zamanlar net bir şekilde ortaya koymuş. Örgütün yapılanmasından yurtdışındaki okullarının illegal faaliyetlerine kadar her şeyi tek tek ifşa eden Hablemitoğlu şunları söylüyor: "Güzel bir kuruluş değil her şeyden önce ve dolayısıyla yaptıkları tüm eylemleri ve işlemleri bu illegalite arkasında gerçekleştiriyorlar. Bu açıdan çok farklı bir imajı var ve mükemmel çalışan bir imaj mühendis grubu var. Sadece Fetullahçıların Rusya ve ya da Türkiye dışındaki varlığı bile Türkiye’de mutlaka araştırılması ve üstüne gidilmesi gereken en önemli konulardan. Bizim iş adamlarımızdan öldürülenleri görürsünüz. Sırf üzerlerinde döviz taşıdıkları için. Ama Fethullahçı işadamlarına dokunulmadığını görürsünüz.)

Neyse canım şimdi uzatmaya gerek yok. Anlaşılıyor ama bu şahıstan önce de Fethullah Gülen yapılanması biliniyordu ve herkes uyarılıyordu. MİT'in var, raporları var ona kalırsa. Hablemitoğlu ilk defa bunu teşhis ediyor değil. Ama adamların psikopatlığı çok açık yani o devirde cinayet işleyecek ruha sahipler. Mesela hiç bizim aklımızın ucundan geçmezdi onların böyle adam öldürecekleri, böyle cinayet işleyecekleri, hiç tahmin tahayyül edemezdik. Biz derin devlet yapılanması var zannederdik, devletin içerisinde, onlar yapıyor, onların da ideolojisi yok zannederdik. Meğer bunlar yapıyormuş hepsini, bize yapılan operasyonları da biz anlamıyorduk, derin devlet yapıyor falan zannediyorduk. Baktık onları da bunlar yapıyormuş. Biz sorduk ağabey denilen şahıslara, “Ya” dediler, “onlar şehir masalı, olacak iş mi? Görüyorsunuz Nurcuları gariban adamlar, başı yerde gidiyor, alnı secdeden kalkmaz, zavallı adamlar. Onlarda ne arar böyle şeyler ya? Savcısı polisi falan yok onların, bunlar laf “dediler. Baktık adamların olmadığı yer yok yani, çok büyük bir tehlike. Hayır, kardeşim şimdi vahim yönü ne? Adamlar Kuran’ı reddediyor. Yeni bir din çıkartmışlar, bambaşka bir din. Hristiyanlık diyor ama Hristiyanlıkla da alakası yok. Hristiyanlığı da kabul etmiyor bunlar, Müslümanlığı da kabul etmiyor, Hristiyanlığı da. Rumilik gibi, Mevlana Celalettin’in kitaplarındakine benziyor. “Bizim yolumuz” diyor, “dümdüz bir ova” diyor. “Bizde ne kâfirlik var, ne Müslümanlık var” diyor. Şimdi bunlarda da ne kâfirlik var ne Müslümanlık var, kendi iddialarına göre.

 

Mevlana’ya Ait Olduğu İddia Edilen Kitaplarda İslam’a Kesin Olarak Aykırı Olan Bölümler Var. Bu Bölümler Bu Kitaplara Sonradan Başkası Tarafından Eklenmiş Olabilir

Dünya çapında bir olaya çevrilmiş Mevlevilik, Rumilik. Şimdi Tayyip Hoca nasıl desin ya? “Ben Mevlana'ya karşıyım.” Bütün Türkiye ayaklanır, herkes ayaklanır yani. Bütün gazeteler, şunlar, bunlar. Konya, Eskişehir her yer. Direkt iktidarını düşürürler, direkt. Onun için o diyemiyor. O diyor ki, “Anlamıyorlar Mevlana'yı” diyor. İşte hani “aslında o yüce bir insan” falan diyor. Şimdi biz Tayyip Hoca’dan Mevlana karşıtlığı beklemiyoruz. Çünkü bunu yapması durumunda çok büyük siyasi hata yapar. Yani buna hiç girmemesi gerekiyor. O bizim işimiz. Ona hiç girmemesi gerekiyor. Ha bunu Mevlana mı dedi, demedi mi biz bilmiyoruz. Üç yüz yıllık kitabına baktığımızda biz bunu görüyoruz. Lamı cimi yok, çok net. Bunu belki Hülagü ekletti çünkü Hülagü’nün bir numaralı adamı. “Mevlana’ya ben bayılıyorum” diyor Hülagü. Bütün tarikatları kapattırdı. Nakşibendi, Kadiri bütün tarikatları kapattırdı. “Sadece Rumilik olacak” dedi “ona müsaade ediyorum.” Çünkü Darwinizm var, Allah’ı inkar var, Allah olma iddiası var. Fethullah Gülen’in ekibi nasıl kendini ayrı ayrı ilah gibi görüyorsa, bunlar da kendini ilah gibi görüyor. O yüzden Tayyip Hoca bu konuda kınanmaz. Başbakan da bu konuda kınanmaz. Şimdi Başbakan dese ki “Ben Mevlana’ya karşıyım” Tayyip Hoca dese ki “Ben destekliyorum” al başına belayı. İkisi birden bu konuda açıklama yapamazlar. Ne Başbakan ne Cumhurbaşkanı. Bunu anlayışla karşılamak lazım. Yani Mevlana’nın aleyhine konuşamaz. Bir kere onun törenine bir gitmedi, yer yerinden oynadı. “Sen nasıl gitmezsin?” falan diye. Aynı Darwinizm gibi yani içinden çıkılmayacak bir olaya dönüşmüş durumda şu an. Bütün Avrupa’nın homoseksüelleri Rumi. Avrupa’daki bütün ateistler Allah, İslam düşmanları hep Rumiler. Oradan anlayın olayı. Facia büyük. Şimdi Tayyip Hoca’yı biz araya sokup “bir de bu konuyu hallet” diyemeyiz. O bunu diyecek, demek durumunda yani. “Ben Mevlana’yı destekliyorum” diyor. Başka türlü konuşacak durumu yok şu an. Bizim görevimiz yanlışı anlatmak. O, yanlışı anlatamaz şu an. Suskun da kalamaz. “Ses çıkartma” desen o da olmaz. Çünkü o da aynı etkiyi yapar. Şeb-i Arus törenleri falan var tek kelime söylemese tavır aldığını söylerler.

 

(“Hiç ruhani canlılarla iletişime geçtiniz mi?” izleyici sorusu)

Hızır (as)’la bağlantıya geçen zaten Hızır (as)’la bağlantıya geçtim demez. Hızır (as)’ın şartlarından biri de odur, bağlantıya geçtiğinde ilk şartı odur. “Bu bir sırdır” der ondan sonra bağlantıya geçer. Hızır (as)’ın sırrını vermek diye bir konu olmaz onu hiç kimse öyle anlatmaz. Bediüzzaman da Hızır (as)’la görüşmelerinin hiçbirini açıklamamıştır. “Ben yaşlı bir ihtiyar gördüm” diyor “bana yol gösterdi” diyor anlatır Hızır (as)’ı ama hiçbir zaman için Hızır (as) olarak anlatmaz. Çok net anlatıyor bayağı açık Risale-i Nur’da “dağda gidiyordum” diyor “yaşlı bir ihtiyar çağırdı beni kayboldum dağda” diyor “tek başına beni çağırdı mağaraya oturttu. Oraya süt getirdi yiyecek getirtti. Adımla söylüyor Said diye” dağın tepesinde bilmediği bir yer başka bir ülkede dağın tepesinde yaşlı bir ihtiyar mağarada yaşıyor. Beyaz sakallı yaşlı biri ismi ile hitap ediyor adıyla soyadıyla.

Cinle arkadaşlarım karşılaştılar. Ama bana anlatanlar samimiler. Duman halinde gördüğünü söyleyen arkadaşım samimi tam kanaatim geldi. Parmağında seyreden kardeşlerimiz son derece dindar, samimi kardeşlerim. Zaten bir kişi, iki kişi değil birbirini teyit eden sekiz-dokuz kişinin ifadesi bunlar. Hepsi aynı ifadelerde bulunuyorlar.

 

(“Cennetteki manevi ortam nasıl olacak?” izleyici sorusu)

Cennet o kadar insanlar şaşırmayacak ben zannetmiyorum. Normal karşılarlar. Burası acayip aslında cennetin acayip yönü yok. Bilgisayar çok acayip bunlar, bu aletler içi dolu çünkü bunların. Cennette öyle değil sadedir her şey. Ekran vardır da içinde alet edevat olmaz. İnsan da iç organları olmaz dümdüzdür. Nefes alıp verir ama o anlamda ciğeri yoktur. Kalp çarpması vardır ama kan damarı yok. Oksijene ihtiyacı yoktur insanın. Eşya kendinden ışıklıdır zaten normali budur. Eşya çünkü beynimizde kendinde ışıklı zaten, beynimizdeki yapıda kendinden ışıklı zaten, dışarıda bir ışık kaynağı yok. Bize gösterilen filmde ışık kaynağı yok. Şöyle ışık kaynağı yok; ışık kaynağı görüntü olarak gösteriliyor. Ama filmde ışığı kessek şuradan filmi şöyle göstersek şu kadarını göstersek ışık kaynağı yok.

Hayrete düşme olmaz. Hatta hayrete düşme küfürde de yok onlar da normal karşılıyor sadece büyü iddiasında onlar. Herkes normal karşılıyor şaşırma nidası hiç yok. Hamd var hamd, Allah’a hamd var. İlk şaşırma “bizi kim uyandırdı?” diyorlar böyle abartılı bir şaşırma ifadesi hiç kimsede yok. Normalde çok abartılı şaşırma ifadeleri olması lazım “bizi uyuduğumuz yerden kim uyandırdı?”  derdine düştüğü konuya bak. Onu ilgilendirmiyor burası neresi demiyor. “Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı?” diyor “Kaldıran kişi nedir, zorunuz nedir?” Yer tayini de yapamıyorlar zaten. Ama dikili taş gibi bir şey var taş mı diyeyim yahut cisim yahut bir ışık, bir nur kaynağı da olabilir. İnsanlar hiçbir yer bulamadığı için o tarafa doğru koşmaya başlıyorlar. Ama cehennem ehli de bunun içinde herkes oraya doğru koşuyor. Müminler için değildir bu müminlerde bir araç içinde müminler. “Önünde ve sağ tarafında ışık vardır” diyor Allah, önünde ve sağ tarafında. Lüks güzel hoş bir araç “ve yanlarında sürücüleri vardır” diyor sürücüsü. Bunu bilmiyoruz biz belki böyle uçan daire gibi bir şey de olabilir. Ona benzer bir alet de olabilir biz bilmiyoruz muhtemelen öyle bir şey benim ilk aklıma gelen onun gibi bir şey olduğu. Tekerlekli değil de o tarz kayıp giden bir şey gibi. Çünkü anlatımlar öyle gibi görünmüyor süzülen bir şey gibi süzülerek geliyorlar çünkü zaten müminler de. Dalga dalga ama bayağı sakin karşılıyor hiç kimsede öyle bir heyecan o tip bir hayret etme yok.

 

(PKK taraftarı Fırat Haber Ajansı ANF News, “90’ların uygulamaları MİT’in elleriyle Almanya’da yayılıyor” başlığıyla bir haber yaptı. Haberde “Türk istihbarat kurumu MİT Kürtlerin mücadelesini aşağılayan broşürleri Almanya’da yaşayan Kürtlerin posta kutularına bırakıyor” deniliyor. Bu bahsi geçen broşürler aslında sizin komünist, terörist, dinsiz, örgüt PKK kitabınız. Bu broşürlerin büyük tehdit olduğunu ve PKK, PYD ve YPG’yi aşağılayan bu broşürlerin içinde şu ifadelerin yer aldığı anlatılıyor “Kürtler barışçıl, samimi ve dindar insanlardır. Gelenek ve aile yapıları güçlüdür ancak PKK, PYD ve YPG dinsiz, ahlaksızdır. Aile ve gelenek kavramları yoktur. Bu yüzden Kürtlerle PKK’yı birbirinden ayırmak gerekir.” Haberde PKK, PYD ve YPG’nin aslında özgürlük mücadelesinde olan insanlık için savaşan yapılar olduğu ve bu yapıların hedefte olduğu, PKK’nın bu broşürlerle saldırıya uğradığı bu saldırının Türk devleti ve IŞİD ortaklığıyla gerçekleştirildiği gibi bilgiler yer alıyor. Haberde Almanya’nın bu broşür saldırısı yapanları bulup mahkemeye çıkarması gerektiği çağrısında bulunuyor.)

 “MİT yaptı” diyor. İyi güzel. Demek ki daralmışlar. Öcalan da öyle diyor “Türk devletinin” diyor “danıştığı, akıl aldığı hocalar vardır” diyor “mesela Adnan Hoca” diyor “bunlar filozof hocalardır” diyor “devlete yol gösterirler” diyor. “Devlet bunların gösterdiği yola göre eylem yapar” diyor. “Bunu da MİT yaptı” diyor. MİT yaptıysa ne mutlu onlara. Ama MİT’ten kastı Mehdi (as)’nin iyi talebeleri falan olmasın? Çünkü ben Mehdi (as)’nin iyi talebelerinden birisiyim, sizler de iyi talebelerinden birisiniz onu kastediyor herhalde. Abdullah Öcalan diyor ki “Tepede üst noktada yani devletin üst yönetiminde Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Türk oligarşik yapısının emrindeki din adamları vardır. Hem de filozofça din adamlarıdır bunlar” bak “Hem de filozofça din adamlarıdır bunlar. Osmanlı sultanlarına da tarih boyunca yol gösteren din adamları değil miydi? Şimdi de” diyor “din adamları vardır. Mesela o Adnan Hocalar nasıl ortaya çıkarıldı?” diyor. Yani “Devletin üst noktasına etki eden din adamları var örnek Adnan Hoca” diyor. İyi güzel faaliyet yapıyoruz demek ki.

 

(İran eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad kendisine yönelik Reza Zarrab’ın ortağı olan ve tutuklu olan Babek Zencani üzerinden yolsuzluk suçlamaları yapılması üzerine iddiaların ispatlanması için kırk sekiz saat süre verdiğini açıkladı. Aksi takdirde konuşacağını söyledi. Ahmedinejad’ın videosunun ardından açıklama yapan İran Başsavcısı ise “Ahmedinejad’a gerekli cevabı vereceğiz” dedi. İran Meclis Başkan Yardımcısı Mutahhari geçtiğimiz günlerde “Ahmedinejad’ın elinde rejime karşı kullanabileceği belgeler olabilir” demişti.)

Ahmedinejad falan Müslümanlar birbiriyle uğraşmasınlar. Bak cinayetler işlenmeye başlandı, Müslümanlar birbirine girmeye başladı varsa bile bir hata bir günah tövbe eder düzeltir neyse yani eksiği varsa. Böyle devlet çapında devlete zarar verecek şekilde bir kapışmaya müsaade edilmemesi lazım. Yani şahsi suç devletin başını belaya sokacak dereceye gelmemesi lazım. İran devletine zarar verecek her şeyden kaçınmak gerekiyor.

 

(“Kuran neden farklı yorumlanıyor?” izleyici sorusu)

Farklı yorumlandığı falan yok. Adamlar kasten anlamazdan geliyor. Anlamaz olur mu? Çok açık Allah diyor “namaz kılın” diyor. “Yok ya” diyor “dua demek” istedi. Sen alay mı ediyorsun sen? “Kıyamda durun” diyor. “Rükû edin, secde edin.” Nerede dua edin niye yalan söylüyorsun? Bak kıyam, rükû ve secdeden bahsediyor. Rükû diye geçiyor, Kıyam geçiyor “yok yok” diyor “o dua anlamında.” Şimdi bu samimiyetsizlik. Mesela diyor ki Allah “şarap hımır bunu içmeyin.” “Yok o anlamda demedi” diyor. Kardeşim sen bırak münasebetsizliği. Açık muhkem hüküm. Şarap işte içmeyeceksin. “Hınzır” mesela “domuz eti yemeyeceksin” “yok o anlamda değil” diyor. Kardeşim bırak münasebetsizliği. Hiçbiri anlaşılmayacak gibi değil. Samimiyetsizliklerinden. Gayet net açık ve sahihtir. Allah diyor ki “faiz almayın” bitti. “Fuhuş yapmayın” açıklıyor Allah. Yani “fercinizi koruyun” diyor. Yani “cinsel organlarla olan eylem fuhuştur” diyor. Yani “kadınla erkeğin cinsel organı birleşti mi bu fuhuştur” diyor o kadar. Anlaşılmayacak gibi değil.

 

(Barzani’nin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Süleymaniye kentinde meydana gelen binlerce memur, maaşlarının ödenmemesi ve yolsuzlukları protesto etmek için kitlesel gösteri başlattı. Protestocular Barzani’n partisinin Süleymaniye yakınlarındakini ateşe verdi.)

Bak Barzani bir de oturup kabadayılık yapıyor. Şöyle harcarım böyle keserim. Daha ilk gün o olayların başladığında bütün askerlerin kumandanlarını tek tek PKK vurdu. Şehrin ortasına girdiler bunun gıkı çıkmadı. Acayip korktu. Şimdi yine dayılığa başladı yine meydan okuyorlar PKK darmaduman ediyor ortalığı. Onu alaşağı etmeleri on dakikasını almaz PKK’nın. Çok facia bir durum var. O Türkiye’ye güvensin, Türkiye ile dost olsun. Böyle maceralara girmesin. Türk hükümetinin çizgisinde hareket etmesi doğru olur. İngiliz derin devletinin kuyruğuna takıldı gidiyor onların şakası olmaz başını çok büyük belaya sokarlar. Protestocuların hepsi PKK’lı.

 

Küsmek Akılcı Bir Hareket Değil. Kuran’a Uygun Değil. Karşısındaki Kişinin Müstakil Hareket Ettiğini Zannetmekten Kaynaklanıyor

Evet, o hakikaten yaygın. Biraz ufuk darlığından oluyor. Yani Allah’ı, dini iyi anlarsa bir insan, ölümü iyi bilirse, hayatın geçiciliğini bilirse, kendi bedenini bilirse, kaderi bilirse karşısındaki görüntüyü Allah’ın yarattığını bilirse, beynindeki bir görüntü ile konuştuğunu bilirse o zaman küsmek komik hale gelir. Çünkü beynindeki bir görüntüye, ruhundaki bir görüntüye küsmek, filmdeki bir kahramana küsmek gibi. Mesela Al Pacino’yu seyrediyor filmin bölümünde yahut Baba filmini seyrediyor. Oradaki bir şahıssa kızıyor filmdeki yahut darılıyor onun gibi olur. Filmde görülen bütün varlıklar hepsi Allah’ın tecellisidir. Küsmek tabii ki akıllı bir hareket değil. Kuran’a uygun bir hareket değil. Şirkten kaynaklanıyor. Onu müstakil bir varlık zannettiğinden kaynaklanıyor. Ve onun müstakil hareket ettiğini zannetmekten kaynaklanıyor. Halbuki onun bütün hareketlerini Allah yaratır.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271128/sayin-adnan-oktarin-18-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271128/sayin-adnan-oktarin-18-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171224t_10.jpgSun, 25 Feb 2018 10:23:31 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 17 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 17 Aralık 2017

 

Kalplerinde Hastalık Olanlar ve Münafıklar Çok Şüphecidir. Münafıklar Hep Haksızlığa Uğradıkları İddiasındadır. Münafık Elçiye Göre Değil Kendi Garip Kafasına Göre Hareket Etmek İster

Müslüman bitaplıktan çekinecek. Bak diyor Allah ayette, Tevbe Suresi 38’de. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Ey iman edenler, ne oldu ki size, Allah yolunda savaşa kuşanın denildiği zaman, yer(iniz)de ağırlaşıp kaldınız?” bak, kuşanmadan da bahsediyor. Mümin ilimle irfanla da kuşanacak, bilgiyle de kuşanacak yani teçhiz olmak. Önce bak “kuşanın” diyor Allah sonra harekete geçin. Ama “yerinizde ağırlaşıp kaldınız.” Yani öldünüz bittiniz anlamına gelmez bu, ağırlaşma ayrı bir şeydir. Ağırlaştığında insan, hareketler normalin dışında bir seyri olur. Canlanma istiyor Allah, yani hareketli olmayı istiyor. “Ahiretten (cayıp) dünya hayatına mı razı oldunuz?” Bu da ciddi bir tehdit Cenab-ı Allah’tan. “Ama ahirettekine (göre), bu dünya hayatının yararı pek azdır.” (Tevbe Suresi, 38) Çok çok az tabii, burada hiçbir şey yok.

Nur Suresi 48: “Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Resulüne çağrıldıkları zaman, onlardan bir grup yüz çevirir.” (Nur Suresi, 48) İşte bu münafıklar, Resul (sav)’e çağrılıyor, adam yüz çeviriyor, kendi kafasına göre ayrı bir mantıkla hareket ediyor. “Eğer hak lehlerinde ise, ona boyun eğerek gelirler.” (Nur Suresi, 49) Yani bir çıkarları varsa maddi bir çıkar bol imkana kavuşacaklarsa boyun eğerek gelirler.

Allah diyor ki bak: “Bunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa kuşkuya mı kapıldılar? Yoksa Allah'ın ve elçisinin kendilerine karşı haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır, onlar zalim kimselerdir.” (Nur Suresi, 50) Zalim ne demek? Cehennemlik yani berbat adam anlamına geliyor. Bak, “kalplerinde hastalık mı var?” Allah hastalığa dikkat çekiyor, kuşkucu olduklarına dikkat çekiyor. Çok şüphecidir münafıklar. Ve “Allah'ın ve elçisinin kendilerine karşı haksızlık yapacağından mı korkuyorlar?” Münafıklardaki iddia hep haksızlık iddiasıdır dikkat ederseniz. Hep adaletsizlik ve haksızlık olduğu kanaatindedirler. Yoğun olarak ifadelerine baktığımızda şeytani yönlerinin orada ağırlaştığını görürüz. “Hayır, onlar zalim kimselerdir.” İşte psikopat, insan öldüren, asan kesen, hırsızlık yapan, insanları yaralayan pislik yapan insanlardır.

 

Münafık Ayetle Konuşur Ama İslam’dan, Kuran’dan ve Müslümanlardan Nefret Eder. Ama İnsanlar Arasında İtibar Sağlayabilmek İçin Dindar Gibi Görünmeye Çalışır

“İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir.” (Bakara Suresi, 8) Mesela ayetle konuşuyor Kuran’la konuşuyor ama Kuran’dan nefret ediyor İslam’dan da nefret ediyor, Müslümanlardan da nefret ediyor. Ama insanlar içinde itibar sağlayabilmek için işte Kuran’a titiz olduklarını, İslam’a titiz olduklarını söylerler münafıklar. Ama pratikte mesela namaz kılmaz münafık, yalnızken kılmaz. Kendi aralarında birbirlerine güveniyorlarsa onda da kılmazlar, eğer sırdaşlarsa kılmaz. Ama bir mümin varsa yanlarında hemen gider abdest alır. Gider derken yani eğer görünmüyorsa banyoyu kapatır abdest almaz. Mesela o giden münafık da öyleydi. O sırtlanın karısı denilen o sapık. Kapalı bir şey o, münafıklardan bahsediyoruz çünkü. Bunlar sembolik isimler yani belirli bir zümre belirli bir kişi değil. Bunlar tarih boyunca her zaman karşılaşılacak ve her zaman karşılaşılan klasik tipler. Peygamber Efendimiz (sav) zamanı, Mevlana’nın zamanı, şu anki zaman hiç fark etmez hepsinde aynı özellikler görülmüştür. Mevlana dedik de tabii iki türlü Mevlana var, bir Anadolu Mevleviliği var, o beş vakit namazında işte tasavvuf ehlidir, Allah’ı zikreder, İslam’dan Kuran’dan bahseder, helale harama titizdir. Bir de İngiliz Mevleviliği vardır onda Müslümanlık diye bir şey yoktur. Açıkça Mesnevi’deki ifadeyi delil olarak gösteriyorlar. Ne diyor oradaki ifadede: “Bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok” diyor. “Kafirlik diye de bir şey yok” diyor, yani “biz Müslüman olmayınca kafir de olmayız” diyor. “Dolayısıyla Müslümanlığı kabul etmiyoruz” diyor. “Kim olursan ol gel” diyor. “Mecusi de ol, putperest de ol, bizim yolumuzda zaten Müslümanlık diye bir şey yok” diyor. Şimdi bu küfür bir ifade bu Müslümanın söyleyeceği bir söz değil. Ama Anadolu Mevlevileri böyle bir şey kabul etmez. Veyahut homoseksüel izahlar yani Anadolu Mevlevisi asla böyle bir şeyi kabul etmez. Veyahut şarabın helal olması, mesela diyor ki “has talebelere şarap ve haram olan her şey helaldir” diyor. Mesela Anadolu Mevlevisi ne kadar has talebe olursa olsun hiçbir şekilde ne şarap içer ne de harama yanaşır.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin Karaman İl Başkanlığı Kongresi’nde konuştu, şu açıklamaları yaptı Adnan Bey: “15 Temmuz gecesi bunların hesabı tutsaydı belki bu kardeşiniz burada olmayacaktı. 15 dakika geç kalsaydık belki o yaptıkları atışlar bizi vuracaktı. Asıl hesap yapıcı Allah, Allah’ın hesabı tüm hesapların üzerindedir bunu bilmiyorlardı. Kıyamet gününde şefaat eden üçtür; peygamberler, alimler, sonra şehitler. Peygamber olamayacağımıza göre iki sınıf kalıyor, ya alim olacaksınız ya şehadet şerbetini içenlerden olacaksınız. Ben şu anda karşımda böyle bir kitle görüyorum. Şehadete namzet bir kitle görüyorum karşımda.” Şöyle devam etti konuşmasına: “Türkiye bölgede attığı adımlarla bu kirli hesaplara çomak sokmuştur. Terör devletinin kurulmasına engel olmuştur. Orası diyor ‘Filistin’in başkenti olarak ilan edilmeli’ diyor. Biz çoktan ilan ettik. İşgal altında olduğu için oraya gidip büyükelçiliğimizi açamıyoruz. Bizim başkonsolosluğumuz bile büyükelçi ile temsil ediyor. Fiili olarak biz bu işi yapmışız, bizim resmi olarak da o günler yakın ve büyükelçiliğimizi de ayrıca orada açacağız. Batılı kurum ve kuruluşların teröristlere verdiği destek medya boyutuyla kalmıyor. Terörün bu kadar meşrulaştırıldığı alenen desteklendiği bir başka dönem yoktur. Şunu unutmayın; yalanın en güçlü panzehri hakikatlerdir” dedi.)

İşte elinden geleni yapıyor Tayyip Hoca, elinden gelen konuşmayı yapıyor. Ama şimdi Filistin konusu, Kudüs konusu, Kudüs için Müslümanlar yürüyüş yapıyor dünyanın her tarafında, “ordularımız hazır, askerlerimiz hazır” diyorlar, işte “Kudüs’ü vermeyiz.” Tamam, bu doğru yani böyle bir şey zaten olmaz. Peki niye Müslümanları birleştirmiyorsunuz, İttihad-ı İslam’ı kabul etmiyorsunuz? Madem Filistin’i kurtarmak istiyorsunuz, değil mi? De, Müslümanlar birleşsin de birleşmesen dahi de, onu bile demiyor. Mesela İslam ülkelerinin başkanları bir araya geldiğinde “İslam alemi birleşmelidir” diye bir karar çıkmıyor. Bak “İslam alemi birleşmelidir” diye bir karar çıkmıyor. Karar ver, yapmasan dahi söyle, dilinde olsun hiç olmazsa bak, yapmasan bile dilinde olsun bir şey kaybetmezsin. De “İslam alemini birleşmesini ben istiyorum.” Irak, Suriye, Lübnan, Fas, Tunuz, Cezayir hepsi gelsin bir araya bunu desin, diyemiyorlar. Ama Filistin konusu açıldı mı hepsi konuşuyor. İşte “Filistin’i kurtarmak gerekiyor, şöyle yapmak gerekiyor, Müslümanlar eziliyor” falan diyor, güzel. Tamam, çözümü çok net, İslam Birliği’ni oluşturdun mu konu bitecek. Bak birleşmeye üşeniyorsan bile üç kelime diyeceksin “İslam Birliğini istiyorum” bunu de. Mübarek bunu de, dilin kopmaz, diyemiyor demiyorlar. İslam ülkelerinin liderleri bunu diyemiyor. Ne hikmettir Allah’ın hikmeti diyemiyorlar. Her şeyi konuşuyor uzun uzun anlatıyorlar, desene “İttihad-ı İslam olsun, İslam birliği olsun bu konu bitsin” desene. Zaten konu kökünden hallolur ne Filistin meselesi kalır, ne Fas, Tunus, Cezayir’deki konular kalır. Ne Irak, Suriye konusu kalır.

 

(Batı medeniyetinden kaynaklanan bir zulmün yaşandığına dikkat çekerek şunları söylüyor Bilal Erdoğan: “Ne zaman yeniden ecdadın o huzur, barış ortamını tesis ettiği izzete ulaşabileceğiz? Biraz da bizim kendimize dönüp bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Yüzyıllar boyu dünyada barışı temin eden, zulme karşı duran bir ecdadın torunları olan bu ümmetin de artık kendine gelmesi, yapması gerekenleri yapması, birlik olması ve yeniden dünyada kardeşlik hukukunu yüceltmesi gerekir diye düşünüyorum” dedi.)

Bilal’e helal olsun aferin. Tayyip Hocam’dan istirham ediyorum, bu adamların kafasına inşaat çivisi gibi çaksın 313 kere “İslam Birliği’ni İstiyoruz” bu kadar. Utandıralım. Filistin konusunda köpüre köpüre konuşuyorlar. Irak yok oldu, Suriye yok oldu gözünüzün önünde gıkınızı çıkartmadınız. Libya yok oldu gıkınızı çıkartmadınız. Afganistan yok oldu, ezildi bitti sesinizi çıkartmadınız. Yemen halen mahvediliyor. Kolera, bombardıman mahvedilmiş vaziyette gıkınızı çıkartmıyorsunuz. Arakan her yer her yer kan ağlıyor, Arakan’da su gibi kan akıyor. Ve çok perişan Müslümanlar. “İslam Birliği’ni istiyoruz” sultanlar, krallar, başkanlar bak size bir zarar getirmez bu, zenginliğinize zenginlik katar malınız mülkünüz elden gitmeyecek söz veriyoruz. İslam Birliği olunca bir şey olacak zannediyor. Bir şey olmaz daha zengin olursun. Hükümranlığının da gitmez “krallığım gider” gitmez krallığın, İslam Birliği senin krallığınla niye uğraşsın? Krallığın bir zararı yok daha zengin olursun, daha rahat edersin, daha sözün geçer, daha iktidarın güvenli olur. Şu an sallanıyor hepsinin iktidarı. Büyük bölümünün yüzde 80’inin, yüzde 90’ının iktidarı sallanıyor ayakta duramıyorlar. 

 

(ABD’nin Kudüs kararı sonrası, Kudüs’ün statüsüyle ilgili bir tasarı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ele alınacak. Tasarı, Kudüs’ün statüsü konusunda alınan herhangi bir kararın hükümsüz olduğuna dikkat çekiyor. Kudüs’ün statüsü konusunda Birleşmiş Milletler’in herhangi bir değişikliğe gitmeyeceğinin altını çiziyor.)

Tamam, iyi güzel. Ama bunlarla bir yere varılmaz. Teker teker İslam ülkeleri mahvoluyorlar sıradan gidiyorlar. Bütün insanlar da bunu seyrediyor. Felaket adım adım sona doğru yaklaşıyor. Çözüm İslam Birliği’dir. İslam Birliği’ni anlamazdan geldikleri müddetçe Allah felaketin dozunu daha da artıracak, daha da facia olacaktır. Ne zaman ki İslam Birliği’ni isterler, Allah’ın emri yerine gelir o zaman biter. Allah “ayrılıp-dağılmayın birlik olun” diyor. Hatta “kurşunla kaynatılmış binalar gibi.” Burada böyle bir şey göremiyoruz. Adam ağzına dahi almak istemiyor, konuşmak dahi istemiyor. Koskoca İslam aleminde bir tek Tayyip Hoca İslam Birliği’nden bahsediyor. Adamları çağırıyor adamlar uyuyor utanmıyorlar da yani. “Hadi canlanın şevklenin” diyor daha da beter uyuyorlar. Ama Filistin muhabbetine girdin mi oho Filistin başörtüleri falan, işte Filistin’le ilgili kıyafetleri üstlerine alarak falan hamaset edebiyatını çok iyi yapıyorlar.

 

Münafık Kendince Müslüman’dan Daha Müslüman İddiasıyla Ortaya Çıkar. Peygamberimiz Döneminde, Ezilen, Şehit Edilen Müslümanları Kurtarmak İçin Müminleri Cihada Çağırdığında Hemen Peygambere Ahmakça Akıl Veriyorlar

Münafık konusu önemli. Kalbinde hastalık olan insanlar konusu önemli. Öyle hassas bir çizgisi var ki onun, mesela İslam’ı anlatıyor Müslüman, İslam’ı yaşıyor. Münafık çıkıyor, Müslümandan daha Müslüman görümünde kendince ama münafık. Peygamber (sav) diyor ki “arkadaşlar sabah erkenden büyük bir cihat yapacağız, çocuklar, anneler felaket bir baskı altındalar bunları kurtaracağız.” Adam geliyor diyor “şimdi Muhammed bunları söyledi ama” diyor “onun düşünemediği yön var” diyor “hava sıcaklığını hiç önemli görmüyor” diyor. “Adamlar savaşmayı biliyor mu onu da önemli görmüyor” diyor, haşa “bunları akıl edemiyor” diyor. Bunu iddia edince ne oluyor? Önce peygamberliğini inkar etmiş oluyor, imamlığını da inkar etmiş oluyor. Kendinin daha akıllı olduğu kanaatinde. Bu sefer vahiy iniyor “Allah niye böyle yaptı ki?” diyor “ertelemesi gerekmez miydi?” diyor “başka türlü olması gerekmez miydi?” Bu Yahudilerde de var daha önce, Allah’ı eleştiriyorlar, peygamberi eleştiriyorlar. Münafıklara bakıyoruz aynı kafadalar. Fakat eleştirirken kafası çalışmayanları ikna edecek gibi de oluyorlar. Çünkü sözü süslü söyledikleri için, avam ağzıyla, avam mantığıyla söyledikleri için ikna edici olabiliyor bazen. Mesela diyor ki “şu mal dağıtımına bak, sen bunu adaletli görüyor musun?” diyor. “Sana ne kadar verildi?” diyor “şu kadar” “bana da az verildi ama bak o yeni gelenlere çok daha fazla para verildi” diyor “bunda adalet görüyor musun?” diyor. “Görmüyorum” Diyor. “Allah’ın peygamberi o diyor “ama işte yanlış yaptı o” diyor “peygamber olarak onu seçmemesi gerekiyordu” diyor haşa. “Halbuki Mekke’nin Medine’nin zenginleri var onları seçse daha doğru yapardı” diyor. “Ne gerek vardı ki onu peygamber seçti?” diyor. Şimdi ahmak buna inanıyor. Düşünüyor hakikaten “Medine’nin zengini, adamın evi var arabası var, imkanları hepsi var” diyor. “O peygamber olsa hem onun malından mülkünden de Müslümanlar istifade ederdi. “bu Peygamber seçildi ama Muhammed” diyor (sav), “malı mülkü yok” diyor “burada bir yanlışlık olmuş” diyor. Şimdi ahmak, hem Allah’ı eleştiriyor ve çok sakin ama yaptığı ahmaklığın farkında değil. Peygambere öyle kafa tutmanın, Allah’a akıl vermenin ne kadar ahmakça ve ne kadar küfrani olduğunun farkında değil.

 

(“Mini etekle oturanlara neden çok laf atılıyor?” izleyici sorusu)

Onun birçok nedeni var. Birincisi en çok rastlananı gördüğünde beğeniyor aslında güzel buluyor ama kendisinin asla olamayacağını düşününce onu tahrip etmek istiyor, yok etmek istiyor. Yani aslında bir öldürme isteğinden kaynaklanıyor o. Yani “benim değilse yok olsun.” Yani tek nedeni budur. İkincisi yaşlı hanımlarda olan modeli, onlar diyorlar ki; “biz dekolteyi kontrollü kullanmaktan yanayız.” Mesela “fazla mini etek olmaması lazım. En fazla diz seviyesinde.” Dizin üstüne çıktı mı ne görünecek? Bir facia görünecek. O zaman bunun neyini övünme olarak anlatıyorsun? Senin öyle güzel bir bacağın olsa belli ki açarsın, dekolte de giyinirsin. Sen o facianın görünmemesi için haklı olarak kapalı tutuyorsun. Peki, bunu bir diğergamlık, fedakarlık gibi anlatacağına aczini ortaya koyarak anlatsan da daha doğru, tutarlı olsan olmuyor mu? Diyor; “göğüs dekoltesine karşıyım.” Buruş buruş göğsün, tabii ki açamazsın. Niye gençleri kıskanıyorsun? “Sırt dekoltesine karşıyım.” Sırt mı kalmış sende? Normal olabilir, insanlık hali. Tabii ki herkes ölüme doğru gidiyor, yaşlanacak ama samimiyetsiz konuşma. Belli ki o yaşlanmanın meydana getirdiği ağır çöküntüyü göstermek istemiyorsun. Ne uzatıyorsun yani? Güzel bir kadını hiç duyuyor musunuz siz? Mesela güzel yakışıklı bir delikanlı da dekolteye karşı olduğunu pek görmezsiniz. Böyle kadınlara ulaşması imkansız tipler. Mesela çok cahil, çok görgüsüz tipler oluyor bazen. Bir kadınla karşılaşıyor, son derece kaliteli, klas, takılarıyla, kıyafetiyle her şeyiyle nefis, pırıl pırıl. Adam leş gibi kirli, ağız burun birbirine girmiş. “Hiç oluyor mu ya dekolte de hiç buna gitmiş mi yani?” falan diyor. Dekolte gitmemiş ama sen neye göre bunu dedin yani? Gitmemiş yani senin oradaki amacın ne? Ona ulaşamayacağını bildiğin için kıskandığın için, ağırına gittiği için onun o halini engelleyip kendinde de beğenmeyi yok etmeye çalışıyorsun. Kendindeki beğenmeyi yok ettiğinde o rahatsızlığı duymayacak. Çünkü kadınlar bakımlı olmasa onlara imrenmeyecek, güzel görmese, kapalı görürse imrenmeyecek. İmrenmediğinde psikolojik rahat edecek ama imrenip de elde edemediğinde ağırına gittiği için hedefi imha, lafla, sözle, şununla, bununla, işte kapatma falan. Asıl kökeni budur.

 

Nereye Baksak Muazzam Bir Mükemmellik Görüyoruz. Allah Varlığını Çok Net, Açık ve Sarsıcı Bir Keskinlikte Gösteriyor. Tüm Görüntü Allah’a Ait

Allah’la dost olmak, eğer mevcut durumu, mevcut gördüğünü samimi kabul ederse bir insan, Allah’la dost olmuş olur. Yani vicdansızlık edip anlamazdan gelmezse Allah’la dost olmuş olur. Çünkü biz baktığımızda, samimi baktığımızda renkli bir dünya görüyoruz. İnsanlar ve cisimleri görüyoruz. Bir de, her şey çok mükemmel yani muazzam bir mükemmellik var. Allah, varlığını çok keskin gösteriyor ama yani çok sarsıcı, net gösteriyor. Öyle flu falan değil. Hani omzumuzdan tutup bizi sarsma var ya, ondan daha net gösteriyor. Yani çok özür dilerim, eşek olsa anlar artık yani. Eşek, hayvan olsa anlar, o derece net. Ama bazı insanlar tabii Allah aklını kapatırsa göremez o. Yani şuurunu kapanırsa göremez. Bu kadar belirgin, açık varlığını gösterince her şeye hâkim olan gücü sevmek gerekir mi, gerekmez mi? Yani şu laf mı? Bütün görüntü O’na ait, sevgiyi O yaratıyor, dostluğu O yaratıyor, arkadaşlığı O yaratıyor. Yiyeceklerden zevk almamızı, müzikten zevk almamızı, güzel kokudan, güzel tattan zevk almamızı, her türlü mutluluğu alenen Kendisi yaratıyor. Ama biz diyeceğiz ki hâşâ, “bizi ilgilendirmiyor” falan diyeceğiz. Yani en vahşi mahlûk bile olsa bunu yapmaz. İşte bunu yapmadı mı bir insan yani normal insan vasfı gösterdi mi Allah’a dost olur. Çünkü alenen görür varlığını ve ona müthiş bir sevgi duyar. Çünkü mesela bak bize kola sunuyor Allah, mesela çikolata paketlere koymuş, süslü olarak yaratıyor, paketin içinde. Tadı nefis, mesela kokusunu ve tadını nefis yaratıyor. Nereye baksan, mesela tablolar görüyoruz balıklar var, suyun içinde balık sevelim diye. Sarman’ı gösteriyor, mesela bu özel yaratılmış. Bunun tüyünden bir tane alsan Sarman’ın bütün özellikleri onun içinde kodlu. Bunun bir tüyünden parça alsa, ondan yüzlerce, binlerce Sarman çıkar. Aynısı tıpkısı çıkar, kodlu, bütün özellikleri kodlu.

 

(Eski Başbakan Mesut Yılmaz'ın büyük oğlu Mehmet Yavuz Yılmaz, Beykoz'daki evinde şakağından tek kurşunla vurulmuş halde bulunmuştu. Kesin ölüm nedeni ve saati otopside belli olacak ancak icra kurulu üyesi olduğu İstanbul Kent Üniversitesi'nden bir açıklama yapıldı. Yapılan açıklamada, Yavuz Yılmaz'ın bir süredir mücadele ettiği hastalığa dikkat çekilerek son dönemde giderek ağırlaşan ve felce doğru ilerleyen komplikasyonları nedeniyle ağır stres altındaydı denildi. Temporal lob epilepsi hastalığından mustarip olup, tedavi görmekte olduğu söylendi.)

Evet, doğru ama bir de internetine falan da bakılsın onun. Bilgisayarına falan baksınlar. Yine de bu normal bir hareket değil. Yani olabilir bu hakikaten onu umutsuzluğa, ümitsizliğe sevk etmiş olabilir ama yine de bir gariplik var. Bilgisayarı çok iyi kontrol edinsin, telefonu kontrol edilsin. Polis bilir de, ben yine de içim rahat etsin diye söylüyorum. Şüpheli bir ölüm olabilir bu.

 

(Tarihinde hiçbir siyasi darbenin yaşanmadığı ABD’de darbeyle ilgili televizyon programları yapılmaya başlandı. ABD Fox News kanalı, “ABD’de darbe” konulu bir yayın gerçekleştirdi. Programda ABD iç siyasetinde yaşananların bir darbe etkisi olup olmayacağı tartışılıyordu. Ayrıca Trump’ın bazı kesimler tarafından desteklenmediği ve bu nedenle yönetimde istenmediği belirtilirken bu dönem içerisinde yaşanan soruşturma ve takiplerin de bu yüzden olduğu Trump’ın elini zor duruma düşürmek için yapıldığı savunuldu.)

İşte İngiliz derin devletinin tipik bir atağı en başından söylemiştim, ona rahat vermezler dedim. İngiliz derin devleti bunu ezmeye çalışacaktır biz de destekleyelim dedim. Rusya, Türkiye, İslam alemi destekleyelim dedim. Ama yeterli destek pek oluşmadı. Destekliyor ama yeterli değil. Baksan adam hemen üç kişi çıkartmış üç kadın, tecavüz etmiş bilmem ne falan diyerek. Ne kadar kızdırıcı bir üslup. Madem tecavüz etti o vakte kadar niye bekliyorsun? Değil mi yıllarca niye bekliyorsun? Bir de sizi ne yapsın? Öyle şeylerde hakaretten, tehdit ve şantajdan dava açılması lazım. Karşı dava açması lazım Trump’ın.

 

(“Yehova Şahitleri nedir?” izleyici sorusu)

Yehova Şahitleri. Bir Hristiyan tarikatı ama tabii klasik Hristiyanlık gibi değil. Hristiyanların kabul etmediği bir tarikat yapılanması. Ama Allah’ın birliğini kabul ediyorlar. Anlatımlarında Allah’ın varlığını birliğini anlatıyor olmaları iyi. Darwinizm’in geçersiz bir teori olduğunu söylüyorlar o da iyi. Doğru dediklerini kabul etmek lazım. Allah bir güzel, peygamberler Hz. Musa (as), Hz. İbrahim (as), Hz. İshak (as) savunuyorlar bu da güzel. Sevgi, saygı, hürmet, nezaket bunlar da güzel. Bakarız Kuran’a zıt yönleri varsa onları kabul etmeyiz. Kuran’a uygun olan her yönünü kabul ederiz. Ortodokslar için de bu geçerli, Ermeniler için de geçerlidir. Katolikler için de geçerlidir Museviler için de geçerlidir. İslam’la uygun olan kısımlarını alırız İslam’a uygun olmayan kısımlarını bırakırız. Bu kadar. Dolayısıyla tedirgin olmak yersiz olur.

 

(CNN’in yan kuruluşu Rand Corporation Türkiye ve ABD’nin doğrudan savaşa girebileceğini iddia eden bir rapor yayınladı. Raporda Türkiye’ni terör örgütü PKK, YPG’ye askeri operasyonlarını genişletmesinin iki ülkeyi doğrudan silahlı çatışmaya itebileceği söyleniyor. “ABD’nin Ortadoğu’daki stratejik çıkarları ve ABD ordusu için sonuçları” başlıklı çalışmada Ankara ve Washington arasındaki çıkar farklılıklarının iki ülkeyi çatışmaya sürüklemesinin mümkün olduğu yorumu yer aldı.)

Amerikan ordusu komünistlerle işbirliği yaparsa, komünistlerle birlikte Türkiye’ye karşı saldırırsa adamlar sormaz mı “Kore’de ne yaptınız siz? Niye komünistlere karşı mücadele ettiniz?” derler. Dolayısıyla Türkiye öyle bir şeyde yalnız kalmaz. Rusya ve Çin de yanında olacaktır. Bundan Amerika zararlı çıkar. Yani Türkiye o bölgeyi hallaç pamuğu gibi atar. Ve Amerikan kamuoyuna da bunu anlatamazlar rezil olurlar. Hangi hükümet yaparsa yapsın tepetaklak gider. Dolayısıyla öyle pervasız bir hareket olmaz yapamazlar.

 

(“Okullarda din kültürü eğitimi nasıl olmalı?” izleyici sorusu)

Bir kere hem İslam dini hem Hristiyanlık hem Musevilik anlatılması lazım. İslam’daki mezhepler, tarikatlar hakkında da bilgi verilmesi lazım. Hristiyanlığın bütün kolları anlatılması lazım. Özetle çok kısa birer satır öğretebilirler. Musevilik anlatılması lazım. Budizm anlatılması lazım. Budizm’in ne olduğunu da bilmiyor insanlar bu genel kültürdür çok önemli. Bir de Kuran’ın teknik olarak anlatılması gerekiyor. Mesela on dokuz sayısı kodları, tekrar eden sayılar. Bilimle Kuran’ın uyumu, Kuran mucizeleri bunların anlatılması gerekiyor. Bedir Savaşı, Hendek Savaşı işte Peygamberimiz (sav) karnına taş bağlardı şu bu falan yıllardan beri bunlar anlatılıyor. Böyle olmaz yani din bütün dünyada çok önemli bir konu. Hayattır din mesela bir Musevi için hayattır. Hristiyan için hayattır, Müslüman için de hayattır. Dolayısıyla özlü derli toplu bilginin herkese sunulması gerekir. En hayati genel kültür konusu.

 

(“Yeni buluğ çağına girmiş kızların evlendirilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?” izleyici sorusu)

Buluğ çağına girmiş bir kız daha yeni vücudu oturuyor yani yeni gelişiyor. Ailesinin ona bakması lazım. Evlendirmemesi lazım. O spor yapacak, kendini eğitecek, bilgilendirecek, vücudu gelişmeye devam edecek. Çünkü kemikleri daha gelişiyor. Kasları gelişiyor. Vücudu yeni oturuyor. Sen evlendirirsen hamile olduğunu düşün vücudu gelişmeden hamile olmuş oluyor. Onun vücuduna gitmesi gereken protein, kalsiyum, fosfor falan çocuğa gitmiş olacak ve onun vücudu ciddi şekilde sarsılır gelişemez. Çocuk küçük kalır yani. Kas gelişimi oluşmaz. Vücudu da bozulur. Onun için vücudu nihai noktada gelişinceye kadar bir genç kızın evlendirilmesi yahut evlenmesi doğru olmaz. Buluğ çağına girdiyse zaten buluğ çağını tamamlaması gerekir ki sağlıklı, sıhhatli, zinde olsun. Çünkü hem ruhen hem bedenen gelişiyor. Ruh gelişimine de zarar verebilir, beden gelişimine de zarar verebilir böyle bir şey. Ama tamamen ruhen ve bedenen geliştikten sonra evleniyorsa bu güzel. Çok çok güzel.

 

(Eski İran Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani'nin kızı Faize Haşimi yapılan incelemelerde babasının cesedinde normalin on kat üzerinde radyasyon tespit edildiğini söyledi.)

Ama çok acayip şey o. Radyoaktif madde verilmiş demek ki. Önemli eğer bu doğru bilgi ise ki güveniyoruz Hanımefendi’ye. Alenen cinayet olduğu anlaşılıyor. Failleri bulunsun ve amaçları da öğrenilsin. Çünkü Ravsancani çok efendi, çok güvenilir, temiz, dindar bir insandı. Bu bir derin devlet cinayetiyse yani İngiliz derin devletinin bir oyunuysa dünyayı başlarına geçiririz. Kanunla hukukla tabii. Ben öncesinde söylemiştim. O İngiliz derin devletinin bir cinayeti olabilir demiştim. İlk haber aldığımda. Cinayet haberini aldığımda yani vefat haberini alınca böyle demiştim o zamanlar. Şimdi bunu teyit eden bir delil çıkmış oldu. Çok karanlık bir şey, böyle şeylerin hiçbirini yanlarına bırakmamak lazım derhal gereğini yapmak lazım.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271127/sayin-adnan-oktarin-17-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271127/sayin-adnan-oktarin-17-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171117t_05.jpgSun, 25 Feb 2018 10:14:14 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 16 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 16 Aralık 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Meridyen Derneği 7. Hadis ve Siret Araştırmaları Ödül Töreni’nde konuştu. Şunları söyledi: “Rabbimiz Kuran’da -şeytandan Allah’a sığınırım- ‘Andolsun ki Resulullah’ta sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar, Allah’ı çok zikredenler için güzel örnekler vardır’ buyuruyor. Hz. Ayşe Validemiz de ‘Peygamberimiz Efendimiz (sav)’in ahlakı nasıldı?’ sorusuna ‘onun ahlakı Kuran’dı’ diye cevap veriyor. Resulullah Efendimiz (sav) sadece Kuran’ın vahyine aracılık etmemiştir aynı zamanda onu bilfiil yaşamış hayatına tatbik etmiştir. Yani Peygamberimiz (sav)’in hayatı Kuran-ı Kerim’in bir nevi tefsiridir. Peygamber Efendimiz (sav) Hz. Ayşe Validemizin ifadesiyle yürüyen Kuran’dır. Sünnet olmadan İslam’ın yaşanması mümkün değildir. Kim ve ne olursa olsun Müslümanların sünnetle olan bağını yok sayan, koparmaya çalışan her teşebbüs bizim nazarımızda Gayri İslami’dir.”)

Tayyip Hocam mezheplerin birleştirilmesinden yana. Bu, sünneti, Kuran’ı çok iyi anladığını gösteriyor. Çünkü Peygamber (sav)’in sünneti neydi? Kuran’dı. Onu çok güzel vurguladı. En ivedi, en önemli delil olarak onu vurguladı. Fakat bir münafık cereyan var, o ‘Kuran yeterlidir’ diyor ama şimdi tamam güzel Kuran yeterli, ama şimdi hadisi ve sünneti reddederken Bediüzzaman’ı, Necip Fazıl’ı hedefleyerek bunu söylüyor. Amacı alimleri yok etmek. Abdülkadir Geylani, İmam-ı Rabbani’yi onları hedefleyecek yani amacı o. Onlar sinsi bir hareket yaptığı için, Tayyip Hoca da aslında Kuran Müslümanıdır. Zaten açık söylüyor “sünneti sordu” diyor “Kuran dedi” diyor. “Yaşayan Kuran’dır dedi” diyor. Çok net. Ama oynanan oyun büyük, çok samimiyetsiz çirkin bir oyun oynanıyor. Şah-ı Nakşibendi’yi, Abdülkadir Geylani’yi, İmam-ı Rabbani’yi, Bediüzzaman’ı, Necip Fazıl’ı, Seyit Abdülhakim Arvasi’yi yani bizim zengin kültürümüzü elimizden alacaklar kendi kafalarınca, bomboş bir tarih getirecekler arkasından. Ona karşı dikkatli bir politika ve dikkatli bir üslup kullanıyor. Hem Kuran’ı savunuyor ama “sevdiklerimizi de bırakmayız” verdiği mesaj bu. Ama çok ustaca ve akıllıca konuşmuş. Doğru söylüyor, bu konuda da yanındayız, titizlikle yanındayız.

 

Cehennemin Amacı Müminlerin Mutluluğudur. Allah’ın Adaletinin Tecelli Ettiğini Görüp Mutlu Olmalarıdır

Allah’ın adaleti mutlak adalettir. Yani kusursuz, en keskin kusursuzluktaki adalettir, milimetrenin milyonda biri kadar hata olmaz o kadar mükemmeldir. Hatta bakın, cehennem ehlini yaratıyor, insanlar bunun sırrını bilmiyordu yani cehennemin sırrını bilmiyorlardı uzun süreden beri de bilmediler. Cehennemin amacı müminlerin mutluluğudur. Müminlerde adalet kavramıyla kalplerinin ferahlaması ve kendi değerlerini bilmeleridir ve kendi kendisini sevmesidir cehennemin tek faydası budur. Allah diyor “Ben ne yapayım sizin azabınızla?” diyor “Allah ne yapsın sizin azabınızla?” diyor Cenab-ı Allah. O yüzden bu konuyu da gençler çok iyi anladılar. Cehennemin amacını da anladılar. Ben kapalı yolla anlattım. Bak, cehennemdeki insanlar robottur, robot insandır. Cennettekiler insandır ama cehennemdekiler robot insandır. Ama robot insan olmaktan Allah’a sığınacak mümin, çekinecek.

 

Müminin Her Yaptığında Hayır Vardır. Hata Yaptığında da Hayır Olmuştur. Mümin İçin Hayırsız Bir Şey Olmaz

Bir şey istediğiniz gibi olmadığında hata olmuyor o, doğru olan olmuş oluyor. Ama işte Allah’ın sanatı o, insanlar onu göremiyor o an, gözünün önünde oluyor ama göremiyor. Hata yaptı zannediyor doğru olmuş oluyor, doğru hareket etmiş oluyor. “Keşke yapmasaydım” diyor. Halbuki doğruyu yapmış oluyor. Müminde hayır vardır her yaptığında, her şey hayırla yaratılır hayırsız bir şey olmaz. Onun için gönlün çok rahat olsun. Kendinde ara tabii, kendini eleştir ama olay yanlış olmaz, hayırla olur. Mesela dün bir misafir geldi hediye verecektik, hanım arkadaşımız elinden düşürdü kırdı. Hayır vardır dedim. Dağıldı hemen zaten hepsi parçalandı. Sonra başka bir hediye getirin dedim, öbür hediye de kocaman daha güzel daha iyi yani annenin hoşuna gidecek bir hediye kutusu da büyük. Hayır var. Onda belki kim bilir ne yani, bizim bilemeyeceğimiz bir şey olabilir hikmet olabilir.

 

Münafık Robot Varlıktır. Münafıkların Varlığı Müminleri Şevklendirir, Azmini ve Canlılığını Pekiştirir, Birlik Ruhunu Güçlendirir, Daha Güzel Çalışma Yapmalarına Vesile Olur

Münafık robottur robot varlıktır. Ama müminleri çok şevklendirir münafık. Mesela müminlerin birlik ruhunu pekiştirir, azmini pekiştirir, canlılığını pekiştirir, aktivitelerini artırır, zenginliğe vesile olur. Daha güzel çalışmalar yapmalarına vesile olur. Daha heyecanlı çalışmalar yapmalarına vesile olur. Oynanacak oyunları daha iyi detaylı görebilir. Çünkü müminler genellikle İncil’de de geçer “siz güvercin gibisiniz” diyor güvercin gibi. Yani biraz daha derin düşünmelerini sağlar bu. Mücadelede daha derin düşünmelerini sağlar. Çünkü münafık çok şeytani hareket ediyor. Müminler hep temiz güzel hareket ettiği için, dürüst, hep dürüstlüğe göre ayarlı oluyor mümin. Yani mücahedeye göre cihada göre ayarlı olmuyor ruhu ve zemini. Ama münafığın kahpe ve alçak ataklarından şeytanla mücadeleyi öğrenmiş oluyor. Eğer o atak yapmasa öyle şeytan mümin bunu öğrenemez. Yani bir askeri tatbikat gibidir mümin için münafık. O sayede açılır ve canlanır, ufku genişler, aklını daha güzel kullanır, sevap kapısı çok daha genişler büyür. Mesela onluksa binlik olur. Çok fazla sevap almasına vesile olur. Öbür türlü makul bir hayat olur. Ama münafıkla hayat hareketli, canlı, aktif, atak, daha akıllıca mücadelenin yapıldığı bir çizgiye doğru gider. Öbür türlü daha sakin bir mücadele olur. Hayat daha sakinleşir yani dinginleşir. Münafık Müslümanlar için muazzam bir heyecan vesilesidir, muazzam bir atak vesilesidir.

 

Modern Fizikle Birlikte Zamanın İzafi Olduğu Ortaya Konduğu İçin Kaderin Varlığı Bilimsel Olarak da Teyit Edildi

Allah her şeye kadirdir, Abdülkadir de yakışıklı bir delikanlı güzel bir insan. Kadere inanmak bir seçim yani bir inanç. Evet, adam inanır ama aslında seçim de değil bilimsel bir gerçektir kader. Çünkü tek bir an vardır modern fiziğe göre zaman yok tek bir an var. Kader bilimsel olarak ispat edilmiş bir olaydır, inanç olmaktan çıkmıştır. Eskiden inançtı ama 21. Yüzyılda inanç olmaktan çıktı modern fiziğin çıkışıyla beraber tek bir an olduğu, zaman olmadığı, zamanın izafi olduğu anlaşıldığı için yaşadığımız her şeyin şu an kaderde olduğunu görmüş olduk. Yani fiili elle tutulur bir gerçek var.

 

(“Cennetin ırmakları nasıl?” izleyici sorusu)

Şimdi işin doğrusu öyle çok büyük dev ırmaklar değil kastedilen. İlk planda kastedilen onlar değil. Evlerin içinden geçen küçük ırmaklardır böyle, şırıl şırıl akan küçük ırmaklar kastediliyor, birinci planda kastedilen o. Ama ayrıca coğrafya içerisinde normal akan ırmaklar var. Ama o ırmak insanlara uzak olmuyor yani evlerin içinden de geçiyor. Küçük küçük ırmaklar var. Onu Said Nursi açıklıyor Risale-i Nur’da da var. Mesela ne kadar? 60 santim, 70 santim genişliğinde düşünün küçük ırmak böyle evin içinden akıyor, o tarzdadır. Ama ayrıca büyük ırmaklar da vardır süs, görüntü olarak.

 

(“Eğer ülkede para kaçırılıyorsa bu nereye kaçırılıyor?” izleyici sorusu)

Eğer birisi bir insan bir yerin başbakanıysa, mesela x ülkede diyelim, devletini milletini koruyorsa o millete yapılacak saldırılar hazırlık yapması lazım saldırı ihtimaline karşı. Toprak altına silah, bomba, mühimmat yerleştirir. Yabancı ülkelere altın götürürsün yeraltına yerleştirirsin, para yerleştirirsin. Ani saldırıda çünkü para bulamazsın, altın da bulamazsın hiçbir şey bulamazsın. Millet de fakr-u zaruret içinde olabilir, Atatürk’ün dediği gibi. Milletin kalelerine, tersanelerine girmiş olabilir. Devlet içinde de FETÖ yapılanması gibi müstevlilerin diyor, kirli emellerine diyor alet olabilirler diyor. İşte böyle feci bir durumda devletin kendini koruması için devletin görünmez bir gücü olması gerekir. Görünmez legal bir gücü olması lazım. Muazzam bir para gücüne, muazzam bir silah gücüne, muazzam bir adam gücüne, muazzam bir plan gücüne, muazzam bir muhabere gücüne ihtiyacı olur böyle bir çalışmanın. Akılcı olan çalışma, faaliyet bu şekilde olması lazım. Ama bunun dışında bir şey zaten kabul edilmez. Ama benim kanaatim arkadaş herhalde hükümeti kastediyor. Değil mi yani Tayyip Hoca’nın? Tayyip Hoca bizim gözümüzün önünde kendi evladımız, kendi insanımız. Yaşantısını görüyoruz. Hayatı gözler önünde sade ve mütevazi bir hayatı var. Eşi de öyle çok ağır başlı hanımefendi bir insan. Çok mazlum, dünya ile tam alakasını kesmiş veli tiynetli bir insan. Bu insanlar dünyadan istedikleri bir şey olmadığını açıkça göstermiş insanlar. Dolayısıyla parayla pulla ne işi var? Mesela diyorsun ki sen 30 tır dolusu para, dolar. 30 tır dolusu. Ne yapsın? 30 tır dolusu parayı ne yapsın? -Haşa- Annesine küfrediyorsun, ölmüş babasına küfrediyorsun, sülalesine küfrediyorsun, kendine hakaret ediyorsun. Asmaya kalkıyorsun, kesmeye kalkıyorsun. Bin bir acının, çilenin içerisinde mücadele ediyor o insan. Yediği bir tabak yemek. Bak yediği bir tabak yemek. Kıyafetleri de belirli. Yani makul ölçüde kıyafetleri var. O da cumhurbaşkanı olduğu için yoksa o kadar kıyafet de almaz o. Onları giyiyor. Oradan oraya koşuyor, oradan oraya koşuyor. Gecesi yok, gündüzü yok. Sabah orada, akşam orada. Sabah orada, akşam burada. Sen ne diyorsun? 30 tır dolusu, 60 tır dolusu paradan bahsediyorsun. Varsa yurt dışına da götürdülerse bunu devlet yaptıysa helal olsun. Devletin güvenliği için, Türk aleminin, İslam aleminin güvenliği için yaptılarsa helal olsun.

 

(Mehmet Metiner bugünkü yazısında şunları söylüyor: “Siyonizm’in Kuran üzerinden savunulması ve bu bağlamda Siyonist İsrail’in işgal ve vahşet politikalarının meşrulaştırılması yeni bir ihanet projesidir. Bir: Siyonizm ile Yahudilik bir değil. Siyonizm’in bir siyasi ideoloji olarak Yahudiliği asıl teolojik köklerinden koparttığına dair Yahudi bilginlerinden gelen ciddi eleştiriler var. İki: Firavun’un zulmünden Hz. Musa (as) öncülüğünde kaçan Yahudilere güven içinde yaşayacakları toprakların adres olarak gösterilmesi ne Siyonizm’in “vaat edilen topraklar” ideolojisini, ne de Siyonist İsrail’in işgal ve zulüm politikalarını meşru kılar. Üç: Yahudilerin de tarihsel yurdu olan o topraklarda yaşama haklarını savunmak ayrı şeydir, Yahudiliği özünden boşaltıp bir işgal ve zulüm ideolojisine indirgeyen Siyonizm’in iktidarını savunmak ayrı bir şeydir. Dört: Siyonizm’in vaat edilen toprakları içinde Türkiye ve benzeri ülkelerin toprakları da vardır. Diyeceğim o ki bizi hep içimizden vurdular. Vuruyorlar.”)

Şimdi onu örnek vermesi lazım ki millet anlasın. Biz bunu ilk defa duyuyoruz, “Siyonizm’in Kuran üzerinden meşrulaştırılması” böyle bir ifade yok. Yani bunu diyen de yok. Mesela falanca şahıs hadi şahıs vermiyorsa bile şu ayeti şöyle delillendiriyor, diyebilir. Ama Allah, Kuran’da Hz. İbrahim (as)’a vaat ediyor. Hz. İsrail (as)’a vaat ediyor. Hz. Musa (as)’a vaat ediyor. O toprakların müminlerin kontrolünde olacağını söylüyor. Bu doğru bu olacak ve oldu da zaten. Müslümanların kontrolünde. Ama tam bir hakimiyet olacak. Yani dünya hakimiyeti olacak. Bunu vurguluyor. Siyon Dağı’ndan Allah’ın hakimiyetinin duyurulması, Mehdiyet’in dünya hakimiyetinin duyurulmasıdır. Bu da güzel bu da meşru. Çünkü Kuran’ın hakimiyeti anlatılmış oluyor. Dolayısıyla gerçek Siyonist, eğer Siyonizm denen bir şey varsa Mehdiyet olduğu anlaşılıyor. Yani İslam’ın dünyaya hakimiyeti mevzubahis oluyor. Müslümanların dünyaya hakimiyeti oluyor. Bu tarifin dışında bir tarif yok. Yani ama bizim bilmediğimiz bir bilgiye ulaştıysa Mehmet Metiner, bunu söylemesi lazım.

Siyonizm diye bir şey yok. Siyonizm, işte o bölgede Musevilerin yaşama hakkı olarak biliniyor. Yani Musevilerin dünya hakimiyeti iddiası öyle bir düşünceleri falan yok. Öyle somut bir bilgi de yok hiçbir yerde. Ama Kuran’da vardır bu bilgi, Tevrat’ta da vardır. Ama Musevi liderlerin, Musevi hükümetinin bu yönde bir beyanı, açıklaması yok. Biz sorduk o zaman. Siz dünya hakimiyeti düşünüyor musunuz? “Yok” dediler. “Biz sadece kendi bölgemizde tehlikeden uzak, baskıdan uzak yaşamayı istiyoruz. Bu kadar” dediler. Dolayısıyla bunun dışında bir şey mevzubahis değil. Onu, ne demek istediğini mutlaka açıklaması gerekir. Yani biz bunu ayetlerle açıklayabiliriz. Museviler mesela İsrail’de olacaklar. Allah ayette belirtiyor. “Siz orada doğup orada öleceksiniz” diyor. Onların vatanı orada yaşama hakları var. Ama Siyonizm denilen şey İslam’ın dünya hakimiyetidir. Allah, Hz. İbrahim (as)’a vaat ediyor. Hz. Musa (as)’a vaat ediyor. Hz. İsrail (as)’a vaat ediyor. “Müslümanlar dünyaya hakim olacak” diyor. Bu çok güzel. Kuran’ın da tasdik ettiği bir gerçek bu. Bu Mehdiyet’tir. Bu Moşiyah kanalıyla olacağını söylüyor. Yani Hz. Mehdi (as) kanalıyla olacağını söylüyor. Bu da Peygamberimiz (sav)’in hadislerine uygun. Dolayısıyla burada şaşıracak bir şey yok. Orada bir ırk hakimiyetinden bahsetmiyor. Bir inanç hakimiyetinden bahsediyor. Yani Allah’ın varlığına, birliğine inanan, geçmiş peygamberlere inanan müminlerin dünya hakimiyetinden bahsediyor.

 

Bir İnsan Allah’ın Farkına Vardığı Andan İtibaren Diğer Konuların Hepsi Önemini Yitirir. Okul, İş, Hayatın Her Alanı Zarureten İlgilendiği Konular Haline Gelir

Bir insan Allah’ın varlığının farkına vardı mı dünyada daha büyük bir olay olmaz zaten. Bir insanın daha büyük hiçbir konusu olmaz. Bir insan Allah’ın farkına vardı mı düğünü, okulu, yemesi, içmesi, takla atması, spor yapması hepsi hikaye olur. Hepsi zarureten yapılacak şeylerdir. Tek gaye tek amaç Allah olur. Şimdi düşün bak bir insan ne diyor? “Ben bir insanım” diyor “beni sonsuz büyük bir güç yarattı ve buraya gönderdi” diyor. “Ve şu an beni seyrediyor ve görüyor” diyor. Bu durumda bir insan ne yapar? Hayalen bir düşünün. Adam mesela bir alemden alınıp getirilip buraya konuyor ve sonsuz güç onu kontrol ediyor o an. Yemesini, içmesini, görmesini, konuşmasını her şeyini sağlıyor. Onu ne ilgilendirir o zaman? Yeme onu ilgilendirmez ki yani yemek yer ama aklı sürekli oradadır. Mecbur olduğu için yer. Evlenme de o derse yapar yoksa yapacak hali olmaz. Okul da Allah diyorsa gider okula yoksa gitmez niye gitsin? Olay çok büyük çünkü konu çok büyük. Bütün benliğini çok kökten sarsacak muazzam bir olay olmuş. Böyle bir olay varken adam uyuyamaz zaten. Yatamaz kalkamaz hiçbir şey yapamaz çünkü olay çok büyük, konu çok büyük. Sonsuz büyük bir Allah güç var, adamın nefes almasını da o sağlıyor, bakmasını da o sağlıyor, yemek yeme görüntüsünü de o sağlıyor. Başka düşünecek ne olabilir? Hayır insan bütün gücünü vermek istese bile başka şeye dikkatini veremez.

 

Allah’ı Unutan İnsan Dünyanın En Tehlikeli Hayvanı Olur. Allah O Varlığın Yüzünü Dünyanın En Korkunç Hayvanı Haline Getirir

Müslüman’da gevşeme de, münafıklığa giden ilk adımdır. Mesela namazda gevşeklik gösterir, temizlikte gevşeklik gösterir. Allah’ı anmada gevşeklik gösterir, dikkatini açmada gevşeklik gösterir. İslam’ı yaymada gevşeklik gösterir, güzel davranmada gevşeklik gösterir. Dikkatli bakmada gevşeklik gösterir. Sonucunda Allah onu külçeye çevirir, iğrenç bir mahlûka dönüşür. Yani dev bir hayvan, yani kokuşmuş dev bir hayvana dönüştürür. Suçunun derecesine göre çirkinliği artar. Suçun derecesine orantılı olarak Allah hem sağlığını sıhhatini bozar, hem tipini kaydırır, hem aklını götürür, hem de her yönden çökertir ama derece derece. Mesela münafığın bir ileri derecesi vardır. Mesela nitelikli münafık olur ama mesela bir de münafık vardır. Bir de münafıklığa geçiş vardır, kalbinde hastalık olması. Hasta, kafası hasta yani ama çok benzer münafığa. Fakat dalgalanıyordur yani. Bir münafık olma kararı veriyordur, bir Müslüman olma kararı veriyordur. Ayette diyor ki; “ne sizdendirler, ne onlardandırlar. Bocalayıp dururlar.” Bir türlü karar veremez. İslam’a da karar veremez, küfre de karar veremez. Ama o sallanma genellikle kopmayla neticelenir. Çünkü o tip bir sallanmada geriye dönüş nadir olur. Yani o bir nevi komadır yani ölüme doğru giden bir komadır. Komadan çıkan nadiren olur, dirilen ama çoğu ölümle neticelenir. Yani münafık koması başladığında şahıslarda zaten şeytan tam yardım ettiği için, bir de şeytani insanlar da ona yardım ettiği için, mesela münafık tıynetli birisi varsa kalbinde hastalık olan, ona kalbinde hastalık olan başka biri yardım ediyor. Onlar birbirlerini buluyorlar, Allah’ın hikmeti. Mesela kalbinde hastalık olan kalbinde hastalık olanı buluyor. Kalbinde hastalık olanın hastalığını daha da arttırır kalbinde hastalık olan diğeri. Mesela onu daha vesveselendirir, daha kuşkuya düşürür, kendine güvenini kaybettirir, Allah’a inancını daha da zayıflatır. Ama dikkatlice bakarsanız kalbinde hastalık olanların birbirleriyle çok iyi ittifak halinde olduklarını görürsünüz. Onlar ayrı bir ahbap grubudur. Dost olurlar, birbirlerini çok iyi koruyup kollarlar. Münafıklar birbirlerini korur kollar ama Müslümanların gözünden kaçan bir şey vardır. Kalbinde hastalık olanların ahbaplığı gözlerinden kaçar Müslümanların. Onu riskli görmezler, en tehlikeli şeylerden biri budur. Çünkü kalbinde hastalık olanlar münafık doğumu yaparlar. Yani pislik doğururlar bir süre sonra ve sıradan gider. Önce bir tane daha olur, arkasından bir tane daha olur, arkadan bir tane daha olur. Bunlar zaten belli eder kendini. Bakışıyla, konuşmasıyla. Bunlarda genel özellik bitaplıktır. Yani organik bir rahatsızlığa bağlı olmayan bitkinlik meydana gelir, bitaplık. Mesela namaz kılmak istemez, oruç tutmak istemez, Allah’ı anmak istemez, Müslümanların toplantısına gelmek istemez. Mesela kitap dağıtmak, almak istemez.

 

Seçim Yapmakta Zorluk Olmaz. Allah İnsanın Vicdanına En Doğru Seçimi İlham Eder

Seçimi Allah’a bırakmak lazım. Zor seçim olmaz. Allah insana ilham eder, vicdanına ilham eder, onu yaptın mı doğrusu olmuş olur. Ya Allah bismillah dersin seçersin. Kararsızlık iyi bir şey değil. Eziyet olur o. Şirk düşüncesinde olur o uzama. Kararsız Kasım havası. O iyi bir şey değil. Bismillah Allah deyip seçersin. Mesela ben çarşıda falan da ben hiç yormam. Bakıyorum tak şu diyorum alıyorum. Hemen o ben hissederim mesela bütün parçaları gözüm değerlendiriyor bir anda o parça beni çeker. Hemen kaderdeki parçadır o. Ben kaderdeki o parçayı hemen hatırlarım. O eşyanın bir kaderi vardır. O benim olacaktır. O bana gülerek bakar o eşya. Hissettirir kendini. Beni al der. Onun için mağazalarda kardeşler de bilirler giderim ben tak tak tak süratle. O çok çeker o parça insanı hemen hissedilir. Öbürleri soğuk durur kaderde olmayan parçalar. Kaderde olan mutlaka kendini aldırır. Kadere teslim oldun mu mesele kalmaz. Kadında da öyledir. Kadın da Allah onu yarattıysa sen onunla mutlaka dost olursun. Mutlaka sevdiğin sevgilin olur. Kaderde ise Allah’ın tecellisi olarak mutlaka olur.

 

Allah Sevgisini Bileni Sevmek Gerekir. Put Seven Olursa O Felaket ve Acıya Dönüşür, Allah Şirkten Mutlaka İntikam Alır

Allah sevgisini bileni sevin. Yoksa o çok büyük belaya dönüşür. Put severseniz o zehirli bir belaya dönüşür. O felaket getirir. Izdırap ve acı getirir. Allah intikam alır o zaman. Allah Kendisinin sevilmesini ister Kendi tecellisi olarak seversen kabul eder. Dindarca Allah’ı çok severek Allah’a aşık olarak tutkunun kapısını açarak olur. O zaman tutkunun kendine has müminlere has bir kapısı vardır. Cennet kapısı gibi. Cennet kapısı herkese açılıyor mu? Açılmıyor. Kime açılıyor? Mümin gördü mü açılıyor. Tutkunun, aşkın kapısı da müminlere açılır. O bir cennet kapısıdır. Sadece müminlere hastır. Cennet kapısı gibi açılır. Sadece mümini içine alır. Ve derin bir zevktir. Zevkinin şiddeti şahsın imanı, ahlakı, iradesi, aklı, Allah’a yakınlığının derecesi oranında artar. Baş döndürücü olur hatta insanı kadını mesela Allah vermesin boğulacak hale getirebilir tutkunun derecesi. Tutkudan boğulacak hale gelir ama hiçbir şey olmaz. Bazen görüyorum kadın korkuyor bir şey olacak zannediyor. Hiçbir şey olmaz. Aşktan insan ölmez. Tutkudan insan ölmez. Ama çok şiddetli heyecan duyabilir. O heyecandan korkmamak lazım.

 

Kalbinde Hastalık Olanlar Çalışkan Dürüst Samimi Müminlerle Bağlantı Kuramaz. Lakayıt, Şikayetçi, Dengesiz, Müminlerden Uzak İnsanlarla Birlikte Olmayı Tercih Eder

Kalbinde hastalık olanlarda çok fazla alamet oluyor. Bir kere onlar da bir gruplaşmaya gidiyorlar. Münafıklarda olduğu gibi. Hastalıklı olan adamlarla bağlantı kurabiliyor. Normal Müslüman ile bağlantı kuramıyor. Mesela imanlı, çalışkan, takva, aklı başında Müslümanlardan haz etmiyor. Böyle dinden taviz veren, İslam’a yatkın olmayan, tembel, bitkin, kaçak, göçek, yalancı, gevşek, lakayt, alakasız, Allah’ı anmayan, şikayetçi, dengesiz tipleri ararlar. Onlarla önce birliktelikleri olur. Buradan bir kere anlaşılır. İkincisi olumsuz haber yayma eğimlileri vardır. Yani her şeyin kötü yanını ararlar. Mesela binlerce nimet varsa o bir tane aleyhte bir şey bulduysa onu vurgular. Mesela mutlu olacağı yüz delil varsa o bir tane aleyhte anlayamadığı bir şeyi onun üstünde durur. Mesela bütün fiziği güzeldir. Kafasında bir şişlik vardır. Yahut kulağında bir eğrilik vardır. Ona kafayı takar. Her yerin güzel mi? Güzel. Bırak onu yani o önemli bir şey değil ki o. Yahut ayak parmağı biraz eğri oluyor ona kafayı takıyor. Bütünden mutlu olmayı bilmiyor. Allah’ın nimetlerini bütünlüğüyle değerlendirmeyi bilmiyor.  Ve münafıklara imrenme vardır. Münafıkların haberlerini izleme, onları takip etme bilinçaltında onların galip gelmesini ister hastalık olan, kalbinde hastalık olan. Ama onların feci şekilde ezildiğini de görürse bu sefer tabii gayri ihtiyarı Müslümanlara yönelir. Bu çok önemlidir. Onun için münafığın kafasının ezilmesi hayatidir. Yani onların böyle eşek kafası gibi kafasının ezildiğini anlarsa çünkü Peygamber (sav) zamanında öyleydi. Münafıklar çok kudurmuşlardı ama kafaları ezilince müminler hep Peygamberimiz (sav)’den yana oldular birçoğu ama daha önce onlardan yana bayağı adam vardı eğilimli. Çünkü onlar Kuran’ı değil de hayatın gerçeklerini esas alıyorlardı. Hayatın gerçeklerini esas alan adam da dünyada çok fazladır. O yönden münafığın avantajı oluyor. Yani Kuran’la olayı değerlendiren insan sayısı azdır. Fakat mantıkla değerlendiren daha çoktur.

Mesela Maide Suresi 52’de “İşte kalplerinde hastalık olanları:” bak diyor ki  “"Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz" diyerek” diyor Allah. Yani hep böyle işi gücü ters gidecek, Müslümanlar dağılacak. Bu aç kalacak. Yiyecek bulamayacak, sokağa atılacak, savaş olacak. Yahut darbe olacak. Veyahut Müslümanlara bir saldırı olacak Müslümanlar buna dayanamayıp darmadağın olacaklar. Hep böyle ipe sapa gelmez ahmakça ve şeytani pis şeyler düşünür. Hastalıktan. Bak "Zamanın, felaketleriyle” zamanla ama felaketleriyle kötü olaylarla aleyhimize diyor. Lehine de değil aleyhine. “dönüp bize çarpmasından korkuyoruz" diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün.” Birbirlerine de söylüyorlar bunu. O onu şey yapıyor, “başımıza her türlü iş gelebilir. Gittikçe çirkinleşiyorum” diyor. “Gittikçe çöküyorum” diyor. “Gittikçe daha yaşlanıyorum” diyor. “Daha da beceriksizleşiyorum. Namaz kılamaya gücüm yetmiyor. Oruca gücüm yetmiyor. Allah’ı anmaya gücüm yetmiyor” gibisinden “aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün” bak onu görür diyor müminler. “Umulur ki Allah, bir fetih veya Katından bir emir getirecek de,” bir hakimiyet, bir üstünlük, bir güç. “onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.” (Maide Suresi, 52) Yani Mehdiyet’te mesela böyle. Şimdi adam ummuyor Mehdiyet’in çıkacağını olacağını onun bitkinliği perişanlığı içerisinde ummadığı için. Ama İslam hakim olunca bin pişman oluyor yaptığına bütün rezillikleri ortada oluyor tabii. Bütün Müslümanlar da buna şahit olduğu için inkar edecek durumu olmuyor.

 

(“Halk neden bazı şeyleri haberdar değilmiş gibi yaşıyor?” izleyici sorusu)

Halkı uyuşturdu deccaliyet. İşte Bediüzzaman diyor ya, Peygamberimiz (sav) de söylüyor; “Sihir ve manyetizmanın nevinden” diyor “müthiş harikalara mazhar olan deccal ise” diyor “surî hükümetini bir nevi rububiyet tasavvur ederek” diyor, “ilahlığını iddia eder” diyor. “Ve bütün insanlara tesir eder” diyor Bediüzzaman, bütün insanlığa. Uyuştu insanların hatta bir yabancı şey var da mankurt diyor. Bir kısım insanların beyni uyuştu, gitti kafaları yani. Zayıf insanların beynini uyuşturdu deccaliyet.  Adam kendi derdinde sadece. İşte yarım ekmek alsın, peynir. Uyuşup kalıyor akşam üşümemeye çalışıyor falan. Deccal, insanları kendiyle meşgul edecek hale getirmiş. Yani Allah'ı unutturacak her türlü tedbiri almış. Yani şeytanı Allah serbest bırakmış, o da olduğu gibi kuduruyor, bütün imkânlarıyla.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271126/sayin-adnan-oktarin-16-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271126/sayin-adnan-oktarin-16-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/66-adnan-oktar-diyor-ki/33_Adnan-Oktar_t.jpgSun, 25 Feb 2018 10:05:05 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 15 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 15 Aralık 2017

 

Abdülaziz’in Dindar Olması, Darwinizm’e Karşı Olması, Homoseksüelliğe Karşı Olması,  İslam Birliğini Kurmak İstemesi İngiliz Derin Devletini Delirtti. Şimdi Tayyip Hoca’ya Da O Yüzden Böyle Öfkeliler

Sultan 1. Abdülaziz, 32. Osmanlı Sultanı ve 111. İslam Halifesi. 1830, 1876 yılları arasında hükümferma oldu. Sultan 1. Abdülaziz mübarek hayatı boyunca hiç namazı terk etmedi beş vakit. Çok dindar bir sultan. Avrupa’ya seyahate gittiği zaman abdest suyunu beraberinde götürüyor. Gece-gündüz Kuran-ı Kerim okuyan bir sultan. Şehit edildiği sırada odasında küçük masanın üzerinde Yusuf Suresi açık olduğu halde bir Kuran-ı Kerim bulunuyor. Onun mübarek kanının bulaştığı bu Kuran-ı Kerim şu an Topkapı Sarayı’nda muhafaza ediliyor. Halk çok seviyordu o zaman Osmanlı halkı. Vefat ettiğini duyduklarında “babamız vefat etti” diye sokaklara çıktı halk. Boyu 2 metreydi, maşaAllah. Güreşe ve bilek güreşine çok meraklıydı, maşaAllah. Bileğini büken yoktu, başpehlivanlarla güreşiyordu tam bilinen klasik pehlivandı. Bu, Sultan Abdülaziz’in şehadetine giden süreç aynı bu FETÖ olayı gibi. Bak, adamların rahatsız oldukları nokta ne? Abdülaziz’in dindar olması bir, Darwinizm’e karşı olması dikkat edin iki, üç; homoseksüelliğe karşı olması, dört; İslam Birliğini kurmak istemesi. İngiliz derin devletini delirtti bu özellikleri. Şimdi Tayyip Hoca’ya da o yüzden böyle öfkeliler. Tayyip Hoca da homoseksüelliğe karşı, Darwinizm’e karşı, materyalizme karşı, İttihad-ı İslam istiyor, bitti. Adamların öfkeleneceği şey oluşmuş oldu. Bir de Sultan Abdülaziz’le başlatılan modernleşme ve ilerleme hamlesi, bu İngiliz derin devletinin ödünü koparttı. Çünkü heykel var, çok muazzam at üstünde kendi heykelini yaptırmış. Resim, sanat, bilim, teknoloji, ağır sanayiye her şeye girdi, çok tehlikeli buldular. Osmanlı gittikçe gelişiyordu onun devrinde.

 

(Papa şeytandan bahsederek şu açıklamaları yaptı: “Şeytan gerçek bir kişi, adı ve soyadı olduğuna eminim. Şeytan kötülüktür. Milano’daki sis gibi değildir, yayılan bir şey değildir bir kişidir.” Papa şeytanla iletişimden kaçınılması gerektiğini de söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Kesinlikle emin olduğum bir şey söylemek istiyorum; şeytanla diyaloga girilemez, şeytanla diyaloga girerseniz kaybolursunuz. O bizden daha akıllıdır sizi altüst eder, başınızı döndürür ve kaybolursunuz.  Programı sunan Don Marco Pozza’nın “Yani şeytanın bir adı ve soyadı olduğunu mu söylüyorsunuz?” diye sorması üzerine de Papa “evet eminim” diye cevap verdi.)

Deccalı söylüyor işte nezaketiyle. Hakikaten adı soyadı var ve onun yanına giden onu kafalayacağını zannederken onun etkisine giriyor. İşte Fethullah Gülen’in başına gelen o. O kendince, kendi kafasınca onu kafalayacağını zannetti, o onu altüst etti kendine esir etti. Tabii, adeta esir oldu adam yani o ne diyorsa yapıyor. Deccalı da nezaketiyle açıklamış hayret. Normalde söyleyecek bir adam değil ama söylemiş. Herhalde yakında açıklayacağımı düşündüğü için de söylemiş olabilir. “Nasıl olsa söyleyecek niye gizleyelim ki?” falan gibisinden. Çünkü gittikçe benim açıklamalar netleşmeye başladı ya, aslında Papa’nın hiç niyeti yoktu söylemeye. Deccalı açıklamaya da hiç niyeti yoktu. Ama biraz detaya girince kafası oturdu. Bak dedim ki “felsefeci” dedim, felsefe profesörü Ordinaryüs Profesör. Detaya girince bak hemen aklı yatmış.

Deccal adına bir açıklama gibi olmuş o. Yanlışlıkla yapmış bunu iyi niyetle yapmış ama yanlış yapmış. En baba adamlarıyla gelsin eğer böyle mıh gibi çakmazsam ne diyorsa desinler. Bak kanunla hukukla, ilimle irfanla. Nereye istiyorsa, istiyorsa Milano diyorsa oraya da geleyim. Başka bir şehir söylüyorsa Milano diye niye dikkat dağıtmış onu da anlayamadım. Onun geleceği mekan belli. O sisini, buharını falan hep katlarım öyle bir dert olmaz gönlü rahat olsun. O kadar da korkmasına gerek yok. Hiçbir halt edemez hiçbir halt. Bak meydan okuyorum. Ne kadar korkmuş “Gideni yok eder” diyor öyle bir şey olmaz. O kişiliksiz, imanı zayıf adamları hakikaten yutuyor onları doğru. Ama herhalde sonunun geldiğini anlamış. Bak biz buradayız ben herhangi bir insanım, alelade bir insanım. Ben alelade bir insan olarak meydan okuyorum. Eğer şeyi yetiyorsa işte aklına güveniyorsa diyelim aklı yetiyorsa gelsin istediği yerde görüşelim. Diyaloğa girilir ve rezil, kepaze ederim, darmadağın olur öyle bir şey olmaz. Şimdilik bunu ön açıklama olarak Papa Hazretleri’ne iletelim. Bak öbürü giderken ne diyor İstanbul’dan gelirken “Mahvettiler” diyor “halbuki öyle bir yapılanma yok” diyor “İngiliz derin devleti diye bir yapılanma yok. Ama Adnan Hoca çıktı pestil gibi çiğnedi” diyor “boş yere kafanız karıştı” diyor. Şimdi de Papa da diyor ki “Aman” diyor “Deccal ile karşılaşmaya kalkmayın, sizi darmadağın eder” diyor. Yedi sülalesiyle beraber gelsin bir görelim. Bak açık açık meydan okuyorum. Özellikle de kızdırıyorum bak, damarına da basıyorum çıksın ortaya. Hiçbir halt edemez bana güvensin Papa Hazretleri. 

Böyle alt ruh halinde olan yani güçsüz ruh olan kişilerde deccalin hipnoz gücü ve manyetizma gücü baskın geliyor. Onun için karşılaşır karşılaşmaz onu manyetik etki altına alıyor şahısları. Onun için Papa acayip korkmuş benim gördüğüm ama onu bir hizaya getirmiş gibi görünüyor bayağı korkmuş. Çünkü önce Darwinizm’le ilgili falan açıklamalar yaptı arkasından bunu yapıyor normal değil gelişmeler. Böyle baskın karakterli kişilerde onların üslubuyla aurası güçlü olanlarda etkili olamıyor. Ama böyle pasif olan mesela işte duygusal mesela Fethullah Gülen böyle yani kadınsı olan tiplerde hemen kontrol altına alabiliyor. “Sihir ve manyetizmanın nev’inden ve ispritizmanın nev’inden müthiş harikalara mazhar olan deccal ise bütün dünyaya etki eder” diyor. Yani az veya çok etki ediyor. Fakat asıl riskli yanı manyetik etki altına alması, adamlar robotlaşıyorlar o yüzden. Mesela getiriyor “Git, Türkiye’yi bombalayacaksın her yeri yakacaksın yıkacaksın” diyor “hemen emredersiniz” diyor adam. Kafa gidiyor aklı falan gidiyor.

 

Yaratılışı Sağlayan Ana Güçle Bağlantı Çok Önemli. Bu Ana Gücün Her Şeye Hakim Olduğu Açık Açık Görülüyor

Biz kainata geldiğimizde bir harikuladelikle karşılaşıyoruz yani renkli bir dünya. Bakıyoruz bir ekran bize yapışmış, o ekranın da içindeyiz, rengarenk dünya. Bilim adamlarına soruyoruz “dışarıda renk yok, ışık da yok” diyorlar “ses de yok ve zaman da yok.” Zaman beynimizde oluşuyor dışarıda zaman yok mesela bu çok acayip. Bak uzayda zaman yok. Zaman ancak onu algılayan için oluyor ve ona mahsus bir zaman oluyor. Onun algıladığı şekilde oluşuyor çünkü tamamen bir inanç şekli. İnsanlar bunu anlayamıyor, mesela uzaya gidersen orada da zaman var zannediyor. Uzayda zaman yok, algı biçimi. Şimdi biz baktığımızda hiç kendimizi zorlamadan son derece düzgün insanlar görüyoruz. Kitaplar var, Kuran var, Tevrat, İncil var, eşyalar var, buna açıklama getiremeyiz. Tek açıklaması yaratılış başka türlü bir açıklaması yok. O zaman bu yaratılışı sağlayan ana güçle bağlantı, bunun dışında hiçbir şey mantıklı olmaz. Çünkü tamamına hakim olduğu görülüyor bu ana gücün. O zaman yapılacak en güzel şey bu ana güce, asıl güce, en büyük güce tam anlamıyla bağlantı kurup bağlanmak ve onun dediklerine göre, onun isteklerine göre her şeyi hayatı yönlendirmek, bunun dışında bir yol olmaz. En akıllı davranış bu olur. Nitekim uygulamada da bunun doğru olduğunu görüyoruz. Çünkü Allah’a, Kuran’a uygun hareket edildiğinde hayat mükemmel oluyor, uygulanmadığında hayat faciaya dönüşüyor. Fiili uygulama var görülmüş yani net.

 

Başbakanımız Çok Değerli Bir İnsan. Kendisi Adeta Hz. Ali Gibi, Çok Mütevazi, Çok Mazlum Bir İnsan. Üslubu Çok Dürüst, Çok Sakin, Çok Candan ve Neşeli

Anne iyi baksın Tayyip Hocam’a çok da yormasınlar. Cumartesi-Pazarları dinlensin, değil mi? Haftada iki gün dinlensin. Uykular, ona çok dikkat etmek gerekiyor. Bakanlar biraz bu ağırlığı alsınlar bakanlar asıl onlar ortalığı gayet güzel şenlendirebilirler konuşkanlıkla. Başbakan Allah razı olsun çok efendi bir insan. Fakat tabii tek başına olmaz. Sırf Başbakan’a bırakmak olmaz. Hz. Ali (kv) gibi Başbakan da, maşaAllah. Çok mütevazi, mazlum bir insan bayağı dürüst üslubu. Çok güzel oluyor onun dürüst üslubu. Tam Anadolu’daki bir amcanın konuşması gibi gayet sakin, candan. Neşesi de çok güzel, hiç hırsı yok. Öyle başbakan havalarında hiç değil, değil mi, halktan bir insan. Başbakan havası hiç görmedim ben, onda öyle bir özel şekle şemaile hiç girmedi daha önceden ne ise. Tayyip Hocam da öyle, ben Tayyip Hoca’yı tanırım ta eski dönemlerden gazeteden, televizyondan, hiç üslubunda değişiklik olmadı. Cumhurbaşkanı oldum, işte baş oldum, tavrım değişsin falan hiç aynı mütevazilik aynı mazlumluk. İşte dedelerin nenelerin elini öpüyor, iki büklüm olarak öpüyor. Halkla beraber diz çöküyor yerde yemek yiyor, yine aynı mütevaziliği yani hiç değişen bir şey yok.

 

Fosiller Bütün Dünyada Devletler Tarafından Saklanıp Halka Gösterilmiyor. Amerika'da, Rusya'da, Her Yerde Fosiller Üzerine Oyun Oynanıyor

Benim fosiller hakkında bilgim yoktu. Akademideyken kütüphaneye gittim “fosil” diye bir kitap İngilizce. Baktım orada fosiller falan var, baktım hepsi aynısı hiç değişiklik yok üç-beş fosil. Bu fosiller nerededir acaba falan dedik. Bir ara kabuklu fosili bir tanıdık kanalıyla bize geldi taşlaşmış. İşte “bir yerden aldım” dedi sertifikası falan da var. Acayip şaşırdım dedim “nasıl oluyor Türkiye’de böyle bir şey olur mu ki?” falan hayret ettim. Sonra işte amber satıcıları falan var onlara baktık hiçbir şey yok öyle. Yani fosil diye bir şey yok sadece onu andıran böyle uydurma şeyler var. Alçıdan yapılmış böyle kötü kötü benzerleri var. Sonra internete falan baktık aa, baktık bayağı satılıyor her yerde, dünyanın her tarafında satılıyor. Baktık Türkiye’de de onun meraklısı şahıslar var. Evinde mesela fosil bulunduruyor üç-beş-on. Sonra baktık ki dünya çapında fosiller devletler tarafından saklanıyor. Fosiller devletler tarafından saklanıyor halka gösterilmiyor. Bakın bütün dünyada fosiller devletler tarafından saklanıp halka gösterilmiyor.  Amerika’da, Rusya’da her yerde gösterilmiyor. Adedine baktık. Özetle fosilin üstüne bir oyun oynanıyor, çok büyük bir oyun oynanıyor. 700 milyon fosil olduğu halde bu insanlara gösterilmiyor.

 

(“Hristiyanlık nasıl yayıldı?” izleyici sorusu)

Hz. İsa Mesih’ten sonra talebeleri ne güzel, kiliseler oluşturuyorlar. Şehir şehir geziyorlar. Yanlarında hiçbir şey yok. Sadece kıyafetleri var. İşte çarıkları var ayaklarında. Allah her yerde yardım ediyor. Gittiklerinde orada onlara yiyecek ikram edenler oluyor. Sohbet ediyorlar Hz. İsa (as)’ın anlattıklarını anlatıyorlar işte şunu şunu. Bayağı insanların hoşuna gidiyor. “O zaman burada bir kilise oluşturalım” diyorlar. Mesela Antakya’ya geliyorlar. Antakya’da hemen orada bir bina inşa etmeye başlıyorlar taştan. Gayet güzel şık bir kilise yapıyorlar. Orada ibadet ediyorlar. Sonra biraz daha ilerliyor başka bir kasabaya gidiyorlar. Orada da kilise yapıyorlar. Orada Müslümanlarla birlikte oturuyorlar. Allah’tan, dinden bahsediyorlar. Şahane, bayağı güzel. Geçmiş bütün peygamberleri yad ediyorlar. Ama sonra bozuldu tabii. Hz. İsa (as)’a Allah dediler. Halbuki hatanın kaynağı belli. Cenab-ı Allah Tevrat’ta diyor ki, “Siz Allah’ın oğullarısınız” o sevgi ifadesi. O biyolojik baba anlamında değil. Mesela “Allah sizin babanızdır” diyor. O da biyolojik baba anlamında değil. Sevgi anlamında kullanılmış bu sözcükler. Onları aldılar gerçek anlamına çevirdiler. Biyolojik baba, biyolojik oğula çevirdiler. İşte bak burada geçiyor, diyor demek ki o da onun oğlu bu da babası. Kardeşim açık değil mi? Tevrat’ta bir sevgi sözcüğü olarak kullanılmış. Mesela çocuklara da “Allah Baba” derler Allah’tan bahsederken. Baba anlamında mı o? Sevgi sözcüğü. Yani her şeye sahip olan, koruyup, kollayan anlamındadır o. Dolayısıyla Hristiyanlık’ı bozdular. Yani o yönüyle bozdular. Hz. İsa Mesih’in geliş amacı da o. O bozukluğu düzeltmek.  

 

(“Mağaza çalışanlarını nasıl motive ederiz?” izleyici sorusu)

Bir kere mağazada çalışmak çok zor bir iş. Yani bir insan 20 yıl aynı mağazada aynı tezgahta yani çok kısa, dar bir yer oluyor. Mesela kumaşları oradan alıyor yahut parça küçük ne varsa onları orada satıyor. Bu insanlar mübarek insanlar. Geldi mi o insana bir kere Selam vermek, hal hatır sormak, güler yüz göstermek lazım. Onunla tartışmaya girmek, malın kalitesizliği konusunda iddialı açıklamalar yapmak, pahalılığı konusunda onları üzmeye kalkmak bunlar çok ayıp ve çirkin. Kalitesiz görürsen, pahalı görürsen nezaketiyle sezdirmeden hayırlı günler dilersin, gönül alır çıkarsın. Yani tam aradığımı bulamadım dersin. Arayacağım ama bunlar da güzel, teşekkür ederim dersin. Satıcıları üzmek, yormak ahlaksızlıktır, vicdansızlıktır, zulümdür. O insanlar ayakta akşama kadar dikiliyor. Son derece zor ve gelenlerin çoğunun suratı asık. Ben acıyorum mesela bazen mağazaya giriyorum. Mesela bir hanım tezgahtar yahut hanım satıcı yani eyvah diyorum içimden böyle. Tabii denmez de. Yani mantık açısından diyorum. Musallat oluyorlar. Mesela kadınlar da bazen kadınlara, yaşlı hanımlar da falan bazen oluyorlar. Nasıl kök söktürüyorlar? Yani o kadar gergin bir ortam oluyor ki bir daha sorgulamalar. Sorgulamalar. Alacağı ufak bir şey veyahut büyük bir şey de olabilir. Ama bu kadar yormanın, hırpalamanın alemi ne? Yani dinlendirici bir alışveriş çok nadir oluyor. Yani kök söktürdükten sonra o alışverişi kabul ediyorlar. Yazık günah. Yani adamlar gidince adamlar derin bir soluk veriyor böyle. Büyük bir beladan kurtulmuş gibi. O ne az bir şey karı oluyor oradan. Yani ona o kadar eziyet etmenin alemi ne?

 

(“Türkiye’de en güvenilir kurumlar hangisidir?” izleyici sorusu)

En güvenilir kurumlar; Tayyip Hocam iyidir kurum olarak cumhurbaşkanlığı. MİT çok iyidir Türkiye’de çok hepsi kabadayıdır. Hepsi seçmecedir. MİT elemanı olmak çok büyük bir şereftir. Yani çok büyük bir onurdur. Yiğitlikleri, destanları bilinmiyor. Mesela bu çok acı. Mesela bak 70 aslanımızı PKK şehit etti, bilinmiyor. Sessiz sedasız defnedildiler. O canların cenazelerinde 6-7 kişi oluyor. Yani birkaç MİT elemanı oluyor. İşte Özel Harekat elemanları oluyor, emekli falan sessiz sedasız. Aileleri de onların çok sessiz olur. Hiç kimseye sezdirmezler. 30 yıl PKK’nın içinde MİT elemanı olarak görev alıyor. FETÖ’cü alçak kahpeler, karaktersiz köpekler gidiyorlar liste olarak teslim ediyorlar PKK’ya diyorlar ki “bak MİT elemanları bunlar. 30 yıldan beri içinizde faaliyet yapıyor” diye. Bir gecede benim canlarımın hepsini şehit ettiler. Şu yiğitliğe bak 30 yıl ya bu. Hangi insanın gücü yeter bu strese, bu zorluğa? Şu iradeye, azme bak. Kayaların içinde. Kayaların içinde, dağın içinde PKK elemanlarıyla iç içe MİT elemanı yaşıyor. Dağda. Kaç yıl? 30 yıl ve kesintisiz devlete bilgi gönderiyor. Anbean bilgi gönderiyor. Bu görülmüş şey mi bu? Evliyalıktır bu evliyalık. Tam cennet ahlakı bu. Şu yüceliğe, şu kabadayılığa, şu delikanlılığa bak. Bir de mesela bu aslanlara şehitlik teklifi geldiğinde müthiş sevinçliler. “Gel vur” diyor yani “istiyorsan.” Hiç umurunda bile değil. Mesela bu aslanlar tespit edildiklerinde hiçbiri fütur vermemiş. Hiçbiri. “Ne yapıyorsanız yapın?” diyorlar yani. Bu kadar yani. Yani en ufak bir korku belirtisi,  en ufak bir tedirginlik yok. İşkence edilerek şehit oldular. Hiç gıkları çıkmadı, maşaAllah bak.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Necip Fazıl ödülleri 2017 ödül töreninde konuşma yaptı ve şunları söyledi: “Şunu biliyoruz Kudüs giderse Medine’yi koruyamayız. Medine giderse Mekke’yi koruyamayız. Mekke giderse Kabe’yi kaybederiz. Medine giderse Kabe gider demektir. Kudüs giderse İstanbul, İslamabad, Şam gider demektir. Kudüs hepimizin haysiyeti, namusu, varlık gayesi demektir. Bu bozuk düzen gün geliyor hakları elinden alınan Filistinli olarak karşımıza çıkıyor. Gün geliyor bataklıklarda son nefesini veren Arakanlılar olarak geliyor. Arakan için orada Cumhurbaşkanları, Başkanlar beraber bizzat toplantı yaptık. Duyarsız kalamayız devlerin kıvranışına cücelerin çırpınışına aldırmadan tarihin en büyük iman devini ayağa kaldırmak için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Eğer bugün içeriden ve dışarıdan sürekli saldırılara maruz kalıyorsak, iftiralara uğruyorsak davamıza ve onun uğruna adadığımız canımıza kastediliyorsa sebebi işte bu mücadeleden vazgeçmiyor oluşumuzdur.”)

Bu da tipik bir Mehdiyet üslubu, tipik bir Mehdiyet açıklaması Allah mübarek etsin. Allah kazasını mübarek etsin bütün Müslümanların. Gayet güzel gidiyor. Tabii ki Kudüs’te Müslümanlar olacak tabii ki Kudüs her zaman Müslümanların da, Hristiyanların da, Musevilerin de ibadet ettikleri bir şehir olacak. Ama İsrail hükümetine bir resmi açıklama yaptırsak çok iyi olacak. Coğrafi hudutlarda herhangi bir ilerlemeye niyetleri olmadığını söylemeleri çok faydalı olur. Öbür türlü olmaz onu bir netleştirelim.

 

(“Kıyamet koptuğu zaman Kuran’daki yazılar da silinecek mi?” izleyici sorusu)

Kuran’ı daha önce kitap olarak toplatacaklar evlerden, sokaklardan toplatacaklar. Toplatıp yakıp imha edecekler. Dolaysıyla dini eser, dini kitap hiç kalmayacak. Belki mağaralarda gizli bir yerde olabilir ama titizlikle toplayacaklar. Kuran’ın manası ref edilecek göğe yoksa Kitap illaki bir yerde saklı kalmış olabilir. Ama genel anlamda evlerde, sokaklarda herhangi bir yerde Kuran’a rastlanmayacak, hiçbir yerde rastlanmayacak. Camiler muhtemelen meyhane, eğlence yerine çevrilecek. Hiçbir yerde cami kalmayacak. Mescid yıkılacak, Mescid-i Aksa, Kubbet-üs Sahra hepsini yıkarlar, tamamı yıkılacak. Kabe-i Şerif dümdüz ediliyor. Sadece arazisi kalıyor arsası, tamamen yıkıp dağıtıyorlar. Dolayısıyla Kuran da göğe ref edilmiş oluyor, anlamı manası ref ediliyor. Sonra da arkasından zaten kıyamet kopuyor biliyorsunuz.

 

Öldükten Sonra Müslümanlar İçin Rahatsız Edici, Sıkıntı Verici Hiçbir Detay Olmayacak. Allah Ahirette Müslüman’a Her Türlü Sıkıntıyı Haram Kılıyor

Eğer mümin, Müslümansan öldüğünde seni kucaklar alırlar. Bayağı hoşuna gider. Hep sevdiğin, dostlarınla beraber alırlar. Yani ondan sonraki aşamaların hiçbirinde sıkıntı yoktur. Sadece iltifat ve gönül alma vardır. Mesela diyor ki “Allah sorgular” mümin sorgulanıyor. Yaptığın hayırları sorguluyor, hoşuna gidecek tarzda yapılıyor. Sen şöyle iyilik yapmışsın, böyle güzellik yapmışsın, güzellik yapmışsın. Vaktini de almaz o, süratle olan güzellikler onlar. Yani öyle sıkıcı, rahatsız edici hiçbir aşama yoktur Müslümanda. Doğrudan da cennete girer, o kadar uzayacak bir şey yok. Yani orada zaman kavramı değişiyor. Onu zaten açıklıyor, Peygamberimiz (sav) de söylüyor. Sorgulanan kişiler içerisinde en son sorgulanan kişi, “ilk önce ben mi sorgulandım?” diye soruyor. Yani zamanın ne kadar süratli geçtiğini buradan anlayın. Milyarlarca insanlar var dünyada değil mi? Bak en son sorgulanan Müslüman “ilk ben mi sorgulandım niye bu kadar kısa oldu?” diyor. Yani saniyeler hesabı demektir bu. Zaman izafi olduğu için çok net gayet açık. Mümin hiç öyle bir şey ama Allah işte ahireti göstermek, cenneti göstermek için hoşlarına gitsin diye bir şeyler oluşturuyor. Mesela bir vasıtayla Allah onu getiriyor. Vasıta derken Volkswagen araba gibi falan uyduruk bir şey değil. Yani müminlerin çok hoşuna gidecek, çok ihtişamlı, güzel şeylerle getiriliyor. Yanında da melek bulunuyor. O götürülürken ve ışıklı oluyor, gittiği araç dolayısıyla uydurma tenekeden falan o tip bir şey değil. Beğeneceği, hoşuna gideceği en kaliteli, en hoş haldedir. Ve Müslümanın ayağına en ufak bir kum bile batmaz. Rahatsız edilmez çünkü imtihanı bitmiş.

 

(“Hicret edenler neleri göze almalı?” izleyici sorusu)

Hicret edenler işte, yemek bulamayacağım, barınamayacağım falan gibi bir şeyler düşünmeyecekler. Orada başıma ne gelir, saldırırlar mı falan bunlar olmaz. Her yer Allah’a ait. O kaldığı yerde de her şey olabilir, gittiği yerde de olabilir. Tevekkül ederse hiçbir şey olmaz. Mesela Peygamberimiz (sav) Müslümanları Habeşistan’a gönderdi. Acayip rahat ettiler. Necaşi’nin yanına gönderdiler. Çok güzel ağırladı onları; saygı, hürmet etti. Kalpler Allah’ın elinde. İstese o adam onları kırar geçirirdi. Hatta müşrikler de geldiler, ta oradan Necaşi’nin yanına geldiler. Dediler, “Müslüman bunlar. Bunlar sapkın, anormal adamlar. Yalan söylüyorlar, oyun oynuyorlar. Her türlü ahlaka mugayir şeyi yapıyorlar” diye iftira attı müşrikler. “Bunları ülkenden gönder” dediler. “Bunlar buralarda duracak adamlar değil” dediler. Necaşi “hayır” dedi. “Ben onlar hakkında öyle düşünmüyorum. Ben gördüğüme inanırım. Onlar iyi insanlar” dedi. “Ben burada barınmalarını, burada kalmalarını istiyorum” dedi. Gayet güzel onlara baktı. Her şey verdi; ev verdi, yiyecek verdi, imkan tanıdı. Çok uzun süre kaldı Müslümanlar Habeşistan’da. Hristiyan bak bu insanlar. Ama Hristiyan düşmanlarına sorsan, Hristiyanlar onlara göre çok kötü. Halbuki bak, Müslümanlar onların yanına hicret edip gidiyorlar. Dolayısıyla hicrette onlar düşünülmez. Allah’a tevekkül edilir. “Ne yapacağım, ne edeceğim, geleceğim ne olacak?” falan bunlar haram olur. Müslüman’ın söyleyeceği sözler değil.

 

(FETÖ PYD’ye yönelik soruşturmada hakkında dava açılan tutuklu sanık Mehmet Tabanca duruşmada örgüt elebaşısı Fethullah Gülen’le ilgili “ben onu Mehdi olarak gördüm” dedi.)

Hadi canım Mehdiyet’e karşı Mehdi olarak nasıl göreceksin? Adam Mehdiyet’i kökten reddediyor neyi Mehdi olarak göreceksin? “Mehdiyet diye bir şey yok” diyor adam. “İttihad-ı İslam diye bir şey yok” diyor bir kere. Mehdiyet’i ayrı zaten kabul etmiyor da “İttihad-ı İslam diye bir davamız yok” diyor “o dava da olmaz” diyor. O zaman bitti. O Türkiye parçalanınca nereleri kurtaracak onlara bakıyor. Allah esirgesin. Kuran’la bir kere başı dertte adamın haşa. Kuran’ı kabul etmeyenin Mehdi’yi kabul edecek durumu olur mu? Adamdaki pervasızlığa bak bir de nasıl sakin anlatıyor. Dinsizsen git komünist olduğunu söyle. Ne uzatıyorsun? Niye kafana takke takıp Müslümanların karşısına çıkıyorsun? O takkenin ne anlamı var? Söyle komünist olduğunu söyle, ateist olduğunu söyle bitsin. Niye Müslümanları aldatıyorsun?

 

(“Hristiyanlar sırf Hristiyan oldukları için cehenneme mi gidecek?” izleyici sorusu)

Öyle bir şey yok. Hristiyanlar Müslümandır. Allah'ın birliğine, varlığına, ahirete iman ederler. Aklı başında hiçbir Hıristiyan’da da ben “Hz. Muhammed yalan söyledi” dediğini görmedim. Bizim Hristiyan dostlarımız geliyor. Biz soruyoruz “Hz. Muhammed hakkında ne diyorsunuz?” “Evet” diyorlar “gerçek bir Peygamber, doğru, belli, yalan söylediğini iddia etmeyiz. Haşa” diyorlar. “Öyle bir şeyi hiç kimse söyleyemez, dürüst bir insan görülüyor” diyorlar. O zaman Müslüman işte. Hz. Muhammed (sav)’i kabul ettikten sonra bütün peygamberleri kabul ediyorsa, Allah'ın birliğini kabul ediyor bitti. Hatta ben Ermeni kardeşlerimiz gelmişti sormuştum. “Hocam” dedi “Şimdi aslında Allah'ın oğlu diyoruz ama sembolik anlamda diyoruz. Gerçekten biyolojik anlamda oğlu gibi değil” dedi. “Allah'ın sevdiği anlamında biz de Allah'ın oğullarıyız, hepimizi Allah seviyor. Babamızdır Allah bizim, bizi korur kollar o anlamda” diyoruz “yoksa biyolojik olarak bunu çocuk olsa bilir” diyor. “Allah insan değil ki” diyor “evlensin, karısı olsun, çocuğu olsun böyle bir şey olmaz zaten” diyor tamam mümin. Ama adam hakikaten inanıyor bazı tipler var Allah’ın o kişi ile hani böyle ilişkiye girdiğini ondan çocuğu olduğuna inanıyor. Allah onu haram kılıyor “bu olmaz” diyor yoksa sevgi anlamında diyorsa “Allah benim babamdır” o koruyan kollayan anlamında diyorsa bir şey yok onda. Bütün insanlık için “Allah’ın oğullarısınız” diyor Tevrat’ta “sizler Allah’ın oğullarısınız” yani korunan kollanan anlamına geliyor yoksa biyolojik oğlu anlamında değil.

 

(“Bir insanın hata yaptıktan sonra, tekrar hataya düşüyorsa kalbinde hastalık mı vardır?” izleyici sorusu)

Aslında o kadar pişman olmamış anlamına geliyor. Çünkü ciddi pişman olsa ödü kopar. Vasat bir pişmanlık “bir daha yapmayacağım.” Mesela sigara içenlerde oluyor o  içiyor “pişman oldum bir daha içmeyeceğim” diyor sigara paketini eziyor ertesi gün sigarayı görüyor “yok içeyim” diyor. Bu sıradan bir pişmanlık ciddi bir pişmanlıkta adam sarsılır zaten çok rahatsız olur korkar ve yapamaz. Ciddi derin pişmanlık gerekir. Azimli, kararlı ciddi pişmanlık. Tabii bu Allah sevgisi ile elde edilebilir. Allah’ı ciddi şekilde düşünmekle elde edilir. Allah’ın gücünü kavramada delil geliştirmek lazım. Mevcut bildiği delilleri bir yere yazıp sık sık aklında tutması gerekir kişinin eğer hatırlayamıyorsa. Şu an biz bir magma yığının üzerindeyiz şu an bu çok büyük olay. Atomlardan oluşuyoruz bu çok büyük bir olay, gölge varlığız. Düşününce insanın nefesi kesilecek olaylar var. Ama düşünmezse gaflete düşerse bunları fark edemez. Gafletle mücadele edilmesi lazım. Düşünmeme inadı var insanların mecburen düşündürecek sistemler kurmak lazım. Radyolarda, televizyonlarda sık sık Allah’ın gücünü hatırlatan kısa konuşmalar olsa insanlara çok çok büyük faydası olur.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271089/sayin-adnan-oktarin-15-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271089/sayin-adnan-oktarin-15-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171212t_04.jpgSat, 24 Feb 2018 05:23:09 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 14 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 14 Aralık 2017

 

İyi, Dürüst, Samimi, Vicdanlı Bir İnsanın Cennete Gitmesini Umarız. Ama Kesin Cennet Ehlidir Diyemeyiz

Cennete gidecek insanlar tabii ki Allah’ın Katında o ama iyi, dürüst, samimi Müslümanlar hemen anlaşılır. Şuuru açık, vicdanlı, herkese iyi davranıyor yani umulur yani ciddi şekilde insanlar umar. Ama yani kesin cennetliktir diye hiç kimse için öyle bir şey diyemeyiz. Hz. Mehdi (as) dahil hiç kimseye öyle bir şey diyemeyiz. Allah bilir, çünkü vahiy gerekiyor vahyin dışında öyle bir karar olmaz. Nur yüzlü, temiz böyle kimseye zararı olmayan, iyi niyetli, samimi, Allah’a karşı kulluk görevini yapan bir insan zaten cennet için hazırlanıyor demektir yani o işarettir, cennet hazırlığı var demektir. Ciddi şekilde umulur ama hiçbir zaman için Allah’a karşı edepte kesindir denmez. 

 

(“Alay etmek neden gençler arasında yaygın?” izleyici sorusu)

Dinin zayıf anlaşılması, din eğitiminin zayıf verilmesinden kaynaklanıyor. Şefkat, merhamet yerine acımasızlık, gaddarlık, ezen ezene kafası geliyor. Alayın da yine kökeninde kıskançlık vardır. Mesela güzel kızlarla alay edilir, yakışıklı delikanlılarla alay edilir. Mesela güçsüz insanlar güçlü kişilerle alay ederler buna benzer. Yahut zengindir adam onunla alay etmeye kalkarlar falan, böylece kendini dengelemeye çalışır. İnsanların savunma mekanizmalarından bir tanesi de budur. Kapanmayı istemenin arkasında da bu vardır, çünkü Kuran’a dayalı bir şey değil bu. Neden kaynaklandığını da bilmiyor zaten, içgüdüsel olarak bunu söylüyor. Çünkü kadına ulaşamayınca kadının kapanmasını istiyor. Güzel olması ona ağır geliyor, ızdırap veriyor, onun güzelliğini görmek istemiyor, “makyaj da yapma” diyor “saçını da boyama kapalı gez.” Ee? “Ben de beğenmem seni böylece içimde bir sıkıntı olmaz. Ama beğenirsem ele geçiremeyeceğimi de bildiğim için canım yanar rahatsız olurum” diyor. Felsefi kökenini bunun anlatmadık, psikolojik kökenini anlatmadık. Sadece dini kaynaklarını anlattık. Felsefi, psikolojik kökenini de putperest çağlardan itibaren anlatmamız çok iyi olur.

 

Bazı Müslümanlar Küfürle de Münafıklarla da İlmi Mücadele Etmek İstemiyor. Bu, Kalbinde Hastalık Olmasının Bir Alametidir

Bazı Müslümanlar var, küfürle mücadele etmek istemiyor, münafıklarla da mücadele etmek istemiyor. Ee? “Bu beni baydı” diyor. Namaz da seni bayıyor zaten, oruç da bayıyor, zekat da bayıyor, münafıklarla mücadele de bayıyor. Allah’a hizmet, mal-mülk vermek de bayıyor. Seni ne açıyor? İşte git badi salonunda badi yap, plajda git bacaklarını ayır güneşlen, gez, sonra da menkıbe dinlemek için aç televizyonu. Bir Mehdi çıkacak, işte onu kurtaracak, rüya alemi gibi olacak, Mehdi (as) çok zengin olacak bunlara para dağıtacak, ondan sonra keyif, zevk içinde olacaklar. Hz. Mehdi (as) sürekli kerametler gösterecek. Yani çileye, zorluğa falan talip değil adamlar. Bu da başka bir Müslümanlık çeşididir. Aslında bu münafıklığın ön aşaması oluyor. Bu konuda da tabii yazılmış bir eser yok. Bu kalbinde hastalık olanlarla ilgili de bir kitap hazırlanmasında fayda var, öyle bir çalışma yapayım ben. Siz de onu artık redakte edersiniz bir şey yaparsınız.

 

Her Şeyin Sonu Olduğunu Bilmek İnsanın Makul Olmasını Sağlar. İnsanı Allah’a Yöneltir

Her şeyin sonu olduğunu bilmek insanı hizaya getirir, adam eder. Normal davranmasını, Allah’a dönmesini sağlar, Allah’tan korkmasını sağlar, makul insan olmasını sağlar. Mesela gençliğin biteceğini bilmek, hayatın biteceğini bilmek ve bunu gece-gündüz görmek insanların ruhundaki -hepsinde olmasa da- büyük bölümünde olan azgınlığı, egoistliği bencilliği, gözü dönmüşlüğü, dünya hırsını, Allah’tan uzak olma, Allah’a şirk koşma kafasını bayağı ezer. Allah hastalıklarla, dertlerle ezdiği gibi yaşlılıkla da, ölümle de bu belaları insanlardan kaldıracak tedbirler alıyor. Ölüm de bir tedbirdir, hastalık da bir tedbirdir, insanları bayağı hizaya getirir. Sonlu olması, sonun bilinmesi, kıyametin bilinmesi insanlık için son derece faydalıdır. Onun dışında insanlar çok vahşileşirler. Allah’ı toptan inkar ihtimalleri oluyor o zaman Allah esirgesin. Kitlevi inkar ihtimali olabilir çok yaygın. Kitlevi derken yüzde 99 falan inkar ihtimali olur. Ona karşı Allah’ın aldığı bir tedbirdir. Benim güzelim çok nurlu bayağı güzel yüzlü. Çok çok temiz yüzün, bebek yüzü gibi yüzün çok çok güzel. Allah seni nuruyla sarsın, cennetiyle ödüllendirsin. Son olmasa insanları tahmin edemiyorum yani çok çok korkunç olur. Belaların hikmetini de ayrıca yazmakta fayda var tabii. Belaların, hastalıkların, ölümün ve her şeyin sonlu olmasının hikmetini. Ama sonlu derken dünyadaki sondur tabii yoksa cennette son diye bir şey yoktur. Allah’ın ruhu için son olmaz. İnsan Allah’ın ruhunu taşıyor dolayısıyla son bilimsel olarak da mümkün değildir. Var olan bir şey hiçbir şekilde yok olmaz fizik yönden. Mesela ses sonsuza kadar yok olmaz, ses çünkü bir şey, varlık yani. Mesela görüntü sonsuza kadar yok olmaz. Bir şey var olduktan sonra bir daha asla yok olmaz, sonsuza kadar yok olmaz.

 

Münafıklar Allah’ı Sevmedikleri İçin İnsanları da Sevmezler ve Yalnız Yaşarlar. İnsanların Onlardan Tiksinmesi de Münafıkları Anlayabileceğimiz Yollardan Biridir

Münafık bir kere, en belirgin vasfı Müslümanların en etkili olanını gider bulur, en faydalı olanlarını bulur. Yani en iyi hizmet edecek kişileri bulur, sonra onların içinde de en önemlilerini bulur ve Müslümanların bir an önce dağılmasını ister en belirgin vasfı budur. Dağıtıcı vasfı yani dağıtmak ister, şeytanın özelliğidir o. En ihtiraslı, kararlı üstünde durduğu budur. İkincisi kendini sahte mürşit gibi gösterir münafık yani kurtarıcı konumunda çıkar. Müslümanları dağıtmak isterken bu mantıkta ortaya çıkar. Daha önce dediklerinin tam tersini iddia eder münafığın özelliği. Mesela peygamberi överken peygamberin yanından ayrıldıktan sonra tam tersini. Peygamberin yanında Müslümanların birliğini, beraberliğini överken yanından ayrılında hemen dağılmalarını. Peygamberimiz (sav)’e gelen mal-mülkten çok memnunken ayrıldığında hiçbir şekilde mal verilmemesini. Bunu nasıl anlıyoruz? Ayetlerden anlıyoruz. Ayetlerde bu tek tek açıklanıyor. Ama münafık genellikle tek yaşar azınlıktır. Mesela üç kişi, beş kişi, on kişi yahut neyse sayısı azdır. Kendi aralarında çok şedittir mücadeleleri, kendi aralarında da bir birliktelikleri yoktur kindardırlar ve yalnız yaşama özellikleri vardır münafıkların. Peygamberi sevemedikleri için Allah’ı sevmedikleri için birbirlerini de sevemezler ve yalnız yaşarlar köpek gibi yahut sırtlan gibi yalnız yaşarlar. Oradan anlarız insanların onlara yanaşmamasından, insanların onlardan doğal tiksinmesinden de anlarız.

Münafık çok yalancıdır. Her olayı kendi aleyhine zanneder “her gürültüyü kendi aleyhlerine zannederler” diyor ya o şekildedir. Ama ana konuları Müslümanların aleyhinde faaliyettir. Ayette diyor ya “şehirde kışkırtıcılık yapan, Müslümanların aleyhinde konuşan, Müslümanları dağıtmak için emek veren münafıklar eğer faaliyetlerine bir son vermeyecek olurlarsa seni onlara musallat ederim” diyor Allah Peygamber (sav)’e “artık onlar çok az barınabilirler orada” diyor. Dolayısıyla asıl vasıflarının Müslümanları dağıtma üzerine kurulu olduğunu, Müslüman birliğinden rahatsız olduklarını anlıyoruz. Bunda da psikolojik gerekçelerinin olduğunu Allah açıklıyor, “dağıtmaktan amaçları eşit olmanız” diyor. Çünkü o gitmiş Müslümanlar da gitmiş, o ahlaksız Müslümanları da ahlaksız hale getirecek. O mesela vefasız, kalleş ve kahpe, Müslümanlarda da bunu arıyor. Müslüman da bunu kabul etmez tabii etmiyor. Yani kendi derecesine düşürmeye çalışıyor Müslümanları. Onun için cansiperane, delicesine gayret eder münafık. Ama her atağı cehennem çukurunu derinleştirir. Onun için Cenab-ı Allah onların bu konumuyla ilgili olarak helaklarını dileyen ifadelerde bulunuyor Cenab-ı Allah.

Ahzab Suresi 60’ta diyor ki Cenab-ı Allah: “Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar” yani Müslümanları aleyhine yalan haber yayıyor ki ne için amaç? Müslümanların dağılması için, “(bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız (musallat ederiz), sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler.” Yani hep dağılırlar genellikle münafıklar oraya buraya ve yalnız yaşayarak ölürler. Hz. Musa (as) da diyor ona “senin yerinmen şu olacak; yalnız yaşayacaksın, yalnız öleceksin ve bana dokunmayın diyeceksin.” Dokunmayın demesi, onlar hep genellikle hastalıklı ve pis olurlar münafıklar. O pisliğe de işaret ediyor olabilir ayet.

 

Kendini Beğenmeyen Çirkin Erkekler, Güzel Olmayan Kadınlar, Homoseksüeller, Yetersiz Olan Erkekler veya Görgüsü Kültürü Eksik Olduğu İçin Güzel Kadına Ulaşamayacağını Düşünenlerin Hepsi Kadın Güzelliğine ve Dekolteye Karşıdır

Kadın karşıtı o kadar büyük bir sistem oluşmuş ki. Bir kere homoseksüeller karşı kadınlara, kadın güzelliğine karşı. İki; güzel olmayan kadınlar karşı kadın dekoltesine ve kadınların bakımlı olmasına güzel olmayan kadınlar karşılar. Ben bunu sürekli görüyorum. Güzel olmayan kadınların en rahatsız olduğu şey kadınların dekoltesidir. Bakın dikkat edin güzel olmayan kadınlara sorun şiddetle dekolte karşıtıdır büyük bir bölümü hepsi olmasa da. Ve makyaja, bakıma da şiddetle karşıdırlar. Homoseksüeller de kadınların güzel olmasını kesinlikle istemezler. Kadın dekoltesine karşıdır homoseksüeller. Aynı şekilde çirkin erkekler de güzel kadınlar olmasını istemezler. Yani kendini beğenmeyen çirkin erkekler güzel kadın, çekici kadın olmasını istemezler. Dört; güçsüz erkekler de yani gücünü kaybetmiş erkekler de kadınların güzel olmasını, çekici olmasını, cazibeli olmasını istemez. Çünkü ağrına gider. Kendisinin muhatap olamayacağı bir durum olduğu için çok ağrına gider. Asıl sınıflar bunlar. Bunlar da büyük bir yekun tutuyor çok büyük bir yekun tutar. Veyahut fakirdir işi gücü yoktur, imkanı yoktur, yakışıklıdır ama kültürü, görgüsü yetersiz olduğu için yine güzel, kaliteli kadına ulaşamayacağı kanaatindedir onun için böyle halk arasında “kıro” tabir edilen “hanzo” tabir edilen tiplerin hemen hemen büyük bir bölümü kadın dekoltesine ve kadınların güzel olmasına karşıdır. Şiddetle, bakın. Güzel bir erkeğin, yakışıklı bir erkeğin kadın dekoltesine karşı olması pek görülmemiştir. Güzel bir kadının da bakımlı bir kadının, güzel, fizik olarak güzel bir kadının kadın dekoltesine, kadın bakımına karşı olduğu görülmemiştir. Ama dediğim bu sınıflarda en yoğun olarak görülür. Çok çok yoğundur.

 

(Eski ABD Merkezi İstihbarat Dairesi CIA başkanı Michael Hayden “Irak ve Suriye'nin üniter devlet kimlikleri geride kaldı. Farklı oluşumlar çıkacak ortaya. Bunlardan biri de özerk Kürdistan olacak” dedi. “Bu yüzden özerk bir Kürdistan olacağını Ankara'daki dostlarımızla oturup konuşmamız, anlatmamız lazım. Türklere ‘özerk bir Kürdistan Türkiye'nin güvenliği açısından ne şartlarda sizin için kabul edilebilir olur?’ diye sormalıyız. Elbette konuşması zor bir konu ancak hiç olmazsa dürüst bir diyalog olacaktır. Bu diyalog sürecini bence hemen başlatmalıyız” dedi.)

Beni ikna etmeden hiçbir yere gidemezler en temel konu budur bir kere. Bu konuda atak yapacak adam önce bana bir gelecek, benden geçemezlerse hiçbir yerden geçemezler söyleyeyim. Daha önce de denediler bizden geçemediler. Akıldaneleri falan etrafa yaydılar. Verdik, veriyoruz, götürdük, götürüyoruz falan diyorlardı. Hop ne oluyor falan dedik. “Hiç ağabey biz burada geziniyorduk” falan diyorlar. Müsaade etmeyiz. Tayyip Hocam’ın sonuna kadar yanındayız evvelAllah Tayyip Hocam zaten bu konuda Allah'ın izniyle çelik gibi yani hiç.

 

(“Gerçek mutluluk nedir?” izleyici sorusu)

Bu kainatın, dünyanın, sonsuz uzayın ve diğer uzayların sahibi olan gücün akıl ve güç kapasitesini geniş düşünmek lazım. Çok geniş düşünmek ve sık sık akılda tutmak lazım. Bunu anlayıp bütün gücü, kuvveti, sevgiyi ona yöneltirsek ki doğrusu da budur vicdanlı olan, akılcı olan budur. O zaman o gerçek mutluluk dediğin boyutun kapısı sana açılır. O ayrı bir alemdir. Mutlu olamayan insanlardan sen özel olarak ayrılırsın, seni alır götürürler. O boyutta yaşamaya başlarsın. Öbür türlü diğer boyutta kalırsın. Yani sadece orada aklını, vicdanını samimi kullanmak kalıyor. Sakın görüntüye aldanma. İnsanların lakaytlığına aldanma. Sen o sonsuz akıl sahibi olan gücün, o sonsuz gücünün boyutunu iyi takdir etmeye ve çok iyi kavramaya çalış. Ve bütün dikkatini, sevgini ona ver. Bak ne oluyor göreceksin. Yani dediğimi hemen göreceksin.

 

Mezheplerin ortaya çıkması Mehdi (as) içindir. Hz. Süleyman (as) mescidinin yıkılması Mehdi (as) içindir. Musevilerin binlerce yıldır ezilmesinin nedeni yine Mehdi (as)’dır. Çünkü Moşiyah’ın gelmesini istemeleri gerekiyor. Peki Mescidi kim yapacak? Moşiyah yapacak. O zaman Mescit ne olması lazım? Yıkılması gerekiyor. Museviler binlerce yıldan beri eziyorlar. Kim kurtaracak? Birisinin kurtarması lazım. Ezilen olacak ki kurtaran olsun. O yüzden bak binlerce yıldan beri eziliyorlar Mehdi (as)’nin çıkışı için. Hz. İsa (as)'nın göğe alınmasının nedeni sırf Mehdi (as)’dır. 2000 yıl sonra geri indiriliyor. Sırf Mehdi (as)’a vezir olması için.

Musevilerin tekrar İsrail'de toplanmasının tek nedeni Mehdi (as)’dır. Moşiyah içindir. Tevrat'ta bu açık açık anlatılıyor. İstanbul'un fethedilmesinin nedeni Mehdi (as)’dır. Avrupa asla vermezdi İstanbul'u, asla mümkün değil. Mucizedir İstanbul'un alınması. İstanbul'un camilerle süslenmesi yine Mehdiyet içindir. O büyük ağaçlarla süslenmesi yol boyu falan hepsi Mehdi (as)’dır. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılması, merkezi bir İslam devletinin kalmaması da yine Mehdi (as)’dır. Hızır (as)'ın tasdik, teşvik ve takdiri ile yapılmıştır Osmanlı'nın yıkılması. Darwin’in ortaya çıkması Mehdi (as) içindir. Ta doksan yıl önce diyor bak Bediüzzaman “Darwinizm'i yerle bir edecek” diyor Mehdi (as) için. Doksan yıl önce. Mesela hadislerde bahsi geçen Irak ve Suriye, Afganistan, Yemen ve Libya'nın parçalanması ve savaşlar olması Mehdi (as) içindir. Hepsi hadislerde belirtilmiş çünkü bunların.

Türkiye'nin her şeyden özel korunması, ekonomik kriz, darbe, terör hepsinin başarısız olmasının nedeni yine Mehdi (as)’dır. Mesela bu son darbenin başarısız olmasının nedeni de yine Mehdiyet’tir. İngiliz derin devletinin ortaya çıkması, deccalin deşifre olması yine Mehdiyet’le ilgilidir. Hadislerde geçtiği gibi PKK'nın oluşması kırk yıl ömrünün olması da yine Mehdiyet’le ilgilidir. PKK'nın oluşmasının tek nedeni Mehdiyet’tir. Mesela mezhep ayrılıklarının Müslümanları katledecek noktaya gelmesi de yine Mehdiyet’le ilgilidir. İnternetle bütün dünyanın birbirine bağlanması, cep telefonlarının oluşması direkt Mehdiyet’le bağlantılıdır. Tüm sistemlerin denenmesi, komünizmin, faşizmin her türlü hükümet sisteminin denenmesi ve hepsinin başarısız olması yine Mehdiyet’le ilgilidir. Bağnaz gelenekçi sistemin deşifre olması, halkın Kuran Müslümanlığına mecbur olması yine Mehdiyet’le ilgilidir. Dindar Musevilerin ve dindar Hristiyanların Müslümanlarla ittifak etmek istemesi Mehdiyet’le ilgilidir. Dünyada Müslümanların sahipsiz kalması, kimsenin onlarla ilgilenmemesi yine Mehdiyet’le ilgilidir.

 

(CHP'den Kudüs’le ilgili yapılan açıklamada şunlar söylendi. “Türkiye derhal hiç vakit kaybetmeden Doğu Kudüs’te Filistin büyükelçiliğini hemen bugün açmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti bu vesileyle belki bölgede Ortadoğu'daki kaybettiği itibarını da biraz daha gidermiş, onarmış olabilir.” CHP'den yapılan açıklamada ayrıca İslam ülkelerinin Donald Trump'ı yalnızlaştırması gerektiği söylendi ve şu açıklama yapıldı. “Trump’la görüşmeyeceksin. Bu kararı uluslararası toplumun vicdanına karşı aldı. O zaman görüşmeyeceksiniz, tıpış tıpış gitmeyeceksiniz, geldiği zaman kabul etmeyeceksiniz. Bu kararın yanlış olduğunu söylüyorsanız kararlarınızın arkasında duracaksınız ve Donald Trump’ı yalnızlaştırılacaksınız.”)

Hayır hayır Donald Trump’ın yalnızlaştırılması İngiliz derin devletinin politikası. Baksana adama üç tane kadın çıkartmışlar tecavüz etti diye. Şimdi oğlan falan da çıkaracaklar “bunların da ırzına geçti” falan diye. Dolandırıcılık falan iddialarında bulunacaklar. Bir oyundur gidiyor görüyorsunuz. Homoseksüelleri tepesine diktiler. Bunların hepsi oyun. Trump’a desteğe devam. Koruyup kollayalım her yönden dikkatli şekilde İslam alemi de koruyup kollasın. Trump'ın bir suçu yok olay İngilizlerin devletinden kaynaklanıyor. Adamı ezmeye kalkarsan hemen yerine kendi istediklerini getirecekler bu kadar basit. Gitmesi için şu an oyun oynanıyor. Böyle bir oyuna gelmeyelim. Yalnız Türkiye'nin Kudüs'te büyükelçilik açması zaten istenen bir şey. Yani İsrail'in isteği budur. Tevrat'ta da bu şekilde geçiyor. Kudüs'ün başkent olması. İsrail'in başkenti olarak Kudüs şehrini seçmesi kendi kafasına göre değil. Tevrat'a göredir. Tevrat'ta bu şekilde geçiyor orası başkent olacak diyor.

 

(“Evrim teorisine inanıyorum. Eğer Adem (as) ve Havva (as) varsa çoğalma ensest olmuyor mu?” izleyici sorusu)

Evrim teorisine inanman için delil olması gerekiyor. Bilimsel bir delil yani mantıklı bir delil olması gerekiyor. Yedi yüz milyonun üstünde yaratılışı ispat eden fosil var. Peki, evrim teorisini ispat eden tek bir fosil var mı? Yok. Ha var diyorsan benim güzel yüzlüm ben senin ağabeyin sayılırım. Bak söz bir Allah bir bak herkesin yanında burada söz veriyorum istersen noteri de getir. Ben sana yüksek para vermeyeyim yani beş yüz bin lira veririm. Bir tane fosil getirirsen evrimi ispat eden. Bütün Türkiye’nin gözü önünde söz veriyorum. Ensest olup olmama helaller haramlar. Mesela Allah “domuz eti yemeyin” diyor haram oluyor.  Yiyin helaldir dese helal de olurdu. Mesela Allah diyor şarap içmeyin. İçmiyoruz. İçin helaldir dese içerdik. Ensest ilişki de yani ensest ilişkiyi sana din öğretiyor. İslam öğretiyor yani kötü bir şeydir diye öğreten sana İslam. Senin bundan önce bilgin yoktu. Eğer bilgin olmasaydı sen bunu yapardın. Bilmeyecektin. Din öğretti bunu sana. İslam öğretti. Nereden bileceksin yapardın yani. Gayet normal karşılardın. Ama din yasakladığı için bunu yapmıyorsun. Ana bacı kavramı olmazdı. Bilmezdin yani. Dolayısıyla Allah o dönemde helal dediğine göre helal olur. Yani ikizler oluyor mesela karşılıklı, Allah onları evlendirtiyor. Helal tamam. Bir süre sonra Allah haram diyor tamam. Allah haram deyince de haram olmuş olur. Ensest dediğin Kuran’ın hükmünü açıklıyorsun sen. Yani Kuran hükmünü açıklıyorsun. Kuran öyle Allah öyle bir hüküm vermiş. Daha sonra da bu hükmü değiştirmiş. Dolayısıyla orada sabit oturmuş bir ahlak veyahut inanç sistemi yok.

 

(Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, “İsrail’in bütün havalimanı ve limanlarını kapaması gerek. Direniş roketlerinin ulaşamayacağı yer yok” diyerek İsrail’i tehdit etti. İsrail İstihbarat Bakanı Yisrael Katz da, “Eğer böyle bir senaryo olursa o zaman biz Lübnan’ı yerle bir ederiz” dedi. Katz İran’ın Lübnan’da füze tesisi inşa ettiğini ileri sürerek söz konusu yeri vuracaklarını ilan etti ve şöyle dedi, “Askeri harekâta girişip onlara engel olacağız. Tıpkı Suriye’de olduğu gibi. Çok daha geniş ve güçlü bir saldırı olacak. Bu kez tüm Lübnan hedef alınacak.”)

Dedim ya bak “demeçlerle olayı kızıştırıp sel gibi kan akıtacaklar” dedim. Şimdi bak durduk yere demeç. Şimdi o Nasrallah’ı çok kızdıracak bir ifade bu. O da ona okkalı bir cevap verir. Lafla olmaz işte gel de görelim falan diyecek. O ona, o ona bak bütün Lübnan’ı, kardeşim Lübnan yerle bir olursa yani belli ki bölgede büyük bir savaş demektir bu. Lübnan her noktada vurulursa, Lübnan da karşı atağa geçeceğine göre, Lübnan karşı atağa geçince İran da karşı atağa geçer. Ondan sonra ne olacak? Dolayısıyla Mehdiyet’in dışında bir çözüm yok. Görünüyor bak açık net sarih.

 

(“Batı ülkeleri İslam ülkelerinin üzerine neden bu kadar geliyor?” izleyici sorusu)

İslam ülkelerini kendi içinde kavuracak sistemi şeytan zaten hazırlamış İslam ülkelerini agoniye sokmuş komaya sokmuş. O sistemde zaten İslam ülkelerinin ileriye sağa sola dönmesi mümkün değil. Kendi kendinin kolunu bacağını bağlamış vaziyette. Sanatı elinden almış. Bilimi elinden almış. Estetiği, güzelliği her şeyi elinden almış. Koyu bir bağnazlık ve tutuculuk içerisinde hepsinde olmasa da birçoğunda onları boğmuş. Boğulduğu için adamlar ne konuşabiliyor, ne yürüyebiliyor ne ileri ne geri “bizi öldürüyorlar” bile diyemiyorlar. Bekliyor evde öyle adam bomba atıyor hep beraber ölüyorlar. Görüyorsunuz Irak’ta, Suriye’de apartmanlara doluşuyorlar çoluk çocuk kadınlar. PKK diyor ki “orada” diyor “IŞİD mevzilendi” nerde işte “falanca apartman” diyor, “enlem boylam şura” diyor. Havadan varil bombası atıyorlar. Bina yerle bir oluyor. Müslümanların gıkı çıkmıyor. Taş üstüne çöküyor kalıyor bu kadar. İttihat-i İslam’ı söyleyecek takatleri yok. Mehdi (as)’yi söyleyecek takati yok adamların yani o kadar perişan olmuş durumdalar. Batı ülkelerini İslam ülkelerinin üzerine getiren bir güç var. Bu gücün adı İngiliz derin devleti. Özetle Peygamberimiz (sav)’in verdiği isimle adı deccal. Dolayısıyla Batı ülkeleri garibandır emir geldi mi yapıyorlar korkuyorlar, çekiniyorlar deccaliyetten. Mesela Alman Başbakan, kadın istedikleri yöne istedikleri gibi çekiyorlar. Trump direnmeye çalıştı direnemedi. Adamı bak şimdi sille tokat dövüyorlar. Adam ne yapacağını şaşırdı yani gitse gidemiyor kalsa kalamıyor. Yani çok korkunç bir dünyanın içerisine soktular.

 

Ahirette Bütün Fizik Kanunları Değişecek. Cennette Madde Kendinden Işıklıdır, Herhangi Bir Işık Kaynağına İhtiyaç Yoktur. Yerçekimi Kanunu Yoktur

Ahirette bütün fizik kanunlarının tamamı değişiyor. Yani bir kere fizik kanununda ne vardır? Işık gelir çarpar yansır falan feşmekan açı alır falan değil mi? Öyle bir şey yok maddede kendinden ışık var. Yani fizik kanunlarının hepsi değişiyor. Mesela yer çekimi kalkıyor yani tamamı kalkıyor. Sadece bildiğimiz bazı klasik şeyler mesela ayağımız yere basar ama istediğimizde de uçarız. Yani değişmeyen hiçbir şey yok benim anladığım. Mesela suda nefes alınır mı? Suda nefes alınıyor. İnsanın ciğerine dolar ölürsün. Suda ferah ferah nefes alır adam bayağı güzel. Mesela hiçbir organ yok vücut organı vücut çalışıyor ve sonsuza kadar. Kan dolaşımı yok kan yoktur insanda. Mesela ciğer var ama bizim anladığımız anlamda kan vücudu temizlemek için değil. Nefes almak için var. Bilinen ciğer anlamında değil. Ahretin özelliği zaten insan beyninin, aklının, ruhunun aldığı onun hoşuna giden katrilyonlarca şeyin anında yaratılması üstüne kuruludur cennet. Yani aklına gelen her şey anında olur. Yani mesela ben şimdi burada fincan var, buradan kalkmasını istiyorum fincan uçarak gider. Gider yerine oturur. İçine mesela “üzüm doldur getir” desem alır üzümü gider toplar bulur getirir. Çok akıllıdır her şey. Akıllı olmayan hiçbir şey yoktur ama normal halinde de sakin durur eşya ama insan bir şey derse harekete geçer. Yani durduk yere hareketlenmez eşya. 

 

Samimi Sevmek ve Samimi Sevilmek Çok Önemlidir. İnsanın Ruhu Ancak Samimiyetle Doyar

Sevgiyi bilmeyenler tiyatro oynuyorlar. O da onlara Allah’tan bir bela. Hâlbuki gerçekten sevebilir. “Aa” işte, “Nesibeciğim sana bayılıyorum” falan. Ya numarayı bırak işte normal seviyorsan seviyorsundur. Oyun oynuyor, “Gerçekten seni çok seviyorum” diyor. Sanki aksini ispat için karşısındaki uğraşıyormuş gibi, bir şey dediği yok zaten. Yeminle söylüyor, “Ya gerçekten seni çok seviyorum, yemin ederim” diyor. Yani sıkıcı ve zor bir durum, samimi sevmeyeni zorlamaya gerek yok. Zaten sevmiyorsa sevmiyordur, iyi davranmak lazım, gönlünü alıp hafif bir itinayla uzak durmak iyi olur. Çünkü samimi sevilmek çok önemlidir, insanın ruhu onunla doyar. Samimi sevmeyen insanla, insanın ruhu çok rahatsız olur. Yani mutazarrır olur insan, bunalır. Acı çeker tabii yani rahat etmez, bu çok acı bir şey ama toplumda biraz yaygın tabi. Mesela şarkılarda falan da öyle. Şarkılara  baktım birçoğuna hep kadınlara hakaret birçoğu. İşte çok münasebetsiz yani birçoğunda öyle. İşte, “Baban kızını vermezse, turşu kursun fincana. Gelmezsen gelme” bilmem ne falan, abuk sabuk. Yani kadına saygıya, kadının asaletine hiç uygun olmayan sıradan, cıvık izahlar. Kompleksli adamlar yapıyor bunu anladığım kadarıyla. Yani öfkeli oluyor kadınlara, şarkılarda çok fazla bu.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271088/sayin-adnan-oktarin-14-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/271088/sayin-adnan-oktarin-14-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171203t_11.jpgSat, 24 Feb 2018 04:43:47 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 13 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 13 Aralık 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısıyla İstanbul’da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı olağanüstü zirvesinden Kudüs kararı çıktı. Bu karara göre, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin tanındığı ilan edildi. Bütün devletlere Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1980 tarihli ve 478 sayılı kararını tam olarak uygulama çağrısında bulunuldu. Ve hepsi ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in sözde başkenti olarak tanıyan kararını desteklemekten imtina etmeye ve diplomatik misyonlarını Kudüs-ü Şerif’e taşımamaya davet edildi. Ayrıca ABD yönetiminin bu yasadışı beyanının geri çekilmemesinden doğacak tüm sonuçlardan bütünüyle sorumlu tutulduğu söylendi.)

Şimdi Filistin de orayı başkent ilan etsin, İsrail de başkent ilan etsin ama şehir merkezinden çıksınlar. Yani o tarihi şehir, orası çünkü mahvolur öyle bir şeyde Kudüs diye bir şey kalmaz. Bütün diplomatik misyon oraya gelirse bütün dünyanın ülkelerinden orada adım atacak yer kalmaz, bir acayip bir şey olur. Ama 30 kilometre dışına taşısınlar onlar orada başkent yapsın, onlar orada başkent yapsın bir mahsuru yok ki. 30 kilometre dışında yani şehrin dokusunun bozulmaması çok önemli. Yoksa ne yaparsa yapsınlar bir mahsuru yok, istedikleri gibi kullansınlar kimsenin bir şey diyeceği olmaz. Ama Filistin başkent olarak orayı ilan etsin, İsrail de ilan edebilir zaten etmiş. 30 kilometre dışında olduğunda şehir gıcır gıcır durur bütün güzelliğiyle.

 

(İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Zirvesi sonrası düzenlenen ortak basın toplantısında da açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin topraklarının 1947 yılından bugüne İsrail tarafından nasıl işgal edildiğini ekrandaki harita üzerinde göstererek “Kurt-kuzu paylaşımı var ya, kurt bile böyle adaletsiz bir paylaşım yapmaz. Bu toprakların gerçek sahibi Filistin’dir” ifadelerini kullandı. 1947 yılında İsrail neyse şu anda da Filistin’in o hale getirildiğini ve İsrail’in neredeyse Filistin’in tamamına yerleşmiş durumda olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan “bununla da doymuyor tamamını almanın hesabı gayreti içerisinde. Şu anda Trump bunun gayreti içinde. Niye? Evanjelist ve Siyonist bir mantığın ürünüdür şu andaki tablo. Bu Siyonist mantık Sultan Abdülhamit’e yaptıramadıklarını şimdi yapmanın gayreti içerisinde” dedi.)

Musevilerin kendilerine ait bölge var Kudüs’te, işte orayı başkent ilan ediyorsa etsin. Ama bütün diplomatik misyonu 30 kilometre öteye alsın. Otuz kere söyleyecek halim yok. Filistin de başkent ilan etsin kendi bulunduğu bölgeyi, çok normal bu, o da 30 kilometre dışına şehrin. Diplomatik misyon orada toplansın bu kadar basit, karmaşık bir şey yok. Şöyle bir açıklama gerekiyor, İsrail hükümeti açıklama yapsın; “Biz Kudüs şehrinde bir ilhak veyahut bir harita değişikliği düşünmüyoruz böyle bir iddiamız yok” resmi açıklama yapsınlar. Çünkü iddia o, diyorlar ki “arkadaşım, bunlar bunu söylediğine göre bir ilhak var bunun akasından.” Desin ki İsrail hükümeti resmi açıklama yapsın, “Bizim bir ilhak iddiamız yok. Yani mevcut haritayı değiştirecek bir hamle yapmayacağız, böyle bir şey yok, böyle bir niyetimiz de yok, biz bu durumdan memnunuz” böyle bir açıklama yaparsa sokakların hareketlenmesi diye bir konu olmaz. Şimdi bunu tabii bir tehdit olarak algılamak da yersiz. Çünkü tehdit zaten var, tehdit de başlamış zaten. Mevcut tehdidi makul bir açıklamayla ortadan kaldırmak lazım. “Yapmazsanız böyle olur” diye bir şey yok olmuş zaten. Bu tehdit olmaktan çıkmış eyleme dönüşmüş zaten. Ayrıca tehditlik bir konu da yok, tehlikeyi haber vermek tehdit değildir, değil mi? Mesela çığ tehlikesi var söylüyorsun yahut bir ayaklanma mesela darbe tehlikesi var söylüyorsun, bu tehdit mi olur? Bu bir gerçek. Çözümü, Amerika’nın da garanti vermesi, Amerika diyecek ki “Kudüs’te herhangi bir harita değişimine asla müsaade etmeyiz kabul etmeyiz.” Trump açıklama yapsın.

 

Hücre, Atom Hepsi Çok Sakindir, Çok Samimidir, Sadece Allah’a Teslim Yaşıyorlar. Mümin de Çok Samimi ve Rahat Olursa Allah Ona Dostça Yaklaşır

Hücre mesela çok sakindir, ne yapar? Sadece Allah’a teslim olur. Atom çok sakindir, çok samimidir atom sadece Allah’a teslim olur. Bak, 15 milyar yıldan beri dönüyorlar. Allah onlara ne yemek veriyor ne içecek veriyor sürekli “Allah” diyerek dönüyorlar. 15 milyar yıldan beri hiçbir şeye ihtiyaçları olmadan. Tek özelliği ne? Samimi olmaları, rahat olmaları. Mümin de çok samimi ve rahat olursa, Allah’a hüsnü zanla bakarsa, dostça yaklaşırsa Allah da ona dostça ve sevgiyle yaklaşır. Ama Allah’a kuşkuyla yaklaşırsa Allah da ona o şekilde yaklaşır. Yani kişinin Allah’a yaklaşımına bağlıdır. Allah’a güveniyorsa Allah da ona güvenir. O Allah’a güvenmiyorsa Allah da ona güvenmez. Allah’ı seviyorsa Allah da onu sever böyledir yani karşılıklı bire bir.

 

(Suudi Arabistan önderliğindeki koalisyona ait savaş uçakları Yemen’in başkenti Sana’da bulunan Yemen Askeri Polis Genel Merkezi’ni vurdu. Ayrıca savaş uçakları bugün ülkenin üç kentine ayrıca saldırı düzenledi. Başkent Sana’da bulunan Askeri Polis Genel Merkezi’nin toplam 7 kez bombalandığı ve saldırı sonucu 39 mahkumun hayatını kaybettiği söylendi. Saldırılar sonucu toplam 51 kişinin öldüğü 80 kişinin yaralandığı açıklandı.)

Sorsan buradaki insanların birçoğuna Hz. Mehdi (as)’a karşıdır, İttihad-ı İslam’dan haberi bile yoktur. Halbuki deccaliyet amansız bir azgınlıkla saldırıya geçmiş durumda. Deccalın zahir olduğu açıkça görülüyor. Irak yerle bir olmuş, Suriye yerle bir olmuş, Afganistan yerle bir olmuş, Libya yerle bir olmuş, her yer yerle bir olmuş ve yerle bir olmaya devam ediyor. Dehşet, vahşet, kan bütün İslam alemini kaplamış durumda. Hoca efendiler de çıkıyorlar “Hiçbir şey yok, yine saygınız yine” diyor “konuşuyoruz yok öyle bir şey” diyor “daha var” diyor ve deccala imkan tanımış oluyor, deccal daha rahat atak yapabiliyor. Bunlar Hz. Mehdi (as)’ı gizledikçe, Hz. İsa Mesih (as)’ı gizledikçe, deccaliyeti gizledikçe atak imkanını daha da adamlar artırmış oluyorlar.

 

(“Başarısızlığa uğramak mı hiç denememek mi?” izleyici sorusu)

Denemeden hiçbir şey kaybedilmez. Başarısızlık meydana gelirse onda hayır vardır zaten. Aslında başarısızlık başarıdır o kişi için. Başarısız olması başarı olmuş olur. Mesela o imtihana girer kazanamaz başarısızdır. Onun için o hayırlıdır. Bir dahaki sene girer kazanır o onun için hayırlıdır. Dolayısıyla başarısızlık diye bir şey olmaz. Başarıyı meydana getiren Allah'tır. Her türlü başarıyı meydana getiren Allah'tır. Başarısız gibi görünen hayrı meydana getiren de Allah'tır. Başarısız diye bir şey yoktur. Hayırlı olan sonuç vardır. O bazen başarılı görünür bazen başarısız görünür. Başarılı gördüğü şey başarısızlık da olabilir. Başarısız gördüğü şey de başarı olabilir. Allah hangisinde hayır vardır hangisinde şer vardır onu gizler. Ama mümin için her zaman her şeyde hayır vardır. Başarısız bir şey olmaz.

 

Münafık Çok Kıskançtır. İslam’a ve Müslümanlara Karşı Delice Bir Öfke Besler. Müslümanların Dağılmasını İslam’ın Durmasını İster

Münafıklar Müslümanlara müthiş bir kin ve nefret duyarlar, acayip kıskançtırlar. Müslümanların dağılmasını, İslam'ın durmasını isterler. Darwinizm’e karşı mücadelenin, PKK'ya karşı mücadelenin durmasını, iman hakikatlerinin anlatılmasının durmasını, Kuran mucizelerinin anlatılmasını istemezler. Homoseksüelliğe karşı yapılan mücadelenin durmasını isterler. Yani İslam'ın, Kuran'ın her türlü buyruğunun anlatılmasını istemezler. Bir an önce de Müslümanların dağılması için çok azimlidirler. Atağa geçerler ama tabii ama bunu deccaliyetle birlikte yaparlar, tek başına yapmazlar. Şeytanın sevki olmadan yapamazlar bunu zaten. Şeytan olmadan münafık ölüdür, yani atıl bir ölüdür ama şeytanın etkisiyle muazzam bir hareketlilik kazanırlar. O atakları tamamen vahye dayalı, şeytandan aldıkları vahye dayalıdır. Onun için şeytanın vahyine bakıp, şeytanın nelerden gocunduğunu, nelere haset ettiğini, hangi konularda hassas olduğunu görüp, mümin oradan muazzam atağa geçer. Mesela bakarsın adam senin PKK ile mücadelenden rahatsız, bitti. Hemen oradan yükleneceksin. Baktın Müslümanların güzelliğinden rahatsız, daha da güzelleşeceksin, baktın zenginliğinden rahatsız, daha da zenginleşeceksin. Baktın sayısından rahatsız, daha da sayıyı arttıracaksın. Baktın faaliyetlerinden rahatsız, daha da artıracaksın, baktın eğlenmenden rahatsız oluyor, daha da çok eğleneceksin. Yani rahatsız olduğu şey neyse onu misliyle yaptığında hem çok sevap kazanırsın, hem de atağın mükemmel hale gelir. Münafığa bu yüzden ihtiyaç vardır.

 

Peygamberimiz Döneminde, Normalde İşsiz Güçsüz Sokakta Dolaşan Boş İnsanlar Olan Münafıklar Peygamberimiz’in Yanında Zenginliği, Bereketi Gördükten Sonra Azıp Şımardılar

Tevbe Suresi 74'te “Münafıkların, intikama kalkışmalarının elçiye karşı” yani alçakça ve kahpece atağa geçmelerinin sebebi diyor Allah; “kendilerini” münafıkları “Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu.” Yani onları iş güç sahibi yapması, paraya kavuşturması, onlar bomboş adamken, it kopukken onları kazanç kapısı içerisinde barınacak şekilde imkân tanıması. Yani onlara kazanç kapısını sonuna kadar açması, öğretmesi ve yol göstermesi. O zenginlik kapısı açıldığı için o yüzden diyor, kuduruyorlar diyor Allah. Bak daha önce fakir azmıyor, daha önce sürünüyor ama sonra eline biraz para, imkân, güç geçince, zengin olma gücü eline geçince azıp kuduruyorlar, tek sebebi bu diyor. Elçiye karşı kin duymalarının, mücadele etmelerinin tek nedeni bu diyor Allah. Bak Tevbe Suresi 74'te; “Oysa Allah'ın Resulü’nden” yani imamdan “intikama kalkışmalarının tek nedeni imamın kendilerini” münafıkları “Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu.”  Yani zenginliğin kapısının açılmasından başka bir nedeni yoktu diyor.

Bak  diyor ki Cenab-ı Allah Bakara Suresi 11'de “Münafıklara; yeryüzünde Müslümanlara karşı fesat çıkartmayın” fitne çıkarmayın, ahlaksızlık yapmayın “denildiğinde:” münafıklar, “Biz sadece” Müslümanları, “ıslah edicileriz” onları düzeltmeye çalışıyoruz “derler” diyor. Şimdi münafıklarda da adam hem homoseksüel, hem hırsız, hem üçkâğıtçı; “Gelin size İslam’ı öğreteyim” diyor. Yani yapmadığı ahlaksızlık kalmamış artık, her türlü haysiyetsizlik yapıyor. Homoseksüel hayat yaşıyor, zaten kimse de yanlarına yanaşmıyor. “Biz” diyor, “Müslümanları irşat etmeye geldik” diyor. Ya sen hırsızlık, soygun, üçkâğıtçılık, FETÖ’yle bağlantı, İngiliz derin devleti ile bağlantı, dolandırıcılık, ahlaksızlık, namussuzluk her şey var ama ne diyor? Ayete bak, vatan hainliği var. Bakara Suresi 11'de; “Kendilerine: Yeryüzünde” Müslümanlara karşı,  “fesat çıkartmayın denildiğinde” münafıklara yeryüzünde Müslümanlara karşı fesat, fitne çıkartmayın yani Müslümanlara karşı ahlaksızlık yapmayın denildiğinde, “’Biz sadece Müslümanları ıslah edicileriz’ derler” diyor. Yani biz onları düzeltmeye çalışıyoruz derler diyor. Cenab-ı Allah diyor ki; “Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar” fitneciler, ahlaksızlar münafıklardır, “ama şuurunda değildirler.” diyor. Niye? Ölü, çünkü şeytan çökmüş, aklı gitmiş, yok.

 

Biz, Allah’ı Hiçbir Zaman Allah’ın Kendisini Bildiği Gibi Bilemeyiz. Cennette Allah Tecelli Ettiğinde O’nun Güzelliğinden Herkesin Nefesi Kesilecektir

Allah sonsuz güzelliktir ama tabii tecellisi yine sınırlı olur. Yani Allah'ı tam Allah'ın Kendini bildiği gibi biz bilemeyiz. Ama tecelli ettiğinde yani daha da güzel bir varlık olmayacak. Cennette yani insanlar mesela çok güzel oluyor, melekler çok güzel oluyor ama Allah tecelli ettiğinde insanların nefesi kesiliyor. Baygınlık geçiriyorlar Allah'ın güzelliğinden, tecellisinden ama sorun değildir o. Yani bu en sonu anlamına gelmez, bir tecelli. Güzel yüzlüm, bir de Allah sonsuz akıllı. Yani aklı iyi düşünülmesi gerekiyor. İnsanlar en fazla evrenle sınırlı olarak düşünüyorlar.  Hayvanları yaratır, bitkileri yaratır, dağları yaratır. İşte bizim evrenimizi yaratır yani o kadar öyle bir şey düşünüyorlar. Hâlbuki her atomun içinde de bir evren var. Her protonun, nötronun içinde de bir evren var. Ve hepsinde şuur var on beş milyar yıldan beri hiçbiri birbirine çarpmamış şu ana kadar, Allah’ın aklının tecellisi. Her yerde Allah’ın aklının gücünü düşünmek lazım, mesela bizim evrenimiz uzaktan bakıldığında toplu iğne başı kadar falan görünüyor. Bütün bu evren toplu iğne başı kadar, yani düşündükçe ufuk daha da genişler. Alabildiğine geniş düşünmek lazım, bir protonun içindeki evrenleri düşün. Bir nötronun içindeki evrenleri düşün. Ona göre Allah’ın aklını düşünmek gerekir. Allah’ın aklını dar görüyor insanlar. Hatta bazen dua ederken Allah’a işittirmeye çalışıyor gibi oluyor hareketleri. Hâlbuki o dua ederken zaten Allah yaratıyor onu. Onu fark etmiyor o.

 

(“Peygamber (sav) topluluğunun içinde bile dünyaya meyilli, yüzeysel düşünen insanların bulunması bize neyi gösterir?” izleyici sorusu)

Sırf münafık riski yoktur. Tabii böyle zayıf akıllı Müslüman tipi de vardır. Adam mesela yurt dışında, tuzu kuru eğlence arıyor, bizim onu eğlendirecek konular anlatmamızı istiyor. Harikalar falan mesela münafık adam için sorun değil çünkü münafıkla ilgilenmiyor ki adam. İşinde gücünde, aleminde münafık onun için bir risk oluşturmuyor. Münafığın hedefi değil. Adamın derdi nedir? Rahat yesin içsin işte sporunu yapsın, yan gelip yatsın. Biz de böyle ilginç şeyler anlatalım. Onu böyle roman gibi dinlesin. Onun heyecanını yaşasın. Yani “Müslümanlar nasıl bir zorluk içerisinde? Küfür nasıl atak yapıyor? Münafıklar nasıl atak yapıyor? Bir avuç Müslüman bunlara karşı nasıl mücadele veriyor?” Böyle tiplerin umurunda dahi olmaz. Onlar bizim anlatımlarımızda onları eğlendirecek yönleri ararlar. Yani harika bir yön, masalımsı bir yön. Mesela Nostradamus ne demiş? Ona benzer. Yani böyle harika bir şey. Onu eğlendirecek onun gününü renklendirecek bir şey. Mesela açıyor müzik dinliyor, eğleniyor. Biraz roman okuyor ama bizim de bir şeyler anlatmamızı istiyor ona. Uzaktan uzağa Müslüman. Uzaktan uzağa mücahit. Hiçbir riske girmez. Hiçbir risk onu ilgilendirmez. Bunlar tava Müslümanı. Yani tavada helva bulur yer. Tavada balık bulur pişirir. Kendi keyfine bakar. Onun için Müslümanların yani bizzat mücadele eden Müslümanların görevi çok zordur. Dışarıdan eğlencecilerin işi tabii ki onların kolaydır. Ve onlar da işin acayip yanı rahatça da cennete gideceğini zanneder öyle tipler. Halbuki Allah ayette diyor, “Daha öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden hemen cennete gireceğinizi mi zannettiniz?” (Bakara Suresi, 214)

 

(“Bankacılık sistemi deccalin bir oyunu mu?” izleyici sorusu)

Eğer bu konuya girersek deccalin oyunlarının ucu bucağı yok. Deccal kerhanelerle, meyhanelerle, kumarhanelerle, Darwinizm’le, materyalizmle yeri yerinden oynatıyor bir tane, iki tane değil ki. Yeri yerinden oynatıyor. Tabii ki deccaliyet bankacılık sistemini de kullanıyor, birçok şeyi kullanıyor. Mühim olan Müslümanların bir an önce Kuran Müslümanlığını savunup Kuran Müslümanlığı etrafında kilitlenmesi. Bunu tabii bizim anlatmamız, şunun bunun anlatmasıyla meseleyi bitirmeyiz bitiremeyiz. Bunu Allah’ın dilemesi ile halledileceğini görüyoruz. Allah dilediğinde bu oluyor. Şu an Allah Mehdiyet’i dilediği için mesela 15 Temmuz’u durdurdu. Normalde cayır cayır olurdu hiç kimse de engelleyemezdi. En büyük askeri kalkışma yani Cumhuriyet tarihinin en büyük askeri kalkışması. Sırf İstanbul için iki yüz tank bir bölgeye böyle düşünülmüş iki yüz tank. Eski darbelerde sekiz on tank kullanılıyordu. Sırf bir bölge için iki yüz tank ve roketler denizden takviye donanma ile bombardıman, havadan bombardıman F16’lar hepsi devreye girecekti. Ama Mehdiyet’in bereketi ile bu bela kalktı, kaldırıldı. Dolayısıyla Cenab-ı Allah’ın  istediği oluyor şu an. Mesela gençlere bakıyoruz hepsi İttihad-ı İslam yanlısı, hepsi deccaliyete karşı ve hepsi şuurlu, hepsi İngiliz derin devletini anlamış, deccaliyeti anlamış, Mehdiyet’i anlamış, Kuran Müslümanlığını anlamış. Münafıklığın ne kadar çirkin olduğunu görmüş. Sevgiyi, barışı, kardeşliği büyük bir coşku ile isteyen tertemiz ve kaliteli insanlar hiçbirinde bağnazlık yok. Çarşaflı hanımlar geliyor bakıyoruz hepsi onlar da Kuran Müslümanı Ortodoks gelenekçi tutucu hiç kimseyi görmüyoruz.

 

(“Madende çalışan işçilerimize tavsiyeleriniz nelerdir?” izleyici sorusu)

Devlete tavsiyemiz olabilir. İşçiye tavsiyemiz o ne yapsın garibim yani orada tavsiyeyi? Havalandırmanın çok iyi olması gerekiyor. Çıkış, kurtulma yerleri olması gerekiyor yani saklanma odası. Yani bir facia anında saklanacakları odalar çok olması lazım. Yani çelik odalar, oksijenli çelik odalar. Bir de zehirli gaz çıktığında alarm sistemi çok güçlü olması gerekiyor. Hemen haber vermesi lazım. Çok düşük dozda bile olsa haber vermeleri lazım. Herhangi bir göçük veya hareketlenme olduğunda yani biraz kayma bile olduğunda onu bildirecek hassas cihazlar gerekiyor. Bunlara dikkat etmek lazım. Maskelerini çıkartmamaları lazım. Maske çok önemli iyi oturmuş maske olması lazım. Bir de göz maskesi olması lazım. Gözlerine de toz kaçmaması önemli. Yani ne ağızlarına, akciğere toz kaçsın ne de gözlerine toz kaçsın. Ona çok dikkat etsinler. Beslenmelerine dikkat etmeleri gerekiyor ama o da tabii maden ocaklarının yapacağı bir çalışma. Orada yemekleri ücretsiz olması lazım onların. Onların yediği, içtiği helal.

 

(Derin Analiz programında konuşan Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Yiğit Bulut yenidünya denkleminin değiştiğini söyleyerek “Şimdi bugün geldiğimiz noktada sanmayın ki Amerika ve İngiltere dost. Bugün dünya genelinde İngiltere ile Amerika arasında çok ciddi bir savaş var. Örtülü bir savaş var” dedi. Ve sözlerine şöyle devam etti. “İngiltere ve Amerika Türkiye üzerinden kapışıyorlar; ‘Sen mi inisiyatifi ele geçirdin ben mi inisiyatifi ele geçirdim.’ Şimdi İngiltere ve Türkiye arasında yeni bir stratejik ortaklık kurulmaya çalışılıyor. Rusya, Türkiye ile stratejik ortaklık kurmaya çalışıyor. Baktığınız zaman bu bölgedeki denklemde Amerika dışarı doğru itiliyor. Amerikalıların bunu anlaması gerekir.”)

Amerika’yı İngiltere yüz elli yıl önce oraya gelen çapulcular vardı işte hırsızlar, soyguncular falan vardı. Azılı katiller falan hep oraya altın aramaya falan maceraya gittiler. Bir de Avrupa’nın falan baş edemedikleri fahişeleri şunları bunları vardı gayrimeşru kadınlar oralara hep sürgün gönderildi o tarafa. Amerika'ya gönderdiler. İyi insanlar da gitti oraya normal düzgün insanlar da gitti. Sonra İngiltere burada bir devlet kurmaya karar verdi. Bunları ayrı ayrı hikaye anlatmak uzun. Küçük küçük devletlerdi. Tek bir devlet haline getirmeye gayret edip bunları başkanlık sistemiyle birleştirdi. Ve ana dillerini de İngilizce yaptı İngiltere. “Ana diliniz bu” dedi. “Anayasınız da bu” dedi. “Yönetim şekliniz de bu.” Ve sistemi de sağlama bağladı. Mesela anayasa mahkeme üyeleri değiştirilemiyor. Yüksek mahkeme üyeleri değiştirilemiyor. Yani hukuku tamamen kendi kontrollerine alarak muazzam bir kilitleme sistemi kurdular. Mesela bak Donald Trump seçildi iktidara geldi. Adamın başına homoseksüeli diktiler adama kabul etti. Kızını homoseksüellerle görüştürdüler onu da kabul etti. Heykeli getirdiler masanın üstüne koydular onu da kabul etti. “Şunu diyeceksin” diyor onu kabul ediyor. Ne diyorlarsa kabul ediyor. Şimdi de işte üç kadın bulmuşlar. “Fuhuş yaptı bu bizimle” diyor kadınlar. Haydi al başına belayı. Yarın bir gün oğlan moğlan da bulurlar işte “bununla da bunu yaptı” diyecekler. Yani baş belası adamlar. Ve bunların hepsinin hazırlayıcısı İngiliz derin devletidir. Alt yapısını hazırlayanlar. Kel alaka tipler. Çıkartır mesela on, yirmi kişi daha çıkartırlar şimdi. Hatta başka da hırsızlık falan iddiasında da bulunurlar. Yani adamı korkutmak, köşeye sindirmek için her şeyi yapıyorlar. Şu an onun eli ayağına karışmış vaziyette. Hapis korkusundan şu an ne yapacağını bilemiyor. “Ya bizim dediğimizi yapacaksın” diyorlar “hem başkanlıktan alırız, hem hapse sokarız, hapishanede de seni öldürürüz” diyorlar. Konu bu. Şu anki konu bu. İngiltere tek devlettir. Amerika ona uymuş bir uydu sistemdir. Yani İngiltere’nin kurduğu, kendi eliyle kurduğu bir devlet yapılanmasıdır. Ve tamamen İngilizlerin kontrolündedir. Yüz elli yıldan beri bu böyle herkes bunu bilir. Ve daima İngilizlerin dediği olur. Aksini kimse düşünemez, tahayyül edemez. İngilizlerin dediğinin dışında Amerika hiçbir hareket yapamadı. Her savaşa, her olaya o garibanları istediği gibi soktu İngiltere. Mesela “Irak’ı işgal edeceğiz” dediler. İngiltere karar verdi. Amerika'ya uygulattı. “Suriye’yi karıştıracağız” dedi İngiltere Amerika'ya uygulattı. Amerika emir eri gibidir. Bilmez bunu farkına varmadan onu yapar. Yani gizli bir sistemle yapar. Mesela Amerikan askerlerini gemilere doldurdular o zaman Irak Savaşı’nda çocuklar o Jhonny denilen Amerika bilmiyor. Sarı sarı çocuklar gemilerde bekliyorlar. Ta yüz elli yıl önce dedeleri gelmiş Amerika'ya. Nereyle savaşacaklarını bile bilmiyorlar. Nereye gönderileceklerini ilmiyorlar. Gemilerle iki yüz bin askeri beklettiler. “Hadi şimdi inin” dediler. Bir girdiler baktılar ki Irak’a gelmişler. Haberleri bile yok. Çatışmanın ortasına soktular çocukları. Bak on binlerce Amerikan askeri intihar etti bu olaydan sonra. Daha hala intihara devam ediyor bu çocuklar. Delirttiler yani. İngiliz derin devletinin bir oyunudur bu. Dolayısıyla bağımsız Amerika diye bir şey yoktur. Tamamen İngiltere'nin kontrolünde bir devlet yapılanması vardır. İngiltere'nin kurduğu bir devlet vardır. Arada da rekabet diye bir şey yoktur. İngiltere'nin sözlerini anında yerine getiren bir emir komuta zinciri vardır. Başkomutan İngiltere'dir onlarda askerdir yani ne derse yaparlar. Donald Trump ben dedim “Bak seni götürecekler bunlar” dedim. “İngiliz derin devletine bakayım dayanabilecek misin?” dedim. “Destekleyelim” dedim. Rusya'ya falan da rica ettik o zamanlar gazetelerde yazılar falan çıktı. Olacak gibi değil şu an adamı teslim aldılar. Üç tane kadın çıkartmışlar. Şimdi üç-beş tane oğlan falan da çıkaracaklar göreceksiniz. Her şeyi yaparlar yani homoseksüellik iddiası, hırsızlık, dolandırıcılık aklınıza gelen her şey.

 

Müslümanların Dünyayı Akılcı Değerlendirmeleri Gerekir. Sadece Küfür, Münafıklar, Müslümanlar Var Diye Düşünmek Doğru Değil. Kalbinde Hastalık Olanlar da Var

Müslümanlar dünyaya iyi teşhis koymak durumundalar. Sırf kafir, münafık, Müslüman diye bir ayrım yok. Bir de kalbinde hastalık olan Müslümanlar var bunu da ayırt etmek lazım. Kalbinde hastalık olan Müslümana güvenildiğinde bu çok riskli olur. Adam kendi çıkarına göre İslam’ı değerlendirir. İslam’ın o macera yönü onu yahut ilginç roman yönü onu ilgilendirir. Dikkat ederseniz hep menkıbe dinlemek isterler işte “bir gün sahabeler çölde gidiyormuş” falan diyor adam yutkunarak hemen çayını şıngır şıngır şıngır karıştırıyor böyle geğirerek büyük bir heyecanla onu dinliyor. “Ne güzel menkıbeler ya” falan diyor. Adam menkıbeci ondan zevk alıyor çünkü o menkıbeden onun bir kaybı yok ama cihat Müslümanı değil yani mücadele Müslümanı değil. Bir zora geldiğinde kaçar o, çıkarıyla çatıştı mı kaçar ama o. Çıkarıyla çatıştı mı mesela adam buna mesela it gibi çemkiriyor zannediyorsun ki adam herhalde bayağı cesur falan atak. Halbuki egoist ve bencil o kendi çıkarı için, kendi nefsi için azgın. Allah için bir ataklığı, Allah için bir cesareti yok. Müslümanları korumada öyle bir cesaret göstermez o. Yağcılık yapıyor yahut ne bileyim çıkarıyla uyumluysa o atağa geçiyor yoksa kendi çıkarıyla çatıştığında o derhal kabuğuna çekilir. Kendi menfaatini esas alır.

 

En Güzel Bereket İmandır, Allah’ı Candan Sevmektir. Allah’ı Gerçek Sevme Şeklini Dünyada Çok Az İnsan Bilir

En güzel bereket imandır. Allah’ı candan sevmektir. Bakın dün de söyledim Allah’ı iki türlü sevme şekli vardır. Asıl sevme şeklini dünya pek bilmiyor bilmez de, az insan bilir. Tamam Rabbimiz der gözyaşı döker, secdeye kapanır ama uzaktır Allah’a, Allah’a kuşkuyla bakar yani uzak görür Allah’ı. Hatta duasını duymadığını düşünüyor bağırıyor şöyle elini kaldırarak bağırıyor görmüşsünüzdür. Duyuramadığı kanaatinde, o anda Allah’ın yarattığının da farkında değil o. Bir de sakin aklı başında Müslümanlar vardır. Ama onlar çok daha ayrıdır. Allah’la çok keskin akıllı bir bağlantı kurar, adı gibi emindir Allah’ın varlığından. O’nun Allah’ın da onu izlediğinden emindir biliyordur. Her söylediğini de Allah’ın çok iyi duyduğunu ve onu yaratanın Allah olduğunu da çok iyi biliyordur ve Allah’ın koruması altında olduğunu da çok iyi biliyordur. Böyle Müslümanlar ayrı bir boyuttur dün söylemiştim. Onların her işi rast gider. Her istedikleri olur. Hedefleri mutlaka oluşur. Hatta Allah onun için diyor: Bak “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Ali İmran Suresi, 139) Bu işte özel Müslümanlar için söylenmiş bir sözdür bu. Bak “inanmışsanız galip olan sizsiniz.”

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270119/sayin-adnan-oktarin-13-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270119/sayin-adnan-oktarin-13-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/soru.PNGFri, 02 Feb 2018 09:25:27 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 12 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 12 Aralık 2017

 

(Hocam, daha önceki yayınlarınızda ‘Mehdiyet’i Türkiye’nin yalvararak isteyeceğini söylemiştiniz.’ Ne gibi bir olay yaşayacak ki insanlar yalvarır hale gelecek? Bunu merak ediyorum.)

Görüyorsunuz işte dünya savaşı kapıda. Bu Kudüs meselesiyle ilgili. Bütün İslam ülkelerinin orduları “biz savaşa gireriz” diyorlar. Amerika da “biz karşı savaşa gireriz” diyor. Bu dünya savaşı demektir, yani bu facia demektir. Birilerinin bunu durdurması gerekiyor. Durdurmaya çalışan da kimse yok. Diyorlar “eğer İsrail bunu kabul eder de Kudüs’ü bir şekilde ilhak ederse veyahut öyle bir risk olursa veyahut biz böyle anlarsak” çeşitli yorumlar var “hadise çıkar” diyorlar “olay çıkar” diyorlar. Evanjelikler de “zaten bizim beklediğimiz bu” diyorlar. Şimdi bu vahim tabii. Ona dünyada “dur” diyen kimse yok. Yani herkes hemen hemen tamamı bitaraf olmuş durumdalar. Mehdiyet’tir bu savaşı durduracak olan. Olay ciddi boyutlara varır. Biz yine Kudüs için aynı şeyi söylüyoruz, Kudüs merkezde başkent yapılanması olmasın, eski Kudüs. Kudüs’ün 20 kilometre, 30 kilometre dışında ne yapıyorsa yapsınlar. Filistin de başkent ilan etsin, İsrail de başkent ilan etsin tamam hiçbir sözümüz yok, ama eski şehre dokunulmasın. Eski şehirden en az 20-30 kilometre dışarıda en az. Mesela buraya göre örnek alırsak buraya göre Eminönü gibi, çok uzak olması lazım. Hayır, şimdi yine Kudüs’ü başkent yapmış oluyor musun? Oluyorsun. Kudüs sınırları içerisinde. Ama eski başkentin tarihi binaların tarihi dokusunu bozmak çok büyük bir zulüm olur, aman ha aman ha. Yani hiç istemediğimiz bir şey. Çünkü oralara AVM’ler yapılacak, ticari merkezler yapılacak, havaalanı yapılacak, yüz binlerce araç gelecek, yollar yapılacak yol yapmak için binalar yıkılacak. Dolayısıyla tarihi doku mahvolacak, bunu istemiyoruz.

 

“Allah’ı her an hatırlamak için neler tavsiye edersiniz?”

Allah’ın gücünü unutmamak çok önemlidir. Adam Allah’ı hatırlıyor da fakat korkuyor, şirk içinde oluyor, mesela birisi bir şey diyor ondan etkileniyor falan unutuyor Allah’ın gücünü. Allah’ın gücüne ait delilleri aklından geçirmesi gerekir ara ara, çok fazla delil vardır. Allah’ın sonsuz gücüne dair delilleri aklından geçirmesi lazım unutuyorsa eğer. Ama pratikte sonsuz büyük olduğunu aklında tutması gerekiyor. Öbür türlü zaten insan hasta olur, dengesiz olur yani normal olamaz. Normal hayat da odur. Ama hayrettir, bu az insanlar arasında, şaşılacak bir şey azdır. Bilmeyen insanlar da azap çekiyorlar çok büyük azap çekiyorlar. Kendini uyanık zannediyor, hayatın gerçekleri var zannediyor.

 

Mesela Münafıklar da Öyledir Hayatın Gerçekleri Var Zanneder, Kendisi Bir Şey Yaptığını Zanneder, Halbuki Ahmak Her Atağını Allah Yaratır Onu Akıl Edemez.

Allah’tan bağımsız Müslümanlara saldırdığını düşünür, Müslümanları dağıtacağını düşünür, İslam’ı durduracağını düşünür. Münafıkta dağıtma isteğinin altında utanç içinde yaşama vardır, çok aşağılandığı için münafık olmanın verdiği azaptan dolayı bir an önce Müslümanların dağılmasını ister. Bu sefer Müslümanlara karşı suçlamalarda bulunur ki kendi ahlaksızlığı belki flulaşır dikkat çekmez diye. Ama en çok istediği Müslümanların dağılmasıdır. Çünkü kendisi dağılmış ya, artık münafıklığını tescillemiş görüyor onu. O durumdan kurtulmak için bütün Müslümanların dağılmasını ister ve muazzam gayret eder. Ama sonunda bitap düşer tabii ve mağlup olur Allah onu ezer. Hep böyledir yani münafıklarda. Ve yalnız kalırlar dikkat edin hep yalnızdırlar Allah’ın onlara bir cezası. En belirgin ceza budur. Yalnız yaşayıp uyuz köpekler gibi yalnız ölmeleri, hep böyledir münafıkların sonucu bu olmuştur. Bütün tarih boyunca böyle olmuştur.

 

Münafıkların En Korktuğu 2023 Tarihine Kuran Ayetlerinden İşaretler

Taha Suresi 135’te Cenab-ı Allah diyor ki -münafıklara Allah Peygamber (sav)’e hitap etmesini söylüyor münafıklara: “De ki: "Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş”” yani Mehdiyet, İttihad- İslam’ı savunan gerçek müminler kimlermiş “ve doğru yola ulaşan kimlermiş” yani Mehdiyet, yine İslam’ın hakimiyeti “pek yakında öğreneceksiniz.” Ebcedi net 2023 tarihini veriyor. Bir tane ebcedi var 2023. Münafıkların en korktuğu tarih bak ayetle sabit. Bak “De ki” diyor Allah münafıklara “Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun.” Yani Müslümanları gözler ya onlar, programı bile baştan sona kadar izliyor her şeyi izler. “Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri” yani sıratı müstakim “kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş” çünkü münafıklar böyle iddiada bulunarak ortaya çıkıyor. Hem ahlaksız, hem hırsız, hem soyguncu, hem sapık, hem haysiyetsiz namussuz, öyle olmasına rağmen Müslümanların dağılmasını istiyor ki “eşit olacaktınız” diyor “öyle olsaydı” diyor Allah ayette “onların aklına göre.” Ama Cenab-ı Allah, bak onunla bırakmıyor ve “dosdoğru yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş pek yakında öğreneceksiniz” ey münafıklar diyor. Taha Suresi 135’te. Ebcedi bir tane ebcedi var 2023.

Yine Cenab-ı Allah Zuhruf Suresi 68’de “Ey kullarım,” diyor müminlere “bugün sizin için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız.” Ebcedi kaç? 2023 bir tane.

 

“Delikanlı ruhu dine uygun mudur?”

Delikanlı kabadayı anlamındaysa tam uygun. Kabadayı ne yapar? Bir kere kendi için yaşamaz sevdikleri için yaşar, bitti. Allah aşkıyla Allah’ın varlığında erimiştir. Dünyadan hiçbir şey istemez. Derviştir artık, dervişlik makamına ermiştir, dünyadan geçmiştir, fenafillah makamına ulaşmıştır Allah’ın varlığında yok olmuştur, dünyadan hiçbir isteği kalmamıştır. Hep insanlara, sevdiklerine yardım için, Allah’ın dinine yardım için yaşar. Biz ona kabadayı deriz, delikanlı mert yani yalan söylemez, oyun oynamaz, kaltabanlık yapmaz, düzenbazlık yapmaz hep iyilik güzellik peşindedir. Tabii ki o anlamda uygun.

 

“Müslümanların birlik olması ne anlama geliyor?”

İyi insanların birlik olması anlamına geliyor. Sevginin, dostluğun, aşkın birlik olması, estetiğin, sanatın, düzgünlüğün hakim olması, kavga olmaması, gerilim olmaması. Yani sokağa çıkacaksın gece vakti, bir eve kapısına gideceksin tak tak kapıyı çalacaksın, “Selamun aleyküm Allah misafiriyim” diyeceksin dost olacaksın. Çaylar kahveler falan sohbet edeceksin, sonra sen onları davet edeceksin. Dünya sevgiyle güzeldir, ahiret de sevgiyle güzeldir. Cennette de komşuluk var, birbirini ziyafete davet eme var cennet evinde, ondan ona davet ediyor, ondan ona davet ediyor. Cennet ziyafet yurdudur, ama sohbet amaçlıdır sırf yemek amaçlı değildir. Ama bak dünyada böyle bir şey yok. Kimse kimseye komşuluğa gitmiyor. Cennette akşama kadar komşu ziyaretleri var, o onun evine gidiyor o onun evine gidiyor. Dünyada da bunlar olacak, işte İttihad-ı İslam olduğunda sevgi dünyaya hakim olmuş olacak. Her gün dehşet ve acı ve korkuyu dinliyoruz her gün. Her gün gerilim, her gün hayat pahalılığı, her gün kavga, her gün kan, her gün cinayetler. Bir gün insanların mutlu olacağı bir haber dünyanın hiçbir yerinde yayınlanmıyor. Her gün azap haberi, acı haberi, yıkım haberi, rezalet haberi. Ne sanat haberi var artık, ne bir güzellik haberi var hiçbir şey yok. Çünkü deccal dünyaya uzun süreden beri hakim. Mehdiyet’in atağı yeni başladı. Ama yıldırım hızıyla buldozer gibi ezecek Allah’ın izniyle. Atak Türkiye’den başladı ve gayet güzel yayılarak devam ediyor.

 

“FETÖ hala nasıl rahat yaşıyor?”

FETÖ terör örgütü mü Fethullah Gülen’i mi kastediyor acaba? Fethullah Gülen. Bunlar önce normal bir cemaatti Nur cemaatiydiler ben biliyorum. Hatta milliyetçi ağırlıklı biraz tavırları vardı. İzmir’de daha çok yoğun faaliyet yaparlardı. Biraz geliştiler falan, eski Nurcular onlara katıldı, onun ağzı çok laf yapar Fethullah Gülen’in kelime hazinesi geniştir. Ağlaması falan da halk zemininde olumlu etki yaptı, avam çok etkilenir ağlayan adamlardan. O da bol bol ağladığı için geniş bir çevre edindi. Kendini koyu gelenekçi Ortodoks Müslüman olarak gösterdi. İşte resimlerin boynunu çiziyordu, “müzik haram” diyordu, “Mehdi çıkacak” diyordu, “İsa Mesih gelecek” diyordu. Klasik İslam anlayışı içerisinde gelişti. Sonra bunlar yurtdışına açılmaya karar verdiler. Yurtdışında hakikaten yurtiçinde de okullar falan açmaya başladılar. Bunlar bir parça gelişince İngiliz derin devletinin dikkatini çekti bu, yetenekli buldular. Bunlara destek olma kararı aldılar. Önce sebepsiz desteklediler, bunlara ses çıkartmadan yani olay hakkında bilgi vermeden desteklediler. Biraz yayıldılar ama bunlarla tabii samimi oldular konuştular tanıştılar ağabeylerle, ağabeyler tabir edilen takımla ve onun alt kademesiyle tanıştılar. Sonra dünyaya İngiliz derin devletinin hakim olduğunu onlara uygun bir şekilde anlattılar. Yani Osmanlı döneminden beri, Abdülhamit döneminden beri İngiliz derin devletinin dünyaya hakim olduğunu. Bu büyük güce sığınırlarsa rahatça gelişebilecekleri onlara anlatıldı. Sonra da milliyet kavramının yersiz olduğu anlatıldı. Yani Fethullah Gülen’in kafasında bir ışık çaktı ‘nerede yaşıyorsan vatan orasıdır’ gibi bir mantık. Dolayısıyla kendilerini Amerikalı olarak gördüler ve İngiliz olarak gördüler. CIA’e ve MI6’e hizmetin vatanseverlik görevi olduğuna inandılar. Sonraki aşamalarda homoseksüellik gençler içinde yayıldı. O duyulmuştu zaten birçok kişi de bunu söylüyordu, homoseksüelliği yaydılar. Bu onların gücünü ciddi şekilde kırdı, dirençlerini de çok ciddi şekilde kırdı. Darwinizm’i yaydılar, yani “ne insan ne maymun” diye zaten dergilerinde yayınladılar. Rumilik din haline geldi. Said Nursi’yi bir kenara koydular ve ismini de örttüler. Mevlana Celaleddin Rumi’nin eserlerini esas aldılar Rumiliği esas aldılar ki bütün Avrupa’daki homoseksüeller ateistler hep Rumi’dir. Onlar da o çizgiye girdiler. Ama en son aşamada benim gördüğüm anladığım içlerinde Evanjeliklerin de olduğu bir heyetle deccala sunulmuş bunlar. Deccal da kan akıtması yönünde buna talimat vermiş. Yani şiddet ve kan. Etrafındakileri de buna ikna etmiş. Çevresindeki elemanlarına da bunu ikna etmiş. Böylece kan dökmeyi de meşru makul dinin bir hükmü haline getirmiş. Türk milletinin kanının dökülmesi için de Türk milletini Yecüc Mecüc ilan etmiş. Yani gelenekçi Ortodoks kesimi de ikna edebilmek için “bunlar Müslüman değil, bunlar Yecüc Mecüc, işte hadiste geçen kavim bunlardır. Dolayısıyla yok edilmeleri farzdır” gibisinden. Dolayısıyla işte 15 Temmuz olayları falan oldu. Yani kendi milletinden nefret eden bir ekip ve homoseksüelliği destekleyen, Darwinizm’i destekleyen daha da ileriye gidip önce Allah ile görüştüğünü iddia eden, Allah ile konuştuğunu iddia eden, daha Türkçesi peygamberlik iddiası var. “Allah ile görüşüyorum” diyor zaten söylüyor Fethullah Gülen. “Bire bir konuşuyorum Allah ile” diyor. Tabii kendisinin açık beyanı yok ama durumdan anlaşılıyor. Çünkü cinayet işleme kararı aldırtılması, Türk milleti Yecüc Mecüc ilan edilmesi olayı gösteriyor. Çok feci bir beyin yıkımı olmuş, çok feci bir karar değişikliği olmuş. O Nurcu, karıncayı bile ezmeyen adamları azılı mafya mensubu, homoseksüel, Darwinist ve materyalist hale getirmişler büyük bölümünü. Bilmeyenleri de onlara uydurmuşlar.

Ben onların enaniyetini fark etmiştim. Ben 5 yıl önce falan şiddetle uyarıyordum onları eleştiriyordum. Aylarca yıllarca uğraştım eleştirdim. Bediüzzaman’a da tavır aldıkları için de özellikle çok uyardım. Hatta Bediüzzaman’ın ölüm yıldönümüydü dedim “bir satır yazı yazın Allah’tan korkun” dedim. Gece 2’de uyardım 2 buçuk gibi yayınladılar gece. Yani çok acayip bir çizgideydiler. Özetle benim gördüğüm deccala uymuş durumdalar, İngiliz derin devletine uymuş durumdalar. O da çok büyük bir yapı olduğu için, bunlar da böyle gariban ezik takım olduğu için adam yerine konmak bunları çok heyecanlandırdı. Dünyanın her yerinde adam yerine konuyor İngiliz derin devleti sayesinde. Yıllarca eziklik çekmiş adamlar bu sefer cinayet teşvikçisi haline geldiler. Akıl gitti yani bir anormal hale geldiler. Tayyip Hoca’yı da kıskandılar. Tam Türkiye’nin başına geçeceğini iddia ederlerken Fethullah Gülen’in Tayyip Hoca kenardan devreye girdiğini düşündüler acayip haset ettiler. Halbuki o çocukluğundan beri İslam’a hizmet ediyor ve bayağı samimi bir insan ve halkın da teveccühünü almış bir insan. Fethullah Gülen’i millet tanımaz bilmez, o anlamda bilmez ve sevmezler de, bizim milletimiz içinde onu seven yoktur taraftarları dışında. Şimdi kendi taraftarları da bin pişman oldular büyük bölümü. Adam yani bir garip. Korkunç bakış açısı dehşet verici.

 

“İnsan bir anda hayatını hiç değiştirir mi bunu siz hiç yaptınız mı?”

Tabii değiştirir. Ben mesela lise yıllarındayken tipik Ankaralı delikanlıydım. Dinle, İslam’la pek bir alakam yoktu. Namaz kılmıyordum. Oruç tutmuyordum. İslam’ı anlatmıyordum. Kuran okumazdım. Ama bir anda kendimi değiştirdim. Esaslı bir değişim oldu. Sonra gelenekçi İslam anlayışını savunuyordum. Sonra Kuran’ın yeterli olduğunu gördüm. Orada da değişiklik meydana getirdim. İnsan aklını kullanarak tabii ki değiştirir. Çok yakışır. Aklı başında bir insan için bu çok iyi. Akıllı insan kendini çok esaslı değiştirebilir. Tavrını, üslubunu, yaşantısını değiştirebilir. Çünkü münafık değiştiremez. O robot gibi yaratılmıştır hayvan olduğu için değiştiremez kendini. Ama mümin insan olduğu için çok köklü değişiklikler yapabilir. Bütün hayatını değiştirebilir. Ruh sahibi çünkü Allah'ın Kitap’ını okuduğunda tabii ki esaslı bir değişiklik yapar.

 

“Güzel ahlaklı olmak için ne yapmalıyım?”

Kuran’a uymak gerekiyor ama Kuran’a uymak deyince insanlar “altı bin altı yüz atmış altı ayete nasıl uyacağım?” falan. Altı bin altı yüz atmış altı ayetin yüzde yetmişi, yüzde sekseni hüküm içermez. Hatta yüzde doksanı hüküm içermez. Öğütler vardır, tekrarlar vardır. Misaller vardır anlaşılması için. Hüküm ayetleri çok azdır. Dolayısıyla güzel ahlak için şartlar çok belirlidir. İşte sabırlı olmak, şefkatli, merhametli olmak, saygılı olmak, derin düşünmek, Allah'ı unutmamak, şirk koşmamak, egoistlikten, bencillikten kurtulmak. Bunlar yeterli Allah'ın hükümlerine titiz olmak. Ama hepsinin üstünde samimiyet. Samimi oldun mu hepsi biter. Çok çok samimi olmak lazım. Vicdanın sesini dinlemek lazım.

 

“İsrail’in Ortadoğu planları gerçekleşir mi?”

İsrail’in Ortadoğu planları gerçekleşecek tabii. İsrail’in Ortadoğu planı Peygamberimiz (sav)’in dediği plandır. Kuran’ın dediği plandır. Bütün Ortadoğu’ya İslam hakim olacak. Ve Siyon Dağı’ndan İslam dünyaya ilan edilecek, İslam'ın hakimiyeti. Mehdi (as) Moşiyah tarafından açıklanacak. Dolayısıyla İsrail hakimiyeti demek Mehdiyet’in hakimiyeti demektir. Hatta Peygamberimiz (sav) Mehdi (as) için “Ben-i İsrail görünümündedir” diyor zaten ona işaret olarak. “İsrail’den bir recul gibi” yani “bir resul gibi görünür” diyor. “İsrailli bir peygamber gibidir görünüşü” diyor. “Heybetlidir” diyor heybetli ve acar görünüşü. “Irk olarak da o tarzda görünür” diyor. Zaten Yakup neslindendir Mehdi (as). Dolayısıyla Allah'ın Hz. Yakup (as)’a vadettiği, Hz. İbrahim (as)’e vadettiği güzellik İslam'ın dünya hakimiyetidir. Yani La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah, Musa Resulullah, İsa Resulullah bu. Dolayısıyla bunu göreceğiz. İsrail de şu an istese de istemese Mehdiyet’e hizmet ediyor. Birleşmiş Milletler de, NATO’da kim olursa olsun herkes şu an Mehdi (as)’a hizmet etmeye mecbur. Kurtulamaz bundan. Ne yaparsa yapsın kurtulamazlar. Mesela münafık da ne yaparsa yapsın Mehdi (as)’a hizmet eder. Küfür ne yaparsa yapsın Mehdi (as)’a hizmet eder.

 

(Hava Kuvvetleri Komutanlığı Başsavcısı Emekli Albay Ahmet Zeki Üçok yurtdışına kaçan FETÖ’cü askerlerin suikast timi oluşturduklarını ve yeni bir eylem hazırlığı içinde olduklarını ileri sürdü. FETÖ'nün suikastçılarını Makedonya ve Kosova'da eğittiğini söyleyen Üçok “Siyaset adamlarına, önemli sivil toplum kuruluşu temsilcilerine, din adamlarına, spor yöneticilerine, sanatçılara karşı olacak bu eylemler” diye konuştu.)

Öyle bir şey yapmaya kalkarlarsa onları tek tek yurt dışında armut gibi toplarız. Kanunla, hukukla gereğini yaparız. Akılları yetiyorsa öyle bir atakta bulunsunlar da göreyim. Bak açıkça söylüyorum. Yerin yedi kat altına girseler sürükleye sürükleye çıkartırız. Sürükleye sürükleye de buraya getiririz. Densizlik, münasebetsizlik istemiyoruz. Dediğimizi yaparız yani söyleyeyim kanunla, hukukla. Deneme mi istiyorlar acaba? Örnek mi istiyorlar? Sakın böyle bir şeye yeltenmesinler.

 

“İnsanlar Allah'a neden nankördür?”

Eğer dikkatlice bakılırsa ölü olduklarını görürüz öyle insanların. Ölü çok fazla insan var aramızda. Mesela biz münafıkların da dikkatlice baktığımızda ölü olduğunu görüyoruz. Hep zalimler falan mesela Hülagü falan bunlar ölüdür. Hitler, Stalin falan ölüdür dikkat edin anormaldir hareketleri falan. Konuşma biçimleri falan ölü oldukları anlaşılır. Mesela Lenin de öyle baktığımızda normal bir insan olmadığı anlaşılır ölüdür. Dolayısıyla öyle olunca tabii özel yaratıldıkları için Allah'a karşı nankör ve isyankar olurlar. Müminler onu görünce Allah'tan yana olup, Allah'ı savunurlar Allah işte onu beğeniyor. Yani çok seviyor Allah. Kendisini savunmamızı çok seviyor özel yaratıyor onları. Mesela münafığı özel yaratır. Biz Allah'ı savunduğumuz, Müslümanları savunduğumuz için bir güzellik oluşur. Allah'ın sevdiği bir eylem olmuş oluyor bu. Mesela Darwinizm'i yaratıyor. Biz cansiperane Darwinizm'in geçersizliğini anlatıyoruz Allah bunu beğeniyor. Halbuki Darwinizm'i yaratan da Allah'tır. Yani onunla mücadele etmemiz için yaratıyor. Dolayısıyla Allah'a karşı nankör insanları da Allah özel yaratır. Onlara bakıp ibret alırız. İnsanları uyarırız ve Allah'tan yana, Allah'ı koruyan, Allah'ın dinini koruyan bir tavır içine gireriz. Hatta savaşa giriliyor biliyorsunuz,  kan akıyor, boynu kopuyor, kulağı kopuyor Allah'ı korumak içindir bunlar hep. Allah'ı sevdiği içindir. Allah'ın dinini sevdiği için. Allah bunu çok beğenir. Müthiş bir sevgi gösterisi olduğu için çok beğenir.

 

“Keşke bu kişiyi tanımasaydım dediğiniz biri oldu mu?”

Keşke bu kişiyi tanımasaydım denmez diyemeyiz çünkü münafık çıksa da münafık Müslüman için çok önemli çünkü münafık Müslüman topluluğunun şevkini, heyecanını artırır, birlik beraberlik ruhunu güçlendirir. Bereket ve zenginlik getirir, ataklığı artırır, aklı açar, ibadet gücünü artırır ve Müslümanlara nelerden saldırılabileceğine dair bilgiyi mümin çok daha rahat elde edebilir ve ona göre bilginin gücünü kat kat artırarak bir güç yapılanmasına gider. Mesela münafık Müslümanlara nerden saldırılacağını Peygamberimiz (sav)’in zamanında biliyordu, hangi konularda saldırılacağını biliyordu, müminler de onları tespit edip o kısımları daha güçlendiriyorlardı saldırabilecekleri yerleri. Bu, Müslümanların güçlenmesine neden olur. Zaten münafığın dışında da Müslümanlara öyle ciddi saldıran olmayacağı için münafık cihat için en hayati varlıktır yani Müslüman cihatta en çok münafığa dikkat etmesi lazım. Münafık da yakalandığında hiç bırakılmaması lazım yani çökme tarzında böyle çünkü en kıymetli ibadet münafıkla yapılan ibadettir, münafığa karşı yapılan mücadele en makbul mücadeledir. Her harfi, her kelimesi çok makbuldür.

 

Münafıklar Şartlı İman Ederler

Mesela “çıkılacak yol onlara uzun geldi” diyor. Mesela “İslam hakim olacak on yıla” dedin değil mi? Hakim olmadı. Olmazsa bu münafığa ağır gelir. Ayette diyor:  Bak “çıkılacak yol onlara uzun geldi. Kısa bir yol olsaydı beraber yaparlardı” diyor Allah “mücadele ederlerdi ama yol onlara uzun geldi” diyor. Daha uzun bir vaat onlara uzun geldi. Halbuki İslam hakim olsun veya olmasın Müslüman İslam’ı anlatmakla mükellef her halükarda.

Münafık şartlıdır, onun bir süresi vardır. Şu kadar sürede bu iş oluyor mu? Oluyor. Nimete kavuşacak mı? Para pul sahibi olacak mı? Olmuyorsa hemen tavrını koyar. Mesela bak diyorlar ki, o kadar çok şart koyuyorlar ki, “Dediler ki:” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız.” (İsra Suresi, 90) “Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın.” (İsra Suresi, 91) Bak zenginlik şartları var. Veyahut işte melekler göster veyahut işte altından evin olmalı, gökyüzüne yükselmelisin. Ahir zaman münafıklarında da aynı üslup olur.

Nur Suresi, 48. Ayet “Aralarında hükmetmesi için…” şeytandan Allah’a sığınırım “..Allah’a ve Resulüne çağırıldıkları zaman onlardan bir grup yüz çevirir.” Yani münafıklar itaatsizlik konusunda çok titizdir. Peygambere veyahut imama itiraz ve itaatsizlik münafık için vazgeçilmez bir özelliktir. 49. Ayette de diyor Cenab-ı Allah, (Münafıklar) “Eğer hak lehlerinde ise, ona boyun eğerek gelirler.” (Nur Suresi, 49) Ama çıkarlarıyla çatışıyorsa “hadi bana müsaade” diyorlar.

 

Münafıklarda En Çok Etkilendikleri Şey; Elçilerin, Liderlerin Makul İnsan Olmaları

Onu dezavantaj olarak görüyorlar. İsra Suresi, 94’te “Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan alıkoyan şey onların “Allah elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?” demelerinden başkası değildir.” Onda insani özellikler görünce, normal insani vasıf görünce onu ona yakıştıramıyorlar. Ve onu onun aleyhine kullanmak istiyorlar. Diyor “deresi akıtması gerekmiyor muydu? Şunu yapması gerekmiyor muydu bunu yapması gerekmiyor muydu? İki şehrin büyüklerinden birisine bu verilmesi gerekmiyor muydu?” gibisinden.

 

Deccal Ahir Zamanda Gelecek, Kıyamete Yakın Zamanda Gelecek İnsanları Dinsizliğe Sürükleyecek, Allah’ı İnkar Ettirecek Bir Sistem

Ana vasfı Allah’ı inkar ettirmek olacak. Şu anda da dünyanın büyük bölümünü bu şekilde etkiledi deccal. Darwinizm kanalıyla etkiledi. Darwinizm’e destek veren farkına varmadan deccale destek vermiş olur. Çünkü deccalin dini ve o dini kutsal görüyor deccal. Mesela bak her şey eleştirilebiliyor din anlatılamıyor ama Darwinizm’in anlatılması şart eğer anlatmazsan da büyük olay çıkıyor. Darwinizm’i eleştirirsen büyük olay çıkıyor çünkü kutsal bir din olarak biliniyor. Çok eski putperest dönemlerden beri kutsal biliniyor. Firavun’un dini olarak bilinir. Nimrot’un dini de aynı şekildeydi. Buhtunnasr da aynı şeye inanıyordu, Hülagü de aynı şeye inanıyordu. Yani kainatın tesadüfler sonucu yaratılması inancı. Dolayısıyla deccaliyet de şu an bu inançla bütün dünyayı kasıp kavurdu. Dünyaya da İngiliz derin devleti kanalıyla hakim oldu. Elden ele geçer deccaliyet çeşitli dönemlerde büyük devletlerin kontrolünde kalır genellikle. En büyük devlet kimse deccaliyet onun elinde kalıyor genelde.

Deccal ahir zamanda gelecek. İngiltere’de olacağını hadislerden anlıyoruz. Çünkü “adada” diyor. “Buharları olan bir ada” diyor. Her yönden belli. “Orada tacı görüyorum” diyor Peygamberimiz (sav). “Suyun dibinde taç görünüyor” diyor. Zaten “kuzeyde” diyor hadiste. Deccalin bir gözü kördür. Bildiğin klasik anlamda görmez. Amadır bir gözü. Bir gözü de kusurludur. Biraz patlak böyle biraz börtlek ama bir gözü tamamen görmez. İki gözünde de yani kusur vardır. Dolayısıyla deccalin aczi ortada. Yaşlı bir insandır, beyaz saçlıdır deccal. Saçı sakalına karışmış bir insan. Filozof görünümünde birisi. Ama birçok harikalar gösterebiliyor, birçok istidraç gösteriyor. Şu an İngiliz derin devletini yöneten bir filozof bu. Filozof yani felsefecidir. Felsefe dallarında hepsinde eğitim almış bilgili olan bir kişi ama aynı zamanda “ispiritzma ve manyetizmanın nevinden müthiş harikalara mazhardır” diyor Bediüzzaman Said Nursi deccal için. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde de o şekilde geçiyor.

 

Bir Kısım İnsanların Maddi Menfaat İçin Deccale Yaklaşacağı Hakkında Hadis Açıklamaları

“Bir kısım insanlar deccalle sohbet edecekler ve diyecekler ki ‘biz onun kafir olduğunu biliyoruz yemeğinden yemek, ağacından faydalanmak için onunla arkadaşlık yapıyoruz.’” Fethullah Gülen de diyor “Biliyoruz yirmiye böleceğini ayıracağını da biliyoruz biz anlaşırız onunla” diyor. “Biraz bize vermesi biraz kendisinden alması üç aşağı beş yukarı anlaşırız” diyor. Açıkça zaten deccalle anlaşacağını söylüyor orada. Çünkü “İslam alemini paramparça edecek adamlar dediler” diyor “biz onlarla konuşacağız.” O dediğin kim, konuşacağın kim? Şimdi dünyayı parçalamaya, İslam alemini parçalamaya karar vermiş adamlar bu adamlar kim, nerede buluşacaksın sen onlarla? Bu adamların başı kim? Deccal tabii ki. Dolayısıyla “başıyla anlaşırız” diyor. Yani başı olan kişi. Yani “deccalle anlaşırız” diyor.

O kendi yakın talebelerini götürüyor, deccal de kendi yakın talebeleriyle geliyor “pazarlık edeceğim” diyor. “Deccalle pazarlık ederiz” diyor. Burada “bir kısım insanlar deccalle sohbet edecekler ve diyecekler ki ‘biz onun kafir olduğunu biliyoruz yemeğinden yemek ağacından faydalanmak için onunla arkadaşlık yapıyoruz.’” Bunlar da “İngiliz derin devletinin farkındayız” diyorlar. Ama onlarla yemeğinden yemek işte ağacından, çevresinden faydalanmak istiyoruz diyorlar. Ama onlar da onların iflahını kesiyor tabii ki.

 

Süfyan Hakkında Risale-i Nur'dan Açıklamalar

“Hadis-i sahihte rivayet edilen, “Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın geleceğini ve şeriat-i İslâmiye ile amel edeceğini, Deccalı öldüreceğini” imanı zayıf olanlar istib’ad ediyorlar.” Akla uzak buluyorlar. “Onun hakikati izah edilse, hiç istib’ad (şüpheye) yeri kalmaz. Şöyle ki: O hadisin ve Süfyan ve Mehdî hakkındaki hadis­lerin ifade ettikleri mânâ budur ki: Âhirzamanda, dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak:” Yani bizim zamanımızda bu devirde. “Birisi: Nifak perdesi altında risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr edecek, Süfyan namında müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmi­yenin tahribine çalışacaktır.” Mesela İslamiyet’i Rumiliğe çeviriyor. “Kuran olmayacak” diyor. “Kuran yoktur” diyor. “Kuran’a gerek yok” diyor. “Aklımızla hareket edelim” diyor. “Rehbere gerek yok” diyor. Süfyan bunları söylüyor.

“Ona karşı, Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan” yani Peygamberimiz (sav)’in altın silsilesine bağlı olan, seyit olan “ehl-i velâ­yet ve ehl-i kemâlin başına geçecek.” Yani velilerin ve kemal, ehl-i kemalin, yani aydın insanların. Aydın derken tabii Atatürkçü aydınlara da işaret ediyor, ehl-i kemal de biraz manidar olmuş değil mi? Kemalistler, Atatürkçüler falan ona da bakıyor gibi bir üslup var. “Ehl-i Kemal'in başına geçecek” diyor,  “Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.” Yani Müslümanlık görünümündeki münafık cereyanı. Bu ne diyor? Ben Nurcuyum diye ortaya çıktı, hâlbuki münafık bir cereyan. “Bu münafık cereyanı öldürüp dağıtacaktır” diyor.

 

“İnsanların birbirine sevgi göstermesi için neler yapmalıyız?”

Mesela desek ki sokakta, “arkadaş herkes birbirini sevsin” falan. “Aa ne güzel” falan derler ama pratikte işlemez o. Yani en ufak bir çıkar çatışmasında derhal saldırganlaşır ve tersleşebilir. Öyle olmaz herkesi Allah sevgisinde, Allah korkusunda birleştirmek lazım. Allah’ın anayasasında birleştirmek lazım yani Kuran’da birleşirse, imanda, hidayette birleşirse olur. O zaman sevgi birliği sağlanabilir yani anayasayı esas göstererek her şeyi anlatabilirsin. Ama bir insanın anayasası yoksa onu nasıl teşvik edeceksin? Mesela farz edelim bir İslam toplumu oluşmuş senin evin var, komşunun da evi var ama dışarıda da otuz Müslüman evsiz, ama senin evlerinde onlara rahatça barınacak gibiler. Şimdi Allah korkusu, Allah sevgisi olmasa adam onu kabul etmez. Olsa bile onları kiracı olarak falan belki kabul edebilir. Ama Müslüman ne diyor? “Aman ne demek tabii ki benim kardeşlerim hemen gelsinler” diyor. “Allah verdi bu evi, onların evleri bunlar” diyor “istedikleri gibi kullansınlar.” Sevgide de coşkun sevgi gösteriyor. Nasıl oluyor bu? Ancak imanla olur. Derin bir Allah sevgisiyle olabilir. Onun dışında kuvvet bulamaz insanlar. Yani en başta mutlaka Allah’ı saygıyla sevdirmek, Allah’tan samimi korkmalarını sağlamak, samimi vicdana sahip olmalarını mutlaka elde etmek gerekiyor. O da iman hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle ve samimi İslam anlatışıyla olur. Yani Kuran’ı samimi anlatmamızla olur.

 

“Şirk koşmadan iman edilir mi?”

Tabiî ki mümkün ama çok özen göstermek lazım. Normal halinde yani böyle alıştığımız kafada yani dışarıda gördüklerimize göre hareket edersek olmaz. Ayrı önem vererek özel dikkat sarf etmemiz gerekiyor. Bir süre sonra bunun zevkli bir nimet olduğunu görürsün. Çünkü bak şirk koşmadığında insan ayrı bir boyuta alınıyor. Yani özel bir boyuta alınıyor. Özel insan konumuna geçer. Yani özel insanlar konumuna geçer. O konumda korunması ve kollanması ayrı olur. İnsanlar gibi olmaz. Daha ayrı olur. Yani üzerindeki olaylar da ona göre gelişir. Yani bedenin üstündeki olaylar da ona göre gelişir. Yani kapalı olarak söylüyorum ama işte yani hastalıkların falan gelişmesi de Allah’ın izniyle durur. Veyahut azalır yani imtihan derecesi kadar kalır onu söyleyeyim. Yalnız daha da acayip eğer olay tam netleşirse yani çok bütün dünya emrine girer ondan sonra yani insan garip bir varlığa dönüşür. Yani bütün dünyadaki olaylar o şahsa göre hareket etmeye başlar. Yani madde ona yönelir. Bütün dünyadaki esir maddesi ona göre yönlenir. Her maddede de esir hâkimiyeti olduğu için öyle diyeyim. Yani kapalı olarak anlatıyorum ama bak çok hem zevklidir hem çok nimetli bir muazzam bir dinçlik boyutuna geçersiniz o kişi özel korunmaya alınır. Yani Allah tarafından özel olarak korunur. Buna dikkat etsin kardeşlerimiz. Yani çünkü söylemezsem bir acayip olur. Söylenmeyecek bir şey değil bu. Çünkü Allah sevgisiyle ilgili olduğu için söylüyorum. Ama mesela Allah’ın her şeyini söylemem. Yani onu kıskanırım ben söylemem. Ama bunu söylüyorum.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270118/sayin-adnan-oktarin-12-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270118/sayin-adnan-oktarin-12-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171212t_07.jpgFri, 02 Feb 2018 09:04:52 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 11 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 11 Aralık 2017

 

“Kofluk nedir?”

Kofluk, boş kafa anlamına gelir kafası bomboş. Küt, yemek yer, uyur yatar, sokağa çıkar hiçbir hedefi, hiçbir amacı yoktur, kafası dünyası bomboştur ona kof denir. Ruhu boştur Allah’ı düşünmez, ahireti düşünmez, insanları düşünmez, egoist bencildir, hayvanlaşmıştır, sadece et ve kemikten oluşan bir kitledir. Dolayısıyla ruhu olmadığı için içi boş anlamında kof denir. Kof olma ne demek? İçi boş olana denir. İçinde ruh olmayan anlamına gelir.

 

(Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, “Tek gerçekçi çözüm Kudüs’ün iki devletin de başkenti olmasını sağlayacak şekilde 1967 sınırları çerçevesinde iki devletli çözümdür” dedi.)

Kardeşim, ikisi de başkent yapmasın Allah aşkına. Başkent, oraya herkes dolar. Küçük bir şehir. Gitmedi mi bunlar Kudüs’e anlamıyorlar mı? Çok büyük hata olur, çok büyük hata olur. Orası tarihi bir şehir tarihi dokusuna hiç dokunulmaması lazım. Sen oraya şimdi 200-300 ülkeyi getirirsen, en az 200 bin, 300 bin insan demektir bu. En az 50 bin dükkan, bakkal şu bu falan demektir çarşı demektir en az. Tanınmayacak hale gelir orası. Yapmayın etmeyin ne alaka? Orası mescit bir şehirdir bak mescit, mescit bir şehirdir Kudüs. Kudüs’ün tamamı mescittir. Başkent olarak mescit kullanılmaz. Kimse orayı başkent falan yapmasın. Başkent yapacak yer mi yok? Şehrin dışında bir yere gitsin yapsınlar. İnanılır gibi değil gözlerime inanamıyorum. Kudüs’ün içinde başkentin ne işi var? Filistin’i de başkent yapmasın İsrail’i de başkent yapmasın. Git mesela 30 kilometre dışında git oraya başkent yap. Var ya oraya yakın yerler var bir yeri al orayı başkent yap. Tesisler kur, büyükelçilikler kur, ailelerini getir, okullarını getir. Kardeşim, okul da açılması gerekiyor öğrenciler için. Kreşler açılacak, lokantalar, orası tanınmayacak hale gelir, mahvolur orası. Bunu bıraksınlar.

 

“Türkiye’nin İran ve Rusya ile dost olması neden önemli?”

Yakışıklım, bir kere komşuyuz. İran büyük bir ülke, çok büyük bir ülke, askeri gücü çok iyi. Ekonomisi çok iyi bir de dindarlar. Dürüsttür İranlılar, bir de öyle dejenere olmuş bir toplum değildir, bozulmuş bir toplum değil. Kabadayı bir millettir böyle yiğit, cesurdurlar. Rusya da öyle, dejenere olmuş bir ülke değil Rusya. Halkı çok mazlumdur, çok terbiyelidir, kadınları falan çok mazlum. Yazık onları yurtdışına gönderiyorlar bazen onları bozmaya falan çalışıyorlar. Buna rağmen bakıyorum çok efendiler. Hiç bozamamışlar dürüsttürler. Askeri gücü de süperdir Rusya’nın, en az Amerika ayarındadır en az. Dünyanın en büyük nükleer gücüdür aynı zamanda. Muazzam bir nükleer güce sahiptir. Ve dürüsttür Putin, hep iyilikten yana, güzellikten yana. Mesela “Suriye bölünmesin” diyor, çünkü “Suriye bölünürse Türkiye de bölünür” diyor. Gayet makul yani konuşması. Onun emperyalist hiçbir üslubu yok Rusya’nın, emperyalist yayılmacı hiçbir üslubu yoktur Rusya’nın. “Şu ülkeyi soyalım, şurayı soğana çevirelim” hiç dememiştir. Rusya’nın soyguncu bir politikası hiç olmamıştır, hiç yok. Utanır Ruslar öyle pis işlere hiç girmezler. Sömürmeden hiç hoşlanmazlar, dolayısıyla dürüst bu insanlar, çok efendiler. Ve sınırlarımıza girip kapıyı açtın mı Rusya, İran, Türkiye tek bir ülke oluyor, yedi ceddi bir araya gelse gücü yetmez. Öyle amansız bir güç ki yerinden kıpırdatmak mümkün değil. İngiliz derin devletine tokat. Oturmuş buharlı deniz arasından bize şamata yapıyor İngiliz derin devleti. Buna müsaade etmeyiz.

 

“Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti yapma düşüncesiyle ilgili Adnan Oktar’ın fikirleri nedir?”

Çok yanlış, mevcut o derme çatma binaların hepsinin yıkılması lazım. Kudüs’ün tarihi dokusunun iyice ortaya çıkarılması gerekiyor, oraların zeytinlik, limon, narenciye ağaçlarıyla süslenmesi gerekiyor, bağlık bahçelik yapılması gerekiyor. Otuz kilometre yakınına kadar hiçbir bina yapmamak lazım, tamamen temizlemek lazım hiç uzatmadan. Otuz kilometre uzağına ne yapıyorsa yapsınlar. Başkent mi yapıyor istediği çalışmayı yapabilir, öbür türlü şehrin içinde yeni yol açılması gerekiyor yollar, bütün tarihi binaların yıkılması gerekiyor. AVM’ler yapılacak, okullar yapılacak, okul yapılması için yine yıkım yapılması gerekiyor bütün tarihi dokunun yok edilmesi gerekiyor. Altyapı yapılması gerekiyor alttan her yer kazılacak, rezidanslar falan yani rezil olur arazi mahvolur yani rezil olur dediğim çok kötü olur görüntü. Mevcut zaten batırmışlar etrafı, o binaların hepsinin yıkılması lazım. Bela daha da gelişmeden. Allah Allah bu nasıl bir mantıksızlık? Orası zaten mescit olan bir şehir tamamı mescittir. Sen ne yapıyorsun? Ayette diyor, “mescide girdiler” diyor “mescit.” Sen ne yapıyorsun? Orayı ana yapısını kaldırıyorsun ortadan, başka bir şeye çevirmiş oluyorsun. Başkent yapmak bak demin de söyledim sembolik yap mesela Sanhedrin meclisinin toplanması için bir yer koy yetmiş kişilik burası başkentin binası dersin o kadar. Mesela Filistin’de yine Osmanlı tipi güzel bir bina yapsın burası Filistin’in başkentinin binası desin sembolik ama yönetim binaları şunlar bunlar, personel falan otuz kilometre dışına götür nerede istiyorsan yap. Şehrin içine istemiyoruz, biz oraya güzellikler getireceğiz, bir kere Hz. Süleyman (as)’ın sarayını kuracağız, Hz. Süleyman (as)’ın mescidini imar edeceğiz. Hz. İbrahim (as)’in mescidini yapacağız. Hz. İbrahim (as)’in mezarı var çok bakımsız, çok çok bakımsız. Peygamber mezarları var çok bakımsız, her yer üst üste. Peygamber mezarlarını bir görseniz inanılmaz bakımsız. Oraların son derece bakımlı ve güzel hale getirilmesi gerekiyor, oraları boşatacağız ki rahatlık olsun. Daracık yollar, insanlar üst üste geçiyorlar çok çok büyük galiz bir hata olur bu.

 

“İstanbul’u tekrar imar etmek isteseniz neler yapardınız?”

İlk yapılacak şey geniş çaplı bir yıkım. Çok korkunç evlerin görünümleri, çok korkunç. Zamanla gecekondu tarzında yapmışlar sırf oturmak amacıyla işlevsel berbat binalar akıl almaz berbat. Üst üste yığmışlar ama görüntü korkunç, tamamının yıkılması lazım. Deniz kenarında arazi versin devlet uçsuz bucaksız herkes o tarafa, evini alan oraya, evini alan oraya hatta kolaylaştırmak için buradaki mesela farz edelim valilik binası oraya götüreceksin. Başka işte ne bileyim bakanlıkla ilgili bina varsa alıp oraya götüreceksin insanlar bir anlamda da mecbur olacaklar yani şehrin merkezini buradan çekmek lazım. Burada hep tarihi binalarla dolu yazık günah değil mi? Mesela eski İstanbul evleri hepsi kalsın ama modern binaların dahi güzel olmadığını görüyoruz üst üste ve çok ürkütücü görüntüleri hepsinin yıkılması lazım. İlk yapılacak şey yıkım, yıkıldığında açılan arazi bağlık bahçelik yaparsın muhteşem olur o zaman burası cennet olur İstanbul. İstanbul içinde mesela otuz kilometre yakınında yerleşim yerleri yap deniz kenarına, otuz kilometre, kırk kilometre, elli kilometre bütün hükümete ait resmi binaların hepsini oralara alıp götürürsün. Modern binaların dahi güzel olmadığını görüyoruz estetik değil. Kudüs’te de aynı durum var bak gördünüz deminki resmi göstersene içler acısı Brezilya’daki mahallelere benziyor şuraya bak. Oraların yemyeşil dağlık böyle bağlık bahçelik olması lazım hatta oradan ırmak da akıtmak gerekiyor Kudüs’ten. Irmak akacak, çok rahat yapılır. Artezyenle su çıkartırsın suni bir ırmak çok yakışır cayır cayır akar, o zeytinlik dağının oradan geçecek şekilde. Tabii. Mehdi (as)’ın çıkış alametidir. Moşiyah’ın çıkış alameti, oradan ırmak akması onu da yapacağız.

 

“Allah rızası için yaşamak ne demektir?”

 Allah’tan başka hiçbir şey olmadığı için ve Allah da saf sevgiden oluştuğu için saf sevgi için, saf sevgi için Allah için yaşamanın dışında yaşamak zaten sürünmenin katlamalısıdır yani cehennemdir. Allah için yaşamıyorsan, saf sevgi için yaşamıyorsan mahvoldun sürünüyorsun demektir, dünya sürünüyor şu an acılar içinde sürünüyorlar. Saf sevgi olan Allah için yaşanır ve saf sevgi yaşanır bunun dışında hayatın bir anlamı olmaz.

 

“Camilerin daha modern ve daha bakımlı olması için neler yapmamız gerekiyor?”

Bak benim canlarım yeni nesil böyle hep temizlik, kalite, güzellik, iyilik, akılcılık. Ben mesela Beyazıt Camisi’ne girdim adamların çorabının kirliliğinden katranlaşmıştı halılar. Halının üstü katran gibi maddeyle kaplanmış bak çorap kirlerinden, ayak kirinden simsiyah olmuş adam da ona gidip alnını koyuyor. Herkesin alnında, burnunda böyle alerjik reaksiyonlar, sivilceler çıkıyordu. Çok iyi hatırlarlar birçok cami öyleydi bak ayak kirinden artık katranlaşmış halılar yapış yapış olmuş ve parçalanmış. Alttan taşlar görünüyor yani sefalete bak. Cami dediğin çiçek gibi olur caminin içi gıcır gıcır, halılar her gün temizlenecek, her gün ultraviyole olması lazım, çok bakımlı olması lazım. Ayaklarına gelenler mutlaka bir galoş tarzı yünden veyahut başka bir kumaştan bir şey giymeleri lazım değil mi? Çünkü ayak bastığı yere adam alnını koyuyor, yanında namaza gelen onu ibadet olarak düşünmesi gerekir, o mutlaka bulunması gerekiyor. Kapısı, penceresi her yeri çok bakımlı, tertemiz, özenli olması lazım ve camilerde de sohbet, toplantı rahatça yapılacak gibi olması lazım.

 

“Stresten uzak kalmak için ne yapmalıyız?”

Allah’a tevekkül edip an an yani geleceği düşünmemek. Geçmişi düşünmemek. Anı değerlendirmek çok önemli. Çünkü geçmişi Allah yaratmış, geleceği de Allah yaratıyor. Anda da sana gösteriyor. Anda da sürekli Allah ile bağlantıda olursan, tamam. Ama durup durup, ‘Gelecekte ne olacak? Gelecekte ne olacak?’ hayır oluyor. Sonra boş yere kendini üzmüş oluyorsun. O yüzden stresin olmaması için, tevekkülün tam olması için anı yaşamak çok önemlidir. Onun dışında hep Allah’a bırakacak mümin.

 

Allah’ın Rızasını Amaçlamamak Hayatı Kahretmek Demektir;

Hayatı mahvetmek demektir. Hayatı cehenneme çevirmek demektir. Allah’ın sevgisini bir yerden çıkarırsan oraya facia gelir, felaket gelir, bela gelir, korku ve dehşet gelir, kabus gelir. Allah’ın olmadığını düşündükleri her yer kabustur. İşte kaos diyorlar ya onlar da. Dehşet yani. Allah inancını çıkarttığında oraya Allah dehşeti koyar ve korkuyu koyar. Allah’a inancını bir yere raptettiğinde orası cennete döner.

 

“Tüm dünyadaki terör örgütü suçlarını, savaşları nasıl durdurabiliriz?”

Bunların durmasının tek yolunu Peygamber (sav) açıklamış. Tevrat açıklamış ve bizim Peygamberimiz (sav) açıklamış. Bak ikisi de aynı şeyi söylüyor. İncil de aynı şeyi söylüyor. Mesih Moşiyah’ın dışında, Hz. Mehdi (as)‘ ın dışında bir çözüm olmadığını üç din ittifakla anlatıyor. Üç din de aynı şeyi söylüyor ve bunu insanlar da görmüş. Yani uygulayarak görmüşler. Hiçbir çözümü yok bunun dışında.

 

“Samimiyeti en güzel nasıl tarif edersiniz?”

Samimiyet insanın içindeki en pozitif, en güzel duygu. Egoistlikten en çok arınmış, bencillikten en çok arınmış hep Allah’ın lehine, nefsi için olmayan bir bakış açısı. Ferahlatan, rahatlatan bir bakış açısı, bir ruh hali.

 

“Allah’ı anmadan nurlu bir insan olunur mu?”

Şimdi bir kere nuru yaratan Allah. Allah’ı andıran Allah. Allah Kendisini andırdığına nur veriyor zaten. Kendisini zikredene nur veriyor. İstese de zaten öbür türlü o insanda öyle bir şey oluşmaz. Nurla Allah’ı anma aynı anda yaratılır. Güzellikle aynı anda yaratılır.

 

“İman hakikatleri hangi amaçla öğrenilmelidir?”

İman hakikati demek Allah’ın sanatını akılcı, bilimsel delillerle insanlara sunmak ve anlayacağı şekilde hazır, onu düşünmede zorlanmayacağı şekilde kavramasını sağlamak. Mesela hücrenin yapısını insanlar analiz edemez sen hazır verirsen o bilgiyi çok kolay alır. Mesela proteinin yapısını bilmez adam molekül yapısını bilmez, onun tesadüfen olamayacağını da bilmez sen ona anlattığında tamam der. Atomdaki harikalar, hücredeki harikalar, kainattaki. Arının hayatı, arının hayatını adam nereden bilsin? Kovanın içini bilemez, nasıl yaptığını bilemez. Hep bunlarda bilim gerekir. Bilim Allah’ın yaratma sanatını öğretme sanatıdır. Allah’ın sanatını öğretme sanatına bilim denir.

 

“Müslümanlar neden birlik olamıyor?”

Çünkü birisinin etrafında toparlanmaları gerekiyor. Birisi de yok. Çünkü Şii’nin etrafında toplanmıyor, Sünni kabul etmiyor, Vahabi de kabul etmiyor. Sünni de Hanefi’yse Şafi onun yanına gitmiyor. Maliki, Hanbeli de gitmiyor çünkü namazının geçersiz olacağını düşünüyor. Veyahut Nakşibendi oluyor yanaşmıyor veyahut Nurcu oluyor yanaşmıyor, Süleymancı oluyor yanaşmıyor. O zaman bir kişide birleşmeleri gerekiyor. O da imam Mehdi (as)’dir. Mehdi (as)’nin dışında Müslümanların birleşmesinin imkansız olduğunu Allah gösterdi. Mehdiyet’in dışında birleşmek mümkün değil.

 

“Futboldaki taraftar kavgalarını nasıl engelleyebiliriz?”

Yakışıklım o sevgisizlikten, merhametsizlikten oluyor ve gençleri dinsiz, ateist yetiştiriyorlar, Darwinist yetiştiriyorlar. Saldırganlık, ağzını burnunu kırma, küfür etme, aşağılama, hakareti de zaten bir hayat, hayat böyledir gibi gösteriyorlar. O çocuklara sevgiyi anlatan insanlar olmuyor, merhamet, şefkat anlatan olmuyor. Sevgi, şefkat, merhamet sevdirilmesi lazım. Spor kulüpleri sevgi, merhamet ve şefkat konusunda gençlere kapsamlı bir eğitim propaganda sistemi kurmaları lazım. Mesela büyük pankartlar açılması lazım “sevgi tek amaç, dostluk tek amaç, kardeşlik tek amaç, milletiz; biriz, beraberiz, birbirimizi seviyoruz.” Birçok böyle büyük pankartla sloganlar gençlere tekrar tekrar söyletilirse onlarda bu çok olumlu etki yapar. Ama tabii Darwinist, materyalist sistemin de, Darwinist eğitimin de durdurulması lazım. Çünkü sen adama “Hayvan” dersen, “hayvandan, mikroptan geldin” dersen o onu sevecek gücü bulamıyor kendi içinde. Ama “Allah’ın kulusun Hz. Adem’den gelen kardeşlersiniz” dersen o zaman sever. “Allah’ın ruhusun” dersen sever. Ama “Sen hayvansın, mikroptan geliyorsun” dersen “o zaman mikrobun yeri mikropluktur” diyor Allah esirgesin rezalet çıkartıyor bir kısmı.

 

Her Dönemde Münafık Konuşmaları Aynı Oluyor, Çok Manidar Bu

Peygamberimiz (sav) dönemindeki münafık ahlakına bakın şu döneme bakın aynı. “Bir gün Kureyş’in ileri gelenleri Hicr denilen yerde toplanmışlardı ben de orada bulunuyordum. Kureyşliler Allah Resulü hakkında konuşarak şöyle diyorlardı.” Peygamberimiz (sav) hakkında diyorlar bak dikkat edin haşa “Biz bu adamın işinde sabrettiğimiz kadar hiçbir şeye karşı sabır göstermedik.” On yıl, on beş yıl sabretmişler. Bak enayiliğinize, kerizliğinize doymayın. “Bu adam” diyor Peygamberimiz (sav) için bak “bu adam” yanında diyemiyor ama alçak “bizi akılsızlıkla itham etti” ahmaksın da onun için. “Babalarımıza, dedelerimize hakaret etti” diyor. Ahmaksa onlar onlara da tabii yapar. “Dinimizi ayıpladı” sapkın bir inançtasın, münafık inançtasın tabii ki ayıplar. “Birliğimizi bozdu” diyor “putlarımıza dil uzattı” bunların da putları oluyor. “Onun yaptığı bunca şeylere biz sabrettik.” Kureyşliler bunları konuşup dururken birdenbire Allah’ın Resulü görünüyor, yürüyerek geliyor. Hacer-ül Esved’i öpüyor. Sonra Kabe’yi tavaf etmek üzere yanlarından yürüyüp geçiyor. Kureyşliler Peygamberimiz (sav)’e laf atmaya başlıyorlar. Yine laf atıyorlar Peygamberimiz (sav) yine devam ediyor turlamaya, tur atıyor yine hakaret ediyorlar. Fakat Peygamberimiz (sav)’in aleyhinde konuşuyorlar yanından geçerken özellikle böyle çirkin laflar ediyorlar her seferinde Peygamberimiz (sav) hiç ses çıkartmıyor. Yine çirkin laf ediyor yine şey yapıyorlar. En sonunda diyor ki Peygamberimiz (sav) “Ey Kureyşliler sözlerimi duyuyor musunuz? Varlığım kudreti elinde olan Allah’a yemin ederim ki başınıza felaket gelecek” diyor. Ertesi gün Kureyşliler yine Hicr denilen yerde toplanıyorlar. Yine Peygamberimiz (sav) hakkında kötü konuşuyorlar bak münafığın vasfı. Sürekli aleyhte konuşuyor Peygamberimiz (sav) hakkında. Bu sefer de diyorlar ki “Muhammed’in size yaptıklarını, onun hakkında size verilen haberleri söyleyip duruyorsunuz. Aranızda Muhammed aleyhinde konuşuyorsunuz” diyorlar yani kendilerince eleştirip çirkin konuşuyorlar. Gıybet edip pis pis laflar ediyorlar. “Fakat gelip karşınıza dikilerek yüzünüze karşı kötü şeyler söylediği zaman ona dokunmuyor ve serbest bırakıyorsunuz” diyor Peygamber (sav)’i. “Niye ona saldırmıyorsunuz?” diyorlar münafıklara. Onlar böyle konuşup dururken yine Resulullah (sav) geliyor. Kureyşliler hemen oturdukları yerden fırlayarak etrafını sarıyorlar. Onun kendi yaptıkları ve dinleri hakkında söyledikleri sözleri” işte Peygamber (sav) “Münafık bunlar ahlaksız” deyip konuşuyor onlar hakkında. “Böyle hakkımızda bu sözleri söyleyen sen misin? Niye söyledin?” diye Peygamberimiz (sav)’e soruyorlar. Nebi Ekrem (sav) “Evet, bunları ben söyledim” diyor. Bundan üstüne hep birden Resulullah (sav)’a saldırmaya başlıyorlar. Hz. Ebubekir (ra) araya girmek istiyor. Hz. Ebubekir (ra)’e diyor ki “Sen bir kenara çekil” diyor. “Ben bunların hepsinin hakkından gelirim şimdi” diyor. Bakın dikkat edin bunu duyduklarında hepsi birden kaçıyor. “Sana hiç gerek yok” diyor “sen kenara çekil, hepsinin hakkından gelirim ben şimdi.” Halbuki köpek sürüsü gibi peygamberlere saldırıyorlar. Ama sopa yiyip ayrılacaklarını anladıkları için.

O zamanın münafıkları Peygamberimiz (sav)’e karşı çok küstahlar hep ismi ile hitap ediyorlar ve her hareketinin altında bir şey arıyorlar Peygamberimiz (sav)’in. Evliliklerinde, yemesinde, kıyafetinde, konuşmasında, cihat anlayışıyla, tebliğiyle ilgili diğer detaylar her şeyine çok çirkin bir üslupla karşılık veriyorlar bu mucize. Böyle sahtekar esnaflar olur ya üçkağıtçı bağlamacı o kafadalar üslup olarak öyle bir de Kuran’la konuşuyorlar işin hayret edecek yönü de o. Kuran’a, İslam’a düşman oldukları halde, Resulullah (sav)’a düşman oldukları halde o kinle, o iğrenç ruhlarıyla Peygamber (sav)’i çok çirkin bir üslupla eleştiriyorlar.

 

Ehli Beyti Şehit Eden Münafıkların İntikamını Hz. Mehdi (as) Alacaktır

Münafıkların intikamı hiç alınmadı 1400 yıldan beri alınmadı. Hz. Ali (kv)’yi şehit ettiler alınmadı. Ömer (ra)’i, Osman (ra)’ı ehli beyti şehit ettiler hiçbirinin intikamı alınmadı. Resulullah (sav) onu İmam Mehdi (as)’ye bıraktı. Toptan intikamın alınmasını İmam Mehdi (as)’ye bıraktı. Nasıl intikam alınırmış dünya bunu görecek. 2023’ler bu muhteşem intikamın nasıl olacağını gösterecek ilimle irfanla ve kanunla hukukla. Ve bir tane ehli beyt düşmanı kalmayacak, tek bir tane.

 

“Ortadoğu’nun galibi kim olur? Bu coğrafyada kim liderlik eder?”

Galip olan Allah söylüyor “Hizbu’l galibun” diyor. “Allah hizbidir galip olan” diyor. HazbAllah. Yani Müslümanlar. Yani Mehdiyet. Allah söylüyor. Ortadoğu’nun galibi tabii ki Mehdiyet’tir. Dolayısıyla Mehdiyet de Türkiye’de olduğu için Türkiye galip gelecek. 15 Temmuz’da galip olan Mehdiyet’ti. Bu harikaların meydana gelmesinin nedeni Mehdiyet’ti. Yoksa çok rahat galip gelirlerdi. Çok çok rahat. Ellerinde muazzam silahlar vardı. Denizden bombardıman düşünüyorlardı, mahvederlerdi İstanbul’u yani. Harp gemilerinden İstanbul’un dövüldüğünü düşün. Dehşet saçar, muazzam yangınlar çıkar. Ortalık birbirine girerdi. Bir de roketle de ayrıca büyük şehirleri vuracaklardı. Roket bombardımanı. 200 tank sırf İstanbul’dan girecekti, onlar engellendi. İstanbul’da 200 tank bir düşün ne demek? Ankara’da falan da öyle tank bölüklerinin hepsi durduruldu. Bu hepsi Mehdiyet’in bereketiyledir. Yoksa gelmiş geçmiş en büyük askeri darbe.

 

“Mehdi’yi buldum ne yapmam gerekir? Gidip tanışmalı mıyım?”

Vicdani kanaatine bağlı. Ben olsam tabii ki tanışırım. Yardımcı olmak için. Tanışıp tabii ki gidip musallat olmam. Ne yaparım? Kitap dağıtırım, tebliğ yaparım, İslam’ı anlatırım. Mehdi’yi, bulmuş olmak gidip ona yük olmak, bela olmak, musallat olmak anlamına gelmez. Yanlış anlaşılıyor. Mehdiyet’i ben mesela bulduğum kanaatindeyim ve bütün gücümle yardımcı oluyorum. Darwinizm’i anlatıyorum, materyalizmin geçersizliğini anlatıyorum. Darwinizm’in geçersizliğini anlatmak çok hayati bir destek Mehdiyet’e. Ama şahsıyla da karşılaşırsam elini öper peşinden giderim. Ama Mehdi’yi beklemek demek onu bulduğunda gidip ona musallat olup, iş çıkartıp ona zorluk çıkartmak anlamında anlaşılmamalı.

 

“Türkiye’de kaliteli müzik neden yok?”

Sanatın ruhu sevgi, sevgiyi öldüren deccal, sevgiyi öldürdü mü sanatı da öldürürsün, estetiği de öldürürsün, güzelliği de öldürürsün güzelliği öldürmeye çalışıyor mesela bak kadın güzelliğini istemiyor deccal alenen istemiyor “güzel olmayacaksınız” diyor. Dolayısıyla sanatçıların ruhunu da öldürdü deccal, onu yeniden şu an diriltiyoruz. Deccalin yok ettiği o ruhu yeniden diriltiyoruz deccali öldürerek, deccaliyeti öldürerek, yok ederek ilimle irfanla insanların ruhu Allah tarafından yeniden insanlara iade ediliyor yani ölüler diriliyor şu an. Sanat da öldürülmüştü, güzellik de öldürülmüştü yeniden diriliyor.

 

“Ahiretin varlığını nereden biliyoruz?”

Akış yani şu anki akıştan anlıyoruz, akşam ölüyoruz kalkıyoruz yine diriliyoruz, akşam ölüyoruz yine diriliyoruz, ölüyoruz diriliyoruz, ölüp diriliyoruz. Allah bu sistemi devam ettireceğini söylüyor zaten durması için de bir neden yok, teknik olarak da zaten yok olmaz yani var olan bir şey yok olmaz. Bir görüntü hiçbir şekilde yok olmaz, fizik açıdan yok olmuyor zaten. Şu ana kadar geçen hiçbir görüntü fizik olarak yok olmaz dolayısıyla gelecekteki görüntüler de yok olmuyor, sesler de yok olmuyor o yüzden fizik açıdan da bu sabit, açık bir gerçek olarak görünüyor ama tabii imandır asıl olan iman edilmesidir. Mesela rüyadan kalkıyoruz Aa diyoruz ne güzel aydınlandı ortalık birden, iyi ki rüya görmüşüz diyoruz hatta bazen rüyada insan rüyadan uyanıyor ama yine rüyada oluyor ta sonradan uyandığında anlıyor ki şey ama baya net uyanıyor, “ya Allah’a şükür” diyor “ne kadar farklı” diyor. “Rüyayla uyanıklık ne kadar farklı” diyor. “Allah korudu” diyor “eğer gerçek olsaydı ne olurdu kim bilir?” Diyor. Halbuki haberi yok derin uyku halinde yine ta sonradan uyanıyor. Ahiret de bir rüyadır bu rüyanın devamıdır ama daha nettir sadece o. Ama tabii müminin özelliği buna iman etmesi imanla ayrılır bilimsel olarak sadece kaybolmayacağını ispat edebiliriz görüntünün fizik olarak kaybolmaz, ses ve görüntü kaybolmaz. Ama bu akışı sağlayan bir güç olduğu açık görülüyor, bu görüntü akışını kesintisiz devam ettiren güç. Filmi sürekli gösteren bir güç var. Adam diyor ki: “Bu görüntü kesildiğinde kesilirse bir daha gelmez” diyor. Seninki bir iman, gelmez demen bir iman. Ben de gelecek diyorum, benimki de bir iman, benimkinin delili var çünkü ben akışı görüyorum muntazam devam ediyor, seninkinin iddianın bir anlamı yok, gelmez demenin bir anlamı yok, bir delil gösteremezsin. Burada bir akış olduğu için benim dediğim mantıklı, kesintisiz gidiyor çünkü ve şuurlu bir varlık tarafından üretiliyor, şu ana kadar üretilmiş, yaratılmış ondan sonrası niye yaratmasın, niye devam ettirmesin? Bir mantığı olmuyor, o ana kadar yarattığına göre. Çünkü bardak yaratıyor, televizyon yaratıyor, mikrofon yaratıyor, kaşık, çikolata, sehpa, masa her şey tek tek amaçlı olarak yaratıyor bu güç. Sandalye yaratıyor, nefes alma, hücre, göz her şey yaratıyor, birdenbire kesip yokluk meydana geliyor amaç ne? “Bilmiyorum” diyorsun. Bu kadar şuurlu bir güç, bu kadar detay halıların içindeki kromozomlara kadar teker teker yaratacak yani milyonlarca, trilyonlarca detay yaratacak trilyonlarca detaya ait görüntü zınk diye birdenbire kesilecek duracak. Amaç ne diyeceksin? Hiçbir amacı yoktu diyeceksin. Bardağın amacı olacak, televizyonun amacı olacak, ayakkabının amacı olacak yaratılmanın amacı olmayacak adamın iddiasına göre, bu çok münasebetsiz bir şey. Bu açık her şeyin bir amacı olduğuna göre yaratılmanın da bir amacı olmuş oluyor, amacı olunca kesilmesinin bir amacı kalmamış oluyor. Kesilme amacından bahsedemezsin yani her şeyin yaratılmanın bir amacı olduğuna göre yaratılmanın devamı mecburi olmuş oluyor ikinci bir ihtimal olmaz. Çünkü yaratma amacıyla muazzam çelişki meydana gelir o zaman, her şeyin bir amacı olduğuna göre devamın mecburiyeti mevzubahis olmuş oluyor ikinci bir ihtimal olmaz o zaman.

 

“Müslüman yirmi dört saatini nasıl geçirmelidir?”

Uykuda sorumlu olmayız ama uyanıkken kalbimiz hep Allah’la beraber olacak, dikkatlice Allah’tan ayrılmayacağız. Sevgiyle, saygıyla hep Allah’la beraber olacağız, Allah’ın en beğendiği budur, doğru olan da budur, vicdanlı olan da budur, normal hayat da budur bunun dışında normal hayat olmaz.

 

“İnkarcıların dine karşı yaklaşımları nasıldır?”

Normal prosedüründe zaten normal yaratılışında karşı olmaları gerekiyor, o karşı olmayı da Allah yaratır yani detaylarıyla karşı olurlar, karşı olur ki Müslüman mücadele edebilsin. Kafir olmadan, münafık olmadan Müslümanlık olmaz. Kafirle, münafıkla mücadele etmiyorsa Müslümanlık başka bir türlü olur, mutlaka mücadele için onlar gerekir. Münafık ve kafir Müslümanın hem birlikte olmasını sağlar, azim gücünü, atak gücünü artırır, şevkini artırır, mücadeledeki yöntem açıklığını genişletir, derinleştirir, sevabını çok artırır, zekası, aktivitesi çok açılır müminin, basiret, feraseti açılır. Münafık olmadan cennet olmaz, münafık müminin cennetini açar, genişletir, derinleştirir.a

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270117/sayin-adnan-oktarin-11-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270117/sayin-adnan-oktarin-11-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171211t_10.jpgFri, 02 Feb 2018 08:50:31 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 10 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 10 Aralık 2017

 

(AK Parti Sivas Kongresi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan şu açıklamaları yaptı Adnan Bey: “Müslüman hele de Türk’se cesur insandır bu böyle biline. Biz ‘kim var?’ diye seslenince sağına ve soluna bakmadan ‘ben varım’ diye haykırmayı hayatının merkezine yerleştirmiş insanlarız. Tavrımızı muhataplarımızın kimliğine göre değil, haklı mı haksız mı olduğuna bakarak belirleriz. Zalim öz kardeşimiz de olsa karşısına geçmekten çekinmeyiz. 1492 yılında ey İsrail, Yahudi’ler İspanya’dan göçe zorlandığında onlara kapılarını açan biz olduk. 19. Yüzyılda Yahudi’ler Rusya’da yaşadıkları baskılar karşısında yine kurtuluşu Osmanlı’ya sığınmakta buldular. Bu milletin tarihinde etnik temizlik yoktur, katliam, zulüm işkence yoktur, sömürgecilik yoktur. Biz birilerinin tehditlerinden, şantajlarından yılacak bir millet değiliz. Biz mazlumların yanında olmaya devam edeceğiz. Bu anlayışla ilk kıblemiz gözbebeğimiz Kudüs konusunda tüm imkanlarımızı sonuna kadar kullanacağız” dedi.)

Evet, Tayyip Hocam her zaman vatanın, milletin, devletin, İslam aleminin lehine Kuran’ı savunan bir üslupla güzel açıklamalar serdediyor, maşaAllah. Allah razı olsun. Ama biz tabii İsrail’le Türkiye’nin dost olmasını istiyoruz, hiçbir şekilde gerilim olsun istemiyoruz. Kudüs Filistin’e aittir, Kudüs İsrail’e aittir. Batısı birisinde, doğusu birisinde böyle kardeşçe yaşayacaklar, inşaAllah. Tabii ki onlar da orada olacaklar, Hristiyan’lar da olacak, Müslüman’lar da orada olacaklar hep birlikte kullanacağız. İsrail de her yerde olsun. Bütün Ortadoğu’da olsun her yere gelip yerleşsin. Fabrikalar kursun, okullar kursun yaşasın. Kendi atalarının yaşadığı topraklarda özgürce evler yapsın, ibadethaneler açsın gönlümüz ondan yana. Yok şurası senin, yok burası benim gibi değil ortak birlikte o mübarek yerleri kullanmak, oralarda Allah’a ibadet etmek en güzeli olur, inşaAllah.

 

Hz. Mehdi (as)’ın Dışında İslam Birliği’nin Gerçekleşmesi İmkansız

Hz. Mehdi (as)’ın dışında bunu yapacak kimse yok. 150 seneden beri uğraşıyorlar İslam Birliği için, Hz. Mehdi (as)’ın dışında mümkün değil imkansız. Bir de konu sadece sevgi. Kardeşim, şimdi sen İsrail’e sevgisiz yaklaşırsan o da sana sevgi duyamaz. İran’a sen sevgiyle yaklaşmazsan o da sana sevgiyle yaklaşmaz. Sevgi hepsini çözecek. Mesela Yunanistan, tek konu orada sevgi olacak. Siyasi çıkarların tartışmaya açılması durumunda sevgi ortadan kalkar. Sadece sevgi “ne olursa olsun biz sizi seviyoruz” bu kadar. Yani karşılıklı bir muhabbet. İnsan onlar kardeşim bir anda çözülür. Sevgi esas alınacak, sevginin dışında hiçbir konu konuşulmaması lazım. “Benim şu çıkarım var, senin şu çıkarın var” o zaman bu iş olmaz. İsrail’le de öyle sadece sevgi “biz size dostuz, kardeşiz, seviyoruz sizi, bütün bölge sizin istediğiniz gibi gezin” dersin. Adamlar sınırları kaldırır yıkar-atar özgürce yaşar. Gelsin Harran’da da üniversite yapsın gelsin otursun, ev yapsın, sinagog da yapsın, biz oraya gidelim, onlar buraya gelsin. Kudüs’te onların da evi olsun bizim de evimiz olsun her yer bomboş. Ne oluyor yani? İran nur gibi bir ülke. Hz. Ali (kv)’den yana olmaları çok doğru. Hz. Ali (kv)’ye gadir yaptılar, çok büyük gadre uğradı büyük haksızlık yaptılar. O dünya tatlısıydı dedem, çok büyük kahpelik yapıldı ona karşı, büyük oyun oynandı. Allah razı olsun korumuş-kollamışlar Hz. Ali (kv)’i daha ne istiyorsun? Halen de seviyorlar. Hz. Mehdi (as)’ı seviyorlar, Ehlibeyt’i seviyorlar ne istiyorsun adamlardan, insanlardan? Ne güzel nur gibi insanlar, bu onur duyacağımız bir şey, bizim şeref duyacağımız bir şey. Yani muhalif olacağımız bir şey değil ki bu. Şii ne demek? Hz Ali (kv)’yi seven demek, ne güzel oh Allah razı olsun güzel. Ehlibeyt’i seven demek ne güzel, daha ne istiyorsun? Fethullah Gülen ne diyor? “Cennete giden yol oradan geçse ben cenneti istemem” diyor. Deccal adamı eğitmiş bu hale getirmiş cenneti istemiyor adam. Deccalın cennetine ne diyorsun? “Ona tamam” diyor. Bak, Mehdiyet’e şiddetle karşı “Mehdi diye bir şey yok” diyor. İran olduğu gibi Hz. Mehdi (as)’ı bekliyor. Bu konuda büyük bir yanlışlık vardı, elhamdülillah o yanlışı düzelttik. İran bizim canımız seviyoruz İran’ı. Azerbaycan baş tacımız, Ermenistan bizim kendi evlatlarımız. Gürcistan zaten biziz, Gürcistan demek Türkiye demektir. Mesela bak orada pasaport-vize yok Gürcistan’la. Gürcü işçiler geliyorlar, bizimkiler gidiyor aynı Konya, Gürcistan’la Konya’nın hiç farkı yok şu an. Elini-kolunu sallayarak adamlar gidip-geliyorlar herkes o kadar. Gürcistan’a binin arabaya geçip gidiyorsun, böyle olması lazım.

 

Kudüs Herkesindir, Bütün Müslümanların, Bütün Hristiyanların Yani Müslüman, Musevi, Hristiyan Hepsi Orada Huzur İçinde İbadet Edecek

Orası siyasi başkent olmaz. On binlerce araba dolar oraya, sokaklarda adım atılmaz. Çünkü oranın memurları gelecek, yüzlerce devlet var şimdi. Oraya yüzlerce büyükelçilik açılacak. Avuç kadar şehir, her yer elçilik binası dolacak. Aileleri gelecek, onların evleri de dolacak. En az on bin araba gelecek. Avuç kadar şehir ne hale gelir orası? Şu akıl mı? Bilakis bütün devlet dairelerini oradan çıkartmak lazım. Orası mescit, Kudüs’ün özelliği mescit olmasıdır. Her yeri mescittir Kudüs’ün. Dolayısıyla yanlış. Tayyip Hoca’nın dediği de o yani Amerika o kararını kaldırsın. Kudüs mescit olarak değerlendirilsin. Museviler, Hristiyanlar yani Müslüman, Hristiyan, Musevi birlikte ibadet etsin, orada yaşasınlar, barış içinde yaşasınlar; anlatmak istediği bu.

 

Münafıklar Allah’ın Lanetlediği Mahluklardır, Her Konuşması, Her Yazısı Şeytandan Olduğu İçin Onları Dikkatlice, Kuran’la Değerlendirmek Gerekiyor

Dört tane münafık var. Bütün Türkiye… Şimdi nadide bir şey olduğu için münafık, hakikaten zor rastlanıyor. Ayda, yılda bir münafık bulduk herkes üstüne çöktü. Münafık hakikaten zor rastlanan bir şeydir. Ama rastlandığında da hakikaten o ibadet olarak çok iyi değerlendirilmesi lazım, çünkü münafık doğrudan şeytandır. Gelen her konuşması, her yazısı şeytandan olduğu için onları dikkatlice, Kuran’la değerlendirmek gerekiyor. Oradaki şeytani mesajı görmek gerekiyor. Tabii Allah’ın lanetlediği mahluklar bunlar. Allah bunlardan herkesi uzak tutar. Yani peşin belası vardır bunların. Ama Allah’ın ne demek istediğini de orada görmek lazım. Mesela çünkü münafığı uzun uzun tarif etmiş ama biz münafığı eğer izlemezsek Kuran’ın o ayetlerini de görmemiş oluruz, olmaz. Mesela Allah diyor ki “Şira yıldızı” diyor. Bakacaksın o yıldız kim. Mesela aydan bahsediyor, ayla ilgileneceksin. Güneşten bahsediyor, güneşten haberin yok, olmaz. Münafıktan bahsedince de sıcak takip olduğu için o münafıkla ilgilenmek lazım. Yani hazır pratik örnek varken biz ta hayali vakalar gibi anlatamayız hazır olan bir vakayı. Hazır olan vakaya çökeceksin. Kuran’la, kanunla, hukukla gereğini yapacaksın. O ibadeti Hac ibadeti gibi mühim bir ibadettir, titizlikle yerine getirmek lazım.

 

“Adnan Bey, güzel ahlak zor zamanda mı belli olur?”

Güzel ahlak evet, güzel konuştun, zor zamanda belli olur. Mesela Hz. Yusuf (as)’ın ahlakı nerede? Kuyuda. “Ya Rabbi Sana hamd ediyorum, Sana şükrediyorum, beni bu kuyudan kurtar” diyor en fazla. Hapse giriyor muntazam namazlarını kılıyor, Allah’a dua ediyor, tertemiz gıcır gıcır. Çıkacağı gün belli değil, hukuk yok orada çünkü. Bir kere hapse girmek var.

“Zengin olmanın sırrı var mı?

Zengin olmanın sırrı Allah’ı çok sevmektir, Allah’ı çok seversen bak, sonunda bütün dünyayı senin hale getirir. Allah’ı çok seversen bütün dünyanın mülkünü sana verir. Hz. Süleyman (as) da öyle oldu. Allah’ı çok seviyordu, bütün dünyanın mülkünü ona verdi. Zülkarneyn Allah’ı çok seviyordu, Allah dünyanın mülkünü ona verdi. İmam Mehdi (as) mesela göreceksiniz, bütün dünyanın mülkü onun ama kendi evinde yaşayacak yani zenginlikse bütün dünya onun yani.

 

“Hak imam nasıl tanınır?”

Hak imam nasıl tanınır? Öyle şeylerde Allah sağlama bağlar. Kalbe vahyeder. Kalbe vahyeder mesela benim kız arkadaşlarımı Allah sevdirirken kalplerine vahyettiği için yoksa yüz bin kişi bir araya gelse ikna edemez. Yüz trilyonlar versen yine ikna olmazlar. Öyle bir şey olmaz ancak Allah ikna eder. Allah sevdirir, Allah vahyeder. Allah vahyetti mi dünya bir araya gelse geriye çeviremez. Yüz bin münafık getirsen, yüz bin kâfir getirsen değişen bir şey olmaz.

 

“Diktatörler, Tanrılık iddiasında mı bulunur?”

Her diktatör değil ama birçoğu öyle. Yani derin devletin etkisiyle yapıyorlar. Mesela Nimrot yani Nemrut öyleydi Tanrılık iddiasında bulunuyordu. Buhtunnasr o da ilahlık iddiasında bulunuyordu. Kesin Allah olduğunu iddia ediyordu. İngiliz derin devletinin başı şu anki ihtiyar o da ilah olduğu iddiasında. Firavun açıkça söylüyorum “ben Allah’ım” diyor haşa. Kaddafi de ama onun aklı yerinde değildi yani. O tam raporluydu yani böyle 46-C yani tam. Mevlana tabii açık açık söylüyordu yani Allah olduğunu açık açık söylüyordu. Adam “inşaAllah” diyor adama “terbiyesizlik yapma” diyor. “Edebini takın” diyor. Bir de çok çirkin laflar ediyor. “Bunu ben söylüyorum diyor bana niye inşaAllah diyorsun” diyor. “Bana inşaAllah olur mu söyleyen benim zaten” diyor. Yani “Allah söylüyor” diyor “sen nerden çıkarttın ki?” diyor. Peygamber (sav)’e de “Mustafa” diyor. “Sık sık intihar teşebbüsünde bulunurdu” diyor. “Cebrail gelirdi ‘sana mal mülk verilecek’ derdi o zaman rahatlardı” diyor. “Ama sık sık bunu yapardı” diyor. “Kafasını mala mülke takmıştı” diyor. “Ama ona kitap Kuran aracıyla geldiği için o kitap kaybolur Kuran, geçerliliği kalmaz” diyor. “Ama benim kitabımda aracı yok ben Allah’la doğrudan bağlantıyla yaptım” diyor. Sonra da bir aşama sonra diyor ki “ben zaten Allah’ım” diyor. “Onun için benim kitabım, en sağlamı benimki” diyor. Bütün Avrupa’nın homoseksüelleri, Amerika’nın homoseksüelleri, ateistleri tamamı ama İngiliz derin devletinin tamamı hepsi Rumi. FETÖ terör örgütü tamamı Rumi şu an. Yani Rumi olmayan hiçbiri yok. Kendilerinin Rumi Forum diye var bakın Avrupa’da homoseksüellere tamamı Rumiler. Ama Anadolu Rumiliği ayrıdır tabii.

 

“Münafıkların beden dili, kendilerini ele verir mi?”

Tabii bunlara Allah söyletiyor yani çok acayip. Mesela münafıkları Allah’ın böyle dünya çapında aşağılaması dünyaya rezil etmesi, hâlbuki onları yaratan da Allah. Şeytanı yaratan, şeytanı münafığın bedenine sokan, o münafığı şeytanın kontrolüne sokan da Allah’tır. Fakat onları aşağılayan da Allah oluyor. İşte hep dünyaya Allah bir renk meydana getirmiş oluyor. Cenab-ı Allah’ın hikmeti. Mesela ehlibeyte saldırdı o zaman münafıklar. İntikamları alınmadı onların. İşte ahir zamanda alınacak intikamları. Mesela Hazreti Ali (kv)’nin intikamı alınmadı. Yani intikamı Ehli Beyt’in dünya hâkimiyetidir. Resulullah (sav)’ın o pak soyunun dünya hâkimiyeti. Münafıklar onu istemiyor bak tek istedikleri buydu. Ehli Beyt hakim olması Müslümanlara ana konu buydu başka hiçbir iddiaları yoktu. Cenab-ı Allah aksine Ehli Beyt’i dünya hâkimi yaptı. Şimdi münafıklar kafayı taktı yine Ehli Beyt’e dikkat ederseniz. Yine Mehdi (as)’ye kafayı takıyorlar. Her münafığın kafayı taktığı... Peygamberimiz (sav)’in Mehdi (as)’yle ilgili hadislerine kafayı takıyorlar. Yani bir kısmı bilgisizliğinden yapıyor ayrı. Münafıkları kastediyorum ben ayrı onlarınki.

 

“İnançlı, modern, Atatürkçü bir gençlik nasıl yetişir diye bir soru sormak istiyorum Adnan Hocamıza?”

Bak zer aleminden ordu gibi geldiniz, topluca geldiniz baksana yüz bine yakın gençle röportaj yaptık hepsi zer aleminden geldiği açıkça görülüyor aslanlar ve hepsi modern, hepsi Atatürkçü, hepsi aydın, hepsi Kuran Müslümanı, hepsi vatanını, milletini seviyor ve çok iyi niyetli, dürüst, güvenilir, efendiliğin de üstünde efendiler maşaAllah. Allah hepsine güzellik, hayır versin. Genç kızlar da mesela ellerinden yüzünden böyle efendilik akıyor adeta. Delikanlı bak yüzü nasıl tertemiz maşaAllah. Sen Allah’a bırak vicdanınızı temiz tut gerisine sen hiç karışma, samimi ol bırak gerisini çok rahat ol. Cayır cayır gidiyor. Şimdi bir savaş istiyorlar bunu yaptırtmayacağız. Çünkü bu savaştan amaç Müslüman alemini de yok etmek, İsrail’deki Musevileri de yok etmek dertleri bu. Toplam zaten yüz binin üstünde falan bir Musevi kalacak diyorlar yani çok az. Yüz yirmi bin küsur falan bak zaten bir avuç Musevi var orada. Bak hesaba bak adamlardaki deliliğin şiddetine bak yüz yirmi bin Musevi kalacakmış. Ne demek biliyor musunuz? “Hepsini kazıyacağız” diyor. Yüz yirmi bin ne demek? Bitirmişsin yok etmişsin zaten. Müsaade eder miyiz? Bir dene de bir bak bakayım ne oluyor. Gök kubbeyi tepene geçiririz altında kalırsın ciyak ciyak bağırırsın aklını başına alacaksın müsaade etmeyiz. Ne Müslüman katliamlarına müsaade ederiz, ne Musevi katliamına müsaade ederiz ey deccal. O dedeyi şimdi alıp getirecekler Kudüs’e orada görürsünüz yolda yürümekten aciz bir ihtiyar.

 

“İnsanlar adetleri neden sorgulamıyor?”

Nasıl gücü yetsin? Mahalleye gücü yetmez, şehre gücü yetmez, akrabalarına gücü yetmez. Bir kişi hangi biriyle baş etsin? Bu sorgulamayı yapacak olan İmam Mehdi (as)’dir. Mehdi (as)’ye tabi oldun mu Kuran’ın en kolay kurallarının dışında kural kalmıyor, yüzbinlerce bizi ezen zincir kalkmış olacak yüz binlerce. Kuran’ın parmakla sayılan kuralları kalacak o kadar, kuşlar gibi özgür ve rahat olacağız inşaAllah.

 

“Merhaba, 2018 ile ilgili ne düşünüyorsunuz?”

Dedim ya adamları eğer bırakırsak savaş yapacaklar. Bu olayları tırmandıracaklar iki, üç ay sonra kan gövdeyi götürecek. Mısır, Ürdün, Türkiye’yi de savaşın içine sokmak istiyorlar. Irak, Suriye oradaki teröristleri de olayın içine sokacaklar buna müsaade etmeyiz. Deccal istedi diye böyle bir kepazeliğe müsaade etmeyiz. Trump korktu ne diyorlarsa yapıyor olmaz öyle şey. Onun mektubunun tercümesi herhalde bitiyor benim kanaatim, bitsin mektubunu gönderelim, oraya ayrıca da arkadaş da gönderelim bizzat görüşme de isteyelim böyle rezalet olmaz. Kafaya baksana “yüz yirmi bin Yahudi kalacak” diyor. Öbürleri? “Ölecek öbürü” diyor. Bak rezilliğe bak, akılsızlığa bak. Müslüman aleminin de üçte ikisinin öleceğine inanıyorlar, bu ne azgınlıktır, bu ne deliliktir zorunuza ne oldu? Ayrıca hiç heveslenmeyin buna müsaade etmeyeceğiz el mi yaman, bey mi yaman görürsünüz.

“Deccalin ordusunda kimler vardır? Mehdi (as)’nin ordusunda kimler vardır?”

Aslında iki taraf da Allah tarafından yaratılıyor. Hayret edilecek şey mesela istese olmaz. Allah zaten diyor “Ben istesem olmaz” diyor “Ben öyle yaratıyorum” diyor. Mesela deccal adamı özel olarak yaratıyor Allah, ta çocukluğunda deccal olarak yaratıyor, onun ordusu olacak adamlarla birlikte yaratıyor. Mehdi (as)’ı yaratıyor onunla olacak insanları da birlikte yaratıyor, onların ahlakını güzel yapıyor, onların kişiliğini bozuyor ve ikisini birbiriyle karşılaştırıyor ve bunun sonucunda sevgi oluşuyor ve sevgi bunun dışında da oluşmuyor, bu sistemin dışında sevgi oluşmaz. Ama deccal ölüdür mesela o dede şimdi heyecanla onu yeneceğiz Allah’ın izniyle Müslümanlar olarak ama ölü. Adamları onlar da ölüdür, münafıklar onlar da ölüdür. Müslümanlara Allah gönderir yardım eder, ölü olduğunu bilsen eve sokmazsın. İnsan acayip çekinir ölünün değil mi ölü sana evinin önünü süpürüyor ölü binayı bırakıp kaçar insanlar değil mi? Hortlak çıksa süpürgeyle evin önünü süpürse ne yapardı adam? Münafık da ölüdür ama müminler bilmez ama sonra şeytan onun içine ilkah olup girdiğinde artık atağa başlıyor ondan sonra Müslümanların aleyhine faaliyete başlar vahyeder artık şeytan. Onun ağzından konuşur, “Ya” dersin “nerden bu ağzına geliyor bu laflar, konuşmalar?” Yani çok seri konuşmaya başlar, çok seri yazmaya başlar şeytanın ilkahıyla, hepsi şeytanın vahyidir. İlimde rasih olanlar oradaki şeytanın vahyini görüp Müslümanların nasıl hareket etmesi gerektiği, nasıl bir stratejiye ihtiyaçları olduğunu oradan anlayabilir. Çünkü şeytanın hassas olduğu noktaların tam tersinin yapılması lazım. Şeytan diyor ki mesela “bu sıcakta savaşa çıkmayın.” Hemen çıkmak gerekiyor demektir. Mesela diyor ki, “biz savaşmayı bilseydik gelirdik” diyor demek ki biliyor, mutlaka göndereceksin. Münafığın dediğinin tam tersinin yapılması lazım. Kuran’ı tenzih ediyorum ne derse tersini yapacaksın genellikle yöntem budur.

 

(Sayın Devlet Bahçeli, Kudüs konusuyla ilgili bugün şu açıklamaları yaptı; “Bir buçuk milyarı aşkın Müslüman var dünyada. Trump’a ve İsrail’e kaşı intifada bulunmalarında çok büyük fayda var. Zannediyorum cumhurbaşkanlığının İstanbul’da yapacağı toplantıya davet edilen bütün Müslüman ülkelerin katılmasında fayda var.”)

Katılsınlar da uyuyorlar toplantıda hepsi uyuyor. Yemek yiyorlar uyuşuyorlar. Mehdiyet’in dışında hiçbir toplantıdan netice alınmaz. Bak Mehdi (as) dışında, Mehdiyet’i savunan toplantı dışında yapılan toplantı mesela Mehdi karşıtı toplantılarda hepsinde koma şeklinde uyuyorlar. “Mehdi (as) gelmeyecektir” diye toplantı yaptıklarında akıl almaz uyuşuyorlar. Muazzam bir ağırlık geliyor üstlerine ve hepsi uyuyor bir mucize bu Allah’tan. İslam ülkeleri toplandığında hiçbir netice çıkmaz. Mehdi (as)’nin dışında yapılan toplantılardan bir bereket çıkmaz. Mehdiyet’le birlikte yapılırsa zaten anında konu dünya çapında hallolur.

 

“Sonsuz zaman nedir?”

O hiç anlaşılamayacak gibi görünüyor. Bir kere an içerisinde yani sonsuz kısa zaman içerisinde sonsuz uzun zaman yaratılmış. Gerçekten bu işi insanın anlaması mümkün değil. Bilimsel olarak doğru ama anlaşılması mümkün değil. Gerçek anlamda zaman ve mekan yok. Mesela uzayda öyle bir şey yok, zaman ve mekan yok. Einstein çok iyi anlamış bu konuyu. Modern fizikçiler çok iyi anlamışlar. Ama halka anlatamamışlar kitap yazmışlar ama çok sathi kalmış. Modern fizikçiler hiç anlatamamışlar. Ne çekiniyorsunuz? Söyleyin işte madde de yok, zaman da yok algı biçimi bunlar. Sonsuz zamanı Allah özellikle büyüklüğünü hissettirmek için bizim de aczimizi görmek için yaratıyor. Bütün gücümüzle uğraşıyoruz kavramak mümkün değil. Hiç anlaşılacak gibi değil. Mesela sonsuzluk da hiç anlaşılacak gibi değil. Şimdi bizim evrenimiz çok büyük evren diyorlar işte Samanyolu falan. Biraz uzaklaşıyorlar Samanyolu iğne ucu kadar kalıyor. Diğer takım adalar, takım yıldızları diyorlar onlardan biraz uzaklaşıyorlar onlar da iğne ucu kadar kalıyor. Sonra bizim evrenimizden çıkıyoruz ilerliyoruz bizim evrenimiz iğne ucu kadar kalıyor. Yani öyle tarif edilecek gibi bir şey görünmüyor. Biz sadece Allah’ın büyüklüğünü görüp ona şükredip kullukta kalmak durumundayız. Yani ne kadar beynimizi zorlarsak zorlayalım Allah’ın istediği bilginin dışında bir bilgiye erişemeyiz. Şu mevcut bilgiyle yetinmenin dışında yapacak bir şeyimiz yok.

 

“Mehdi (as) ortaya çıkmak için neyi bekliyor?”

Mehdi (as)’nin ortaya çıkması diye bir şey yok. O yanlış biliniyor. İnsanların kalbinde Mehdi (as)’yle ilgili bilgi Allah tarafından vahiy olarak yavaş yavaş aktarılarak artırılıyor. Belirli bir düzeye gelince insanlar kendiliğinden harekete geçerek Mehdi (as)’yi alıp başa geçiriyorlar. Mehdi (as) kabul etmez böyle bir şeyi. Mehdilik iddiasını da kabul etmez. “Sen Mehdi’sin” diye kabul etmez de ama “Müslüman aleminin başına geç” işte “sevgiyi öğret, dostluğu öğret, fitneyi yatıştır.” Onu kabul eder ama “ben Mehdi’yim” onu asla kabul etmez. Zaten Bediüzzaman “bidayeten kendisi de bilmez kendisini” diyor. Yani “Mehdi olduğunu bilmez” diyor.

 

“Sevgisini gösteremeyen insanlar kibirli midir?”

Hakikaten gururlu kibirli insanlar sevgiyi bir türlü dile getiremez, anlatmak istemez. Boş yere canı yanar ve sevgi onun ruhunda azaba dönüşür boğulur adeta. Halbuki sevgi çok güzel bir nimet. Sevgi söylenmesi gereken bir güzelliktir. İfade edilmesi ve tarif edilmesi gereken bir güzelliktir. Allah zaten vahiyle ona en güzel şekilde söyletir. O Allah’ın vahyini kapatmış oluyor söylemiyor. Allah’ın güzelliğini örtbas etmeye kalkıyor. O zaman facia olur Allah ona verdiği bereketi, iyiliği, güzelliği alır. Sevgi mutlaka anlatılması lazım. Hem de en güzel bir dille. Ve en güzel şekliyle anlatılması lazım. Kibir, gurur, enaniyet, egoistlik, bencillik, Allah korkusunun eksik olması yani facia. Hep olay dikkat ederseniz Allah’a olan sevginin olmamasından kaynaklanıyor. Allah inancı. Allah inancının çok güçlü olması gerekiyor insanlarda.

 

“Ya bu bütün dünyanın hepsi, bizim zihnimizde oluşturduğumuz farklı bir dünya ise, ya şizofren hastasıysak, ya siz, ben, onların hepsi bir kişilik değilsek, zihnimizde oluşan bir karaktersek?”

Öyle bir şey yok. Sana o görüntü verilmezse sen zihninde istesen de onu oluşturamazsın. Aslında öyle bir yetenek insana verilmiştir kısmen ama o Allah’ın varlığını anlamamız için verilmiş bir güçtür. Allah’ın gücünü anlamamız için. Mesela kafamızda istesek bir dağ, nehir, şehir hemen oluşturabiliyoruz. Yolda gitme manzarası, bir yemek görünüşü, yiyecek görünüşü hemen oluşturabiliyoruz kafamızda. Allah’ın yaratma gücünün nasıl kolay olduğunu göstermesi açısından insanda bunu tecelli ettiriyor ki “Yaratmam çok kolay siz bile isteseniz yaratıyorsunuz. Benim nasıl rahat yaratacağımı anlayın.” O anlamdadır bu ama tabii onu da yaratan Allah’tır. Ama biz görüntülere tabi oluyoruz dikkat ederseniz. Bir film akıyor onu görüyoruz. Bu sahneyi biz beynimizde tasarlayarak elde etmemiz mümkün değil çok berrak, net bir görüntü. Ve çok detaylı. Hiçbir şekilde böyle bir yeteneğimiz olmadığı belli. Ama görüntü olduğu doğru ama üç boyutlu bir görüntü. Fakat bir gölge varlık olarak madde vardır.

 

“Tövbe etmek rahatlatır mı?”

Tövbe etmek tabii, Allah bizden bunu istiyor. Bir ibadettir. Biz insanız hata yaparız, günaha girebiliriz. Tövbe etmek ferahlıktır özellikle dua etmeden önce istiğfar önemlidir. Estağfirullah  estağfirullah estağfirullah diye Allah’tan bağışlama diledikten sonra dua etmek güzel olur. Çünkü tövbe zaten duadır. Ama duanın başlangıcında istiğfar önemlidir.

 

“Dünyada sizin gibi bir grup var mı?”

Darwinizm’le uğraşan tek grubuz. Darwinizm’i yenen tek grubuz. Homoseksüellikle mücadele eden tek grubuz. İman hakikatlerini ve Kuran mucizelerini dünya çapında bu kadar yayan tek grubuz. PKK’yla ve komünizmle mücadele eden, ilmi anlamda mücadele eden tek grubuz. İttihad-ı İslam’ı bu kadar çaplı ve geniş ısrarlı, kararlı dünya çapında anlatan tek grubuz. Mehdiyet’i ve İsa Mesih’in inişini detaylarıyla, delilleriyle 1200 yıldan beri anlatılmadığı şekliyle anlatan tek grubuz. Sevgiyi dünyada ısrarlar anlatan, savunan tek grubuz. Dolayısıyla hayır işlerinde hep önde olmaya gayret ediyoruz. Mesela Türkiye’de de İslam, din, mukaddesat aleyhine bir yazı çıktığında onlarla ilgili dava açan tek grubuz. Kimse o davalarla ilgilenmiyor bir tek biz ilgileniyoruz. Kadın haklarını savunan, kadınların üstünlüğünü, güzel ahlakını açık açık öven, anlatan yine tek Müslüman grubuz. Feministler de bu konuyu halledemiyorlar, anlatamıyorlar. Ama en kapsamlı, en rahat, en detaylı, en vurucu ayete ve diğer kaynaklara İncil’e, Tevrat’a dayandırarak kadın hakları ve kadın sevgisini anlatan tek grubuz. Üç yüzün üzerinde kitap, on binlerce internet sitesi. Çünkü bir tek bana değil arkadaşlarıma ait de siteler var.

 

“Vicdanın sesi azalır mı?”

Bir kere verildi mi o, bir daha azalmaz. Muntazamdır çünkü Allah R’hu'l Kudüs’le insanı desteklediğinde, kutsal ruhla desteklediğinde o vicdana oturuyor, bir daha gitmiyor o. O şekilde. Ben mesela küçükken çok iyi hatırlıyorum. Ulucanlar’da annemle gidiyorduk, gün gibi aklımda. Ufacık daha çocuğum, küçük. Dört yaşında falandım, dört-beş yaşında. Annem dedi ki, “seni kucağıma alayım” dedi. “Sakın” dedim. Elinde paket var, yiyecek falan paketleri var. Bir de ben, “öyle bir şey olmaz” dedim. “Kesinlikle kabul etmem” dedim. Çocuktum, dört yaşında falandım küçüktüm yani. Pıtır pıtır yürüyordum. Bir dükkan vardı çikolata falan satılan onun vitrinin içine sokuyorlardı beni. Ben kendim istediğim çikolatayı oradan gidip buluyordum. Mesela oradan düşünüyorum çocukluğumda. Düğüne gitmiştim hiç unutmam. Alt kattaydı düğün. Pencereleri ızgarayla kaplamışlar, demir tel ızgarayla. O da kirlenmiş, tozlanmış. Ben o zamanlar altı yaşında falandım, küçük çocuğum altı-yedi yaşında. Ben hayret etmiştim insanlara. Bütün millet eğleniyor, Allah korkusu kimsenin aklına gelmiyor mu acaba diye. Çünkü hiç Allah’tan bahsetme yok, unutmuşlar böyle. Bir acayip durum vardı. Herkes ama. Bana korku vermişti o yani beni bir korku gibi his kaplamıştı, rahatsız olmuştum çocukken. İnsan bilmez diye bir şey yok, bilir. Ama benim hayret ettiğim, hiç dini eğitim vermediler bana çocukken. Mesela şunlar haram, şarap hiç bilmiyordum şarabı. Nasıl olur da öğretilmez yani? Hep başıboştu o zaman bütün her yer. Köye giderdik, köyde de çocuklara hiç kimse bir şey anlatmazdı. Başka mahallelere giderdik, oralar da öyleydi. Tokat’a giderdik, orada da öyle. Amasya’ya giderim, orada da öyle. Hiç kimse hiçbir şey bilmiyordu çocuklar. Çocuklara dini eğitim çok önemli. Bu nasıl bir insanlık anlayışı? Ben anlamıyorum ki. 10 dakika çocuğu al karşına, helalleri, haramları say. 10 dakikanı alır, bir kere söyle. Hiç söylemiyorlar.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270116/sayin-adnan-oktarin-10-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270116/sayin-adnan-oktarin-10-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171210t_11.jpgFri, 02 Feb 2018 08:21:04 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 9 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 9 Aralık 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Kudüs konusuyla ilgili bugün şu açıklamaları yaptı: “Amerika’nın da altında imzası olduğu Birleşmiş Milletler kararını son açıklamasıyla Amerika’yı yok saymıştır. Hiç kimse hukukun üstünde değil, hiçbir ülke uluslararası hukuku yok sayamaz.”)

Evet, o da var o çok önemli. Birleşmiş Milletler kararını yok saymış oluyor o olmaz. Yani mevcut durumun muhafazası gerekir. Amerika o kararı geri alması lazım. Gereksiz yani ortalığı yıllarca gerginliğe düşürecek, yıllarca kargaşaya sebep olacak bir karar. Bir anlamı da yok, bir faydası da yok. Normal statüyü korumak çünkü dünyanın dengesi bozuk zaten, ancak ayakta tutabiliyoruz. Şimdi sen oradan onun dengesini bozarsan olmaz. Kessinger çıktı “Ortalık kan gölü olacak büyük savaş olacak” falan diyor. Zeminini önceden hazırladılar. Şimdi de bu.

 

(Sayın Erdoğan, 1946’dan bu yana olan İsrail haritalarını göstererek şöyle devam etti Adnan Bey: “1947 paylaşım planını Birleşmiş Milletler yaptı. 1967’ye geliyoruz Filistin’i sıkıştırdılar iyice ve sonunda İsrail o bölgenin tamamını işgal etti. İsrail bir işgal devletidir. Şu anda orada terör estiriyorlar. Bu karar bölgeyi tahrik ve tahrip etmektedir. Kaç gündür uluslararası liderlerle görüşüyorum, Fransa, Azerbaycan, Kazakistan, Papa’yla görüştüm. Bu sorun sadece Türkiye’nin, Müslümanların sorunu değil. Burada aynı zamanda Hristiyanların da sorunu var. Hele hele büyük ülkelerin liderleri, buradan sesleniyorum; dünyayı çatıştırmakla değil barıştırmakla görevlidir. Bu kararın arkasında Evanjelistler var” dedi.)

Evanjelistler derse Tayyip Hocam doğru demiş olur ama Evanjelistlere bu kararı aldırtan kim? İngiliz derin devleti. Evanjelistler tek başına hiçbir şey değiller. Bunlar örgütlü de değil Evanjelistler, bir yapılanmaları da yok. Chatham House küçük bir teşkilat ama İngiliz derin devleti tarafından destekleniyor. Evanjelistler küçük küçük parçalar halinde onlar ama toplamında İngiliz derin devleti tarafından destekleniyor. Dolayısıyla Evanjelistler diye bir toplu kurum, büyük bir yapılanma yok. Birçok Evanjelist görüş var, Evanjelist kiliseler var ve birbirleriyle bağlantıları yok bunların ayrı ayrılar. Onun için ana yapıya dikkat çekilmesi gerekiyor, İngiliz derin devletine. Tayyip Hocam yine kapalı üslupla İngiliz derin devletine dikkat çekerse çok iyi olur. Çünkü şimdi şöyle olacak o zaman; İngiliz derin devleti ayrı, Evanjelistler ayrı, Amerika ayrı; hedef dağılır. Tek bir hedef vardır; İngiliz derin devleti. Bütün dikkati oraya verirsek konu asıl kaynağından çözülmüş olur. Ama Evanjelistler dersek şimdi burada da Evanjelist kiliseleri var apartmanların altında falan, iş yapıyorlar, görev yapıyorlar, ibadet yapıyorlar, çalışıyorlar, insanları topluyorlar. İnsanların dikkati oraya gider o zaman. Ha Evanjelist, çünkü Evanjelist adam. Amerika’da da var gariban insanlar hiçbir şeyden haberleri yok Evanjelist. Yani o hedefi belirleyen ana beyni esas alıp o beyni dağıtmak lazım. Dolayısıyla deccaliyettir asıl hedef. Deccaliyetin de teşkilatı İngiliz derin devletidir. Direkt deccalı hedef almak lazım.

 

(“Zaman neden bu kadar hızlı geçiyor?”)

Ahir zamandayız, Hz. Mehdi (as) devrindeyiz. “Hz. Mehdi (as) devrinde zaman hızlandırılacak” diyor Peygamberimiz (sav). Zaman hızlandırıldı. İnsanların uyuması, yemek yemesi, işe gitmesiyle gün bitiyor. Eskiden zaman çok genişti. Anlatmıştık, biz sabah kalkardık yemek yerdik, okula giderdik, öğlen bitmezdi çok geç gelirdi. Öğleden sonra ikindiye kadar akıl almaz geniş bir vakit olurdu. İkindiden akşama kadar çok geniş vakit olurdu. Akşamdan yatsıya kadar, yatsı hiç bitmezdi zaten. Misafirler gelir-gider yemek yeriz, ders çalışırız falan her şey olurdu bitmezdi yani yarısı, akıl almaz genişti. Şimdi insanlar vaktin darlığını bütün açıklığıyla görüyorlar. Muazzam bir kovalamaca olmasına rağmen, çok heyecanla hızlı hareket etmelerine rağmen yetiştiremiyorlar. Bu mucize. Zaman hızlandı ve kısaldı, izafi olduğu için, insanların beyninde olduğu için bunu şu an insanlar tarif edemiyor. Eskiden zaman genişti şimdi zaman daraldı, algı biçimi olduğu için insanlar ispat da edemiyor, ama kontrol altına da alınamıyor, bir şey yapılamıyor.

 

(Soğuk havada hayvanlar nasıl korunur?)

Onlar için özel ısıtmalı bir sistem yapılması gerekiyor. Yani küçük küçük barınaklar, altından mesela bir sıcak su borusu geçerse boydan boya hepsini ısıtarak geçer. Altlarına da keçe gibi bir şey konursa kışın hayvanlar doluşurlar oraya. Küçük küçük kulübeler, zaten beraber de yatıyorlar öyle yerlerde. Rahat ederler. Özellikle geceyi geçirebilmeleri çok önemli oluyor. Soğukta gece yatamıyorlar çok zorlanıyorlar. Soğuk onları çok sarsıyor. Ama öyle bir şeyde geceyi çok rahat geçirebilirler. Onu düşündüğün için seni tebrik ediyorum canımın içi. Allah o güzelliğin, o iyiliğin kaynağı olarak seni vesile ediyor. İnşaAllah belediyeleri de yönlendiririz de süratle tedbir alınır. Çünkü havalar bayağı soğuyacak gibi görünüyor. Her insanın vicdanı kanıyor hayvanları öyle soğukta görünce. Bak bizim Sarman da normalde dışarıda duruyor ama kışın bütün gücüyle eve girmeye çalışıyor, haklı da. O konuyu belediyeye proje olarak sunalım. Benim canım da o sevabından istifade eder, inşaAllah.

 

(Adnan Bey, sizin uzun yıllardan beri söylediğiniz bir konuyu Adalet Bakanı gündeme getirdi bugün. “Hayvana şiddet uygulayan insana uygulamış gibi olacak” dedi. Şöyle konuşuyor: “Hayvanları bir mal olarak gören anlayıştan, onları da bir can olarak gören anlayışa dönüşecek şekilde düzenlemeyi yapacağız, inşaAllah” dedi. “Hayvanlar da insanlara emanettir. Kötü muamele, işkence asla kabul edilemez” dedi.)

Kardeşim, adamı gördünüz geçen gün kediye bir daha vuruyor bir daha vuruyor bir daha vuruyor. Yani hunharca olması da ayrıca kanun maddesine eklenmesi lazım. Mesela ayağıyla bir tekme atar hayvana bu ayrı bir cezaya tabi olsun. Ama hayvanı takip ediyor yine vuruyor yine vuruyor yine vuruyor hunharca bu yani. Hunharca olduğunda bunlar ağır cezada yargılansınlar. Yani gerekirse 10 yıl alsın. Çünkü o aynısını insana yapar bu, psikopat demektir. O kadar azgınsa insana yapmaması için bir neden yok ki. Aynı insana yaptı diye kabul etmek gerekir. Çünkü insana yapmamasının nedeni yakalanacağından korktuğu için. Hayvanda niye yapıyor? Yakalanamayacağı kanaatinde. Demek ki bu usturuplu, uygun bir yerde yakalamış olsa bir insanı faili meçhulle öldürür de her şey yapar. Onun için ağır cezada yargılanmaları lazım hunharca olduğunda. Ve bunları rezil etmek lazım. Bütün dünyaya tanıtmak lazım sırf Türkiye’ye değil. Bunlar kitap halinde basılsın bu adamlar “hayvanlara işkence yapan adamlar” diye. Bütün dünya bilsin bunları önden yandan resimleri falan, gerekirse adresleri de verilsin. Yaptığına yapacağına bin pişman etmek lazım. Tabii bunu kanunla hukukla yapmak lazım. Kedi mesela süper tatlı hayvan sana ne yapıyor? Kudurmuş gibi hayvana saldırmanın alemi ne? Adamın bitmiyor öfkesi bir daha vuruyor bir daha vuruyor bir daha vuruyor. Deliysen tımarhaneye git tedavi ol. Zoruna ne oldu yani? Bu kanun bir an önce çıksın. Bunu bak aylardan beri söylüyoruz Allah sonunda neticesini meydana getirdi. Hayvanların işkence çekmemesi, hayvanlara işkence uygulayan, darp uygulayanların cezalandırılması ama hapis cezası. Bak nihayet bizim duamız da yenine geldi. Gece-gündüz söyleyince oluyor. Ne dediysek oldu elhamdülillah şu ana kadar. “Ne demişti ne oldu?” diye bölüm var ya oraya bakın, ne dediysek oldu.

 

(MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına ve Zarrab olayına yönelik şu açıklamaları yaptı: “İran’a ticaret için onlardan izin alamayız. Türkiye’nin hiçbir zaman kimsenin onay ve takdirine izin verecek hali olmayacak. ABD terör örgütleriyle koyun koyuna girerken Türkiye’ye mi danıştı? İşlenmiş suçların yargı sahası Türkiye’dir. ABD’de kurulan mahkeme neyin nesidir? Türkiye müstemleke bir devlet değildir. Trump skandal bir karara imza atmıştır. Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanımlanmasından sonra bölgede barıştan bahsedilemeyecektir. Evanjelist tezgah Trump’ın iradesine zincir vurmuştur.)

Trump zaten güçlü bir pozisyonu yok. Gitti gidecek havasında yani küçük bir çevre onu destekliyor, çocukları ailesi falan. Güveneceği adam da yok etrafında. Kardeşim, zoruna ne oldu senin? De “beni İngiliz derin devleti köşeye sıkıştırıyor arkadaş” de, işadamısın, “ben bu işi yapamayacağım” de. Yani “bana baskı uyguladılar” de açık açık söyle “şunda baskı, getirdiler heykeli burnumun dibine koydular” de. “Adamlar gece-gündüz beni sıkıştırıyorlar, homoseksüeli getirdiler benim tepeme diktiler” de. Kendini ne hallere düşürdün? Homoseksüel adamı aldı legalleştirdi kendi kafasınca. Yer yerinden oynar, İngiliz derin devletini açık açık söylesin. “Öldürecekseniz de gelin öldürün” desin “yapabiliyorsanız.” Hiçbir şey yapamazlar. Böyle hayat mı olur? Sen dindar adamsın, geliyor homoseksüel tepende, bir de kötü kötü gülüyorsun. Adamla beraber olduğunuzu söylüyorsun yani desteklediğini söylüyorsun. Kızını gönderiyorsun homoseksüellere o da onları destekliyor görünüyor. Kardeşim, aileni de kendini de mahvediyorsun. Biz seni destekledik, bunlar olsun diye mi destekledik? Ne yapıyorsun sen? Şerefinle ayrıl kardeşim. Şöyle desin “Ya İngiliz derin devleti yakamı bıraksın ben Amerika’yı idare edeyim, ya yoksa ben uğraşamayacağım, Amerikan halkı bana sahip çıksın” dersin. “Dünya bana sahip çıksın, ben bu adamlarla uğraşamıyorum” desin “İngiliz derin devletiyle başım belada” desin. Cesur olsun ne olacak yani? Hiçbir şey yapamazlar.

 

(“Dikkati Allah’ın üzerinde nasıl toplayabiliriz?”)

İnsanın işte görevi bu. Sık sık unutma eğilimi vardır, sürekli iradesini kullanıp Allah’a dikkatini verecek. Şimdi adamın mesela 10 katrilyon parası oluyor hiç unutmaz. Sabah kalkar 10 katrilyon, akşam yatar 10 katrilyon, öğlen 10 katrilyon, yemek yerken uyurken sürekli parası aklındadır hiç unutmaz. Ve o da onu motive eder. Zenginlerde bir huzur vardır bilmiyorum görüyor musunuz, baya neşelidirler yani zengin neşesi vardır. Paradan kaynaklanır o. Bir de iman neşesi vardır. Zengin malı hiç unutmaz hep aklında tutar. Genel anlamda diyorum herkes için demiyorum da genel anlamda böyledir. Müminin zenginliği, en büyük sonsuz zenginlik Allah’ın varlığıdır, imandır, en büyük zenginlik imandır. Gerçek imana sahip olan da bir kere dünya emrinde oluyor ve bütün kainat emrinde oluyor. Artık Allah’ın ruhu o noktada bütün dünyaya hakim bir güç haline gelmiş oluyor. Çünkü o insanın üstünde Allah’ın ruhu var ya, her madde o zaman Allah’ın ruhunun emrinde oluyor her şey. Müslümanlar birbirine hatırlatabilirler.

 

(“Çevrenizdeki bayanları nasıl etrafınıza topluyorsunuz?”)

Dünya metafizik ama insanlar farkında değiller. Belki Allah çok korkmalarını istemiyor o yüzden de tam sezdirmiyor olabilir. Halbuki biz birlikte yaratıldık, fakat sanki insanlar şuradan buradan yani kimi Konya’dan, kimi İzmir’den geliyor gibi gösteriyor Allah. Öyle bir şey yok bütün birlikte yaratılıyoruz. Yani bu görüntü blok yaratılıyor, içindeki insanlarla beraber yaratılıyor tek başına yaratma olmuyor. Yani insan tek başına yaratılmıyor. O görüntülerle birlikte yaratılıyor. Mesela evde o odayla birlikte yaratılır. Sokakta sokaktaki görüntülerle birlikte yaratılır ve sevdikleriyle birliktedir. O kaderdeki görüntü içinde olan herkes o kişinin dostudur. Allah’ın yaratmasıyla kimse o dostları onlarla beraber olur. Ayrıca münafıklar yaratılır küçük bir güruh, mağlup olarak yaratılır. Münafık öyle çok yeteneksiz yaratılmaz yani çok çok aptal da yaratılmaz. Zeki yaratılır da ahmaktır ama fakat zeki yaratılır. Yani lafazan olur, Allah diyor “konuşmalarını dinlersin” diyor. Dini konuları tenzih ederim, çok gevezedir münafık. Uzun uzun yazar konuşur, bütün münafıklarda vardır bu. Bir de deli enerjisi vardır bütün münafıklarda. Kafir enerjisi daha düşüktür, münafığın enerjisi daha yüksektir. Kibri enaniyeti daha yüksektir, böyle azamet azgınlık yönünden daha gelişmiştir. Küfür daha geridir. Onun için Kuran’da küfürden daha az söz edilir, münafıklardan çok fazla bahsedilir ve karşılığın da çok şedit (şiddetli) olduğu Kuran’da vurgulanır. Yani Allah’ın vereceği karşılığı şedit olduğu vurgulanır. Münafıkların en bunaldığı, Müslümanların sayısının artması. Bak şimdi münafık atağı olduğunda akıl almaz sayıda çok güzel hanım kız geliyor, dikkat ederseniz. Bir mucize olarak. Hep 19 yaşında. Şimdi münafık Müslümanlığı dağıtmak istemiyor mu? Allah tersine ve çok fazla artırıyor. Ve çok güzel insanlar gönderiyor ve çok sadık, sevgi dolu. Ama münafıkların etrafında hiç insan olmuyor. Allah zıtlık meydana getiriyor. Bak onların etrafını tamamen dağıtıyor, boşaltıyor, yalnız bırakıyor. Etraflarında hiç kadın olmuyor. Sevdikleri hiç kimse olmuyor. Tek başına sap gibi oluyorlar. Yani sırtlan gibi sokaklarda tek başına geziyor. Ama müminlere Allah, gittikçe bereketlendiriyor. Tevrat’ta da, İncil’de de geçiyor bu, Kuran’da da geçiyor. “Senin soyunu, senin çevreni bereketlendireceğim” diyor. “…bereketlendireceğim. Öyle ki” diyor “dağlara, taşlara sığmayacaksınız” diyor. “Gittikçe arttıracağım ve bereketlendireceğim” diyor. Tabii.

 

(“Cennette oksijen var mıdır?”)

Cennette, bak dikkatini çekmiş karbondioksit yok. Azot da yok. Oksijen de yok. Bu temel maddeler yok. Yani bilmediğimiz yeni bir maddeden oluşuyor cennet. Yani işin doğrusu esir. Yani asıl esirdir ana madde. Ona Kuran’da dikkat çekilir. “Allah her şeyi sudan yarattı” diyor. Su olarak geçer. Su. Ama bazen işte oksijen, karbondioksit, şu, bu falan şeklinde görünür. Bazen de başka şekilde görünür. Karbondioksitin, oksijenin anlamı kalmadığı için yani çünkü ciğer ve damar olmayacağı için, kan olmayacağı için. İnsan damarı yok cennette. Yani ciltte damar olmuyor. Yani bakıldığında cilt altında damar görülmez. Düzgün bir cilt vardır. Vücut tüyü de yok. Yani kaş, kirpik var. Saç var. Onun dışında vücut tüyü olmaz. Yani cennette vücut tüyü yok. Ama isterse olur tabii insan ayrı. Ama yok. Normal yaratılışında yok. Nefes alma var ama akciğer yok. Yani bizim bildiğimiz anlamda akciğer yok. Kan damarı yoktur insanda. Kan yok. Vücut salgısı yok. Ama isterse olur. Uyku yoktur. İşte lenfositler şu falan bunların hiçbiri yok. Maddenin yapısı, vasfı değişik yani fizik kanunları tamamen değişecek. Hepsi değişiyor fizik kanunlarının. Yer çekimi kanunu yok mesela. O, o anlamda yer çekimi kanunu yok. Yoksa mesela gökte ev olmaz. Büyük bir gürültüyle ev çöker aşağıya iner. Ama gökte gayet güzel kuş gibi duruyor. Yer çekimi olmadığı halde yerde yürüyorsun. Ama istediğin anında uçarsın. Yani öyle bir çekim mekim, öyle bir olay yok. Normal kendi insan ağırlığını hissederek yürüyor. Ama yani uçmak istediğinde de gayet rahat uçuyor. Korku yoktur cennette. Yani herhangi mesela uçmaktan korkmak, yüksekten, karanlıktan korkmak gibi veyahut herhangi bir şeyden korkmak gibi öyle bir şey yok, korku yoktur. Sadece Allah’a saygı vardır. Derin bir saygı. Derin güven vardır. O kadar. Tutku da işte bu Taif’de öğrenilen derinlikle Peygamber (sav)’de bir sevgi oluşuyor. Hz. Mehdi (as)’da da tabii Cenab-ı Allah bizim bilmediğimiz zorluklarla karşılaşacak. O da o yönden sevgide derinleşmiş oluyor. Bu şart. Kafirler ve münafıklar hasletlere kapılacaklar ayetin ifadesiyle hasletlere. Yani yapabileceği en ahmak ve en hatalı hareketi yaptıklarını anlayacaklar. Tabii kendilerini ikna etmeye çalışır münafıklar. Yani suçsuz olduklarını, günahsız olduklarını kendi kendilerine, kendi aralarında iknaya çalışırlar ve Müslümanları karalayarak kendi konumlarını dengede tutmaya çalışır. Yani münafığın iki taktiği vardır. Bir; kendini yüceltir. İşte ne kadar cesur, fedakar, namuslu, akıllı, çalışkan falan böyle kendi kendilerine muazzam propaganda yaparlar. Müminleri de tam tersi olarak anlatırlar. Ki o ahlaksızlığın verdiği acıdan kurtulabilsin. O telkinle kendini dengede tutmaya çalışır. Ama ahirete gittiğinde “nedir?” dediysen yani “bu olaya ne diyorsun?” desen hemen kahpe olduğunu söyler. Alçak olduğunu bilir. Yani kendisi söylemiyor, dili söylüyor. “Sen kahpesin” diyor kendi dili. Derisi anlatıyor, kendisi konuşmak istemiyor enaniyet yapıyor. Derisi anlatıyor. O da şaşırıyor “bu nasıl bir şey ki?” diyor “böyle kontrol edemiyorum” diyor. “Kendi bedenim bana karşı geliyor” diyor. Münafık için bedeni puttur. Çok önemlidir. Bedeni için yaşar münafık. O pis bedeni için. Mesela ev alır. O iğrenç bedenini orada muhafaza etmek için alır. Araba alır. O pis, lağım bedenini taşımak için alır. Bedeni çok önemlidir. Ama bedeni ona ahirette tam anlamıyla karşı geliyor. Yapacağı da hiçbir şey yok. Çünkü zaten küfür içinde, en sevdiği ve hizmet ettiği beden ona tamamen karşı geliyor. Her yaptığı ahlaksızlığı anlatıyor ona. Yaptığı hainlikleri.

Yunus Suresi, 62’de Cenab-ı Allah; “Haberiniz olsun; Allah'ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.” Mesela Peygamberimiz (sav) için de bu geçerlidir. Hz. Mehdi (as) için de geçerlidir. Onlar için korku yok, mahzun da olmuyorlar. Yani mutlaka zaferle sonuçlanıyor.

 

(“İnsanın derin düşünerek ulaştığı sonuçlar nelerdir?”)

Derin düşünme yanlış biliniyor. Yani ellerini başının arasına alır. Böyle beynini çatlatırcasına düşünür falan derler ya böyle. “Bulacağım ağabey” diyor mesela “bulacağım” diyor. Öyle bir şey yok. Yani bu şirktir zaten. Derin düşünmeyi Allah yaratır. Yani insanın kendi derin düşünme yeteneği yoktur. Öyle bir gücü de olmaz. İnsan sadece samimi olmakla mükelleftir. Çok samimi olduğunda ona bilgi gelir. Ben mesela lise son sınıflarda falan gelenekçi İslam anlayışını savunuyordum. İşte diyor ki “Hz. Musa (as), denize asasını vurdu. Deniz, 70 metre deniz dondu” diyor. Buz gibi dondu. “Öbür tarafta da dondu” diyor. “Bir koridor açıldı Hz. Musa (as) ve müminler karşı tarafa geçtiler.” Ama 70 metre deniz donmuş olarak duruyor. Sonra geçtikten sonra “firavun ve ordusu da o donmuş denizi görerek oraya girdiler” diyor. “Birden o donma açıldı. Su haline geldi ve deniz boğdu onları” diyor. “Ya Rabbi” dedim “ben bunları insanlara açıklayamıyorum. Yani açıklayacak imkanım yok.” Öbür konular da öyle yani sırf tek örnek verdim yani. Yüzlerce konu var. Cennet, cehennemdeki durumu, hepsi. “Bunları açıklayamıyorum ben” dedim. Dua ettim yani. Sonra işte düşünürken aniden maddenin olmadığı fark ettim. Ama çok önemli bir şeyi de anladığımı gördüm. Allah’a şükrettim. Bütün sırları, her şeyi açıklayacak bir bilgiye kavuşmuş oldum. Her şeyi açıklayabiliyorum. Her şeyin sırrı çözüldü. Yani binlerce konu vardı tek bir bilgiyle hepsini çözmüş oldum ve muazzam bir silaha sahip olmuş oldum. Yani bu anlattığım silahın karşısında adamlar, ne Darwinizm, materyalizm hiçbir şeyle duramıyorlardı. Yani artık acıdım adamlara ondan sonra anlatmamaya başladım. Yani kendini kaybedenler oluyordu. Mahvoluyorlardı böyle. Hatırlarım ben. Mesela bizim evde anlatmıştım. Soluk soluğa kaldı adam yani böyle çöktü. Yere çöktü falan. Bir daha vazgeçtim. Yani öyle bir kaç vaka görünce. Yani detaylı anlatmadım ondan sonra maddenin hakikatini. Çünkü konsantre olup anlıyor. Anladı mı, dayanamıyor bu sefer. Yani gücü yetmiyor. Ondan sonra gayet sakindim. Yani kendinden çok emin her şeyi anlatıyordum. Bak şu an hiç kimse karşımızda duramıyor. Ben kaşıkla oynuyorum yani en rahat hareketleri yapıyorum. Hanımlar dekolte yani en çılgın hareketler artık yani. Daha uç düşünemiyorum yani. En rahat yani Kuran’ın ölçüsü içerisinde olabilecek en rahat hareketler. En rahat yaşantı. Bu kadar münafığa, ite, kopuğa rağmen. Küfre rağmen. Gözlerinin içine baka baka destroyer gibi yara yara gidiyoruz. Münafıklar ağlamaklı sesler çıkarıyorlar sadece. O domuz sesleri çıkartıyorlar. Küfür öyle, İngiliz derin devleti öyle. Mesela muazzam bir yapılanma İngiliz derin devleti. Hiçbir şey yapamıyor.

 

(“Ve bir insan tımarhaneye sokulsa deli olmadığını nasıl kanıtlayabilir? Teşekkürler.”)

Tabii bu tımarhane konusu tehlikeli. Rusya’da eskiden, Çin’de, şurada, burada falan faili meçhul için tımarhaneler kullanılıyordu. Delilerin içine atıyorlardı insanları, orada öldürtüyorlardı delilere. Deliler cinayet işliyordu. Mecburen adamı götürüyorlar, sürükleyerek götürüyorlar. Adam da delilerin içerisinde olduğu için, onlarla tartışmaya giriyor. Veyahut onları durdurmaya çalışırken, deliler saldırıp normal insanlara özellikle, saldırgan tutum sergileme ihtimalleri olduğu için cinayetle sonuçlanıyordu. Veyahut onun aklını kaybetmesi elde ediliyordu, sağlığını kaybetmesi elde ediliyordu. Bu soğuk savaş döneminin bir yöntemiydi. Yani fikir adamlarını, aydınları tımarhaneye atarak, hizaya getirme veyahut yok etme, öldürme. Geniş çaplı kullanılmıştı o, Sovyet döneminde. Sonradan yavaş yavaş azalarak, bu dönem kaybedildi ama şu an tamamen kaybedilmiş değil. Mesela Kore’de, şurada, burada kullanılıyor bu. Mesela Kuzey Kore’de kullanılıyor. Adam bir şey yaptığında “sen delisin” diyorlar. Alıp tımarhaneye koyuyorlar. Yüksek dozda Haldol, Akineton vererek, adamı mahvediyorlar. Bedenen çökertiyorlar. Legal bir görüntü olmuş oluyor. Yani adam diyor ki, “ben ilaç veriyorum” Ölse bile, çökse bile. Çünkü Haldol ve Akineton onun kas yapısını, beden yapısını mahvediyor. Yani kan değerlerini falan da bozuyor. Bitap hale getiriyor. Dolayısıyla legal öldürme için çok müsait bir yer oluyor tımarhane. Şiddet devletlerinde, dehşet devletlerinde bu legal uygulamaların en çok rastlandığı yerdir. Eğer bir kişinin dışarda destekleyeni yoksa yani basınla başka türlü de desteklenemeyecekse yani bir demokratik tepki imkanı yoksa karanlık sistemlerde infaz kaçınılmazdır. Yani büyük bir ihtimalle orada o şahsı öldürebilirler. Nitekim bir Çeçen’e uyguladıklarını görmüştük gazetelerde yazmıştı. Tımarhaneye koydular ve adam tımarhanede öldü. Normal kendi halinde dışarıda olan bir adamdı. Sonra dediler ki “bu aklını kaybetti” dediler. Tımarhanede resmi var küçük bir yere koymuşlar. Bir süre sonra orada öldü. Ama orada kontrol mekanizması yoktu adamın.  Mesela avukatı yok şunu yok bunu yok bağlantı kurulamıyor. Şimdi bu ölümün nedeni açıkla desen açıklarlar. Kan değerleri var orada görülüyor. İşte Haldol verilmiş, Akineton verilmiş. Bünyesi çökmüş buna bağlı olarak. “Biz tedavi ettik adam da öldü.” Veyahut “tımarhanede deli saldırdı öldü” diyor. Yani “biz kasten bunu yapmadık. Yalnız tutamazdık tabii ki delilerin içinde olacak. Orada ona saldırıp öldürmüşler. Yapacak bir şey yok” gibi hapishanelerde nasıl adam öldürtülüyorsa tımarhaneler daha da müsaittir adam öldürtmek için. Ama karanlık yapılanmalarda mesela Kuzey Kore gibi yapılanmalara hiç kurtuluş yoktur Allah vermesin. Öyle bir şeyde bütün dünya kamuoyunun ayaklanması lazım ve olayı çok iyi takip etmesi gerekiyor.

 

(Londra’da Chatham House’da konuşma yapan Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı’nın Yunanistan ziyareti ile ilgili bir soru üzerine Erdoğan’ı destekleyerek “Lozan Anlaşması’na göre Türkiye’deki azınlıklar kendi liderlerini seçebiliyorlar. Yunanistan’da da Türklerin kendi dini liderlerini seçimle yapmaları gayet doğal, anlaşmanın gereği. Türkiye bu kurala uyduğu halde Yunanistan bu kurala uymuyor” dedi.) 

Tayyip Hocam Yunanistan’a sevgi kapısını açsın. Bu konuya girmeyelim. Bu tip şeylerden netice alamayız. Mesela Ermenistan’la da yani siyasi tartışmaların hiçbirinden netice alınmaz. Biz istediğimizi konuşalım, inadına doğru bile olsa aksini savunurlar. Öyle olmaz. Sadece sevgi konusundan anlaşmak lazım. Sevgi ve dostluk. Bunları bir kenara bırakmak lazım. Önce sevgiyi halletmek lazım. Sevgi hallolunca bunlar arkasından rahatça gelir. Sevgi hallolmazsa bunlar asla hallolmaz. Hiçbir şekilde hallolmaz.

 

(“İnsan şirkten nasıl kurtulabilir?”)

Dikkat edilmesi gerekiyor. Gün içinde sabah kalktığından itibaren sürekli Allah’ın her şeyi yarattığını sık sık kendine hatırlatacak. Onu yapmaya başladığında aklına bereket gelir. Yani o an bereket başlar. O insan metafizik bir varlığa dönüşür. Yani sesiz sedasız metafizik özellik kazanır. Bunun sonucundan işleri rast gider. İşleri düzgün gider. Her şeyde isabet kaydeder. Eğer tebliğ yapıyorsa ve bitmediyse tebliğ ölmez. Bakın bu çok önemli. Tebliğ yapıyor ve tebliğ bitmediyse ölmez. Ömrü uzun olur. Mesela bak bütün peygamberlerde falan öyledir. Görevi bitmediği için hepsinin ömrü uzun olmuştur. Allah muhafaza tebliğini engelleyecek hastalık olmaz. Bu çok önemli. Tebliğini önleyecek hastalık olmaz. Tebliğini yapabilecek şekilde olur. Mesela bak Yunus (as) şirke benzer bir karar aldı biliyorsunuz. “Ben yapamayacağım” dedi. Allah “git tebliğe, yap” dedi. “Ben yapamayacağım, dinlemiyorlar beni” dedi. Dinletecek olan Allah, dinlemiyorlarsa Allah dinletmiyor. Niye moralin bozuluyor dönme mübarek. Güzeller güzeli niye dönüyorsun? Gemiye biniyor o küskünlük, kızgınlıkla. Gemidekiler önce bir şey demiyorlar. Yola çıkıyorlar. Hiç adeti değilken denizin, hava akıl almaz bozuyor. Muazzam bir lodos, deniz acayip çalkalanmaya başlıyor. Adamlar diyor ki “bu normal bir gelişme değil. Aramızda bir uğursuz var” diyorlar. “Bir uğursuzluk var bir fevkaladelik var. Bu makul bir şey değil” diyorlar. Çünkü hiç ummadık bir şey olmayan bir şey oluyor. “Bunu da bizim tespit etmemiz mümkün değil. Bunu kura ile anlayabiliriz” diyor “kura atalım kurada o belli olur” diyorlar. Herkesin ismini yazıyorlar. Böyle kaba koyuyorlar. Şöyle şöyle çalkalayıp çektiriyorlar. Çekince Yunus (as)’un ismi çıkıyor kağıtta. “Arkadaş sen kusura bakma” diyorlar. “Hepimiz öleceğiz senin yüzünden” diyorlar. “Sende -haşa- bir uğursuzluk var” diyorlar. “Seni denize atacağız” diyorlar. Yunus (as) direniyor direnmesine rağmen denize atıyorlar. Akıl almaz bir şok geçiriyor. Dalgalı deniz zaten, çok şiddetli dalgalanıyor. Yüzmek için uğraşırken bu sefer de kocaman bir balık çıkıyor. Ağızını açıp yutuyor. Allah diyor ayette “karanlıklar içinde kalmıştı.” “Ya Rabbi Senden başka baki olan yok” diyor. Entel baki. Allahümme entel baki. Sürekli onu söylüyor. “Ya Rabbi beni afet. Ben hata yaptım, ben hata yaptım. Bir daha kesin yapmayacağım” diyor. Defalarca ama söylüyor, bir kere, iki kere, on kere, yüz kere değil. Allahümme entel baki. Allahümme entel baki. Sonra Cenab-ı Allah onu deniz kenarına götürüyor. Balık deniz kenarına gidiyor. Balık onu ağzından dışarıya atıyor. Normalde balık yutamaz öyle bir şeyi zaten. Yani o irilikte bir şeyi yutamaz. Atıyor ama üstünde başında elbise kalmamış oluyor. Hiçbir şey yok. Çıplak ve baygın bir şekilde atıyor denizin kenarına. Ondan sonra orada kabak bitkisi gibi genişçe bir bitki bitirtiyor. Orada bir bitki o anda Allah oluşturuyor ama aklın ihtiyarını almaz. Orada duruyor da olabilir bitki bir başkası açısından. Böyle şeyler hiç akıl ihtiyarı kalkmaz. O bitkiyi alıyor onunla örtünüyor. Edep yerini örtüyor. Muazzam bir pişmanlıkla hemen koşarak Ninova’ya gidiyor. Yeniden tebliğe. Akıl almaz bir şevk, akıl almaz bir gayret ile ihlasla yaptığı için bütün Ninova peygamberliğini kabul ediyor. Bak şevk ve heyecanın önemini görüyor musun? İllaki bu gerekir. Daha önce şevki yok. Ama o olayda şevki muazzam artıyor.

 

Münafıkların Hiç Seveni Yoktur. Uyuz Sırtlan Gibi İzbe Köşelerde Tek Başına Yaşar

Münafıklar, Allah onları yalnız bırakıyor. Lağımdan insan tiksinir ama münafıktan lağımdan daha fazla tiksiniyor insanlar. Hiç yanaşmıyor, domuz pisliği gibi görüyorlar. Bak dikkat ediyorum, kafirde bile böyle bir şey olmaz. Kafirin bile etrafında adam olur. Münafıkların etrafında bir kişi olmuyor. Felaket bir tiksinme. Yanlarında hiçbir kadın olmuyor. Ancak kadın kılığına girmiş iblis dışında, kadın kılığına girmiş trans iblis dışında hiç kimse yanaşmıyor. Ancak işte paralı fahişe falan olursa belki. Bak bu Allah’tan onlara çok büyük bir bela ve işaret. Bu işarettir işte. “Münafık nerden bellidir?” diyor. Al sana işaret. Pisliksiniz ve bütün millet tiksiniyor sizden, haklı nedenlerle ve hiç kimse yanaşmıyor. Birdenbire Allah üzerinizde bir tiksinti meydana getirdi ve herkes istisnasız tiksiniyor. Küfür bile tiksiniyor. Öbür eski nesil münafıklar da tiksiniyor. Onlar da birbirinden tiksiniyor. Hayır, it kopuk bile bak, eski homoseksüeller, hırsızlar da bunlarla görüşmüyor. Eski hırsız arkadaşları, eski homoseksüel, soyguncu arkadaşları da bunlarla görüşmüyor. O kadar haysiyetsiz, pislikler yani.

 

(“Savaşların arkasında kim var?”)

Savaş normalde halktan insanlar asla ve asla kabul etmezler. Savaş müthiş nefret edecekleri bir şey. Kan gövdeyi götürüyor, toplar, tanklar. Topluca karar alınması gerekiyor bunun olması için, deccaliyetin devrede olması lazım. İnsanların üstüne gidiyor, ülkelerin üstüne gidiyor. “Hadi kendinizi koruyun” diyor. Savaşı deccal çıkartır. Gariban insanlar da o saldırıya karşı kendilerini korurlar ve sonunda kan akar. Deccal de amacına ulaşmış olur.

 

(“Devlet, PKK’ya karşı daha fazla nasıl önlem alabilir?”)

Bir kere halkı da bu işin içine sokmak lazım. Halk da bu savaşın içine girmesi lazım, meşru ve legal olarak. Halkın istihbaratta ve savunmada da görev alması gerekiyor. Mesela bir yerde çatışma olduğunda halka da silah verip, o anda yani lokal çatışmalarda halkı da çatışmanın içine sokması lazım. Mesela 10 asker savaşıyor ama orada 100 kişi var. 100 kişiye daha silah verirsen, 110 kişi olur. 110 kişi birden çatışır ve büyük başarı olur. Burada bir elastikiyet gerekiyor, bir de PKK’nın geçiş noktalarına bomba düzeneği yerleştirilebilir. Ona da gösterilir. Dersin “bak buralarda bomba kullanacağız. Eğer geçersen buna müsaade etmeyiz.” Her yeri tıkamak lazım; geçitlerini, yollarını, her yeri tıkamak lazım.

 

Sevginin Uzmanı Kadınlardır, Tutkunun Uzmanı Da Kadınlardır

Kadınlar tabii daha sevginin üstadıdırlar. Sevginin uzmanı kadınlardır, tutkunun uzmanı da kadınlardır. Asıl alıcısı da onlardır. Erkek kadındaki tutkuyu seyreder, derinliği seyreder, aşkı seyreder. Onu seyrederken ona aşk ve tutkuyu sunar. Ama asıl membaı, kaynağı kadınlardır aşkın, tutkunun kaynağı. Üstadı da kadınlardır. Allah onlara özel yetenek, özel güç vermiştir. Hayret edecek bir güç vermiştir. Uçsuz bucaksız bir deniz gibidir sevgileri ama kadın ruhu kolayca ele alınan, kolayca bağlantı kurulan bir ruh değildir. Kadın önce güven ister, saygı ister, değer verilmek ister. Egoist, bencil bir insanı kadın sevemez. Allah’a kendini teslim etmemiş bir insanı kadın sevemez yani gücü yetmez. İstese de yapamaz. Çünkü Allah kilitler. Bir egoisti, bencili Allah sevdirmez. İstediği kadar güzel olsun, ne olursa olsun. Akıllı bir erkek çok detaylarıyla görmesi gerekir, ince ince. Kirpiklerinden tut, yüzündeki o derin ifadenin en ince kıvrımlarına kadar hepsini bilmesi gerekir. Çünkü Allah’ın sanatı takdir edilmek içindir. Allah’ın sanatını adam takdir edemiyorsa, kadın da bu takdiri göremiyorsa sevgisini yöneltemez kadın. Bak, Allah takdir edilmek ister. Allah’ın tecellisi olan kadın da takdir edilmek ister. O takdir, iyi teşhisle, iyi görmeyle olur. Bir sanatçı gibi, o detayları görmek ve o detaylardan müthiş bir heyecan duymak. Mesela güzel bir tabloyu gördüğünde insan nasıl heyecan duyuyor, güzel bir çiçeği gördüğünde nasıl heyecan duyuyor? Kadın güzelliğini gördüğünde de akıllı bir erkeğin, samimi heyecan duyması lazım.

 

(“İmanda dalgalanma yani azalmanın önüne nasıl geçebiliriz?”)

Bir kere insanlarda mantıklı düşünme eğilimi var. Mantıkla düşünme şöyle diyeyim mesela esnaf vardır dürüst esnaf vardır bir de üçkağıtçı esnaf vardır. O böyle çok berbat bir mantık geliştirir, üçkağıtçı esnaf mantığı. Halkta da bir normal mantık vardır bir de şizoit yahut şizofren şüpheci mantık vardır. Halbuki düz akılda Allah’ın varlığı hemen zaten çok sarih geri dönüşü imkansız halde görülüyor. Yani dalgalanma olacak gibi değil durum. Sen elips şeklinde bir ekranın başında oturuyorsan nereye dalgalanıyor imanın? Elips şeklinde bir ekranın içinde oturuyorsun ve bu film devam ediyor senin iraden dışında sen de diyorsun ki; “imanım dalgalanıyor” arkadaş için demiyorum yakışıklım için demiyorum genelde. Mümkün değil, ruh sahibinin ikinci bir ihtimali düşünmesi yani ciddi tasarlayarak düşünmesi on saniyede falan Allah canını alır, beş on saniyede aklını kaybeder, on saniye sürmez. Mümin imanı hiç bırakamaz hiç. Ama öyle sıradan bir felsefeci bir şey der ona nasıl cevap vereceğini düşünebilir yani kaale alarak değil. Mesela birisi bir şey söyler ona nasıl cevap vereyim diye düşünebilir. Ama bilinçli ve şuurlu olarak Allah aleyhine mümin on saniye bile düşünemez bir anda beyninin ışığı söner. Aklını kaybeder öyle bir şey olmaz. Yakışıklım kendine hiç dokunmazsan samimi olursan hiçbir şey olmaz. Ama kendini zorlamaya kalkarsan, bozmaya çalışırsan fıtratını dengen bozulur, kendini doğal haline, samimi haline bırakırsan Allah’ı samimi düşünürsen, samimi bağlantına devam edersen zaten seni Allah öyle bir şeye bırakmaz. Ruh sahibini öyle bir şeyin içine çekmez Allah. Allah’ın adetullahında öyle bir şey yoktur. Mümini imansızlığa çekmez Allah öyle bir şey yapmaz imtihan eder ama öyle bir şey yapmaz. Dolayısıyla Cübbeli diyor ya “ölürken şeytan gırtlağımıza yapışacak imanımızı kaybetme tehlikesi” öyle bir şey olmaz mümkün değil. Müminin zaten onu isteyecek gücü yok. İsteyecek yeteneği ve gücü yoktur müminin yaratılıştan öyle bir şeyi yok yapamaz beyninin gücü yetmez buna, aklının gücü yetmez böyle bir şeye, öyle bir güçle yaratmıyor Allah mümini. Ama kafirin ve münafığın gece gündüz kafası buraya göre çalışır cayır cayır ona göre yaratılmıştır onlar. Ama müminde öyle bir şey yok.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270115/sayin-adnan-oktarin-9-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270115/sayin-adnan-oktarin-9-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171209t_10.jpgFri, 02 Feb 2018 08:05:26 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 8 Aralık 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 8 Aralık 2017

 

Resulullah (sav)’in Çektiği Çileyi Bütün Ümmeti Muhammed’e Anlatalım

Kimsenin bundan haberi yok. Münafıklarla nasıl karşılaşmış, müşriklerle? Sadece işte deve işkembesi atmışlar. Kardeşim, o çok küçük bir bölümü. Bak, 2 buçuk kilometre boyunca adamlar tükürüp taş yağmuru yapıyorlar, 2 buçuk kilometre yaya yürüyorlar ve yaralıyorlar. Peygamberimiz (sav)’in büyüklüğünü anlamak açısından bunlar çok önemli. Allah’ın neden Peygamber (sav)’i sevdiğini görmek isteyenler, bak o 2 buçuk kilometre tükürük ve taş yağmuru onun sevgili olmasını sağlıyor. O çile onun sevgili olmasını çünkü Allah’la bağını asla koparmıyor, asla sevgisinden azalma olmuyor, bilakis aşkı daha da yükseliyor.

 

“Ayetteki “cüsseli yapıları hoşunuza gider” ne demek?”

Münafıklar bazen kendilerini zengin gibi gösterirler, cüsseli gibi gösterir. Mesela o iğrenç işkembelerinin üstüne pis çuvallar giyer. Mesela o iğrenç elbisesi ile övünür. Veyahut bir atıyla, eşeğiyle, arabasıyla övünür. Halbuki çöp arabasında lağım götürülüyor gibi o. Şimdi araba var tamam. Araba neyi götürüyor? Lağım torbasını götürüyor. Lağım torbası artı araba. Münafığın işi bu. Onun için Allah “onlara beğeni gözü ile bakmayın” diyor. Bazı kafası çalışmayanlar onlar o lağım torbalarını taşıyan arabadan dolayı lağım torbasına bu sefer saygı duyuyor. Arabada ne gidiyor? Lağım torbası gidiyor. Yani mikrop torbası gidiyor. Ne fark eder yani? Orada bir beğeninin yanlış olacağını söylüyor Allah. Mesela diyor ki “onların konuşmalarını dinlersin.” Çok geveze olur münafıklar. Bak “konuşmalarını dinlersin” diyor Allah. Çok lafazan olur. Çünkü şeytanın etkisiyle artık kontrol tamamen şeytanın etkisinde olan dil başlar zırvalamaya. Eli ayağı her şeyi artık şeytanın emrinde olduğu için başlar zırva zırva yazılara, konuşmalara, ifadelere başlar. Ayette de “onları dinlersin” diyor. “Cüsseli yapıları da hoşuna gider” görünüşü mesela efendim eve gitse evin hükmü ne oluyor? Lağımı muhafaza eden beton, evi. Arabası nedir? Lağımı götüren çöp arabası. İstediği kadar süslü olsun. Götürdüğü ne? Lağımı götürüyor. Arabaya yazık yani. Değil mi? Arabaya yazık yani. İnsan arabaya acır yani.

 

“Bu davayı savunurken sizi tetikleyen şeyin ne olduğunu merak ediyorum?”

Ben çocukluğumdan beri çok vicdanlıydım. Adaletsizlik, vicdansızlık hep beni rahatsız ederdi. Darwinizm’in anormallik olduğunu ben ortaokulda falan anlamıştım. İlkokulda, ortaokulda. Büyük savaşların da organize edildiğini de anlamıştım. Bir derin devlet yapılanması içinde yapıldığını hissetmiştim. Çünkü olacak iş değil. Adamlar niye silahlanıp işi gücü bırakıp da, halk böyle bir şey yapmaz. “Hadi arkadaşlar birbirimizi boğalım” demez halk yani. Halk asla böyle şeyleri, böyle pisliği yapmaz. Bunun şeytani bir organizasyonla yapılması gerektiği açık görülüyor. Onları zorla bu işe soktukları belli. Almanya’da halk nefret ediyor savaştan. Herkes nefret ediyordu. Rusya’da da herkes nefret ediyorlardı ama kurtulamadı insanlar. Yani o kahpe sistem, o deccali sistem herkesi ensesinden tuttu savaşın içine soktu. Dünyanın hiçbir yerinde insanlar savaştan hoşlanmaz. Ama sistemi kontrol eden o üst güç hepsini istemedikleri halde o savaşın içine sokup öldürtüyor. O yüzden meselelere ben o gözle bakıyordum o zamanlar. Üniversitede akademiye başlayınca bütün gücümle İslam’ın yayılması gerektiğini düşündüm.  Lise sonda da öyle. Baktım yetenekliyim de İslam’ı anlatma konusunda. Dürüst olduğumu da gördüm. Samimi olduğumu da gördüm. Bayağı samimiyim. Hayatımı İslam’a adama kararı aldım. Onun dışındaki bir hayat bana çok korkunç geldi. Yani egoist bencil bir hayat bana çok korkunç geldi. Hiç yapamam yani. Çocukluğumdan beri yapamayacağım bir şey. Onun için var gücümle İslam’a, Kuran’a, Hakk’a Hakkaniyete hizmete kendimi adadım. Halen de devam ediyorum.

 

Allah Her Mehdi’ye, Her Allah Yolunda Mücadele Edene Sevabının Artması İçin Münafıklardan Bir Güruhu Musallat Eder

Cenab-ı Allah Enam Suresi 112’de, Cenab-ı Allah diyor ki bak “Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık.” Her Mehdi’ye, her Allah yolunda mücadele edene Allah münafıklardan bir güruhu musallat eder ibadet olarak. Yani ibadeti artması için, sevabı artması için ama tabii o ezilecek şekilde yaratılır münafık. Yani ezilecek şekilde yaratır, Allah öyle yaratır onu. “Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar.” Münafıklar öyledir. Yaldızlı sözlerle birbirlerini kafalamaya çalışırlar. “Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı.” Ne demek biliyor musun? “Ben yaratıyorum” diyor Allah. Nasıl yapsın? Yapamaz yani. Yirmi yıl senin hizmetindeyse adam Allah bir yirmi yıl daha hizmet ettirirdi. Neden onun beyninde değişiklik yapsın Allah? Hizmet ettirmiş gücünü göstermiş Allah. İstese yine yirmi yıl daha hizmet ettirir. Öyle yapmıyor. Yirmi yıl sonra başlıyor münafıklığa. Ama “yenilmiş olarak münafıklığını göstereceksin” diyor. “Seni de ezim ezim ezeceğim” diyor Allah. “Seni” diyor “Müslümanların peygamberine” veyahut imamına, kimse Müslümanların başında olan ona “ezim ezim ezdireceğim” diyor Allah. “Ona imkan vereceğim ve o da seni ezecek” diyor. “Kaderin bu” diyor Allah. “Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak.” (Enam Suresi 112) Münafığın yalan düzme yeteneğini zaten görüyorsunuz. Biliyorsunuz bütün tarih boyunca acayip bir yalan düzme ve uydurma, hikaye yetenekleri vardır. Cenab-ı Allah diyor ki Enam Suresi 113’te “Bir de” diyor Allah bak “bir de” Cenab-ı Allah ilave yapıyor. “ ahirete inanmayanların kalpleri ona meyletsin” şimdi münafık ama ahirete inanmıyor Müslümanların içinde münafığa kalbi meylediyor bu sefer, münafığın yaldızlı sözlerine “meyletsin de ondan (bu yaldızlı ve içi çarpık sözlerden) hoşlansınlar ve yüklenmekte olduklarını yüklenedursunlar.” (Enam Suresi 113) Yani “iyice cehennemleri gelişsin” diyor Allah. “Derinleşsin” ama bak yine Müslümanların içinde bunlar fakat kalbi münafıklara meyletmiş onları güçlü görmek istiyor, onların galip gelmesini istiyor. Fakat Müslümanlardan da ayrılmıyor. Fakat gönlü münafıklardan yana. Onların yaldızlı sözlerinden etkileniyor. Onu duydukça Müslümanlara karşı hakikaten kini artıyor, nefreti artıyor. Ama gücü de yetmediği için Müslümanların içinde hem sebepleniyor ama münafık ruhu onun da kalbine tam işliyor.

 

“Kuran’da her sorunun cevabı var mı?”

Kuran’da her sorunun cevabı olmasına gerek yok. Kuran genel ahlak kaidelerini bize bildirir “alabildiğine özgürsünüz” der “bunun dışında.” Mesela “şunlar şunlar haram” işte “domuz eti, leş, kan, Allah adına kesilmeyen yiyecekler, şarap bunlar haramdır” diyor Cenab-ı Allah, “bir de vücuda zararlı olan şeyler, temiz olmayan şeyler bunları yemeyin bunun dışında ne istiyorsanız isteyin” diyor “hepsini yapabilirsiniz” diyor. Namazı tarif ediyor istediğin gibi kılarsın. Din özgürlük kitabıdır, özgürlüğün kitabıdır, sevginin ve özgürlüğün kitabıdır Kuran. Bak diyor ki: “Üstünüzdeki ağır teklif zincirlerini kaldırıyor” teklif yani şu yasak, bu yasak bu yasak diyorlar ya onları kaldırıyor diyor Kuran için. Bizim üstümüzdeki zincirleri kaldırır, bizi özgürleştirir Allah ve çok az, parmakla sayılan haramların dışında her şeyin helal olduğunu bize bildirir, bizim sevinç içinde yaşamamızı, sevgi içinde yaşamamızı sağlayan bir kılavuzdur Kuran, sevgi Kitabıdır sevgi, sevgiyi öğreten bir kılavuz.

 

“Bencil bir insan bencillikten nasıl kurtulur?”

Eğer çok bilinçli bencilse kurtulamaz mesela bilinçli yalancıysa kurtulamaz mesela münafık kurtulamaz öyle yaratılmıştır o, sadece tedbir alırsın. Müslümanların kıymetini artıran varlıklardır onlar. Israrla olmamasını istiyor insanlar Allah Allah yani “imtihan olmasın” diyor o zaman cennet olmaz yani münafık sayesinde cehennem olur, kafir sayesinde cennet olur aynı zamanda yani cennete de vesiledir münafıklar. Çünkü cennet derecesi münafıklarla elde ediliyor, cennet derecesi kafirlerle elde ediliyor. Mesela Peygamberimiz (sav)’i Taif’te taşlıyorlar o manevi makamını yükseltiyor, hakaret ediyorlar manevi makamı yükseliyor, tükürüyorlar manevi makamı yükselir, bir de zır cahil adamlar var o zaman bak dikkat edin Taif’te taşlayanlar. Şimdi mesela kanun var, hukuk var polis çağırırsın o zaman polis de yok ayağı çıplak zırdeli adamlar cahil böyle daire şeklinde sarıyorlar Peygamber (sav)’i ilerlerken habire küfür ve hakaret, habire taş atıyor, tükürüyor, taş atıyor, tükürüyor baş belası yani. Ama Peygamberimiz (sav) çok soğukkanlı hiç etkilenmiyor maşaAllah. İki buçuk kilometre öyle yürüyor, başkası olsa onu kaldıramaz Allahualem. İki buçuk kilometre çok uzun bir yol, ki saatler sürüyor bu, tabii.

 

“Toplumda şöyle bir algı var erkekler istediğini yapabilir ama kadınlar yapamaz. Bu algı ne zaman düzelecek?”

Evet öyle erkek egemen toplum yapısı tabir edilen bir yapı, binlerce seneden beri oluşturulmuş Peygamberimiz (sav) zamanında dengelendi ama sonra hemen vefatından sonra yine bozuldu yani deccalin yaptığı bir oyun bu. Deccal dünyanın en güzel varlığına kafayı takar, kadına ve kadını ezmek ister, üzmek ister, yormak ister, yok etmek ister yerine homoseksüelleri koymak ister güzel olan her şeyi tahriple görevlidir münafık. Güzel olan her şeyi tahriple görevlidir deccal dolayısıyla şeytanın görevi budur yani her türlü güzelliği yıkar. Şehirleri çirkinleştirir, binaları çirkinleştirir, kadınları çirkinleştirir mesela onun için diyor ki “kadınlar makyaj yapmasın” diyor şeytanın etkisiyle. “Yüzündeki” mesela “fazla tüyleri falan almasın” diyor. “Saçını boyamasın, parfüm kullanmasın” diyor şeytanın etkisi. Mesela “güzel giyinmesin, gülmesin” diyor bak gülme çok açık değil mi şeytandan işte “gülmesin” diyor. “Dışarı çıkmasın, müzik dinlemesin, resim yapmasın” güzel olan her şeyi engelliyor. Şeytanın görevi güzelliği dünyadan yok etmektir.

 

(Kudüs Mescid-i Aksa’daki Cuma namazı çıkışında karıştı. “Yılanın başı Amerika” diye sloganlar atarak Molotof ve taşlarla saldıran Filistinlilere karşı İsrail polisi çıkışta ateş açtı.)

Yılanın başı deccal, ne Amerika. İşte bak bu deccalin bir başarasıdır, oynatıyor onları. Mesela kurşunu sıkan adam “kurşunu yandan başkası sıktı” diyor. Adam da yanlış adrese gidiyor katil gizleniyor, İngiliz derin devletinin böyle bir sistemi vardır. Faili meçhul için katili gizler, katili alakasız yerlere çeker, gösterir. Trump garibanın teki bak şimdi onun hedef gösterilmesi mevzubahis dikkat ederseniz.  

 

“Suriye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?”

Suriye’nin birleşmesi mümkün değil. Suriye mahvoldu, Mehdiyet’in dışında da hiçbir şekilde birleşmez. Sevgi olmadan da asla olmaz. Suriye’yi birleştirecek şey Allah korkusu, Allah sevgisidir, imanladır. Onun dışında oturacak ne yer kaldı, ne de bir arada barınabilecek insanlar var. Mesela adam Şii, öbürü de Sünni bir arada barınmaları mümkün değil.

 

“Merhaba Adnan Bey ben İzmir’den Batuhan. ‘Tanrı insanı neden yaratmıştır?’ diye insanlar bize soruyor. Kendimiz de bunu düşünüyoruz. Kendi yorumum şöyle: Bence Tanrı insanı aşkı görmek için yaratmıştır. Yaratılma sebebimiz sizce aşkı görmesi için midir Tanrı’nın diye, size bir soru sormak istiyorum. Sizin tarafınızdan yorumlanmasını istiyorum. Teşekkür ederim.”

Biz sonsuz öncede vardık. Ve sonsuz sonrada da varız. Bu yanlış biliniyor. Allah insanı yaratmıştır deyince belirli bir süre sonra oldu gibi anlıyor insanlar. Sonsuz öncede biz vardık, sonsuz sonrada da biz varız. Allah hiçbir zaman için yalnız olmamıştır. Allah aşkı tabii çok beğeniyor Allah. Yani kâinatı bütün yaratmasının sebebi, Varlığının sebebi zaten aşktır. Aşkı Kendisi mükemmel yaşadığı gibi Cenab-ı Allah, Kendi tecellilerinde de yaşatıyor, Kendi tecellilerinde de görüyor bunu, Kendi tecellilerinde hissediyor ve bunu sonsuza kadar hissediyor. En yüksek duygudur, en yüksek güzelliktir. En büyük nimettir. Tutku, aşk Allah’ın tek amacı da zaten sevgidir. Allah’ın ismi de sevgidir zaten. Yani yaratılış amacı da sevgidir. Sevginin dışında hiçbir amaç yoktur. Kâinatın varlığında tek amaç budur.

 

“Bir kadında sevmediğiniz huy nedir?”

Akıllı olmaması, samimi olmaması tabii çok berbat olan bir şey. Her kim olursa olsun samimi olmaması çok kötü. Çünkü samimi olmayınca Allah’tan korkmuyor. Allah’tan korkmuyor, aklı olmuyor. Zincirleme ahlak bozukluğu oluyor. Zincirleme her türlü bozukluk olur. Samimiyet en hayati konu. Samimi olduktan sonra hepsi tamam. Her şey mükemmel oluyor. Samimiyet çöktü mü her şey çöküyor.

 

(İran’daki Vahdet Konferansı’nda konuşan İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, “Şii ve Sünni Müslümanlar ayrı güzergahlarda aynı hedefe giderler. Şiiler ve Sünniler emperyalizme karşı birlikte mücadele ettiler” dedi. Ruhani şunları ekledi “Bugün Şii ve Sünni, Kürt, Arap, Alevi, Sünni arasında ihtilafları çıkartan ve fitne tohumları ekenlerin kimler olduğunu bilmemiz gerekir. Bölge halkları asırlardır birlikte barış içinde yaşadılar. Oldukça farklı etnik ve mezhep bağlılarıydı ve birlikte kardeşçe yaşadılar. Halklar içine bu düşmanlık ve fitne tohumları yirmi ve yirmi birinci asırda ekildi. İslam’ın kardeşlik anlayışını anlatmalı, İslam’ın gerçek yüzünü göstermeli. Bizim gerçek vahdete, birlikteliğe ihtiyacımız var.”)

Helal olsun. Güzel insandan güzel söz çıkar. Çok güzel konuşmuş. Mehdiyet üslubunu her yerde görmeye başladık. Her yerde görmeye başladık. Daha önce böyle bir konuşma mümkün değildi.

 

“Adnan Hocam, tevekkülün önemi nedir?”

Tevekkül insanın cennetidir. Bir nevi cennettir. Dünya cennetidir. Tevekkülde korku olmaz, tedirginlik olmaz, endişe olmaz, vesvese olmaz. Yani insanın canını yakan hiçbir şey olmaz. Sadece kalp ferahlığı ve zevki olur. Dünya cennetidir tevekkül. Tevekkülü tam elde eden adam dünya cennetini yaşar. Ve karşılığı da zaten cennettir. Tevekkül çünkü Allah’a inançtan kaynaklanıyorsa karşılığı cennettir.

 

“Ben yıllardır tek merak ettiğim soru var sizin hakkınızda. Sizin ana temanız yani ana amacınız ne? Onu çok merak ediyorum. Teşekkür ederim.”

Benim amacım sadece Allah’ın rızasıdır. Allah’ın sevmesini istiyorum beni bu kadar. Benim amacım sevgi. Sevgi için yaşıyorum ben. Allah’ın sevgisi. Allah’ın rızası demek Allah’ın sevgisi demektir. Allah’ın beni sevmesi bana yeter. Çünkü o zaman bütün kainatı sevmek çok kolay ve güzel. Ama ‘Allah beni sevmez’ çok münasebetsiz bir ifade böyle bir şey olmaz. Bu bir hastalıktır öyle şey olmaz. Mümini Allah sever. Mümin de bundan kalbi emindir inşaAllah samimi Müslümanın. Fakat cehennem korkusu içerisinde de olur. Yoksa zaten Müslümanı Allah sevmeyecek kimi sevecek Allah? Tabii ki Müslümanı sever. Samimi insan tabii ki sever.

 

Onur, Kuran’a Uyan Müminlere Aittir. Küfürde, Münafıklıkta Onur Olmaz

Münafıklar şeytandan Allah’a sığınırım Allah diyor ki 139’da münafıklar “Onlar, mü'minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar?” diyor Allah. Münafıklar hep Müslümanlara onur tavsiyesinde bulunur. Kendilerinin onur bulduğunu ve küfrün yanında onur bulduklarını söylerler. Bak küfrün yanında onur bulduğunu söylerler.  “Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.” (Nisa Suresi 139) Yani Kuran’a uyan müminlere aittir. Küfürde, münafıklıkta onur olmaz. Münafıklıkta alçaklık, haysiyetsizlik, şerefsizlik, namussuzluk, kahpelik vardır. Onun için Allah münafıkların onurunu yerle bir eder. Rezil rüsva eder. Allah onları aşağılar, yolunmuş domuz gibi tek başına yaşatır Allah. Bir mucize olarak elle tutulur belaya uğrarlar.

 

“Allah’ın bize işaret verdiğini nasıl anlarız?”

Yolda yürürken düşünürsen işareti görürsün. “Ya Rabbi o işaretleri bana hissettir” dersen görürsün. Mesela ben orada oturuyorum farz edelim kalkıp gezinmek daha faydalı olur diye düşünürsün. Allah sana onu hissettirir. Veyahut bir konu vardır onu anlatman gerektiğini Allah sana hissettirir. Hep bu işarettir. Mesela münafıkları Allah yaratır. Oradan münafıkları anlatman gerektiğini anlarsın. Çünkü normalde münafık olmadan insanlar pek münafığı anlatmazlar. Halbuki Allah münafık konusunu çok önemli görüyor Kuran’da. En çok ayet münafıklarla ilgili. Ama en az anlatılan konu münafıklardır. O zaman münafıkların çok anlatılması için Allah münafıkları yaratıyor. Münafığa da eylem meydana getirttiriyor ki münafığın eylemini Kuran’daki anlatımın aynı olunca Müslüman onu daha rahat yaşanmış bir olay olarak anlatmış oluyor. Ve yaşanmış bir olayı anlatınca da müminlerin imanı artıyor. Çünkü münafığı tarif ediyor Kuran’da Allah, bakıyoruz münafık aynısı, üslup aynısı, kelimesi kelimesine aynısı. Bütün yöntemler aynı. Hakikaten şuurları kapalı. O zaman Allah’a imanımız daha artar, Kuran’a imanımız daha da artar.

 

(Sabah Gazetesi Fethullah Gülen'in Pensilvanya'daki çiftlik evinin görüntülerini yayınladı. Haberde malikanenin otuz altı kamera ile tarandığı Gülen’in çalışma odasında ve yatak odalarında dahi kameralar olduğu, güvenlik odasına sadece en güvenilen dört kişinin girebildiği söyleniyor. Ayrıca görüntülerin FBI tarafından da yirmi dört saat kayıt altına alındığı, eve giren çıkanların da yine FBI tarafından denetlendiği, güvenlik odasında yirmi dört saat iki FBI görevlisinin bulunduğu, FBI helikopterlerinin de düzenli olarak çiftliğin üzerinde devriye gezdiği söyleniyor.)

Adamlar çok önem veriyorlar baksana yani demek ki rütbesi çok yüksek. Deccalın ona verdiği rütbenin çok yüksek olduğunu görüyoruz. Sıradan birisi olsa yani deccalın sıradan adamı olsa böyle bir rütbe oluşmaz. Büyük bir rütbe ile onu görevlendirmiş deccal. Çok büyük bir hata yapmış çok.

 

“Berzah aleminde herkes mi söz veriyor sadece sözünü tutanlar mı söz veriyor?”

Berzah alemi derken herhalde zer alemini kastediyor değil mi kardeşimiz? Zer alemi tabii aklın ihtiyarının kalktığı bir yer olduğu için orada herkes söz veriyor. Çünkü mecburlar, peygamber olarak getiriliyor. Peygamberimiz (sav) mesela o mertebeyi almış oluyor orada. Peygamber olduğunu biliyor, İsa Mesih peygamber olarak getiriliyor. Allah’ın gücü kesin gösteriliyor insanlara. Öyle bir ortamda münafığı, dinsizi, imansızı hepsi tabii uygun şekilde cevap veriyor. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diyor Allah hepsi birden “bele” diyor “Evet Rabbimizsin” diyorlar. Ama sonra burada hıyanet ediyorlar hainlik ediyorlar. Orada işte aklın ihtiyarının kalkmasının nasıl riskli olduğunu gösteriyor. Allah diyor ya “Ben istesem hepsini iman ettiririm” diyor ayette “hepiniz tek bir ümmet olursunuz” diyor. Zer aleminde bütün insanlık tek bir ümmet. Hepsi İslam dininde. Tamamı tek bir ümmettir zer aleminde bak. Ve imansız tek bir kişi yok. Allah diyor ya “Ben istesem hepinizi iman ettiririm ve hepinizi tek bir ümmet kılarım” diyor değil mi ayette? Bunu zer aleminde yapıyor Allah. Herkes tek bir ümmet ve herkes iman ediyor. Ama buraya geldiler miydi sapıtan, üşüten, takla atan, oynatan her çeşit adam oluyor.

 

“Sevgiyle düşmanlık bir arada olabilir mi?”

Nasıl olsun? Tabii ki olmaz. Sevgi varsa sevgi çok sökücü ve kaplayıcı bir güçtür. Sevginin geldiği yer her yer dümdüz olur. Bulut gibi kaplar ve hepsini bitirir. Ne varsa söker atar. Sevginin temizlemeyeceği, düzeltmeyeceği hiçbir şey yoktur. Kötülük, kin, öfke hepsini söker. Sevginin gücü çok yüksektir. Kahredici bir gücü vardır sevginin.

 

“Akıllı bir insanın sohbeti ve konuşmaları nasıl olur?”

Sıkıcı olmaz oradan hemen anlaşılır. Sıkılıyorsa insan orada bir anormallik vardır. O işarettir, kalbe Allah’ın verdiği bir işarettir. Bir insanı gördüğünde sıkılmamak lazım normalde. Eğer sıkılıyorsan onda bir uğursuzluk bir şeytaniyet vardır. Kalp bir insanı gördüğünde sıkılıyorsa bir anormallik olduğu açıktır. Ya kendinde bir anormallik vardır yahut o insanda bir anormallik vardır. Ama kalp ferahlık hissediyorsa, hoşuna gidiyorsa, sözünü sohbetini dinlemek istiyorsa o da kalbe bir işarettir ki o insan iyi. O insanı dinlemesi, o insandan istifade etmesi, o insanın ruhaniyetinden faydalanması Allah’ın beğendiği bir durum olduğu kalbine öyle ferahlıkla ilkah edilir. İşaret verilir, o bir işarettir. Sıkıntı da bir işarettir, kalp ferahlığı da bir işrettir.

 

“Hz. İsa (as)’nın tekrar yeryüzüne gelişi aklın ihtiyarını kaldırır mı?”

Yo İsa Mesih’in kendisinin aklının ihtiyarını kaldırması lazım en başta. O kendini tanıyamıyor ilk başta. Bilmiyor kendisinin İsa (as) olduğunu. Bediüzzaman diyor bak “bidayeten kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. “Yakın talebeleri havassı, seçkin talebeleri onu imanın nuruyla tanırlar” diyor. Zamanla fark ediliyor. Allah’ın orada muazzam bir sanatı vardır. Aklın ihtiyarını kaldırmama sanatı vardır Allah’ın. Mesela beynimizin içinde gözsüz görüyoruz aklımızın ihtiyarı kalkıyor mu? Bir insan dese ki sana “bir et yığını yapacağım, yağlı bir et yığını alacağım kafanın içine koyacağım. Sana göz diye iki parça koyacağım etten ama sen onun içinde üç boyutlu renkli bir dünya göreceksin ışıklı. Dışarıda ışık olmadığı halde, renk olmadığı halde sen üç boyutlu, renkli, pırıl pırıl bir dünya göreceksin. Ayrıca da sesi de üç boyutlu alacaksın, sesin yönünü bile bileceksin” desen birisine adam “amma yalan söyledin” der. “Hayal aleminden mi geziyorsun sen?” der “bu kadar abartı olmaz artık” der. “Asla inanmam” der “asla.” “Peki böyle bir şey olursa ne dersin?” dersin “bu mucize üstüne mucize, mucize üstüne mucize bu aklın ihtiyarını kaldırır” der. Yani aklın ihtiyarını tamamen kaldıracak bir şeydir “etin içerisinde üç boyutlu dünya meydana gelecek” dersen “bu aklın ihtiyarını kaldırır” der. Kaldırıyor mu? Yok. Çünkü alıştık. Ülfet meydana geldiği için kaldırmıyor aklımızın ihtiyarını. Aslında bu aklın ihtiyarını kaldıracak bir şey. Adama deseler ki “mikroskopta zor görülen tek bir hücreden koskocaman bir adam olacak” desen “ve seninle konuşacak hatta o kadınla evleneceksin” deseler değil mi öyle küçük bir hücreden. “Ne diyorsun?” deseler normal akılda bir adam buna kesinlikle inanmaz. “Bu olacak iş değil” der. “Bu aklın ihtiyarını kaldırır” der. Oluyor. Aklın ihtiyarı kalkıyor mu? Yo, hiçbir şey olmuyor. Deseler ki mesela “Gökyüzünde koskoca bir taş kütlesi toprak kütlesinden bir şey yapacağız yuvarlak, içine ağzına kadar magma dolduracağız fokur fokur kaynayacak, elma kabuğu kadar da ince olacak, uçsuz bucaksız uzayda akıl almaz bir hızla bu gidecek ve hiçbir yere çarpmayacak. Milyonlarca göktaşının içinden geçecek hiçbiri hiçbirine dokunmayacak. Geçen o cisme dokunmayacak ve içi fokur fokur kaynayarak gökyüzünde gezeceksin” deseler adam dehşete düşer. “Böyle bir şeyin üstüne biner misin?” deseler “Allah esirgesin kesinlikle binmem” der. “Fokur fokur kaynayan magmanın üstüne ben biner miyim, deli miyim ben?” Der. Adam asla kabul etmez. “İncecik olacak” diyeceksin kabuk hakikaten elma kabuğu kadar incedir. Elma kabuğunu biliyorsunuz içini düşündüğümüzde magma kabuk kısmı soğuk kısmıdır elmanın. Ondan gerisi hepsi magma. Fokur fokur kaynar. “Böyle bir şeyin üstünde gökyüzünde seni gezdireceğim” desen adam yerlere yapışır “Allah aşkına yapma” der. “Düşünmek dahi istemiyorum” der. “Asla istemem” der. Şu an adam düğün yapıyor onun üstünde. Mastika oynuyor yani. Alışmış ülfet oluşmuş aklın ihtiyarı kalkmıyor.

 

Küfürle Mücadele Şarttır, Münafıkla Mücadele Şarttır

Ahzab Suresi, 60’ta da şehirde kışkırtıcılık yapacaklarını söylüyor Allah münafıkların. Ve yalan haber yayacaklarını söylüyor Ahzab Suresi, 60’ta da. Münafık ahlakını Allah tam bize göstermiş oluyor. Normalde tabii insan iki türlü olabilir münafığa dersin ki “it ürür kervan yürür” dersin hiç muhatap olmazsın adamlarla. Ama Kuran’a uygun değil bu. Kuran; teşhis edip, hükümlerini anlatıp Kuran’la benzer yönlerini Müslümanlara tanıtarak münafıklara karşı Kuran’la mücadele edilmesini söylüyor Allah. Bana ne yok. Sahabe devrinde öyle bir hata yapılmış. Münafıkları ellememişler. Adamlar da Müslümanların tepesine çıkmış. Ve katliamlar yapmışlar. Ve gelenekçi Ortodoks sistemin gelişmesinde ana zemini oluşturmuşlar. Ama zamanında bunlar etkisiz hale getirilseydi ilimle irfanla, kanunla hukukla bu pislik denizi gelişmeyecekti.

Furkan Suresi’nde Cenab-ı Allah “Öyleyse” diyor  “küfre (münafıklara) itaat etme. Ve onlara Kuran’la büyük bir mücadele ver” diyor. Bak bu namaz gibi bir ibadet yani yapılması gerekiyor. Yoksa münafık it kopuk, aşağılık takımı adam yok hükmünde sayarsın bırakırsın. Öyle yapmayacaksınız diyor Allah. “Onları yakalayacaksınız ilimle irfanla üstlerine çökeceksin, Kuran’la onlara karşı mücadele vereceksin” yani “kanunla hukukla gereğini yapacaksın” diyor. Yakasını bırakın demiyor Allah.

Bak mesela Araf Suresi, 90’da münafıklar diyorlar ki “Eğer” diyorlar “elçiye uyacak olursanız kuşkusuz kayba uğrayanlardan olursunuz.” Sakın ona uymayın diyor. Kime? Elçiye. Allah’ın dinini anlatana, sakın ona uymayın diyor. Kim diyor? Münafıklar diyor.

Tevbe Suresi’nde “Münafıklarla mücadele edin. Allah, onları sizin ellerinizle azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.” (Tevbe Suresi, 14) “Ve kalblerindeki öfkeyi gidersin” diyor. Bak münafıklarla mücadele edin diyor Allah. “Onları sizin ellerinizle azaplandırsın” bu farz. Bu keyif için yapılan bir şey değil. Allah’ın emri olduğu için yapılıyor. Hor ve aşağılık kılınmaları da Allah’ın emri. “Ve onlara karşı size zafer versin müminler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun” müminlerde şifa bu, müminlerde ferahlık ve güzellik meydana getiriyor. Zenginlik, iyiliğe, berekete sebep olur. “Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin” tabii onların bu kadar aşağı hale gelmesi zillet içinde yaşamaları müminlerde ferahlık ve neşeye sebep oluyor. “Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi, 15) Münafıkların bu ahlaksızlıklarını işte anlatmak ibadet oluyor. Namaz gibi şart olduğu için söylüyorum bunları. Bunlarla mücadele ve anlatılması Allah’ın hükmü ve şart. Küfürle mücadele şarttır, münafıkla mücadele şarttır. Müslümanlara güzel davranmak, onlara sevgi sunmak, onlara hayır sunmak şarttır. İbadetlerin bunların hepsini yapmakla mükellefiz.

Mesela Muhammed Suresi 30’da Cenab-ı Allah diyor ki “Eğer Biz dilersek sana onları elbette gösteririz.” Demek ki onları bir gösterme zamanı var. Allah bak bunlar münafıktır diye gösteriyor. “Böylelikle onları simalarından tanırsın.” Pis eşkallerinden anlarsın. “Andolsun” diyor Allah “...sen onları sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın.” Yani konuşma tarzlarından da hemen anlaşılır. “Allah amellerinizi bilir.” Allah eylemlerinizi her şeyinizi bilir diyor onların yaptıklarını da biliyor müminlerin konuşma tarzını da biliyor Allah. Hatta Allah diyor ki münafıklara karşı müminlerin gücü açısından Haşr Suresi 13’te “Herhalde içlerinde 'dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından' siz, Allah'tan daha çetinsiniz.” diyor münafıklara. Münafık çünkü Allah’a inanmadığı için, imansız olduğu için münafık Müslümandan acayip çekiniyor. Münafıktan Müslüman uzak durmak durumunda değil. Münafığın bilakis üstüne gitmek durumunda tabii ilimle irfanla ve kanunla hukukla yapacak bunu. Ama bak Allah ne diyor? “Dehşet ve yılgınlık” müminlerin onlara sunduğu bu bak “dehşet ve yılgınlık” sunuyor. “Bu konuda” diyor “Allah’tan daha çetinsiniz onlara” diyor. Çünkü Allah’tan korkmuyor o, halbuki mümin Allah’tan korkuyor. “Bu, şüphesiz onların 'derin bir kavrayışa sahip olmamaları' dolayısıyla böyledir.” (Haşr Suresi, 13) Zeki oluyorlar ama ahmak oluyorlar. Aklı olmuyor zaten ahmak oldukları yazılarından, konuşmalarından hemen anlaşılır münafığın. Zırvalama tarzında ahmaktır münafık. Hatta diyor ki Allah Enfal Suresi 57’de “Bu sebepten dolayı..” diyor “..mücadelede” onlara ulaşırsan “onları yakalarsan” onların üzerine çökersen “öyle darmadağın et ki, onlarla arkalarından gelecek olanlar(ı caydır). Umulur ki ibret alırlar.Diyor Allah. Tabii bunlar kanunla hukukla, ilimle irfanla olur. Hatta Tevbe Suresi 73’te de Cenab-ı Allah “Ey Peygamber” diyor “kafirlere ve münafıklara karşı mücadele et ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran. Onların barınma yerleri cehennemdir ne kötü bir yataktır o.” Allah “onları Ben zaten mağlup yarattım” diyor. Ama her zaman diyorum kanun hukuk ne diyorsa onunla yapılması gerekiyor.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270015/sayin-adnan-oktarin-8-aralikhttp://islamterorulanetler.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/270015/sayin-adnan-oktarin-8-aralikhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171208t_09.jpgWed, 31 Jan 2018 09:25:52 +0200