ISLAMTERORULANETLER.COMhttp://islamterorulanetler.comislamterorulanetler.com - Evrimcilerin Sahtekarlıkları - Son EklenenlertrCopyright (C) 1994 islamterorulanetler.com 1ISLAMTERORULANETLER.COMhttp://islamterorulanetler.comhttp://harunyahya.com/assets/images/hy_muhur.png11666Darwinistler evrimin temel açmazlarını göz ardı ederlerDarwinizm yalanı ile ilgili bilinmesi gereken çok önemli bir gerçek vardır: Darwinizm henüz hayatın kökeni konusuna, yani canlılığın ilk nasıl ortaya çıktığı sorusuna akılcı ve bilimsel bir açıklama getirebilmiş değildir. Darwinistlerin her şeyin kökeni saydıkları o hayali "ilk hücre"nin, hatta onun ilk proteininin bile nasıl ortaya çıktığı belli değildir. Evrim teorisi, nasıl oluştuğuna açıklama getiremediği tek bir protein karşısında zaten kesin olarak çökmüş durumdadır.

Bu gerçek tüm Darwinistler tarafından bilinir. Bu yüzden okuyacağınız her Darwinist yayında, izleyeceğiniz her Darwinist programda bu konu alelacele geçiştirilmeye ve unutturulmaya çalışılır. Darwinizm propagandası yapan hiçbir yerde, bir proteinin tesadüfen oluşma ihtimallerinin imkansızı gösterdiği, bilim tarihi boyunca laboratuvarlarda gerçekleştirilmiş sayısız deneyin hücrenin tek bir proteinini, tek bir organelini meydana getiremediği, hücrenin tesadüfen oluşamayacak kadar mükemmel ve indirgenemez komplekslikte bir yapı olduğunu öğrenebilmek mümkün değildir. Çünkü bu gerçekler, canlılığın kökenine dair bilim dışı basit Darwinist açıklamayı yerle bir etmektedir. Tesadüflerin, bir proteinin içindeki amino asitlere dahi açıklama getiremediği dikkate alındığında, evrim teorisinin hayali "zaman + tesadüfler + çamurlu su" formülü anaokullar için hazırlanmış masal kitabı başlıklarını anımsatmaktadır.


-       Tek bir proteinin oluşması için DNA gerekir
-       Protein olmadan DNA oluşamaz
-       DNA olmadan protein oluşamaz
-       Protein olmadan protein oluşamaz
-       Tek bir proteinin oluşması için 60 ayrı protein gerekir
-       Bu proteinlerin bir tanesi bile eksik olsa protein var olamaz
-       Ribozom olmadan protein oluşmaz
-       RNA olmadan da protein oluşmaz
-       ATP olmadan protein oluşmaz
-       ATP’yi üretecek mitokondri olmadan da protein oluşmaz.
-       Hücre çekirdeği olmadan protein oluşmaz
-       Sitoplazma olmadan da protein oluşmaz
-       Hücredeki organellerden bir tanesi eksik olsa protein oluşamaz
-       Hücredeki bütün organellerin var olması ve çalışması için de proteinler gereklidir
-       Bu organeller olmadan da hiçbir şekilde protein olmaz. 

Bu sistem, bir arada çalışmak zorunda olan iç içe bir sistemdir. Biri olmadan diğeri olamaz. Tek bir parçası var olsa bile, sistemin diğer parçaları olmadan bu parça hiçbir işe yaramaz.
Kısacası,  
BİR PROTEİNİN VAR OLMASI İÇİN HÜCRENİN TAMAMI GEREKİR.Hücre, bugün incelediğimiz ve çok az bir kısmını anlayabildiğimiz mükemmel kompleks yapısı ile var olmadığı sürece, TEK BİR TANE BİLE PROTEİN MEYDANA GELEMEZ.  


Tüm bunların gerçekleştiğini, Darwinizm'in sihirli formülünün işe yaradığını ve hayali ilk hücrenin oluştuğunu varsaysak bile (ki bu bilimsel olarak mümkün değildir), Darwinistler yine çok büyük açmazlarla karşı karşıyadırlar. Darwinistlerin, bir hücrenin organellerinin her birinin üstlendiği görevleri, bir enzimin vücutta yaptığı görevleri, karaciğer, dalak, mide, akciğer, beyin gibi kompleks organların meydana gelişini ve işleyişini, daha da önemlisi iddia ettikleri şekilde tüm bunların başka canlılardan dönüşüm yoluyla kusursuz ve mükemmel şekilde mucize eseri var oluşunu açıklamaları gerekmektedir. Fakat Darwinistler, beklendiği gibi, açıklamaları imkansız olan bu konuların yanına bile yaklaşmazlar.

Çünkü en küçüğünden en büyüğüne organizmaların tümündeki muhteşem kompleksliği sahte Darwinist mekanizmalarla açıklayabilmek mümkün değildir. Tüm Darwinistler aslında yeryüzünde, gökyüzünde, tüm canlıların ve insanın yaratılışında açıkça bir mucize olduğunun farkındadırlar. Döllenmiş bir hücrenin bölünerek 100 trilyon hücreden oluşan mükemmel bir insan bedenini meydana getirmesini, bunların 30 trilyonunun insan beynini meydana getirmek üzere özelleşip ayrılmasını, bunların içinde 120 trilyon bağlantı yapan 12 milyar beyin hücresinin mükemmel şekilde çalışmaya başlamasını ve tüm bunların sonucunda, ortaya düşünebilen, varlığının farkında olan mükemmel bir canlının çıkmasını Darwinist aldatmaca yöntemleriyle açıklayamayacaklarını kendileri de bilmektedirler.

Bilim yazarı ve gazeteci Fred Heeren, Darwinistlerin de gözlerinin önünde olan bu gerçeği şu sözlerle açıklamaktadır:
Apaçık olan gerçek oldukça anlaşılırdır. Mantıklı çıkarım; gördüğümüz her şeyin çok büyük, doğa üstü bir sebep gerektiren bir sonuç olduğudur. Güneş ve yıldızlar, Ay ve bu Dünya bir şeylerden kendi kendilerin meydana gelmiş değildirler. Bu mantıksızdır - yalnızca Batı mantığı için değil, tüm insan mantığı için mantıksızdır. Evrendeki her hadise buna sebep olan şey ile bağlantılı olarak açıklanabilir. Ama söz konusu hadise evrenin kendisinin nasıl ortaya çıktığı olduğunda, bunun evrenin içinde bir açıklaması yoktur. Burada artık doğaya ait bir açıklama yoktur.

Kuşkusuz evrenin tamamına, yere ve göğe, tüm canlı varlıklara hakim olan, onların tümünü yaratan Yüce Allah'tır. Allah, tek bir hücrede yarattığı muhteşem alem içinde öyle kompleks bir düzen var etmiştir ki, bunun değil tesadüflerle, insan becerisi, yeteneği ve aklı ile bile açıklanması imkansızdır.

İşte Darwinizm'in en büyük açmazlarından bir tanesini bu gerçek oluşturmaktadır. Darwinistler, bir konuda açıklamasız kaldıklarından, genellikle "geçiştirme" politikası uygularlar. Evrim teorisinin sahte mekanizmalarını sayar, fakat bunların nasıl bir sözde evrim meydana getirdiğine dair hiçbir bilimsel açıklamada bulunamazlar. Evrim teorisi, kendi açıklamaları içinde boğulmuştur, fakat okuyucuya bunu fark ettirmemeye çalışırlar. Oysa evrimci biyolog ateist Richard Dawkins'in aşağıdaki itiraflarından da anlaşılacağı gibi, evrimin temel açmazları Darwinistler tarafından çok iyi bilinmektedir:

Doğa, dezavantaj oluşturmalarına rağmen bir dizi mutasyonu bir araya getirerek, bir canlı soyu için genel anlamda en ideal gelişime ulaşacak yolu belirleme öngörüsüne sahip değildir.

Karadan, denize geçen bir neslin hareket sisteminde olduğu kadar, solunum sisteminde değişikliklere ihtiyacı olacağı muhtemeldir, fakat bunların arasında doğası gereği bir bağlantı olduğunu düşünmek için makul bir neden bulunmuyor. Yürüme uzuvlarını yüzgeçlere dönüştüren gidişat, neden oksijen alımı için akciğerlerin verimliliğini artıracak eğilimler ile ilişkili olmalı? Elbette aynı anda adaptasyonu gerçekleşen bu eğilimlerin, embriyolojik mekanizmaların tesadüfi bir sonucu olarak bağlantılı hale gelmesi olasıdır, fakat bu ilişkinin negatif yerine pozitif sonuç vermesi pek muhtemel değildir.

Günümüzün en tanınmış ateistlerinden olan Richard Dawkins bile, canla başla savunduğu evrimin hiçbir mekanizmasının sözde evrime delil teşkil etmediğini açıkça itiraf etmektedir. Dawkins, bu sözleriyle, mutasyonların hiçbir faydalı sonuç veremeyeceğini ve bir canlının sudan karaya geçişi için gereken dönüşümlerin oluşmasının imkansız olduğunu ifade etmek zorunda kalmıştır. Dawkins'in bu itirafları, bilimsel hiçbir delili olmayan sapkın Darwinizm dininin nasıl körü körüne savunulduğunu teyid eder niteliktedir.

Dawkins kitabında aynı zamanda Nobel ödülü sahibi immünolog Profesör Sir Peter Medawar'dan da konuyla ilgili bir alıntı yapmıştır:

'... elimizde evrimsel gelişim ile ilgili ikna edici bir tarif bulunmuyor…'

Temel açmazların gözardı edilmesi, elbette konu hakkında eğitimsiz olan kişiler üzerinde etkili olmuş olabilir. Fakat insanlar evrim teorisi hakkında bilgilendikçe, konu edilmeyen bazı gerçekler, kasıtlı olarak atlanan detaylar ve örtbas edilmeye çalışılan temel konulara ilişkin sorular sormaya başlayacaklardır. Bugün bazı ülkelerin okullarında, ABD'nin çeşitli eyaletlerinde ve Avrupa'da yaşanan durum budur. Öğrenciler, körü körüne bir eğitim almayı reddetmekte, bu temel açmazlar konusunda eğitmenleri ile çeşitli tartışmalara girmekten çekinmemektedirler. Deccalin insanları aldattığı dönem sona ermiştir. Darwinizm'in temel açmazları insanların dikkatini çekmekte, bütün bunlar için bir açıklama beklemektedirler. Darwinistlerin bu konudaki uzun süren sessizliği, Darwinizm yanlılarını bile şüpheye düşürmüş, insanlar Darwinizm dışında bir açıklama arayışına girmişlerdir. Elbette Darwinizm büyüsünden kurtulan her kişi, akıl ve şuur sergileyen, muhteşem komplekslikteki canlılığın yaratılmış olduğunu açıkça görmektedir.

Darwinizm açmazdadır, çünkü canlılar evrimleşmemiş, yaratılmışlardır. İnsanlar, artık bunu açıkça görmekte; akıllarıyla ve vicdanlarıyla bu gerçeği kabul etmektedirler. Allah yüce kudreti ile her şeye kadir olduğunu ve Darwinizm'in sahte ilahlarının hiçbir gücü olmadığını ayetlerinde şu şekilde belirtir:

Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. fiüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. (Hac Suresi, 73-74)

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/25502/darwinistler-evrimin-temel-acmazlarini-gozhttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/25502/darwinistler-evrimin-temel-acmazlarini-gozhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/25502_darwinistler_evrimin_temel_acmazlarini_gozardi_ederler.jpgWed, 02 Jun 2010 09:02:42 +0300
Tek bir serçe parmak fosili üzerinden yaptıkları spekülasyonlarla küçük düşmeyi göze alan Darwinistler Darwinist yayınlar, yine büyük bir elbirliği içinde son günlerde oldukça ilginç görünümlü bir canlının resmini manşetten yayınladılar. Evrimcilerin ürettikleri hayali resmi aşağıda görülen bu garip canlı, tüm dünyaya bir anda “Üçüncü tür” olarak tanıtıldı. Gazeteler Darwinist iddiaları destekleme amaçlı çarpıcı başlıklar attılar, “Bilinmeyen bir insansı!”, “Büyük Keşif, Ne Neandertal ne Homo sapiens”, “İnsanlık Tarihini Yeniden Yazacak Gelişme”... Haberin altına da şu resmi koydular:

 


Yukarıdaki bu resmin ve yapılan bu şok edici propagandanın tek kaynağı ise YALNIZCA BİR SERÇE PARMAĞI KEMİĞİ FOSİLİ idi.



Geçmişte de Darwinistler tek bir domuz dişinden yola çıkarak, hayali Nebraska adamının, üstelik ailesiyle sosyal ortamda resmini çizmekte sakınca görmemiş ve bununla insanın hayali evrimine çok büyük bir ışık tuttuklarını iddia etmişlerdi. Darwinizm’in çöküşünün artık açıkça ilan edildiği 2010 yılında Darwinistler, bu defa küçük bir çocuğa ait bir serçe parmağı fosilinden bir hayat hikayesi kurgulayacak hatta üçüncü bir tür ilan edecek kadar ileri gitmişlerdi.

Darwinistlerin aciz senaryolarına bir örnek daha...

Darwinistlerin bu hikayeye başvurmalarındaki tek gerekçe yaklaşık 40.000 yıllık bu fosilin Asya’da, Altay Dağlarında bir Sibirya mağarasında bulunmasıdır. Afrika’dan Asya’ya gelmiş olduğunu iddia ettikleri bu fosil, aşağıda detayları açıklanan mitokondriyel DNA analizleri sonucunda başka bir soydan gelmiş görünmekte, fakat bu durum, Darwinistlerin Afrika’dan göç iddialarını dayandırdıkları sahte senaryoya uymamaktadır. Darwinistler yıllardır, bulunan fosillerle sürekli yalanlanan Neandertal ve Homo sapiens olarak adlandırdıkları insan türlerinin Afrika’dan Asya’ya göç hikayesini kendilerince bir mantığa yerleştirmeye çalışırken, farklı bir insan soyunun Darwinistlerin karşılarına çıkması onlar açısından oldukça şok edicidir. İşte bu sebeple Darwinistler söz konusu fosili “üçüncü bir insan türü” olarak tanımlamışlardır.

Tek bir parmak kemiğinden oluşturulan bu senaryo, çocukların dahi inanamayacağı acizlikte bir iddiadır. Fakat söz konusu haber, Darwinist yayınların tümünde şaşırtıcı bir ciddiyetle verildiği ve çeşitli bilimsel terimlerle süslendiği için burada söz konusu mantıksız iddianın geçersizliğini gösteren gerçek bilimsel delilleri sunmak yerinde olacaktır.

Üçüncü Türe Delil Gösterilen Akıl Almaz Gerekçe: Mitokondriyal DNA Analizleri:

Darwinistler bir serçe parmağı kemiğini, bu şaşırtıcı üçüncü tür hikayesine dayanak gösterebilmek için yine bilimsel aldatmacalara sığınmışlardır. Adı geçen yayınlarda insanları bu konuda aldatabilmek amacıyla sanki söz konusu iddianın genetik ve dolayısıyla bilimsel bir delili varmış gibi gösterecek özel terimler seçilmiştir.

Öncelikle bir canlının genetik bilgisine ulaşabilmek için hücresindeki DNA’sına sahip olmamız gerekir. Fosili bulunan söz konusu canlının ise DNA’sı hakkında hiçbir bilgimiz yoktur. DNA’sı olmadan bir canlının neye benzediği, nasıl göründüğü, anatomik yapısının nasıl olduğu gibi bilgilere ulaşabilmemiz mümkün değildir. Nitekim bu haberin yayınlandığı National Geographic internet sitesinde de, elde edilen veriden yola çıkılarak, canlının iskelet yapısı, görünümü, beyin gücü, kas yapısı, kısaca canlıya ait hiçbir özellikten bahsetmenin mümkün olmadığı açıkça ifade edilmiştir.1

Söz konusu fosil ile ilgili yapılan şamatanın tek kaynağı Darwinistlerin, söz konusu canlının mitokondriyal DNA’sına ulaştıkları yönündeki asılsız iddialarıdır. Mitokondriyal DNA (mtDNA), canlı hücresindeki mitokondride bulunan ve hücre içindeki ana DNA’dan farklı, yalnızca mitokondriye ait olan DNA’dır. Dolayısıyla mtDNA analizleriyle bir canlının genetik bilgisine veya fiziksel özelliklerine ulaşabilmek mümkün değildir. Darwinistler, mtDNA analizleriyle canlının atalarını saptayabileceklerini düşünürler. Darwinistlerin iddiası bu yöntemle, canlının farklı bir soydan geldiğini, Afrika’dan çıkıp 40.000 yıl önce Asya’ya giden yeni bir tür olduğunu ve mtDNA analizi ile canlının atalarının daha kapsamlı şekilde tespit edilebileceği şeklindedir. Oysa hikaye de yöntem de hayalidir.

Şöyle ki,

Uzun yıllar boyunca Darwinistler, hücrede enerji sağlamakla görevli ve kendi DNA'sına sahip bir organel olan mitokondrinin sadece anne tarafından aktarıldığını, böylelikle mitokondriyal DNA parçalarındaki değişimlerin anne, anneanne, büyük anne vs. sıralamasıyla en eski ataya kadar izlenebileceğini öne sürmüşlerdir. Bu yolla bir canlının mtDNA analizlerine bakarak soyunun tek koldan doğrudan takip edilebileceğini ve böylelikle hayali ilk insansının başlangıç noktasının nerede olduğunun bulunabileceğini iddia etmişlerdir.

Fakat mtDNA hakkındaki bu Darwinist iddialar, ilki 1999 ikincisi 2002 yılında yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda tamamen yalanlanmıştır.

Darwinistlerin mtDNA Hakkındaki İddialarını Yalanlayan Bilimsel Deliller

1999 yılında Proceedings of the Royal Society dergisinde yayınlanan iki ayrı makalede mtDNA konusundaki Darwinist varsayımların geçersizliği ortaya konmuştur. Malezya'nın küçük bir adasında yaşayan insanların hücrelerinde babadan aktarılmış mitokondrilere rastlanmıştır. Nature dergisi, Darwinist bir yayın organı olmasına karşın bu bulguların "mitokondriyal DNA varsayımlarını haksız çıkardığını" itiraf etmiştir.2

Benzer bir haber 2002 yılında New Scientist dergisinin internet sitesinde yayınlanmış ve Danimarkalı bir hastanın mitokondrilerini %90 oranında babadan aldığının anlaşıldığı bildirilmiştir. Söz konusu yayında, bunun, evrim biyologlarının varsayımlarına vurduğu darbe ile ilgili olarak, “Mitokondriyal DNA'nın nadiren de olsa babadan aktarılması, çalışmalarının çoğunu geçersiz kılmaya yeterli olacaktır" ifadesi yer almaktadır.3

Son olarak, Annals of Human Genetics dergisinde çıkan bir yazıda da bugüne kadar Darwinistlerin başvurduğu mitokondriyal DNA veri bankalarının hatalı işlenmiş bilgilere dayandığı bildirilmektedir.4(Mitokondriyal DNA hakkındaki söz konusu bilgilerin detaylarını buradan ve buradan okuyabilirsiniz.)

Görüldüğü gibi mtDNA hakkındaki genel Darwinist inanış özellikle son on yılda gerçekleşen araştırma sonuçları ile yalanlanmış bulunmaktadır. Fakat Darwinistler, dünyanın en tanınmış Darwinist bilim dergilerinde çıkan bu haberleri ısrarla yok saymakta ve hala sözde ortak köken iddialarını mtDNA analizlerine dayandırmaya çalışmaktadırlar.

Dolayısıya bulunan kemik parçası üzerinde mtDNA yöntemine dayanarak ortaya atılan “üçüncü tür” tanımlaması, tümüyle aldatıcıdır.

Farklı Bir Soy Neden Darwinistleri Bu Kadar Endişelendiriyor?

Bu sorunun tek bir cevabı vardır: Darwinistler tamamen hayali bir senaryo dahilinde masallar üretirler. Onlara göre belli zaman aralıklarında hayali ortak atadan türemiş olan hayali insansılar var olmuş ve nihayet geriye bugün Homo sapiens kalmıştır. Şimdiye kadar iddialarının tek bir tanesini bile kanıtlayamamış olan Darwinistler için hikayelerini altüst edecek yeni bir kol, onlar için yepyeni bir açmaz, yepyeni bir sıkıntı demektir.

Bu yeni buluş ile ilgili asıl gerçekler ise şunlardır: Bulunan serçe parmağı fosili, bir insana aittir. Bu insan günümüz insanının aynısıdır. Şu an dünyada nasıl farklı insan ırkları – eskimolar, zenciler anglo-saxonlar, Kafkasyalılar vs. – varsa, o dönemde de aynı şekilde farklı türler bulunmaktadır. Bu canlı da o dönemde yaşayan ırklar arasından birini temsil etmektedir. Söz konusu fosilin yanında bulunan bilezik gibi süs eşyaları da, bu canlıların günümüzden yaklaşık 40.000 yıl önce aynı günümüzdeki şekilde süs ve estetik anlayışına sahip olduklarını açıkça göstermektedir. Fosil ile ilgili araştırmayı yürüten Almanya’daki Max Planck Enstitüsü Evrimsel Antropoloji bölümünden Johannes Krause, söz konusu bulgular ile ilgili BBC News’e şu açıklamayı yapmıştır:

Elimizde çeşitli süsler var, bir bilezik bulduk, dolayısıyla fosilin bulunduğu katmanda genellikle modern insan arkeolojisi ile ilişkilendirilen çeşitli elementler bulunmakta.5


Nitekim Neandertaller de bu insan ırklarından biridir. Darwinistler Neandertallerin sözde ilkel insanlar olduklarını iddia ederler. . Oysa onlar, günümüz insan ırklarından farksızdırlar. Haklarında yapılan spekülasyonların tek dayanak noktası bu ırkın soyunun tükenmiş olmasıdır. Tıpkı soyu tükenmiş maymun türlerinin Darwinist aldatmacaya sürekli olarak malzeme olması gibi, bu insan ırkı da soyu tükendiği için sürekli Darwinist aldatmacadan nasibini almaktadır.

Neandertaller ile ilgili Darwinist aldatmacaların geçersizliğine dair cevabımızı buradan ve buradan okuyabilirsiniz.

Söz konusu haberlerde bu farklı insan türleri iddiasına delil olarak gösterilen, geçersizliği defalarca bilimsel delillerle, üstelik de Darwinist kaynaklarda açıklanmış olmasına rağmen hala ısrarla spekülasyon malzemesi olarak kullanılan Flores adamı da gündeme getirilmiştir. Flores adamının hastalık geçirmiş olan günümüz insan türlerinden birine ait olduğu bugün artık bütün dünya tarafından bilinmektedir. Söz konusu iddia ile ilgili cevabımızı da buradan okuyabilirsiniz.

Mitokondriyi, DNA’yı, DNA’nın İçindeki Tek Bir Proteini Açıklayamayan Darwinistler ve Çaresiz Spekülasyonları

Darwinist aldatmacaları ortadan kaldıran tüm bu bilimsel açıklamaların ardından, tek bir parmak fosilini alıp yaygara çıkaran çaresiz Darwinistler ile ilgili önemli bir gerçeği hatırlamakta fayda vardır: Darwinistler şu an halen, o fosilleşmiş kemiğin içindeki mitokondrinin içinde bulunan DNA’nın TEK BİR TANE PROTEİNİNİ BİLE AÇIKLAYAMAMAKTADIRLAR.

Tek bir protein karşısında bu kadar acizken, henüz hayatın başlangıcı ile ilgili senaryolarını açıklayamazken nasıl hala insan türleri hakkında spekülasyon yapabilmekte, tek bir serçe parmağı fosilinden bir insan resmi ortaya çıkarabilmekte, onun hakkında çocukları güldürecek mantıksızlıkta bir hikaye üretebilmektedirler? Tek bir serçe parmağı fosili üzerinden yapılan bu yorum o kadar şaşırtıcı bir yorumdur ki, normal şartlarda böyle bir iddiayı savunmak olağanüstü derecede küçük düşürücü olmalıdır. Fakat 150 yıldır tüm dünyayı aldatmış olan Darwinist telkin, böylesine mantıksızlıkları kendilerince makul hale getirmiş durumdadır. Yıllarca,

-    tek bir proteini laboratuvarda üretemediği halde çamurlu suda ilk hücrenin kendi kendine meydana geldiğini savunan,

-    genetik bilgi eklenmesinin mümkün olmadığını, mutasyonların öldürücü olduğunu bile bile tüm türlerin tesadüfi mutasyonlarla birbirine dönüştüğünü iddia eden,

-    maymunu (veya yeni iddialarına göre maymunun da atası olan garip bir mahluku) ataları olarak kabul eden,

-    ve asıl olarak da yeryüzündeki tüm muhteşem canlı çeşitliliğinin ve moleküler düzeyde hayranlık uyandırıcı kompleksliğin tamamen TESADÜFLERE ait olduğunu anlatan Darwinistler,


hala bunlar kadar mantıksız iddialar ortaya atabilmektedirler.  Böylesine bir hikaye, dünyanın en tanınmış dergilerinde, internet sitelerinde, kıdemli bilim adamları tarafından oldukça sakin bir şekilde anlatılmaktadır. Söz konusu profesörler konu hakkında konferanslar vermekte, insanlarla birebir muhatap olarak, onların yüzlerine karşı bu akıl almaz hikayeyi pervasızca anlatmaktadırlar. Tek bir parmak fosilinden türettikleri utanç verici insan resimlerini, büyük bir gururla, hiç çekinmeden göstermektedirler.

Darwinist İddiaları Yok Etmek İçin Darwinistlerden Tek Bir Proteinin Oluşumunu Açıklamalarını İstemek Yeterlidir

Şimdi Darwinistler bu tür mantıksız izahları bir propaganda malzemesi yaparak ortaya çıktıklarında onlardan yalnızca tek bir proteinin oluşumunu açıklamalarını istemek yeterlidir. Evrim bir yalan olduğu için Darwinistlerin getirdikleri tüm iddialar, yukarıda da görüldüğü gibi çok detaylı bilimsel delillerle, hemen çürütülmektedir. Fakat asıl evrimle ilgili her şeyi bitiren, Darwinistleri baştan susturan konu, bir proteine dahi açıklama getirememeleridir.

Artık Darwinistler için meydan boş değildir. Ürettikleri her yeni hikayede mutlaka karşılarına bilimsel deliller çıkarılacaktır. Her defasında onlara bir proteinin bile teorilerini yıktığı hatırlatılacaktır. Konu hakkında detaylı bilgisi olmayan bazı insanlar, Darwinistlerin proteinleri ileride açıklayabileceklerini düşünüp yanılıyor olabilirler. Şu anda proteinlerle ilgili keşfedilen her yenilik, bu yapının tahayyül edebileceğimizden çok daha fazla kompleks olduğunu ve insanın yeteneklerini aşan bir düzen ve disipline sahip olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla her yenilik, Darwinizm’e yepyeni bir darbe vurmaktadır. Zaman ve bilim sürekli olarak Darwinistlerin aleyhine işlemektedir.

Darwinist oyunlar, asla başarıya ulaşamaz. Çünkü bu Yüce Allah’ın kanunudur. Bu sahte teori, tüm dünyada, mutlaka büyük bir hüsran ve başarısızlıkla haşmetli bir yıkıma uğrayacaktır. Rabbimiz bu yıkılışın delillerini şu anda bize sayısız ve ihtişamlı şekilde göstermektedir. Yüce Allah’ın yarattığı kader, en güzel şekilde tecelli edecektir.
 

Haberin olsun, göktekilerin ve yerdekilerin tümü gerçekten Allah'ındır. Haberin olsun; şüphesiz Allah'ın va'di haktır; ancak onların çoğu bilmezler. (Yunus Suresi, 55)


1 “New Type of Human Discovered via Single Pinky Finger”, National Geographic
2 Fathers can be Influential too, 18 Mart 2003: http://www.nature.com/nsu/990318/990318-5.html
3  Mitochondria can be inherited from both parents , 23 Ağustos 2002: http://www.newscientist.com/news/news.jsp?id=ns99992716
4 Forster, P. M., Annals of Human Genetics, 67, 2-4, 2003 - Error reports threaten to unravel databases of mitochondrial DNA, Carina Dennis: http://www.nature.com/cgi-taf/DynaPage.taf?file=/nature/journal/v421/n6925/full/421773a_fs.html
5 DNA identifies new ancient human dubbed 'X-woman', http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/8583254.stm

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/22802/tek-bir-serce-parmak-fosilihttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/22802/tek-bir-serce-parmak-fosilihttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/22802_tek_bir_serce_parmak_fosili_uzerinden_yaptiklari_spekulasyonlarla_kucuk_dusmeyi_goze_alan_darw.jpgTue, 13 Apr 2010 23:18:30 +0300
Darwınistlerin utanç duydukları ikinci bir Ardi vakası: Australopithecus Sediba Geçtiğimiz günlerde Darwinist yayınlarda birdenbire manşet konusu haline gelen hayali bir ara geçiş fosilinden bahsetmiştik. Hatırlanacağı gibi dünya çapında Darwinist yayınların tümü, henüz canlının ne olduğu açıklanmamış, bulunan parçaları kamuoyuna gösterilmemiş, detayları hakkında hiçbir bilgi verilmemiş bir fosili oldukça detaylı şekilde resmedip yayınlamışlardı. Muhtemelen fosili ortaya çıkarmadan önce yapılacak bir propagandanın heyecan yaratacağını, merak uyandıracağını veya daha inandırıcı olacağını düşünüyorlardı. O zaman bu sahte iddialara verdiğimiz cevapta, söz konusu iddianın açık bir spekülasyon olduğunu, bulgular hakkındaki detaylar açıklandığında, bu açıklamalara karşı da detaylı bir cevabımız olacağını belirtmiştik. Yapılan kapsamlı spekülasyon sonrasında Science dergisinde yayınlanan fosil hakkındaki açıklamaları ve bu konudaki Darwinist iddiaların geçersizliğini aşağıda bulabilirsiniz.
Bu açıklamaları yapmadan önce Darwinizm hakkındaki asıl önemli gerçeği, yani Darwinistlerin tek bir proteinin nasıl oluştuğunu bile açıklayamadıkları gerçeğini tekrar hatırlatmak gerekir. Darwinistlerin TV programlarına çıkıp, gazetelere demeçler verip bir kemik parçası üzerinde spekülasyon yaptıkları her an, öncelikle tek bir protein karşısında açıklamasız kaldıkları hatırlanmalıdır. Daha hayatın başlangıcına bir açıklama yapamadıkları kesin olarak unutulmamalıdır. Daha önce de belirttiğimiz gibi bir proteinin oluşması için başka bir proteinin varlığının şart olması, evrim adına yapılan her spekülasyonun sahte olduğunun en büyük delilidir. Evrim henüz hayatın başlangıcında, yaşamın temeli olan en küçük yapı karşısında yerle bir olup yok olmuştur.

Darwinist iddiaların tamamı sahtedir. Bu gerçek, bilimsel delillerle çalışmalarımızda detaylı açıklanmıştır. Yapılan spekülasyonların geçersizliğini bir kere daha göstermek adına bu cevap yazılmaktadır. Fakat asıl olarak Darwinizm tek bir protein karşısında bitmiştir. Sahte Darwinist iddialarla karşı karşıya kalındığında mutlaka öncelikli olarak bu gerçek akılda tutulmalıdır.                                                                                      

Tek Bir Proteini Açıklayamayan Darwinistlerin Australopithecus Sediba Aldatmacaları
Güney Afrika’da Malapa mağarasında 2008 yılında bulunan fosil, iki canlıya ait parçalardan oluşuyordu. Darwinistler bulunan parçaların “tam bir iskelet” oluşturduğunu iddia ettiler. Ne var ki bu fosiller aslında tek bir kafatasından ve iki canlıya ait birkaç tane kemikten ibaretti. Daha açık bir deyişle ortada Darwinistlerin iddia ettiği gibi tam bir iskelet yoktu. Fakat elbette daha önce tek bir serçe parmak fosilinden hayali bir canlının sosyal ortamda kapsamlı rekonstrüksiyonunu yapmaktan çekinmeyen Darwinistler için bulunan kemik miktarı, üzerinde bolca spekülasyon yapmaya yetecek miktardaydı.
Henüz tek bir proteini açıklayamayan Darwinistler, bu yeni fosillerin hayali “atamız” olduğunu iddia ettiler. Ancak bir metreye ulaşan boyları, 420-450 cc büyüklüğündeki beyin hacimleri (insanın 1200-1600 cc’lik beyin hacmine göre bu oran oldukça küçüktür), ağaçlara tırmanmalarını sağlayacak orangutanlarınkinden farksız uzun kolları, kısa bacakları kısaca tüm özellikleriyle tam anlamıyla birer maymun türü oldukları anlaşılan bu iki canlı fosili, bütün bu delillere rağmen her nedense Darwinistler tarafından “dik yürüyen canlılar” olarak ilan edildiler.
Hemen her soyu tükenmiş maymun türü için evrimcilerin ortaya attıkları bu meşhur dik yürüme iddiasının elbette ki bu defa da hiçbir dayanağı yoktur. Konu hakkında tek bir delil bile sunulmamıştır. Fosiller yalnızca bu canlıların birer maymun türü olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılmak istenen şey, tıpkı Ardi aldatmacasında olduğu gibi, mükemmel bir şempanzeyi dik yürüyor göstererek insanın sahte evrimine sahte bir ara form oluşturabilmektir. Fakat tıpkı Ardi’de olduğu gibi bu iddia da tamamen delilsizdir, kesin olarak uydurmadır. Dahası yine tıpkı Ardi yaygarasında olduğu gibi Darwinistlerin çoğu bu yaygaradan duydukları utancı açıkça dile getirmektedirler.
Homo habilis Aldatmacasını Her Fırsatta Kullanan Darwinistler
Daha henüz tek bir proteinin bile oluşumunu açıklayamayan Darwinistlerin ünlü bir Homo habilis iddiaları vardır. Darwinistler, genellikle soyu tükenmiş maymun fosillerini alır ve bunları bir anda Homo habilis ilan ederler. Fosille ilgili her şey onun bir maymun türünden başka bir şey olmadığını açıkça gösterirken Darwinistler, ellerinde hazır soyu tükenmiş bir fosil varken bunu kendilerince en iyi şekilde kullanmaya ve spekülasyonlarının bir parçası haline getirmeye çalışırlar. Bunun için de en ikna edici olan yol, “kolları bacakları, kafatası hacmi, büyüklüğü, uzunluğu vs., kısacası fosillerin gösterdiği tüm özellikler onun maymun olduğunu gösteriyor ama bu canlı muhtemelen dik yürüyordu” demektir. İşte bu yolla soyu tükenmiş her maymun fosilinin dik yürüdüğü “farzedilir” ve fosil, Darwinistler tarafından bir anda “Homo habilis”, yani hayali “maymun atamız” haline getirilir.
Neyse ki bu aldatmaca çok önce deşifre edilmiştir ve Darwinistler bu aldatmacaya insanların büyük bir çoğunluğunu artık ikna edememektedirler. Nitekim Darwinistlerin üzerinde spekülasyon yaptıkları maymun fosilleri, her defasında Darwinistlerin kurguladıkları sahte evrim hikayesini ve bunun üzerine yapılan sahte tarihlemeyi tamamen altüst ettiğinden, daima Darwinistler açısından büyük bir sorun teşkil etmiş, sürekli aralarında anlaşmazlık çıkmıştır. Bu konuda Darwinistlerin, Homo habilis türünün bir maymun olarak değerlendirilmesi gerektiğine dair Associated Press internet sitesinde çıkan açıklamalarını da unutmamak gerekir. [1]
Söz konusu fosilde de aynı durum söz konusudur. Darwinistler, 1.95 milyon ila 1.78 milyon yıllık olduğunu tahmin ettikleri bu fosilleri tarihleri itibariyle bir türlü kendi kurguladıkları hikayelerinde bir yere yerleştirememektedirler. Zaten bu sebeple sürekli hikaye değiştirmektedirler. Oysa ellerindeki bu kemik parçaları, gerçekte soyu tükenmiş bir maymun türüne aittir. Darwinistler asıl şundan endişelenmelidirler: Şu anda ellerindeki fosiller mükemmel canlılara aittir. Bu mükemmellik Darwinizm’in en büyük çöküş sebeplerinden birisidir. Şimdiye kadar ele geçirilmiş 300 milyon fosilin tamamı mükemmel yapıdaki, kusursuz anatomideki, olağanüstü simetriye sahip canlılardan oluşmaktadır. Demek ki canlılar mutasyonla evrimleşen, birbirinden türeyen, rastgele gelişip rastgele değişen, tesadüfen evrimleşen canlılar değildirler. Fosil kayıtları 150 yıldır Darwinistlere bu gerçeği haber verir. Darwinistlerin, evrim teorisini ortadan kaldıran bu mükemmel fosilleri evrime delil olarak sunmaya çalışmaları olağanüstü derecede şaşırtıcı ve onlar açısından utanç vericidir.
 
Yeni Autrolapithecus Sediba yaygarası Darwinist bilim adamlarını bile utandırıyor
Eskiden Darwinist yayınlarda “kayıp halka bulundu”, “atamız mikropmuş” gibi haberler çıktığında, Darwinist yayınların bu propagandası amacına ulaşır, hedeflenen aldatıcı mesaj okuyuculara rahatlıkla ulaştırılabilirdi. O zamanlar Darwinistlerin bilimi kullanarak insanları aldattıkları, açıkça yalan söyledikleri, yazılan bu hikayelerin tamamen gerçek dışı olduğu bilinmiyordu. Evrim bir gerçek sanılıyor, okullarda, üniversitelerde ve iş yerlerindeki organize dayatma sebebiyle aldatmacanın gerçek yüzü hiçbir zaman anlaşılamıyordu.
Fakat şimdi durum böyle değil. Bütün bilim dallarının evrimi yalanladığını ortaya çıkaran Harun Yahya eserlerinin etkisiyle Darwinistlerin yaşadıkları büyük hüsran, tüm dünyanın gözlerinin önünde gerçekleşti. Artık eski Darwinist oyunlar şu anda sonuç vermiyor. İşte bu sebeple son dönemlerde Darwinistler tarafından bir “yaygara” yöntemi kullanılıyor. Dikkat edilecek olursa şu ana kadar demagojiyi ve propagandayı deneyen ve başarısız olan evrim savunucuları bu defa da yaygara yöntemi ile gündemde kalmak istiyorlar.
Ida’da hüsranla sonuçlanan, Ardi’de Darwinistlerin rezil olmasına sebep olan bu yaygara metodunun yeni fosilde de etkili olacağını zanneden Darwinistler çok yanıldılar. Çünkü yapılan yaygara, bir yandan Darwinistleri oldukça küçük duruma düşürürken, diğer yandan da kendi saflarındaki bilim adamları tarafından yeriliyor. Artık oyunları öylesine zavallı bir hal aldı ki, Darwinist iddialar Darwinist bilim adamları tarafından eleştiriliyor.
 
Darwinist bilim adamlarının yeni fosil hakkındaki iddialarının geçersizliğine dair ifadeleri
Soyu tükenmiş mükemmel bir maymun fosilini, fiziksel özellikleri tam tersini göstermesine rağmen “dik yürüdüğünü umuyoruz” diyerek insanın atası ilan eden Darwinistlere en büyük tepki, artık bu mantık dışı yaygaradan utanan Darwinistlerden geldi.
Söz konusu iddiayı duyan tanınmış Darwinist bilim adamı Carl Zimmer, söz konusu iddiaları, Ida hakkındaki aldatmacalara gönderme yaparak, “lütfen, lütfen, yine mi?” şeklindeki yakınmalarla karşıladı.
Zimmer, Slate dergisi internet sitesindeki yazısında, bu haftanın yeni sözde “kayıp halka”sının ilk olarak Telegraph gazetesinde, ardından da hiç vakit geçirmeden diğer haber kanallarında tanıtıldığını belirtiyordu. Zimmer, fosil hakkında hiçbir bilgi verilmemiş olmasına rağmen söz konusu yayınların “sonunda atamız bulundu” şeklindeki haberlerine kinayeli bir üslupla dikkat çekiyordu. Nihayet fosil hakkındaki bilgiler Science dergisinde neredeyse bir hafta sonra yayınlandığında Zimmer’in deyimiyle dünya sonunda ünlü Australopithecus sediba ile buluşmuştu. Zimmer şöyle devam ediyordu: “Bu fosiller pek çok yönden oldukça önemliler, fakat bir şey var ki o da birer kayıp halka olmadıkları.”[2]
New York’daki Stony Brook üniversitesinden Bill Jungers da, söz konusu fosilin Homo habilis tanımlamasıyla ilgisi olmadığını belirterek, bunu bir başka mükemmel maymun olarak tanımlıyordu.
Nature News’daki haberde ise Michael Cherry şunları söylüyordu: “araştırmacıların fosilin insanın evrimindeki ara türleri temsil ettiği ve Australopithecus ve homo türleri arasında durduğu yönündeki önerileri, diğer araştırmacılar tarafından fazla abartılmış bulunarak eleştiriliyor”. [3]
Fosil üzerinde araştırmayı yapan Lee Berger’in taraftarlarından biri ise şunu ifade ediyordu: “Malapa örnekleri Homo habilis diye bir sınıflandırma olup olmadığı konusundaki tartışmayı yeniden alevlendirecek.” [4]
Başka bir eleştiri ise söz konusu fosilin, diğer bilinen türler arasındaki varyasyondan başka bir şey olmadığı yönündeydi. Yani Darwinistler de bunun yalnızca bir maymun türü olduğunu açıkça biliyorlardı.
 
Darwinistler Gerçeği Bildikleri Halde Neden İnsanları Aldatıyorlar?
Darwinistler, söz konusu fosilin yalnızca soyu tükenmiş bir maymun türü olduğunu, bunun sahte evrim ile bir ilgisinin olmadığını elbette gayet iyi biliyorlar. Onların yaptığı şey, insanlara gerçekleri farklı gösterebilmek. Bunu da yalnızca sahteliğini açıkça bildikleri, fakat ideolojik sebeplerle sarıldıkları Darwinizm için yapıyorlar. Oysa artık dikkate almaları gereken bir şey var. Eskiden kendilerine bilim adamı sıfatıyla değer veren ve anlattıklarını gerçekten bilimsel değeri varmış gibi dikkate alan insanlar, şu anda Darwinistlerin bu boş çabasını hayretle karşılıyorlar. Bu kadar çökmüş bir teoriyi neden hala savunmaya çalıştıklarını, neden konferanslar verip, basın açıklamaları yapıp, gazetelere demeçler verip hiç olmamış bir tarihi göz göre göre sanki varmış gibi anlatmaya çalıştıklarını şaşkınlık dolu bir hayretle izliyorlar.
Kariyer sahibi bir bilim adamının, insanların karşısına çıkıp “homo habilis yürümeyi öğrendi”, “atamız mikroptan türedi”, “savanların üzerine uzanıp iki ayaklı olduk” diye açıklamalar yapması gerçekten artık insanlara oldukça gülünç geliyor. Darwinistler en azından bu gerçeği dikkate alarak, ne kadar küçük düştüklerini hemen görerek savundukları bu aldatmacanın ne kadar komik olduğunu anlamalı ve bu sahte gösteriden vazgeçmelidirler. Yeryüzündeki tüm insanlar gibi vicdanen çok açık bildikleri gerçeği, yani her şeyi yaratının Allah olduğu gerçeğini kabul etmek konusunda direnmemelidirler. Çünkü bu direniş, onları dünya hayatında daha da küçük düşürecek, daha da çaresiz bir durumla karşı karşıya bırakacaktır. Bu anlamsız direnişin karşılığı ahirette ise çok daha zorlu olabilir (doğrusunu Allah bilir). İşte bu nedenle Darwinistler, gerçekler kendilerine açıkça gösterilmişken, vicdanları doğruyu çok iyi bilirken, açıkça sahtekarlıktan başka bir şey olmayan bu kayıp halka hikayelerini bir kenara bırakmalı, tek bir protein molekülü karşısında aciz kaldıklarını unutmamalı ve insanları bu sahte hikayelerle aldatmaya son vermelidirler. Ne kadar çaba gösterirlerse göstersinler bu teoriyi savundukları sürece yenileceklerdir, yenilmektedirler. Çünkü bu, Allah’ın vaadidir. Onlar isteseler de istemeseler de bu vaad gerçekleşecektir.
Allah ayetlerinde şöyle buyurur:
Allah'ın dışında, kendileri için göklerden ve yerden hiçbir rızka, hiçbir şeye malik olmayan ve buna güçleri yetmeyen şeylere mi tapıyorlar?

Artık Allah'a benzerler aramaya kalkışmayın; çünkü Allah bilir, siz ise bilmezsiniz. (Nahl Suresi, 73-74)

 
[1] Paleoanthropologists Disown Homo habilis from Our Direct Family Tree, 
http://www.evolutionnews.org/2007/08/paleoanthropologists_disown_ho.html
[2] Carl Zimmer, Yet Another "Missing Link", Slate, Posted Thursday, April 8, 2010,
http://www.slate.com/id/2250212/pagenum/all/#p2
[3] Michael Cherry, Claim over 'human ancestor' sparks furore, Published online 8 April 2010, 
http://www.nature.com/news/2010/100408/full/news.2010.171.html
[4]Michael Cherry, Claim over 'human ancestor' sparks furore, Published online 8 April 2010, 
http://www.nature.com/news/2010/100408/full/news.2010.171.html
]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/22801/darwinistlerin-utanc-duyduklari-ikinci-birhttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/22801/darwinistlerin-utanc-duyduklari-ikinci-birhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/22801_darwinistlerin_utanc_duyduklari_ikinci_bir_ardi_vakasi_australopithecus_sediba.jpgTue, 13 Apr 2010 22:58:45 +0300
Darwinistler neden hala sahte dino-kuş hikayelerine başvuruyorlar? Bunun sebebi şudur: Darwinistler büyük bir yıkımın, dehşetli bir yenilginin tedirginliğini yaşarken, bir yandan da “bir şey olmadı ki” felsefesinin ardına sığınırlar. Bunun için, ellerine geçen birkaç fosili en aldatıcı şekilde insanlara sunmaya çalışırlar. Bu genellikle soyu tükenmiş bir maymun fosili, kimi zaman da aslını hiçbir zaman Darwinist yayınlarda göremediğimiz bir dinozor fosili olabilmektedir. Sonra da bu fosil, uzun kanatlarını açarak uçmaya hazırlanan bir dinozor çizimi ile “bilimsellik” kisvesi altında hayali bir dino-kuş olarak tanıtılır ve insanlara açıkça yalan söylenir.

Burada şunu hatırlatmak gerekir: Yıllardan beri tüm Darwinist iddialarda ortaya konan bütün sahtekarlıklar, anında ve itiraz edilemez bilimsel delillerle, bu sayfalarda ortadan kaldırılmıştır. Özellikle son aylarda gündeme getirilen tüm sahte dino-kuş fosilleri ile ilgili iddialar da, Darwinist sahtekarlıkların tüm detaylarıyla ortaya çıkarılmasıyla keskin şekilde susturulmuştur. Darwinistler, bu bilimsel delillere itiraz edememişlerdir. Evrim savunucularının, insanları aldatabilmek için fosil üzerindeki pek çok bulguyu çarpıtarak gündeme getirdikleri, mükemmel dinozorları kuşa çevirebilmek için olmadık aldatmacalara yer verdikleri açıkça deşifre edilmiştir. Fakat yenilginin dehşetini ve paniğini yaşayan Darwinistler, aldatmanın da başka yolunu bilmediklerinden, hali hazırda yine aynı ilkel yöntemleri kullanmaktan çekinmemektedirler. 

İşte bunların son örneği Haplocheirus sollers adı verilen, Çin’de bulunan, 3 m uzunluğundaki 160 milyon yıllık bir dinozor fosilidir. Bu fosil ile ilgili Darwinistlerin en büyük iddiaları ise, canlının kanatlarında tüy olduğu, yani dinozorun kuşlaşmaya başladığı iddiasıdır. Bu imkansız ve sahte iddia, ülkemizdekiler de dahil olmak üzere Darwinist bilim dergilerinin hepsinde bilimsel terimlerle, sahte yorumlarla, sahte çizimlerle adeta bir gerçekmiş gibi yer almıştır.

Oysa her zaman olduğu gibi, bu dinozorun tüylere sahip olduğu iddiası büyük bir yalandır. Dikkat edilirse bütün Darwinist yayınlarda, söz konusu fosille ilgili olarak Darwinistlerin en bilinen görsel aldatma metodu olan “sahte çizim” başrollerdedir. Bunun dışında fosilin varlığına dair tek bir delil, tek bir resim bulunmamaktadır. Nitekim, Science dergisinde yayınlanan orijinal makalede söz konusu fosilde tüy olduğuna dair hiçbir ifade geçmemekte, insanları aldatma politikasının bir gereği olarak, dinozorlarla tüylerin ilişkilendirilebilmesi için, yalnızca tüylerden bahsedilmektedir. Diğer Darwinist yayınların alelacele yaptığı şey ise, “kanatlarında tüy vardı” diye bir yorum ekleyerek, bu dinozor fosilini kuşların en eski atası olarak lanse etmektir. Oysa canlı, pullarla kaplı mükemmel bir sürüngendir. İşte bu, yıllardır süregelen Darwinist demagojinin en açık örneğidir.
 
Tek bir tane bile ara fosil örneği yoktur
Darwinistler her ne kadar buldukları her dinozor fosili üzerinde yaygara yaparlarsa yapsınlar, ele geçen fosiller daima mükemmel, tam, kusursuz ve eksiksiz dinozor fosilleri olmuştur. Rastgele mutasyonları birer sahte ilah olarak gören Darwinistlerin iddiasına göre, aşamalarla ve tesadüflerle hayali şekilde evrimleştiği iddia edilen bu canlıların, her uzvu farklı bir yerde olan, garip, ucube görünümlü, olağanüstü derecede patolojik ve son derece anormal, tanımlanamayan canlılar olması gerekmektedir. Fakat canlılar böyle değildir. Bu tanıma uyan tek bir tane bile fosil bulunmamıştır. Tam tersine fosilleri bulunan bütün canlılar son derece mükemmel, eksiksiz yapılara sahip canlılardır. İşte Darwinizm, canlıların olağanüstü simetrik, altın oran ile süslenmiş, tam ve kusursuz olmaları gerçeğinden dolayı müthiş bir sıkıntı ve açmaz içindedir. Nitekim son bulunan dinozor fosili de, oldukça eski tarihli mükemmel bir dinozor fosili olması gerçeği ile Darwinizm’e meydan okumaktadır. Suni şekilde ortaya çıkarılan tüylü dinozor masalları, bu derin Darwinist yenilginin ve Darwinistlerin içinden çıkamadıkları açmazın bir tezahürüdür.
Dahası, Darwinistlerin bu büyük açmazı defalarca yaşadıkları fosillerin sayısı şu anda 300 milyona yakındır. Şimdiye dek bulunan 300 milyon fosilden TEK BİR TANESİ BİLE ARA FOSİL DEĞİLDİR.
 
Tek bir proteinin varlığı Darwinizm’i yıkıma uğratmak için yeterlidir
Darwinizm’i asıl yıkıma uğratan şey ise, Darwinistlerin sayfalarca hakkında masal uydurdukları bu dinozorun ve tüm diğer canlıların sahip olduğu TEK BİR PROTEİNDİR. Daha tek bir proteinin ortaya çıkışını açıklayamayan Darwinistlerin, mükemmel canlılar üzerinde evrim propagandası yapabilmeleri olağanüstü derecede şaşılacak bir durumdur. Darwinistlerin sahip oldukları 100 trilyon hücreden tek bir tanesinin içindeki yüzlerce proteinden yine sadece bir tanesi Darwinizm’i çürütüp yok etmiştir. Sanki ortada hiç böyle bir gerçek yokmuş gibi, Darwinistlerin insanların gözlerini perdelemeye çalışmaları, insanları hala aldatabileceklerini zannetmeleri akıl almaz bir gaflettir.

Darwinistler şu çağrımızı dikkate almalıdırlar: Sahte evrim teorisi hakkında akla mantığa sığmayan açıklamalar yapmadan, yalanlara başvurmadan önce, TEK BİR TANE PROTEİNİN NASIL OLUŞTUĞUNU AÇIKLAMALIDIRLAR. Bunu yapmadan, fosiller üzerinde sahtekarlıklar yapmakla boşuna uğraşmasınlar. Darwinistler şunu da unutmamalıdırlar: Darwinistlerin tek bir proteini açıklayamadıkları gerçeği tüm dünyaya ilan edilmişken, artık insanları sahte dino kuş haberleriyle aldatmaları mümkün değildir. Dünyada artık insanların büyük bir bölümü evrim teorisi ile alay etmektedir. Sahtekarlık artık sonuç vermemektedir. Yüce Allah’a olan inanç, tüm dünyada gitgide yükselmektedir ve Allah’ın izniyle yükselmeye devam edecektir. Bu yüzyıl, Allah’a iman yüzyılı olacaktır. Darwinistlerin 19. yüzyılda elde ettikleri sahte zafer, 21. yüzyılda tamamen yok olup gitmektedir. Bu Allah’ın vaadidir. Allah’ın dilemesi dışında bu gerçeği değiştirebilecek hiçbir güç yoktur.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/21068/darwinistler-neden-hala-sahte-dinohttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/21068/darwinistler-neden-hala-sahte-dinohttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/21068_darwinistler_neden_hala_sahte_dino-kus_hikayelerine_basvuruyorlar.jpgWed, 17 Feb 2010 21:29:34 +0200
Darwinistler görsel telkinlerle, yaptıkları büyüyü yaygınlaştırmaya çalışırlar

Darwinist yayınların neredeyse tümünde görmüşsünüzdür. Yıllar boyunca Nebraska Adamı neredeyse en önemli evrim delili olarak tanıtılmaya çalışılmıştır. Bu hayali varlığı tanıtan yazıların hemen yanı başında da çok tanıdık bir resim bulunur. Hafif eğik yürüyüşlü bir maymun adam, karısı, yaşadığı ortam, elinde avlanacağı silah vs. Resim o kadar detaylıdır ki, söz konusu hayali varlık hakkında zihinlerde yeterli görünüm oluşmuştur. Fazla araştırma imkanı olmayan, konu hakkında bilgisiz okuyuculara yönelik olarak Darwinist amaca ulaşılmıştır. Darwinist aldatmacanın farkında olmayan okuyucular, ailesiyle birlikte ilkel bir ortamda yaşayan bir maymun adamın varlığına kolaylıkla ikna olmuşlardır.

Oysa bu gerçek değildir.
Nebraska Adamı olarak insanlara tanıtılan bu hayali varlığın çıkış noktası tek bir diştir. Daha önce detaylarını belirttiğimiz gibi, bu diş de bir yaban domuzuna aittir. Yani insanlar üzerinde görsel telkinlerle oluşturulmaya çalışılan kanaat, bir yaban domuzunun azı dişinden yola çıkılarak meydana getirilmiştir. Her nasılsa bu domuz dişinden, hayali Nebraska Adamının ailesinin görüntüleri sağlanmıştır. Bir başka deyişle, çok büyük bir hile yapılmış, insanlara aslında açıkça yalan söylenmiştir.
Bu telkin metodu halen devam etmektedir. Denizden karaya doğru ilerlemeye başlayan, yüzgeçleri gitgide kollara dönüşmeye başlayan balık resmi, tamamen hayal ürünü bir çizimden ibarettir. Darwinistler hiçbir delili olmayan böyle bir geçişi insanlara inandırabilmek için yine aynı yöntemi kullanırlar. Bir sahtekarlığı konu eden bilim dergisi veya bilim sitesinde, söz konusu haberin yanında konuyla tamamen ilgisiz şekilde, gitgide dikleşen ve insana dönüşen maymun şemasını koymak, konunun evrimle ilişkilendirilmesini sağlamaktadır. Herhangi bir okuyucu, verilen bu haberi, görsel telkinlerle evrimin bir parçası hatta bir delili olarak algılayabilir. Çoğu zaman söz konusu makalede yazanları okumaz, ama burada yer alan evrimi çağrıştıran resim hafızasında kalır. Aynı kişi, klonlama veya genom projesi haberlerinin yanına konan ve konuyla tamamen ilgisiz olan evrim resimlerini de aynı telkinle alır. Genom projesindeki herhangi bir bilimsel ilerleme, ona evrimin de sanki bilimsel olarak delillendirildiği izlenimini verir.
İşte bu sahte görsel telkin, tipik bir Darwinist propaganda yöntemidir. Psikolojik telkin metodlarının en sık kullanılanlarındandır. Oysa bir kafatası fosili üzerine gerçekleştirilen rekonstrüksiyonlar farklı sanatçıların farklı hayal güçlerini yansıtan birer sanat çalışmasıdır sadece. Tıpkı Nebraska Adamı örneğinde olduğu gibi.
Kuşkusuz bunun bilimle hiçbir ilgisi yoktur. Bunların evrimle de hiçbir ilgisi yoktur. Bilimsel delil getirmektense, sahte bir telkin yöntemi izlenmektedir, o kadar.
Jonathan Wells bu Darwinist sahtekarlığı şu sözlerle örneklendirmektedir:
1972'de Kenya'nın kuzeyinde bulunan meşhur bir fosil kafatası, üst çenenin kafatasının geri kalanına yerleştiriliş şekli nedeniyle sürekli olarak görünüm değiştiriyordu. Paleantropolog olan Alan Walker, Michael Day ve Richard Leakey "1470 tarihli kafatasının" iki bölümünü incelerken, Roger Lewin yapılan çalışmaların sayımını yapıyordu. Lewin'e göre Walker şunu söylemişti: "Üst çeneyi ileri doğru kaldırabilir ve ona uzun bir yüz yerleştirebilirsin ya da onun içine sokup yüzü kısaltabilirsin... Bunlardan hangisini yapacağın gerçekte senin örgörülerine bağlıdır. İnsanların onunla ne yaptıklarını görmek çok ilginç." Lewin, Leakey'in de hadiseyi yeniden hatırlattığını not ediyor: "Evet onu bu şekilde tutarsan böyle görünür, şu şekilde tutarsan başka türlü görünür."
Daha son zamanlarda, National Geographic dergisi, 1470 yıllı kafatasıyla aynı türe ait olduğu düşünülen yedi kemik fosili kalıplarından dişi bir figürü yeniden yapmaları için dört tane sanatçıya görev verdi. Sanatçılardan biri, alnı olmayan, alt ve üst çenesi gagalı bir dinozorunkine benzeyen bir yaratık çizdi. Diğer sanatçı, nispeten iyi görünümlü fakat garip şekilde uzun kollara sahip modern bir Afrikan-Amerikan bir kadın çizdi. Üçüncü sanatçı, bir gorilinkine benzeyen kolları ve bir Hollywood kurdununkine benzeyen yüzüyle sıska bir dişi çizdi. Dördüncü sanatçı ise, vücudu kılla kaplı, ağaca tırmanan ve gorilinkine benzeyen kalın kaşlarının altından etrafı gözleyen, boncuk gözlere sahip bir figür çizdi.
Bu çarpıcı çizimler kümesi, tek bir fosil takımının çeşitli yollarla nasıl yeniden yapılandırılabileceğini açıkça göstermektedir. Bazen, maymun-insan zincirine eklenecek bir ara form arayışı, hangi çizim en uygunsa onu almayı tercih edebilir.
Darwinistlerin bu sahtekarlığı kolayca yapabilmelerindeki sebep, soyu tükenmiş canlı fosillerini alıp, bunları diledikleri şekle sokup, istedikleri görünümde sunabilmelerindendir. Darwinistler ürettikleri bu rekonstrüksiyonları o kadar yoğun bir biçimde kullanırlar ki, ciltler dolusu bir evrim kitabı sırf bu sahte çizimlerden oluşabilir. Hatta bir doğa tarihi müzesinin materyal olarak sahip olduğu tek şey bu rekonstrüksiyonlar olabilir. İnsanlara yıllarca bu sahte çizimleri ve maketleri gösterir, bunların gerçekten yaşamış olduğuna dair telkin vermeye çalışırlar. Elbette bu müzeleri ziyaret eden pek çok kişi, profesörlerin ve bilim adamlarının denetiminde olan, devletin desteğini almış böyle bir tarih müzesinin sergilediği her şeyin yalan ve sahte olduğuna ihtimal vermemektedir. Hatta sırf bu sebeple gördüklerinden etkilenmekte, kafası küçük, çenesi büyük, eğik yürüyen, vücudu tüylerle kaplı bu hayali canlının tarihte bir zamanda mutlaka yaşamış olduğuna kanaat getirmektedir. Oradaki pek çok kişi, bu gösterilen sahte heykel ve resimlerin gerçekte hiçbir zaman yaşamadığını, bunların tamamının sahte olduğunu, bunu haklı çıkaran tek bir fosil kanıtı bile bulunmadığını, hatta tam tersine fosil kayıtlarının bu iddiayı tamamen yalanladığını bilmemekte, hatta bunu araştırmamaktadır bile. Karşılaştığı telkin öylesine güçlüdür ve bunu destekleyen öylesine kıdemli kişiler vardır ki, bunun doğruluğunu sorgulamak onlara mantıksız bile gelebilir. Fakat bu yolla sürekli aldatılmakta, sürekli olarak bir yalana ortak olmaktadırlar.

Doğa tarihi müzelerine gidildiğinde, zaten genellikle fosillerden ziyade bu sahte çizimler veya hayali maket varlıklar insanlara sergilenir. Darwinistler fosilleri gösteremezler, çünkü fosillerin tümü mükemmel canlılara aittir. Fosillerin tamamı, canlıların milyonlarca yıl öncesinde de, tam ve eksiksiz, mükemmel canlılar olduklarını göstermektedirler. Dahası fosiller, günümüz canlılarının milyonlarca yıl önce de var olduklarını ve hiçbir şekilde değişmediklerini de göstermektedirler. İşte bu durum, paleontoloji müzelerinin tek kaynağı olması gereken fosillerin devre dışı kalmasına sebep olmuştur. Fosillerin tümü yaratılış gerçeğini ispat ettiğinden Darwinistler tam 300 milyon fosili saklamışlardır. Asla sergilememiş, insanlara göstermemişlerdir.

Darwinistler, çeşitli bilim dergilerini de görsel telkin malzemesi olarak kullanmaktadırlar. Darwinist dergiler bilimsel delil sunamayacakları için asıl olarak propagandaya ağırlık vermektedirler. Propagandanın en önemli gereği olarak göz boyayıcı bir sayfa düzeni, kapak ve sayfalarda kullanılan renkler, kapak tasarımı, seçilen fotoğraflar ve hitap şekli okuyucuya gereken mesajı vermek için yeterli görülür. Bu görünümün altında gizlenen büyü, dergiyi alıp okuyan kişinin görsel olarak derginin görünümünden ve içindeki resimlerden etkilenmesini ve içerik olarak da kullanılan garip Latince terimlerin tesiri altında kalmasını sağlamaktadır.
Reklamlardan sinema filmlerine, müzik kliplerinden şarkı sözlerine, çizgi filmlere, kitaplara, makalelere kadar her türlü fırsat bu büyünün bozulmaması için kullanılır. Amaç insanların bazı kelimeleri ve cümle kalıplarını ezbere bilmeleri ve görüntülere aşina olmalarıdır. Hayali maymundan insana geçiş aşamaları, yalancı ara fosil görüntüleri, sahte ilkel insan canlandırmaları hayatın her anını kaplamıştır. Gazete ve dergilerde küçük ya da büyük, bir kelime olarak ya da kapsamlı bir şekilde, sürekli bu konu üzerinde durulur. Bu şekilde insanların üzerindeki Darwinist büyünün etkisinin bozulmaması amaçlanmaktadır.
Yaratılışa karşı geliştirilen özel üslup, kendilerince yaptıkları alaycı tavırlar yine bu büyünün etkisini tamamlayabilmek içindir. Allah inancına yönelik fıkraların, yazıların, konuşmaların, karikatürlerin tümünün (Allah'ı tenzih ederiz) nedeni, insanları Darwinist telkine alıştırabilmek amacını taşır. İnsanlarda, Allah inancına olan her türlü eğilimi ortadan kaldırabilmek ve beyinlerinde Darwinizm'in temelini atabilmek için yapılan bu çirkin gösteri, deccalin oyununun bir parçasıdır.
Fakat bu büyü artık bozulmuştur. Deccal destekçileri ise içine düştükleri durumu tam anlamıyla kavrayamamaktadırlar. Darwinizm'in gerçek olmadığına dair delillerin yalnızca bir kere anlatılmasının ardından bir insanın evrim teorisine olan inancını sürdürmesi söz konusu olamaz. Bunu yapmak için, Darwinist propaganda yöntemlerindeki gibi, karmaşık kelimeler, Latince terimler ve görsel telkinler gerekmemektedir. Gerçeklerin tek bir kere, son derece sade bir dille anlatımı, Darwinizm'in geçersizliğini gösteren delillerin tek bir kere gözler önüne serilmesi yeterlidir. Hayatı boyunca Darwinizm telkinini almış bir insan bile, bu inkar edilemeyecek gerçekler karşısında Darwinizm yalanına inanmayı sürdüremez. "İnanıyorum" dese de bu doğru değildir, çünkü artık gerçekleri bilmektedir. Bir insanın, kapkaranlık bir odanın içinde, perdenin ardındaki Güneş'i yalnızca bir saniye görmesi yeterlidir. Oturduğu oda ne kadar karanlık olursa olsun, artık bu kişiyi dışarıda gece olduğuna inandırmak imkansızdır. fiu anda yaşanan durum da bundan farksızdır. Yıllarca son derece başarılı zannedilen Darwinist telkinler, gerçeklerin yalnızca bir kere ve bilimsel delillerle açıklanmasıyla ortadan kalkmış, tüm etkisini kaybetmiştir.
Rabbimiz, deccale uyanların durumunu ayetinde şu şekilde haber vermiştir:
İşte bunlar, kendilerini hüsrana uğratanlardır ve yalan olarak uydurdukları (düzme tanrılar da) onlardan uzaklaşıp-kaybolmuşlardır. (Hud Suresi, 21)
]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20771/darwinistler-gorsel-telkinlerle-yaptiklari-buyuyuhttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20771/darwinistler-gorsel-telkinlerle-yaptiklari-buyuyuhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20771_darwinistler_gorsel_elkinlerle_yaptiklari_buyuyu_yayginlastirmaya_calisirlar.jpgTue, 02 Feb 2010 14:30:40 +0200
Darwinistler evrim karşıtı inançların mantığa aykırı olduğu aldatmacasını empoze etmeye çalışırlar Suçlamayı karşı tarafa yöneltmek, belki de en iyi bilinen psikolojik savaş taktiğidir. Kendi eksiklik ve kusurlarını veya suçlandığı şeyleri karşı tarafa yükleyerek yapılan bir mücadelede, bu taktiği uygulayan taraf, genelikle kim bu yönde daha güçlü propaganda yaparsa onun kazanacağını düşünür. Yani haksız ve suçlu taraf, eğer propagandasını iyi yapmışsa, haklı ve mağdur gibi görünecek ve kendince mücadeleyi kazanacaktır. 

Bu bilinen taktik, Darwinistler tarafından son derece açık bir şekilde uygulanmaktadır. Sahtekarlık yapan, bir aldatmacayı savunan, akla ve mantığa aykırı olan, aldatan taraf Darwinistler olmasına rağmen, mantığa uymayan fikirler savunanların evrimi inkar edenler olduğuna insanları ikna etmeye çalışırlar. Darwinistler, insanları bu yalana ikna ederlerse, insanları yeterince iyi ve etkili bir şekilde yönlendirirlerse başarıya ulaşacaklarına inanırlar. Bu şeytani taktiğin mutlaka kendi faydalarına döneceğini ve tüm yaptıkları sahtekarlıkları örtbas edeceğini düşünürler. Oysa unuttukları önemli bir gerçek vardır: Batıl olan hiçbir zaman üstün gelmez. Bu Allah'ın kanunudur. Yüce Rabbimiz olan Allah'ın adaleti mutlaka yerini bulacaktır. Doğru olan ile aldatmacaya sığınanı bilen Yüce Allah, mutlaka batıl olanı ortadan kaldıracak ve hak olanı pekiştirecektir. Darwinist taktikler deccalin bir oyunudur ve tüm varlıklar gibi deccal'i de yaratan Allah, onun bütün oyunlarını yerle bir edecektir. Allah bir ayetinde şöyle buyurur:

İşte size böyle… Gerçekten Allah, kafirlerin hileli-düzenlerini boşa çıkarıcıdır. (Enfal Suresi, 18)
Yaratılış gerçeğine karşı geliştirilmiş olan bu sahte yöntemin etkili göründüğü yıllar boyunca Darwinistler, yaratılış gerçeğini anlatanları çeşitli iftira ve ithamlarla suçlama yoluna gitmişlerdir. Aslında Darwinistlerin iman edenlere yönelttiği iftiralar, tarih boyunca yapılmış ve Kuran'da gerçekleşeceği haber verilmiş olaylardır. Göklerin ve yerin hakimi olan Yüce Allah bu iftirayı atanların durumunu ayetinde şöyle haber vermiştir:
Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler. (Bakara Suresi, 13)
Darwinistlerin karşıt suçlamalara geçmelerinin sebebi, yaratılışın mutlak gerçek olduğunun kuşkusuz farkında olmalarıdır. Kendi akıllarınca sergiledikleri alaycı tutumun altında yatan neden, teorilerinin bilimsel bulgu ve delillerle desteklenmediğini bilmeleri ve bu yüzden de insanları laf kalabalığı ile etkilemeye çalışmalarıdır. Bunun deccalin sistemi için başarı sağlayabileceği inancındadırlar. Berkeley Üniversitesi'nden hukuk profesörü Phillip E. Johnson, bu taktik ile ilgili olarak şunları söylemektedir:
...Öğrencilerin pul kanatlı güve hikayesindeki kusurları, Haeckel'in embriyo çizimlerindeki sahteciliği, Kambriyen patlamasının sırrını ve önde gelen Darwincilerin, Darwinizm'in dinsel anlamları konusunda gerçekte neye inandıklarını da öğrenmeleri gerekmektedir. Bu eğitimde çok geçmeden, otoriteler bir isyanın başladığını göreceklerdir. Darwinciler taktiklerini değiştirmez, çünkü evrim hakkında verilecek doğru bir eğitim, evrimi ayakta tutamayan varsayımları apaçık aydınlatacaktır.
Realist bir tanımla naturalizm (batıl) bir dindir ve aşırı dogmatiktir. Bir çeşit inançla savunulan nihai gerçeklik hakkındaki temel bir kanıya dayanmaktadır. Ve kendi 'bilgi' ve 'akıl' tanımlarına sahiptir. Bilginin nihayetinde duyularımızdan kaynaklandığını ve daha karmaşık bilgi türlerinin bilimsel araştırmadan doğduğunu söylemektedir. Naturalist tanıma göre, doğaüstünün bilgisi diye bir şey olamaz. Tanrı hakkındaki önermeler ya akıldışı veya akla karşı olarak nitelendirilir. (Allah'ı tenzih ederiz.)
Oysa asıl naturalizm ve materyalizm başlı başına akıl dışılıktır. Bu sapkın ve batıl inançların takipçileri, şansa, tesadüfe, şuursuz bilinçsiz olaylara yaratıcılık vasfı veren (Allah'ı tenzih ederiz), akılcı değerlendirme yeteneğinden yoksun insanlardır. Tesadüfü sahte ilah edinen sapkın bir dinin savunucularının "bilgi" dedikleri şey de yine tesadüflerin her şeyi yoktan var ettiği fikrine dayanmaktadır. Dolayısıyla burada bahsini ettiğimiz şey, aklın ve mantığın devre dışı kaldığı sapkın bir inanç sisteminden ibarettir. İşte bu nedenle, naturalizm, materyalizm ve Darwinizm söz konusu olduğunda, akıl veya bilgi gibi kavramlardan bahsetmenin mümkün olmayacağını anlamak da zor olmayacaktır.
Darwinistler, apaçık bir gerçek olan yaratılış gerçeğinin yaygın olarak anlatılıp, insanları ikna etmesinden büyük bir korku duyarlar. Çünkü bilirler ki, yaratılış gerçeğini destekleyen sayısız delil vardır ve bunları gören bir insanın evrim aldatmacasına kanması artık mümkün olmayacaktır. Öte yandan Darwinizm'i destekleyen tek bir delil dahi yoktur. Bu büyük aldatmacayı savunan kişilerin, kendi düşük akıllarınca canla başla yaratılış inancını eleştirmelerinin asıl sebebi işte budur. New York Üniversitesi kimya profesörü evrimci Robert Shapiro, sonuçlar hiçbir zaman evrim teorisini desteklemese de mutlaka sonuna kadar Darwinizm'in savunucusu olacağını şu akıl dışı mantıkla ifade etmektedir:
Gelecekte bir gün bütün mantıklı kimyasal deneyler hayatın muhtemel kökeninin tamamıyla hatalı olduğunu gösterebilir. Dahası, yeni jeolojik kanıtlar dünya üzerinde ani bir hayat oluşumunu gösterebilir. Son olarak tüm kainatı keşfedip başka bir yerde bir hayat izine veya hayata neden olabilecek bir sürece rastlamayabiliriz. Böyle bir durumda birtakım bilim adamları cevap için dine başvurabilirler. Ancak benim de dahil olduğum diğerleri, elde olan daha az muhtemel bilimsel açıklamaları, kalanlardan daha mümkün olan bir tanesini seçebilmek amacıyla ayıklamaya çalışacaklardır.
İşte bu sözler, deccalin karanlık sistemini açık bir şekilde görebilmek için kuşkusuz ki yeterlidir.
]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20429/darwinistler-evrim-karsiti-inanclarin-mantigahttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20429/darwinistler-evrim-karsiti-inanclarin-mantigahttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20429_darwinistler_evrim_karsiti_inanclarin_mantiga_aykiri_oldugu_aldatmacasini_empoze_etmeye_calisi.jpgTue, 19 Jan 2010 12:41:22 +0200
Darwinistler, evrim aleyhtarlarını susturmaya çalışırlar Darwinizm'in reddedilemezliğinin bir gereği olarak Darwinistler, insanlar üzerinde etkili olan her evrim karşıtını susturma çabası içine girerler. Tüm dünyayı sarmış olan batıl Darwinizm dini ve savunucuları bu konuda öylesine baskıcı ve zorba bir politika izlemektedirler ki, şu veya bu şekilde evrim hakkında şüpheli söz söylemek dahi o kişiye büyük zorlukların kapısını açmaktadır. Bu faşist dayatmaya göre, evrim hakkında şüphe etmek suçtur. Bunu dile getirmek suçtur. Evrimin kanıtlanmamış bir teori olduğunu, hatta yalnızca bir teori olduğunu bile öne sürmek suçtur. Darwinizm aleyhtarı bir bilim adamının herhangi bir üniversitenin biyoloji bölümünde ders verebilmesi adeta imkansızdır. Darwinizm yanlısı bir gazetenin sayfalarında, evrimi çürüten bir fosilin resmini bulabilmek olanaksızdır. Bir lise biyoloji öğretmeninin, yanlışlıkla bile olsa evrim teorisi üzerinde bazı şüpheleri olduğunu ifade etmesi büyük bir yanlıştır. Muhtemelen bu lise öğretmeninin kısa bir süre içinde işine son verilecektir.

Örneğin, biyoloji profesörü Caroline Crocker, Expelled "No Intelligence Allowed" belgeselinde, evrimi sorguladığı için George Mason Üniversitesi'nden atılışını şu sözlerle anlatmıştır:
Amirim beni ofisine çağırdı ve "Yaratılışı öğrettiğin için seni disipline etmem gerekiyor" dedi. ... O sömestrin sonunda işimi kaybettim.
Caroline Crocker, 5 Şubat 2006 tarihinde Washington Post'a yaptığı bir açıklamada ise şunları söylemiştir:
Evrimdeki problemleri öğrettiğimden dolayı George Mason Üniversitesi'ndeki işimi kaybettim. Bir çok bilim adamı evrimi sorguluyor, ama konuşurlarsa işlerini kaybederler.
Caroline Crocker, işini kaybetmesinin ardından kara listeye alınmış ve Darwinist diktatörlük tarafından hiçbir yerde iş bulmasına izin verilmemiştir 
Dr. Richard von Steinberg'in ise, evrimi sorguladığı ve evrim karşıtı yazarların açıklamalarına yer verdiği için National History Museum'daki (Doğa Tarihi Müzesi) işine son verilmiştir. Steinberg'in konuyla ilgili açıklamaları şöyledir:
(Yaratılış konusu gündeme geldiğinde) insanlar öfkeleniyordu. Öyle ki, onların fiziksel olarak tepki verdiğini görebiliyordunuz. Bölüm şefinin bu konuyu ifade etme şekli ise (Yaratılışın daha inandırıcı olduğunu söylediğim için), benim entelektüel bir terorist olduğum yönündeydi.
Beyin cerrahı Michael Egnor ise, insanların, doktorluk mesleğini yapabilmeleri için evrim teorisini öğrenmeye ihtiyaçları olmadığına dair açıklamada bulunmasının ardından karşılaştığı tepkiyi şu şekilde açıklamaktadır:
Pek çok blogdan pek çok kişi bana ağıza alınamayacak isimler taktılar. Pek hoş olmayan oldukça fazla yorum aldım. Çalıştığım üniversiteden ve başka yerlerden insanlar beni aradılar ve bana emekli olmamı tavsiye ettiler. Darwinist teoriyi eleştirdiğimde farkına vardığım ve beni gerçekten şaşırtan şey, bu konudaki gaddarlık, saldırganlık ve adilik idi.
Aynı şekilde profesör Robert Marks da, Darwinizm'i sorguladığı için Baylor Üniversitesi'ndeki araştırma sitesi kapatılmış ve kendisine araştırmaları için verilmiş olan fon geri istenmiştir.
Söz konusu belgeselde, isminin açıklanmasını isteyen veya istemeyen pek çok anti-Darwinist bilim adamının bizzat yaşadıkları olaylara yer verilmiş ve bu kişiler, Darwinizm'i reddetmelerinden dolayı akademik kariyerlerinin tamamen yok edildiğini kendi sözleri ile anlatmışlardır.
Gazeteci Larry Witham ise Darwinizm'in özünü ve Darwinist diktatörlüğün yöntemlerini şu sözlerle özetlemektedir:
Eğer yüksek notlar almak istiyorsanız, yüksek mevkilere seçilmek istiyorsanız ve eğer halka yönelik bilimsel eğitim sisteminin destekçisi olarak çeşitli ödüller almak istiyorsanız, (evrim) modelini sorgulayamazsınız.
Düzinelerce, düzinelerce bilim adamı ile röportaj yaptım. Kendi aralarında iken veya güvendikleri bir gazeteci ile konuştuklarında, "bu indirgenemez komplekslikte" veya "moleküler biyoloji kriz içinde" gibi ifadelerde bulunuyorlar, ama bunu toplum içinde açıkça dile getiremiyorlar.
Gazeteci Pamela Winnick ise, yaratılış konusunda yazdığı bir yazıdan sonra gazeteci olarak işine son verildiğini belirtiyor ve şunları söylüyordu:
Eğer bu konuya (yaratılış), herhangi bir şekilde biraz bile güven gösterirseniz, ki bunun için sadece bu konuda bir şeyler yazmanız bile yeterlidir, o zaman bir gazeteci olarak tamamen bitersiniz. 
Filozof Stephen Meyer, DNA'daki bilginin tesadüfle açıklanmasının mümkün olmadığını, bunun ancak üstün bir aklın eseri olduğunu açıklayan fikrini kanıtlarıyla birlikte biyoloji dergisinde yayınladığında, Darwinistler derginin editörünün kariyerini mahvetmek istemişlerdir.152 ACLU (American Civil Liberties Union - Amerikan Kişisel Özgürlükler Birliği), Georgia eyaletinde bulunan Cobb şehrindeki okullara, ders kitaplarının üzerindeki "açık zihinle, dikkatli inceleyerek ve eleştirisel şekilde değerlendirerek" evrim üzerinde çalışmaları konusunda uyaran etiketlerden dolayı dava açmıştır. California Lebec'de Americans United for Separation of Church and State (Kilise ile Eyaletin ayrılması için Birleşen Amerikalılar) kurumunu temsil eden aileler okulları, evrim ve yaratılış konusunda seçicilik uygulamasını yalnızca önermesinden dolayı dava etmiştir. Pennsylvania Dover'de ACLU ve Americans United for Separation of Church and State tarafından desteklenen küçük bir grup, dokuzuncu sınıf biyoloji sınıflarında yaratılış gerçeğinin tartışılmasını engellemek için dava açmıştır. Hakim, bu aileler lehinde karar vermiş ve okula davacının kanuni hakkı olan bir miktar parayı ödeme zorunluluğu getirilmiştir. Bu miktar muhtemelen bir milyon doları geçmektedir.
Yazar Ann Coulter, bu olayları şu şekilde değerlendirir:
Dover olayından sonra ACLU davaları ile iflas etme riskine girmek istemeyen hiçbir okul yaratılış kelimesini ağzına bile almaya cesaret edemedi. Darwinistler tapınaklarının, yani devlet okullarının, seküler kutsallığını muhafaza etmişlerdi. Bilimde, iknada ve kanıtta kazanamamışlardı. Liberallerin her zaman kazandıkları yöntemle kazanmışlardı: Onlara her istediklerini gümüş bir tepside getiren bir mahkeme bularak.
Bu bilim değildir.
Darwinistlerin kullandığı bu baskıcı yöntemler, bir kısım insanlar için son derece caydırıcı metodlardır. Bir milyon dolar kadar para cezasıyla karşılaşan bir okul büyük bir baskı ile yüz yüze olduğundan, sindirilmiş durumdadır. Bunu göze alan eğitmen, işinden olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu sistem, William A. Dembski'nin belirttiği gibi bir diktatörlük rejimine benzemektedir. Hiç kimse, diktatörün aleyhinde ağzını bile açamamaktadır.
Evrimci fizik profesörü H. S. Lipson bir bilim adamı olarak, bilimin yaratılışı gösterdiğini söylemekte, ancak bu gerçeği kabul etmenin Darwinist diktanın baskısı nedeniyle ne kadar zor olduğunu şu sözlerle açıklamaktadır:
Eğer canlı bir madde, atomların karşılıklı etkileşimleri, doğa olayları, radyasyon etkisiyle oluşmadıysa, o halde nasıl meydana gelmiştir? ... Sanırım bizler, ... tek makul açıklamanın yaratılış olduğunu itiraf etmeliyiz. Bunun fizikçilerin aforoz edilmesi anlamına geldiğini biliyorum, bu benim için de aynı şekilde geçerlidir, ama eğer deneysel kanıtlar bunu destekliyorsa, hoşumuza gitmeyen bir bilgiyi reddedemeyiz.
Lipson'un sözlerinde ifade ettiği Darwinist afarozla pek çok bilim adamı, akademisyen ve eğitmen sık sık karşı karşıya kalmaktadır. Örneğin, 1999 yılında Detroit'de bir yüksek okulun müdürü kütüphaneye Darwinizm'i eleştiren bazı kitapları koymak istediğinde NCSE (National Center for Science - Ulusal Bilim Eğitimi Merkezi) buna, her türlü yıldırma yöntemini kullanarak, şiddetle karşı çıkmıştır.
Jonathan Wells, bu yıldırma politikasını şu sözlerle ifade eder:
NCSE okul idarelerine, "evrimin bilimsel açıdan tartışmalı olmadığını, dolayısıyla ona karşı ileri sürülen savların bilim müfredatına bilimsel olmayan dini görüşleri sokma çabasının ürünü olduğunu" söylemektedir. Amerika mahkemeleri halk okullarında din eğitimi vermenin makul olmadığını ilan ettiği için, bu, okul idaresinin yasadışı bir şey yapmayı tasarladığını savunan bir uyarı anlamına gelmektedir. Eğer uyarıya uyulmazsa, NCSE, ACLU'ya başvurur, destek almak için. ACLU da okul idaresine bir yazı göndererek pahalı bir dava tehdidiyle ona gözdağı verir. Ülkedeki her okul idaresi parasal açıdan durumu idare etmeye çalıştığı için, NCSE ve ACLU'nun verdiği bu gözdağı, Darwinci evrimin devlet okullarında eleştirilmesinin önüne geçilmesinde oldukça işe yaramıştır.
Okullarda yaratılış eğitiminin verilmemesi konusunda müthiş bir mücadele içinde olan Amerika'nın Kansas eyaletinde, evrimci biyoloji eğitiminin kaldırılmasına yönelik çalışmaların ardından Kansas eğitim sistemi oldukça geniş çaplı bir baskı ve dayatma ile karşılaşmıştır. The National Research Council'in (Ulusal Araştırma Konseyi) başkanı Herbert Lin, Science dergisine gönderdiği bir yazıda, Amerikan kolej ve üniversitelerinin, Kansas'da öğretilen tüm yüksek okul biyoloji derslerinin akademik sayılmayacağına dair bir beyanda bulunmaları gerektiğini bildirmiştir. Ertesi ay, Scientific American dergisinin editörü John Rennie ise, üniversite kabul komitelerinin Kansas okullarındaki idareye "Kansas eyaletinden kendilerine ileride başvuracak öğrencilerin özelliklerini çok dikkatli bir şekilde inceleyeceklerini" bildirmesini ve "Kansas'daki ailelere de bu kötü kararın çocuklarının geleceği için kötü sonuçlar taşıdığını bildiren açık bir yazı" göndermesini istemiştir.158 Bu gözdağının anlamı açıktır. Evrim teorisine karşı çıkmak suçtur ve bu suçu işleyenler hemen infaz edilmelidirler.
Yakın zaman önce gündeme gelen bir davada ise, Woods Hole Oceanographic Institution kurumundan Nathaniel Abraham isimli bir araştırmacı, evrim teorisini reddettiğini belirtmesi üzerine işine son verildiğini açıklamıştır. 2004 yılında Abraham'a, Woods Hole yetkilisi bir bilim adamı tarafından yazılan mektupta, "çalıştığı kurum bilim adamlarının analizlerinde ve yazılarında evrim prensiplerini kullanmasını açıkça şart koşmasına rağmen, Abraham'ın National Institutes of Health'in (Ulusal Sağlık Enstitüleri) 'evrim taraflı' çalışma şeklini benimsemediğini belirttiği" için işten çıkarıldığı belirtilmiştir.159 Yani bir bilim adamı, evrim teorisine karşı çıktığı için resmi olarak aforoz edilmiştir. Konunun 2007 yılında Nathaniel Abraham'ın açtığı bir dava sonucunda gündeme gelmesi kuşkusuz artık insanların Darwinizm diktatörlüğüne başkaldırma cesareti bulmalarından kaynaklanmaktadır.
Berkeley Üniversitesi'nden hukuk profesörü Phillip E. Johnson 1981 yılında İngiliz Doğa Tarihi Müzesi kapısına asılan tabelalarla ilgili Darwinist bağnazlığı şu sözlerle anlatır:
Kapının girişindeki levhada şunlar yazılıydı: "Neden bu kadar çok farklı canlı olduğunu hiç merak ettiniz mi? Bir görüşe göre bugün gördüğümüz bütün canlı varlıklar, aşamalı değişimlerle uzak bir atadan gelmişlerdir. Evrim nasıl meydana gelmiştir? Türler nasıl birbirlerinden değişmişlerdir? Bu salondaki sergi bunun muhtemel bir açıklamasına göz atmaktadır - Charles Darwin'in açıklamasına."
Yandaki tabelada ise şunlar yazıyordu: "Diğer görüş ise tüm canlı varlıkları mükemmel ve değişmez şekilde Allah'ın yarattığı görüşüdür." İlişikteki broşürde ise şu itiraf yer almaktaydı: "Doğal seleksiyonla evrim kavramı, kelimenin tam anlamıyla bilimsel değildir."
Bilim komitesinin buna verdiği cevap rezaletti. Nature dergisindeki bir baş makalede şu soru yer alıyordu: "Darwinizm'in en yakın kalesi olan bu müzenin müdürleri cesaretlerini mi yitirdiler, hatta yoksa akıllarını mı? ... Kimse buna karşı çıkmaz, bilimin halka sunulmasında, uygun olduğunda, tartışma konularının şüpheli olduğunu söylemek uygundur. Peki ama evrim teorisi ciddi biyologlar arasında hala bir şüphe mi? Eğer değilse, o zaman genel anlamda bir kafa karıştırmanın dışında, bu şüpheli sözler neye hizmet ediyor?"
... Bu baskının sonucunda müze teslim oldu ve bu (sözde) "saldırgan" ifadeleri kaldırmak zorunda kaldı.
İşte Darwinist diktatörlüğün yöntemi budur. Evrime karşı sarfedilen sözler, "saldırgan" ifadeler olarak lanse edilir ve Darwinist bilim adamlarının tepkisiyle, dünyaca tanınmış bilimsel dergilerin baskısıyla gereken önlem hemen aldırılır. Darwinist diktatörlüğün baskısıyla tüm anti-Darwinist izahlar alelacele susturulur.
Bu despot tutum elbette tek bir amaca hizmet etmektedir. Evrim teorisinin kanıtlanmış bir teori gibi gösterilmesi ve bu şekilde tüm dünyaya yayılması Darwinistler için bir zorunluluktur. Onlar, yaratılış gerçeğini kendilerince insanlardan uzak tutarak, tüm varlıkları Allah'ın yarattığı gerçeğini gündeme getirmeyip, yalnızca evrim telkinini vererek bunu sağlayabileceklerini zannetmektedirler. Fakat Darwinistlerin düşünemedikleri bir gerçek vardır. Canlıların yaratıldığını anlayabilmek ve görebilmek için insanlara eğitim verilmesine ihtiyaç yoktur. Aklını biraz kullanan her insan, canlı varlıklar üzerinde bir olağanüstülüğün, bir mükkemmelliğin, aklın, bilincin, sanatın, ihtişamın var olduğunu rahatlıkla görebilir. Ve tüm bunların şuursuz, akılsız, bilinçsiz; düşünme, akletme, muhakeme etme, doğruyla yanlışı ayırt edebilme özelliğinden yoksun kör tesadüflerin sonucunda meydana gelemeyeceği sonucuna rahatlıkla varacaktır. Yalnızca birkaç saniye samimi olarak düşünen bir insan için bile bunu anlamak hiç de zor değildir. Allah aklını kullanan insanlar için yarattığı mucizelerin apaçık olduğunu ayetlerinde haber vermiştir:
Şüphesiz, mü'minler için göklerde ve yerde ayetler vardır.
Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.
Gece ile gündüzün ard arda gelişinde (veya aykırılığında), Allah'ın gökten rızık indirip ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli bir düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 3-5)
Darwinistler aldıkları tedbirlerin boşuna olduğunu görmeye başlamışlardır aslında. Geçmişte baskıcı yöntemlerle, sahte delillerle oluşturulan telkin, bugün bilinçlenen insanlar üzerinde etkili olmayacaktır.
Jonathan Wells, artık gittikçe artan sayıda bilim adamının Darwinizm'den kuşku duymaya başladıklarını ve seslerini duyurmak için hareketlendiklerini şu sözlerle belirtmektedir:
Gerçek şu ki, şaşırtıcı sayıda biyolog, Darwinizm'in büyük bazı savlarından sessizce kuşku duymakta veya onları reddetmektedir. Ancak -en azından Amerika'da- onlar ağızlarını kapalı tutmak zorundalar aksi halde, kınamaya, marjinalleşmeye ve sonunda bilimsel camiadan ihraç edilmeye maruz kalırlar. Bu çok sık olmasa da, böyle bir riskin bulunduğunu herkese hatırlatacak orandadır. Umarım, Darwinistlerin karşıt görüşlere uyguladıkları sansürün etkisiyle gözleri açılan biyologlardan oluşan ve sayıları giderek artan bir yeraltı camiası oluşur. İzole edilmiş muhalifler, kaç tane meslektaşının da aynı şekilde düşündüğünü fark etmeye başladığında, onların sayıları giderek artacak ve sesleri daha gür çıkmaya başlayacaktır.
]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20428/darwinistler-evrim-aleyhtarlarini-susturmaya-calisirlarhttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20428/darwinistler-evrim-aleyhtarlarini-susturmaya-calisirlarhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20428_darwinistler_evrim_aleyhtarlarini_susturmaya_calisirlar.jpgTue, 19 Jan 2010 12:38:10 +0200
Darwinistler, evrim teorisini ''reddedilemez'' gösterirler Bilimsel bir teoride, genellikle teori ortaya atılır; bilimsel olarak doğrulanır veya yanlışlanır. Bilimsel olarak kabul edilir veya iptal edilir. Big Bang teorisi bilimsel bir teoridir ve doğrulanmıştır. Bu teoriyi destekleyen deliller karşısında öne sürülen karşıt mantıkların geçersizliği aşikardır. Kimse diğer ihtimallerin delillendirilmesi konusu üzerinde durmamaktadır. Çünkü elde somut bilimsel deliller vardır. Somut deliller, diğer ihtimaller karşısında bu bilimsel teoriyi doğrulamıştır.
 

Evrim teorisi ise bilimsellik iddiasıyla ortaya atılmış bir teoridir ve teorinin bir safsata olduğu sayısız delille ispatlanmıştır. Teoriyi doğrulayacak tek bir delil bulunmamaktadır. Bilimsel tüm bulgular, teorinin bir varsayım olarak ortaya atıldığını ve hiçbir geçerliliğinin olmadığını her geçen gün tekrar tekrar ispat etmektedir. Normal şartlarda bu teorinin çok önceleri iptal edilip rafa kaldırılması gerekmektedir. Ama nedense bu şekilde olmamıştır. Tam tersine evrim teorisi sahte delilleriyle, bilimsel bir teori edasıyla ders kitaplarına girmiş, televizyon kanallarında, belgesellerde, yayın organlarında savunulur hale gelmiştir. Hatta Avrupa Konseyi canla başla bu teoriyi korumaya çalışmış, bu teorinin bilimsel olmadığını ispatlayan delillerin ortaya konulması için getirilen önerileri dehşet ve korku ile karşılamıştır. Çeşitli ülkelerin mahkemeleri, evrime karşı getirilen ve müfredatta yer alan önerileri şiddetle reddetmektedir. Çok yakın bir zaman önce federal bir yargıç, kamu okullarında Darwinizm eleştirisinde bulunmanın anayasaya aykırı olduğunu açıklayacak kadar ileri gitmiştir. Darwin'in kendi kitabında da bahsettiği "evrimin zorluklarının" müfredata konulması fikri, Darwinist çevreleri dehşete düşürmüştür. Kısaca Darwinizm neredeyse tüm devletler tarafından korunan, çoğu zaman devlet desteğiyle ayakta tutulmaya çalışılan tek sözde bilimsel teoridir. Bu çevreler tarafından, yaratılış gerçeğinin okullarda okutulması da evrim safsatasını ortaya çıkaracağı için büyük bir gayret ile engellenmeye çalışılmaktadır. Çünkü Darwinizm, bu batıl dinin kanunlarına göre "reddedilemezdir". Aynı şekilde Darwinizm, bütün dünyada faşist bir Darwinist diktatörlüğün koruması altındadır.
Yazar Ann Coulter, bu gerçeği şu sözlerle dile getirir:
Evrim teorisini tartışmaktan kaçınmak için, Darwinizm çılgınları sürekli olarak (kendilerince sözde) gereksiz gerçekleri sanki bir yedek parça gibi tartışmanın dışına iterler. Evrimi reddetmenin sanki Güneş'in doğudan doğmasını reddetmek gibi bir şey olduğuna dair bir izlenim oluştururlar.
Darwinist diktaya göre Darwinizm'i reddetmek adeta bir suçtur. Darwinizm'in batıl bir din olarak benimsendiği ve benimsetilmeye çalışıldığı ülkelerde bu, adeta vatana ihanet gibi görülmektedir. Hiç kimse, bilimsel delillerin teoriyi geçersiz kıldığını, teorinin artık hiçbir geçerliliğinin kalmadığını açık açık söyleyemez hale gelmiştir. Darwinizm'i tartışmasız bir gerçek gibi kabul etmek adeta bir şarttır. Matematik profesörü Wolfgang Smith bir evrimci olarak bu durumu şu şekilde açıklamıştır:
Bizlere dogmatik olarak evrimin kabul edilmiş bir gerçek olduğu söyleniyor. Ama bunu kimin, hangi yollarla kabul ettiği hiçbir zaman söylenmiyor. Bizlere sıklıkla bu doktrinin kanıt üzerine kurulu olduğu söylenmekte ve bu kanıtın da "bundan sonra yapılacak olan tüm doğrulamaların üzerinde olduğu ve aynı şekilde deneylerle elde edilen sonraki tüm yalanlamalardan muaf olduğu" belirtilmektedir. Ancak bizler, bu kanıtın tam olarak nerede olduğu gibi önemli bir soru karşısında tamamen karanlıkta bırakılmaktayız.
Darwinizm'in reddi engellenmektedir, çünkü aksi takdirde batıl Darwinizm dininin savunucularının hiçbir dayanağı olmayan bu teoriyi canlı tutabilmek için bir yolu kalmamış olacaktır. Yalan, yüksek sesle söylenmekte ve bunun yalan olduğunu iddia etmek suç sayılmaktadır. Bilimsellik iddiasıyla ortaya atılan teori, bilimden tam anlamıyla uzak, resmen ve açıkça reddi imkansız batıl, dogmatik bir inanç sistemi haline getirilmiştir. Asıl dikkat çekici olan ise, bunun göz göre göre, hiç çekinmeden yapılmasıdır.
Bu öyle bir raddeye getirilmiştir ki, Papa, kendi evinde Darwinizm'i savunan konferanslar vermeye zorlanmıştır. Kiliseler, Darwin'den özür dilemeye mecbur bırakılmışlardır. Üniversite profesörleri evrimi sorgulayan yayınları yüzünden işlerinden atılmış, mesleklerinden uzaklaştırılmışlardır. Bu büyük dayatma, pek çok ülkede ciddi anlamda başarıya ulaşmış, özellikle üst kademelerde, evrim kesin olarak sorgulanamaz hale getirilmiştir.
Darwinizm'in reddedilemezliğini sağlamak için Darwinistler gereken her yola başvurabilirler. Evrim teorisini reddeden kanıtları örtbas eder, evrimin geçersizliğini ispatlayan delilleri çarpıtıp şekilden şekle sokarak ve insanları açıkça aldatarak evrim deliliymiş gibi gösterebilirler. Tıpkı Charles Doolittle Walcott'un 70 yıl boyunca Kambriyen fosillerini saklaması gibi.
Darwinist ön kabul ve şartlanmışlık, Darwinistleri son derece mantıksız şeyleri savunmaya ve bu mantıksızlıkları zaman zaman da ifade etmeye zorlamaktadır. Yukarıdaki sözünde evrimci biyolog, bilimsel deliller, mantıklı kanıtlar olmasa da evrimin doğruluğundan asla şüphe duymayacağını açıkça belirtmektedir. Bu da bir kez daha göstermektedir ki, evrim teorisinin savunulmasının sebebi bilimsel veriler ve bulgular değildir. fiu durumda, kabul edilmesi gereken açık bir gerçek vardır: Evrim sapkın, sahte, aldatıcı bir dindir.
Matematikçi ve filozof William A. Dembski, Darwinistlerin evrimi reddedilemez göstermelerini şu sözlerle ifade etmektedir:
Darwinci  tutuculuktan şüphelenmek Stalinci bir rejimin parti çizgisine karşı çıkmakla kıyaslanabilir. Stalin'in Rusya'sında olsaydınız ve Lysenko'nun yanlış olduğunu ileri sürmek isteseydiniz ne yapardınız? Lysenko'nun genetik teorisindeki çelişkileri ve gerginlikleri belirtebilirsiniz, ama Lysenko'nun tamamen yanlış olduğunu söyleyemezsiniz ya da Lysenko'ya açıkça muhalif olan bir alternatif sunamazsınız. fiu anda içinde bulunduğumuz durum bu.
Darwinist diktanın baskısıyla Darwinizm'in reddedilemeyişi, bazı zihinlerde Darwinizm'in doğru ve kabul edilmiş bir teori olduğuna dair bir kanaat oluşturmuştur. Çünkü insanların büyük çoğunluğu, bilim adamlarının bir saçmalığı savunamayacaklarını, televizyon ve yazılı basının bir aldatmacanın destekçisi olamayacağını düşünerek yanılırlar. Eğer bu bir aldatmacaysa, mutlaka bunu ortaya çıkaracak birilerinin olması gerektiğini düşünürler. Oysa ortaya çıkmaya çalışan her ses, çeşitli baskı yöntemleriyle susturulmuştur.
20. yüzyılda baskı ve zorlamalarla devam eden dikta geleneği, günümüzde de yine aynı şekilde devam etmektedir. Halen birçok bilim adamı işlerini kaybetme korkusuyla evrim teorisine karşı bir iddiada bulunamamakta, aileler çocuklarının evrim eğitimi almasına karşı çıktığında mutlaka baskı ve tehdit ile karşılaşmaktadırlar. Fakat evrim teorisi istenildiği kadar okullarda okutulsun, istenildiği kadar evrime karşı bilim olan adamları susturulsun, evrimin yalan olduğunu gören zihinlerde beliren aydınlanmayı hiçbir Darwinist zorlama ve baskı değiştiremeyecektir. Bugün Avrupa Konseyi, çocukların okullarda evrim eğitimi almasını şart koşmuştur. ABD'nin pek çok eyaletinde müfredatta evrim dışı yorumlara yer verilmesi yasaktır. Çin'de, Rusya'da, neredeyse tüm Asya ülkelerinde, hatta bazı Müslüman ülkelerde bile evrim teorisi müfredatın ayrılmaz bir parçası halindedir.
Şunu da belirtmek gerekir ki, kast edilen ve eleştirilen Darwinistlerin baskıcı ve yasakçı zihniyetidir. Okullarda gençlere bir tarih dersi olarak evrim hakkında bilgi verilebilir, ancak bununla birlikte bilimsel ve akılcı olan tutum evrim teorisinin geçersiz olduğunu ispatlayan yüzlerce delilin de gençlere öğretilmesidir. Gençler zorla, tek taraflı, baskıcı bir eğitime tabi tutulmamalı, önlerine bilimsel bulgular tarafsız olarak konulmalı, doğru olanı akıllarıyla ve vicdanlarıyla görme ve öğrenme hakkına sahip olmalıdırlar.
Ancak şunu da hatırlatmakta yarar vardır; bu zorbaca tutum Darwinistler tarafından kendilerince ne kadar büyük bir zafer gibi görülürse görülsün, aslında bir dehşet ve korkunun ifadesidir. Avrupa Konseyi gibi Darwinist düşünce yapısına sahip bir kuruluş, Darwinizm'in çöküşünden ilk defa bu kadar büyük bir endişeye kapılmaktadır. Avrupa'da yıllardır yaratılışı anlatan, evrimin geçersizliğini ifade eden çeşitli eserler yayınlanmakta, toplantılar düzenlenmekte ve çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Ancak hiçbiri Harun Yahya'nın dev eseri Yaratılış Atlası'nın Avrupa'ya ulaşmasıyla birlikte oluşan önemli etkiyi oluşturmamıştır. Bu etkinin sebebi, Atlas'ta ortaya konulan bilimsel bulguların, reddedilmesi mümkün olmayan şekilde evrimin geçersizliğini gözler önüne sermiş olmasıdır. Artık Avrupa'daki tüm öğrenciler, evrim teorisinin, gündeme getirilen 250 milyondan fazla fosil ile çürütülmüş olduğunu bilmektedirler. Çok rahat ulaşabilecekleri tek bir internet sayfasından milyonlarca yıl öncesine ait sayısız canlının fosil resmini görmekte ve canlıların evrimleşmediğine kanaat getirmektedirler. Sayısız eser ve yazı vesilesi ile Darwinist sahtekarlıkları ve evrim teorisinin geçerli tek bir bilimsel kanıtı olmadığını öğrenmişlerdir. Darwinizm hakkındaki gerçekler kolayca ulaşabilecekleri gibidir. fiu durumda Darwinizm adına yapılan yasaklamalar ve dayatmalar artık tamamen etkisizdir. Darwinistler bundan yüz yıl önceki etkilerin tekrar oluşacağını umarak aynı çürük taktikleri uygulamaktadırlar. Oysa deccalin oyununun gerçek yüzünün tamamen açığa çıkmış olduğunu unutmaktadırlar. Yüce Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
Yoksa kötülükleri yapanlar, Biz'i (aşıp) geçeceklerini mi sandılar? Ne kötü hükmediyorlar? (Ankebut Suresi, 4)
]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20427/darwinistler-evrim-teorisini-reddedilemez-gosterirlerhttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20427/darwinistler-evrim-teorisini-reddedilemez-gosterirlerhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20427_darwinistler_evrim_teorisini__reddedilemez__gosterirler.jpgTue, 19 Jan 2010 12:27:55 +0200
Darwinistler bilimi kullanır, bilimsel gösteri yaparlar Bilim, Darwinizm'in kullandığı en büyük kılıftır. Darwinizm "bilim" adı altında ortaya çıkmıştır. Darwinistler de, "bilim adamlarıyız" diye ortaya çıkmışlardır. Darwinizm'e karşı gösterilen her türlü tepki, sözde "bilimle mücadele" olarak lanse edilmiştir. Evrim teorisi hakkında her türlü şüphe; bir nevi "gericilik veya bilim düşmanlığı" olarak gösterilmiştir. Darwinistlerin her türlü sahte delili, bilimsel bir bulguymuş gibi insanlara tanıtılmıştır. Bir başka deyişle Darwinizm 150 yıldır bilimi kullanmıştır.

Peki Darwinizm Bilim Midir?
Darwinizm bir aldatmacadır. Bilimsellikle hiçbir ilgisi yoktur. Darwinizm, insanları bir yalana alıştırmak ve ona inandırmak için geliştirilmiş sahte bir çabadır. Bilim, Darwinizm'in sığınağıdır. Darwinizm, bilimi kullanarak dokunulmazlık elde eder. Sahtekarlıkları bilim diye savunur. Sahte deliller öne süren, çocuk masalları anlatan Darwinistleri bilim adamı olarak tanıtır. Darwinizm'in bir aldatmaca olduğunu fark eden ve buna karşı mücadele yürüten kişileri de bilime ihanet etmekle suçlar. Darwinizm'in en büyük silahı bilimdir. Şimdiye kadar da insanları, bilim maskesinin altına gizlenerek aldatmıştır. Bilimi kullanarak yapılan bu aldatmaca hala devam etmektedir. Darwinist bilim dergilerinin, Darwinist belgesel kanallarının, Darwinist bilim adamlarının bunu kullanmasının nedeni budur.
İngiliz paleontolog evrimci Derek V. Ager bu konuyla ilgili olarak şunları söylemektedir:
Hepimiz biliyoruz ki birçok evrimci girişim, belirli paleontologlar tarafından yapılan beyin fırtınalarından ibarettir. Kütüphanedeki bir taksonomist (canlıların biyolojik sınıflandırması bilimiyle ilgilenin kişi), milyonlarca yıllık genetik mutasyondan fazlasını yapabilir. 162
Bu ifade son derece doğrudur. Okul kitaplarında, gazetelerde, dergilerde, televizyonlarda anlatılan sözde ilkel dünya, mutasyonlarla ve doğal seleksiyonla oluşan canlı türleri, hayali ortak ata, sözde gelişimini tamamlamamış garip canlılar gibi evrim hikayeleri, sadece Darwinist bilim adamlarının kendi hayal güçlerinde var olan olaylardır. Doğal seleksiyon yoluyla yıllardır varsaydıkları hiçbir sonuca ulaşamamışlardır. Derek V. Ager'in de söylediği gibi genetik mutasyonlar da onlara bu sonucu vermemiştir. Ama bu bilimsel gerçekleri reddedip aynı sahte iddiaları savunmaya devam etmek, Darwinizm aldatmacasının dünyaya yayılma ihtimalini güçlendirmektedir kendilerine göre. İşte bu nedenle Darwinistler bilimsel kelimeleri Darwinist aldatmacaya bilimsel görünüm katmak için kullanırlar. Ortada sonuçlanmış ve evrim lehine sonuç vermiş bilimsel bir deney veya bilimsel bir kanıt yoktur. Yalnızca sıkça kullanılan bilimsel kelimeler ve formüller vardır. Darwinist herhangi bir yazarın kitabında bu ilginç terimlere veya ilginç kimyasal formüllere sıklıkla rastlamak mümkündür. Konu hakkında bilgisiz olan bir kişi bu kitaba baktığında, gerçekten de bir bilim adamının ilmi içerikli bir kitabını okuduğunu zannedebilir. Oysa görünüm aldatıcıdır. Bu kitapta anlatılan tek şey, canlı varlıkların kör tesadüfler sonucunda oluştukları ve bugünkü hallerine kör tesadüfler sonucunda geldikleri masalıdır. Darwinist yazarın bunun üzerine anlatacak yeni bir şeyi, verecek bilimsel bir kanıtı yoktur. Kimyasal terimler ve kimyasal formüller, Darwinizm aldatmacasını yalnızca tamamlamak, kendilerince gerçekçi gösterebilmek içindir.
Darwinistlerin bilimi kullanma yöntemlerine bir örnek, evrimci paleontolog S. M. Stanley'in şu sözleridir:
Evrim küçük, yerel popülasyonlarda hızla gerçekleşir; bu nedenle fosil kayıtlarında evrimi göremeyiz. 163
İşte bu sözler bir aldatmacadır. Yerel popülasyonlarda gerçekleşen bir evrimden bahsedilmektedir, fakat bir kanıt yoktur. Hatta kanıtın bulunamayacağı itiraf edilmiş, ama bu bile bilimsel gösterilmeye çalışılmıştır. İşin doğrusu şudur: Fosil kayıtlarında evrim görülmemektedir, çünkü evrim hiçbir zaman yaşanmamıştır.
 
National Center of Science Education - NCSE (Ulusal Bilim Eğitim Merkezi'nin) yöneticisi Eugene C. Scott ise, bu konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır:
Birçok lise ders kitabı (hatta ne yazık ki bazı kolejler) teorileri test edilmiş hipotezler olarak açıklarlar, sanki hipotezler onaylanmış teorilermiş gibi; ve gerçek anlamda çok iyi bir teori onlar için kanunlaşmış gibidir. Ne yazık ki, bilim adamları bu terimleri bu şekilde kullanmazlar, çoğu kişi bilim adamı değildir ve bilim adamları da bu kelimelerin anlamını öğrencilere ve halka iyi açıklayamamıştır. 164
Bu şartlar altında yalnızca kendisine gösterilen ve anlatılanlarla muhattap olan bir insanın, eğer düşünüp önyargısız değerlendirme gücü yoksa, Darwinizm'in geçerli olduğuna kolaylıkla kanaat getirebilir. Çünkü Darwinizm, telkin yöntemi ile söz konusu okuyucunun beklentisine bir nevi karşılık vermiştir. Canlılığı kendince basit bir şekilde açıklamış ve buna "bilimseldir" demiştir. "Sorgulanmasına gerek yok, zaten doğru ve kanıtlanmıştır" demiştir. "Bilim adamları bunu destekliyor" demiştir. "Bilimin canlılık hakkında tek açıklaması budur, bunun dışındaki açıklamalar bilimsel değildir" demiştir. "Bunu bütün dünya kabul ediyor" demiştir. Ve bu yalanlarla tarihin en büyük aldatmacalarından birini inşa etmiştir. Darwinizm'i hiç bilmeyen, onun nasıl bir aldatmaca olduğuna dair en ufak fikri olmayan ve yalnızca bu izahlarla muhattap olan bir kişi için de bu yüzeysel açıklamalar onu ikna etmeye yeterlidir.
Oysa bu kişi aldığı telkinin her safhasında kandırılmaktadır. Zaten Darwinizm'i kesin olarak çürüten ve yaratılış gerçeğinin kanıtı olan 250 milyondan fazla fosil Darwinistler tarafından itina ile saklanmış; canlılığın yapı taşı olan proteinlerin tek bir tanesinin dahi tesadüfen oluşmasının matematiksel olarak imkansız olduğu insanlardan gizlenmiştir. Bu nedenle söz konusu kandırmacanın sınırlarını anlaması da mümkün olmamıştır. Aldatılan bu kişinin bilmediği şey şudur: Darwinizm bilimsel değildir, bilim değildir. Darwinizm sorgulanmıştır ve doğru olmadığı, bilimsel kanıtlarla desteklenmediği açıkça görülmüş, ispat edilmiştir. Darwinizm'i destekleyen bilim adamları, bunu batıl bir din, bir ideoloji olarak gören bağnaz ve dogmatik kişilerdir. Bilimin canlılık hakkındaki tek açıklaması yaratılış gerçeğidir. Tüm bilimsel bulgular canlıların mükemmel halleri ile bir anda yaratıldıklarını göstermektedir. Darwinizm'in bütün dünya tarafından kabul ediliyor görünmesinin altında yatan sebep de yine bu sahte telkin metodları, bu aldatıcı propaganda yöntemleridir. Dolayısıyla okuyucunun ikna olduğu konular yalnızca bir göz boyamaya dayanmaktadır. Kimi zaman bilim adamları bile bu aldatmacaya kanıp gaflete düşebilmektedirler. İngiliz paleontolog evrimci Colin Patterson'un bu konuyla ilgili itirafı dikkat çekicidir:
Daha sonra uyandım ve bütün hayatım boyunca Darwinizm'i bir şekilde kanıtlanmış bir gerçek zannederek aldatıldığımı fark ettim.
Sistematik içinde ortak ata hipotezlerinin etkisinin yalnızca sıkıcı olduğunu ve bilgi eksikliğinden kaynaklandığını değil, aynı zamanda bunun kesin olarak bilim karşıtlığı olduğunu düşünüyorum. 165
Bu konudaki bilinçlenmenin bir başka örneğini ise belgesel film yapımcısı Brian Leith vermektedir:
Son on yıl yeni bir biyolog topluluğu gelişti. Bunlar bilimsel anlamda saygıdeğer sayılıyorlar, ama Darwinizm hakkında derin şüpheleri var. 166
Amerikalı ekonomist Jeremy Rifkin'in "Evrim teorisi bizim eğitim sistemimizin en önemli yerine yerleştirilmiş durumdadır ve bunu gereksiz suistimallerden korumak için etrafına süslü duvarlar yükseltilmiştir."167 sözünü haklı çıkaracak bir başka önemli kanıt ise, Darwinist bilim adamlarının, sahtekarlıkları görmezden gelmeyi yine bilim adına yapmaları ve gerçekler deşifre olsa bile bundan çekinip gocunmamalarıdır. Amaç, mutlaka ve mutlaka bir şekilde insanları aldatabilmek olduğu için dünyanın en ünlü bilim adamları, hiç çekinmeksizin, göz göre göre bu aldatamacayı korumaktadırlar. Jonathan Wells bu duruma şöyle bir örnek verir:
Haeckel'in sahte embriyo çizimlerinden yıllarca haberdar olan bilim tarihçisi Jay Gould'a ne demeli? Tüm bu süre boyunca Gould'un sınıflarından geçen öğrenciler, Haeckel'in embriyolarını evrimin ispatı olarak gösteren ders kitaplarından biyolojiyi öğrendiler. Buna rağmen, başka bir biyoloğun 1999'da duruma itiraz etmesine kadar, Gould hiçbir düzeltme yapmadı. Ondan sonra bile Gould ders kitabı yazarlarını hatadan sorumlu tuttu ve itiraz niteliğindeki fısıltıyı yayan yaratılışçıyı (bir Leigh Üniversitesi kimyacısı) görevden aldı. Burada en büyük sorumluluk kime aittir - sahte çizimleri düşüncesizce tekrar tekrar kullanan ders kitabı yazarlarına mı, onlardan şikayet eden insanlara mı, yoksa çalışma arkadaşlarının, kendisinin "akademik cinayet" diye adlandırdığı olguya farkında olmadan ortak olurken, kendinden emin bir şekilde kenardan durumu seyreden, dünya çapında meşhur bir uzmana mı?
Haeckel'in embriyolarına ilişkin gerçekle kıyaslanınca, pulkanatlı güvelerin (sanayi kelebekleri) kusurlu olduğu ancak yakın zamanda anlaşılmıştır, dolayısıyla belki de ders kitabı yazarları onu kullanmayı sürdürmekten dolayı kınanmayabilirler. Yine de pulkanatlı güveler üzerinde çalışan her biyolog, güvelerin ağaç gövdelerine konmadığını, ders kitabı resimlerinin tezgahlanmış olduğunu on yıldan fazla süredir bilmektedir. Eğer bilim kendini düzeltiyorsa, niçin uzmanlar ders kitaplarından uydurma fotoğrafları çıkarmaya yönelik bir girişimi başlatmıyorlar? 168
Darwinistlerin bilimi kullanmaları, üstelik de bu amaç için adeta bilimin koruyuculuğunu, muhafızlığını üstlenme görünümü almaları kuşkusuz başlıbaşına büyük bir sahtekarlıktır. Aslında Darwinizm, iddiasının tam aksine bilime karşı hareket etmektedir. Bilimsel delilleri örtbas etmeye çalışmaktadır. Laboratuvarlarda gerçekleştirilen deneylerin ortaya çıkardığı sonuçlara muhalif iddiaları savunmaktadır. Elde edilen fosil kayıtları ara formların hiç var olmadığını ispatlarken, canlıların arkalarında sayısız ara form bırakarak birbirlerinden evrimleştiği yalanını ileri sürmektedir. Bilim sahtekarlığı Darwinizm ile birlikte ortaya çıkmış olan bir kavramdır. Darwinistler, bilimsel müzeleri, bilimsel yayınları kullanarak bu sahtekarlıkları bile bile, hiç çekinmeden insanlara sunarlar. Bilimsel kitapları ve dergileri kullanır, hiçbir zaman gerçekleşmemiş bir evrim tarihi masalını bu yayınlarda anlatırlar. Hiçbir zaman var olmamış garip bir canlının resmini çizer, bunu "tarihi geçmişimiz" olarak göstermeye çalışırlar. Bilim karşıtı bu din, bilimsellik kisvesi altında en büyük yalanlarından birini söylemektedir.
Böylesine büyük bir yalanın destekçisi olmalarının sebebi kuşkusuz ki Darwinistlerin deccaliyete olan körü körüne bağlılıklarıdır. Deccali sistem, insanları yalana yönelten sapkın bir sistemdir.

162-Nicholas Comninellis, Creative Defense, Evidence Against Evolution, Master Books, 2001, s. 158
163-Henry M. Morris, The Long War Against God, Master Books, 2000, s. 27
164-Eugenie C. Scott, Evolution vs. Creationism, University of California Press, London, 2005, s. 14

165-Colin Patterson, "Evolution and Creationism", Speech at the Museum of Natural History, New York, Kasım 1981, s. 2 - Nicholas Comninellis, Creative Defense, Evidence Against Evolution, Master Books, 2001, s. 224 
166-Brian Leith, The Descent of Darwin: A Handbook of Doubts about Darwinism, Collins, 1982, s. 11 - Nicholas Comninellis, Creative Defense, Evidence Against Evolution, Master Books, 2001, s. 229
167-Jeremy Rifkin, Algeny, New York, Viking Press, 1983, s. 112 - Nicholas Comninellis, Creative Defense, Evidence Against Evolution, Master Books, 2001, s. 224

168-Jonathan Wells, Evrimin İkonları, Gelenek yayınları, Ocak 2003, s. 213-214
]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20426/darwinistler-bilimi-kullanir-bilimsel-gosterihttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20426/darwinistler-bilimi-kullanir-bilimsel-gosterihttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20426_darwinistler_bilimi_kullanir_bilimsel_gosteri_yaparlar.jpgTue, 19 Jan 2010 12:22:04 +0200
Darwinistler, yazılı ve görsel medyayı kullanırlar Yazılı ve görsel medya, insanların büyük kısmının en çok etkilendikleri telkin araçlarının başında gelir. Bazı insanlar, bilim adamlarının sözlerinin tümüne adeta iman ettikleri gibi, bilimsel dergilerin yazarlarına, TV'de çıkan haberlere de aynı şekilde itibar ederler. Günümüzün tanınmış Darwinist yayınlarının herhangi birinde çıkan Darwinizm yanlısı bir yazı, bunu okuyan çoğu kişi için yeterli bir referanstır. İnsanlar üzerinde Darwinizm'in sahte delillerini yayınlayan bir bilim dergisinin, mutlaka doğruyu yazacağı gibi bir kanaat vardır. İnsanların bir çoğu, söz konusu derginin Darwinizm dininin sadık üyelerinden biri olduğu gerçeğinden habersizdir. Aynı zamanda Darwinizm dininin savunucusu olunduğunda aklın, mantığın, doğrunun, bilimsel olanının dışında hareket edildiğinin de farkında değildirler.

Şu anda Darwinist diktatörlüğün etkisiyle, çok sayıda bilim dergisi Darwinizm yanlısıdır. Dünya çapında Darwinizm karşıtı hiçbir yayının ön plana çıkarılması ve kabul görmesi hazmedilemez. İşte bu nedenle Darwinistlerin sahip çıktıkları, Darwinistlerin savunup destekledikleri yayınların verdikleri haberler, bu yayınların dünya çapında kabul görmeleri nedeniyle çoğu okuyucu veya izleyici tarafından hemen kabul edilir.
Oysa bu büyük bir hatadır.
Darwinistler'in amacı yalnızca propagandadır. Onlar, New Scientist veya National Geographic'de çıkan aldatıcı bir evrim haberinden okuyucuların büyük kısmının şüphelenmeyeceğini düşünerek hareket ederler. Dünyaca ünlü akademisyenlerin dünyaca ünlü yazılarının yayınlandığı Nature gibi bir bilim dergisinin bir yalana evsahipliği yapacağı, öğrendikleri üzerine de gereği gibi düşünmeyen kimselerin ihtimal vermedikleri bir durumdur. Zaten bu durum, Darwinist propaganda açısından o kadar kullanışlı bir ortam meydana getirir ki, Darwinistlerin "çamurlu suda tesadüfen ilk hücrenin oluştuğu" hikayesi gibi akılalmaz bir komediye dahi pek çok insanı inandırmaları zor olmaz. Bu hikayenin karmaşık ifadelerle ve bir bilim adamının imzasıyla Darwinizm yanlısı Nature gibi bir dergide çıkması yeterlidir.
Materyalist bakış açısına sahip bir insan veya bir kurum, materyalizmi ayakta tutma pahasına her şeyi göze alabilir. Materyalizm yanlısı yayınların yaptıkları da budur. Onlar, Darwinizm'i gündemde tutmak ve onu savunmak adına her şeyi yapmakta ve açıkça bilimi bir maske olarak kullanmaktadırlar. Bu materyalist bakış açısını Nature dergisinin şu ifadeleri yeterince açıklamaktadır:
Tüm veriler her şeyi tasarlayan bir varlığı gösterse bile, böyle bir hipotez bilimin dışında kalırdı, çünkü naturalistik değil.
Görüldüğü gibi materyalistler, bilimsel tüm somut bulgular yaratılışı teyit etse dahi, bunu kabul etmemeye kendilerini kodlamışlardır. Bu durumda bilimsellikten söz etmek elbette mümkün değildir. Materyalistlerin Darwinizm'e olan sadakati bilimsel değil dogmatiktir. Darwinizm bilimsel olarak çürütülmüş olmasına rağmen savunulmakta, yaratılış ise sayısız bilimsel bulguyla teyit ediliyor olmasına rağmen bu kimseler tarafından cahilce reddedilmektedir. Çünkü materyalizme göre, madde dışında bir açıklamanın kabul edilmesi imkansızdır. İşte bu nedenle bilimsel görünümlü bu dergilerin, bilimsellikle ilgisi olmayan evrim gibi bir teoriyi savunmalarındaki ısrar anlaşılabilmektedir. Bu yayınlar için, ne pahasına olursa olsun, canlıların yaratıldıkları gerçeğini gösteren deliller kabul edilemezdir. O yüzden Darwinistler için bunun yerine, tüm dünyaya sahte yöntemlerle hakim edilmiş bir aldatmacayı geçerli ve doğru gibi göstermeye çalışmakta sakınca yoktur.
Nitekim bu yayınların destekçisi olan çeşitli bilim merkezlerinin Allah inancına bakış açıları değerlendirildiğinde de bu durum daha açık şekilde anlaşılmaktadır. Nature dergisinde, National Academy of Science (NAS) (Ulusal Bilimler Akademisi) üyelerinin dine bakış açıları hakkında yapılan son araştırmada ortaya çıkan sonuç şudur: Biyoloji ve fizik bilimlerinden 517 NAS üyesinin yarısının verdiği cevaba göre, bu bilim adamlarının %72.2'si ateisttir. %20.8'i agnostik (bilinmezci), yalnızca %7.0'ı ise Allah'ın varlığına inanmaktadır. Nörobiyolog evrimci Robert Provine, "Artık çok az gerçek dindar biyolog kaldı. Çoğu ateist ve bir çoğu bu duruma evrim anlayışı ve diğer bilimler nedeniyle gelmiştir," itirafıyla bu gerçeği açıkça dile getirmektedir.171 Bu gerçeklere bakıldığında, bilimin yaratılış gerçeğini göstermesinin ateist bilim adamları arasında büyük bir öfke ile karşılık gördüğünü anlamak zor olmayacaktır kuşkusuz. İşte Darwinistlerin yazılı ve görsel medyayı kullanarak gösterdikleri karşı çabanın altında yatan sebep budur.
Henry M. Morris, Darwinizm adı altında gerçekleştirilen bu yalancı telkinin çıkış noktasını şu şekilde izah etmektedir:
Bugün yaygın olan inanış, Darwin'in evrimin kanununu keşfettiğidir. Sonuç olarak, Darwin tüm zamanların en büyük bilim adamlarından biri olarak alkışlanmaktadır. Bununla birlikte gerçek; Darwin'in yalnızca eski paganizmin canlandırılması için katalizör görevi gördüğüdür. Hem de bir çok Batı Avrupa ülkesinin bir yüzyıldan fazla bir süredir hazırlandığı Allah'a başkaldırmanın (Allah'ı tenzih ederiz) gerçekleştiği dönemde.
Kimi insanların "bilim adamı yalan söylemez", "koskoca bilimsel dergi yalan yazmaz" yanılgıları onları yıllarca aldatmıştır. Bu insanların kendi aralarında kurdukları çarpık iman sistemi, Darwinistlerin bundan faydalanmalarına, bilimi kötüye kullanmalarına sebep olmuştur. Oysa şu kesin olan bir gerçektir: Materyalist bir bilim adamı, eğer gerçekler kendi çıkarına uymuyorsa ve eğer gerçekler materyalizmi desteklemiyorsa, rahatlıkla insanları aldatır. fiu anda dünyadaki bilim adamlarının büyük bir çoğunluğu Darwinizm'i savunarak açıkça insanları aldatmaktadırlar. Çocukların bile inanmayacağı saçma hikayeleri, bilimsel olarak mümkün olmadığını bilmelerine rağmen insanlara anlatmaktadırlar. Bu durum, şu anda yürürlükte olan ve dünyadaki tüm Darwinist bilim adamları tarafından uygulanan bir sistemdir. Bir başka deyişle, Darwinist bir bilim adamı, bütün hayatını bilimle iç içe geçirmesine rağmen, rahatlıkla bilim adına insanları aldatabilmekte, tüm yaşamını bir yalana adayabilmektedir.
DNA'yı keşfederek Nobel ödülü alan, bütün yaşamını evrim aldatmacasını savunarak geçiren ve 2004 yılında "insanın bir nöron yığını" olduğu şeklindeki tepki çeken sözleriyle, ruhun varlığını reddederek ölen fizik ve biyoloji profesörü Francis Crick bunun en açık örneğidir. Ateist olan fizikçi, moleküler biyolog ve nörobiyolog olarak, Allah'ın üstün sanatına dair sayısız delili görmesine ve bunları bizzat keşfetmesine rağmen, bunların birer mucize niteliğinde özel bir yaratılışı işaret ettiği gerçeğini insanlardan gizlemek için yaşamı boyunca uğraşmıştır. Hatta Allah'ın varlığını kabul etmemek için (Allah'ı tenzih ederiz) yaşamın uzaylı varlıklar tarafından getirildiğini dahi iddia edecek bir aşamaya gelmiştir. Naturalist, Darwinist bakış açısının bir bilim adamına getirdiği sonuç böyle küçük düşürücü bir mantıksızlıktır.
Buna bir başka örnek de paleontolojinin gösterdiği tüm yaratılış delillerini bizzat görüp incelemiş olmasına rağmen, yaşamı boyunca ateist ve naturalist olarak kalmış olan bir başka Darwinist bilim adamı Harvard paleontoloğu Stephen Jay Gould'dur. Stephen Jay Gould da, tıpkı Crick gibi, tüm yaşamını bilimle uğraşarak geçirmiş, Allah'ın apaçık olan varlığını kendi aklınca reddedebilmek için (Allah'ı tenzih ederiz),Sıçramalı Evrim gibi son derece mantıksız ve delilsiz bir teoriyi yaşamı boyunca savunmaktan çekinmemiştir.
Şu durumda Darwinist bilim adamlarının her yaptıklarının ve her söylediklerinin doğru olduğuna dair inanç bir akılsızlıktır, şuursuzca yapılmış bir kabuldür. Oysa yaşamları boyunca inkar içinde olan bu insanların bilmedikleri ve kavrayamadıkları bir gerçek vardır: Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah, yaşamı boyunca deccalliyeti yaymak için çaba içinde olan, tüm ömrünü bu mücadele ile geçiren insanların yaptıklarının boşa çıkacağını ayetlerinde haber vermiştir:
De ki: "Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi? Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar." (Kehf Suresi, 103-104)
Deccalin destekçileri, dünya hayatında Allah inancına karşı gösterdikleri çabanın bir değeri olacağını, bununla üstün geleceklerini ve kazançlı çıkacaklarını zannetmektedirler. Oysa bu, baştan çürük bir sistemdir. Hak dine karşı olan tüm sistemler, Allah'ın vaadi gereği mutlaka yenilgiye uğramaya mahkumdur. Yüce Allah, kuşkusuz ki her şeye kadirdir. Allah ayetinde şöyle bildirir:
Kim Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır. (Maide Suresi, 56)
Darwinistlerin bilimi ideolojilerine alet ederken kullandıkları en klasik taktiklerden biri de kendilerinden son derece emin bir üslup kullanmalarıdır. Evrimden, doğruluğu kesin ve üzerinde tartışmaya dahi gerek olmayan sözde bilimsel bir teori gibi bahsederken, Darwin'i de adeta dünyanın en önemli bilim adamı ilan ederler. Oysa, pek çok bilim tarihçisi ve yazarın da açıkça ifade ettiği gibi, Darwin yeni birşey keşfetmemiş, bir buluşda bulunmamış, akıl ve mantık yürüterek veya gözlem yaparak bir teori ortaya koymamıştır. Bir grup sarhoş denizciyle uzun bir deniz yolculuğu yapmış, hatta bu yolculukta topladığı pek çok canlı türünü incelemeden bir kenara atmış, büyük babasından öğrendiği eski Mısır ve Sümer'den beri var olan evrim yalanını yeniden gündeme getirmiştir. Tabi Darwinistler bu gerçeği hiçbir zaman dile getirmez, hatta özenle saklayarak, insanları aldatabilmek için Darwin'i büyük bir bilim adamı gibi göstermeye çalışırlar. Moleküler fizikçi ve aynı zamanda teoloji profesörü olan Alister McGrath, bu durumu şu sözlerle dile getirmektedir:
19. yüzyılda Amerikanın en ünlü ateist yazarı haline gelen demiryolu avukatı Robert Green Ingersoll (1833-99) ... 1884'deki bir yazısında şunu açıkladı: "Bu yüzyıla Darwin yüzyılı adı verilecek… Onun evrim doktirini, en uygunların yaşama doktirini ve türlerin kökeni doktirini tutucu hiristiyanlığın son kalıntılarını tüm düşünen akıllardan kaldırdı."
Bu durum söz konusu bilim adamlarının yazılarının yer aldığı bilim dergileri için de geçerlidir kuşkusuz. Dünyanın tanınmış bilim dergilerinde yalnızca Darwinizm propagandası yapıldığına göre, bu dergilerde yalnızca Darwinist bilim adamlarının yazılarına yer verildiğine göre ve bu bilim adamları da ideolojik olarak evrim yalanını sürdürmek ve savunmak mecburiyetinde olduklarına göre, bilimsel kelimelerle süslenmiş yazıların mutlak doğru olduğuna inanmak aynı akılsızlığı sergilemek olacaktır. İnsanlar üzerinde bu batıl inanç sistemini Darwinistler yıllar boyunca kullanmışlardır. Fakat artık bunun ortadan kalkma ve gerçek bilimsel doğruların kabul edilme vakti gelmiştir. Darwinizm'in en önemli propaganda silahı olan yazılı ve görsel basın, insanları aldatamayınca, geriye Darwinist propagandanın başka bir kullanım alanı kalmamış olacaktır.
]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20425/darwinistler-yazili-ve-gorsel-medyayihttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20425/darwinistler-yazili-ve-gorsel-medyayihttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20425_darwinistler_yazili_ve_gorsel_medyayi_kullanirlar.jpgTue, 19 Jan 2010 12:10:37 +0200
Darwinistler maymunun insana olan benzerliklerini kullanmaya çalışırlar Darwinizm'in son derece basit bir mantığa dayandığını ve canlılığı kendince yüzeysel ve basit açıklama eğiliminde olduğuna değinmiştik. Darwinistlerin, bunun bir gereği olarak kullandıkları en önemli propaganda malzemelerinden biri maymunlardır. Maymun, çeşitli anatomik özellikleri nedeniyle gerçekten de insana benzer olarak yaratılmış bir varlıktır. İşte Darwinistleri en çok aldatan ve Darwinistlerin de insanları en çok aldatmasına sebep olan unsur bu benzerliklerdir.


Darwinistler maymun-insan benzerliğini kullanabilmek için bir maymunu ön plana çıkarır ve onun çeşitli davranışlarını, alet kullanımı, öğrenme yeteneği gibi özelliklerini vurgulayacak çeşitli gösteriler yaparlar. Amaç, insanın maymun soyundan geldiğine dair meşhur Darwinist aldatmacayı okuyucular için kendilerince makul gösterebilecek bir kanaat oluşturabilmektir. Kimi insanlar bu telkini almalarının ardından hayvanat bahçesine gittiklerinde veya maymunlarla ilgili bir belgesel film seyrettiklerinde belli bir yönde kanaat geliştirirler. Öyle ki, Darwinist aldatmacadan oldukça etkilenmiş olduklarından gördükleri canlının "biraz gelişse, tıraş olsa, iyi beslense" rahatça insana dönüşebileceğine dair basit bir mantıkla düşünmeye başlarlar. Birkaç teknik benzerlik, Darwinist telkinin başarılı olmasına zemin sağlamaktadır. İnsana benzer bazı ilkel davranış şekillerini öğrenmiş olan maymunlarla ilgili programlar, defalarca Darwinist televizyon ve internet sitelerinde yayınlanarak ön plana çıkarılır. Bir maymunun eğitildiğinde neler yapabileceğini gören ve Darwinizm hakkında pek bir bilgisi olmayan bazı izleyiciler, gördüklerinin üzerine verilen Darwinist telkinden dolayı tamamen yanlış bir bakış açısına sahip olurlar. Maymunun sergilediği akılcı davranışlar, bu canlıların insanın eski ataları olduğuna dair yapılan propagandayı güçlendirmek için defalarca gösterilmektedir.  

Oysa bu, bir başka Darwinist aldatmacadır.
Maymunların çeşitli özellikleri nedeniyle insana benzer özellikler göstermekte oldukları doğrudur. Ama bu durum insan ile maymunun tamamen farklı canlılar olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Maymun, Allah'ın izniyle bu dünya üzerinde var olduğu sürece, maymundan farklı bir canlı olmayacak, ne kadar eğitilirse eğitilsin insan gibi bir düşünme, algılama, yorum yapma, öngörülü olma, akılcı davranma, muhakeme etme, planlı ve bilinçli hareket etme, konuşma gibi özelliklere sahip olamayacaktır. Ne kadar yoğun tekrarlar yaparsa yapsın, bir maymun hiçbir zaman uçak tasarımları yapamayacak, gökdelenler inşa edemeyecek, şiir yazamayacak, laboratuvarlarda insanı inceleyemeyecektir. Ne kadar eğitilirse eğitilsin, bir proje tasarlayamayacak, düşünüp planlayarak daha üst bir medeniyet seviyesine ulaşamayacaktır. Çünkü maymun, Allah'ın kendisine özel olarak verdiği anatomik özelliklere sahip, konuşma becerisinden ve en önemlisi insanı insan yapan bilinç, akıl ve ruhtan yoksun bir varlıktır. Onun sadece birkaç konuda yetenekli olması, insanın atası olduğuna dair iddianın kuşkusuz ki hiçbir şekilde kanıtı olamaz.


Bu hayali varlıklar, zihinlere gerçekmiş gibi telkin edilmeye çalışılmaktadır.

Darwinistler bu iddiaları ortaya atarken, insan ve hayvan arasındaki en önemli farkı unutturmaya çalışırlar. İnsan, "benim" diyen, kendi varlığının farkında olan, ne için yaratıldığını, neden var olduğunu düşünebilen, muhakeme etme yeteneğiyle var olan bir canlıdır. İnsan bu sebeple diğer canlıların tümünden olağanüstü bir fark ile ayrılır. Anatomik özellikler ve beceriler, bunun yanında çok küçük bir ayırt edici niteliğe sahiptir. "Benim" diyen, varlığının farkında olan şuurlu varlık, hiçbir materyalist açıklama ile açıklanamaz. Hiçbir materyalist açıklama, kendi varlığının bilincinde olmayan, şuuru kapalı bir canlının, ruhu olan ve varlığının şuurunda olan bir varlığa dönüşümü hikayesini izah edemez. Darwinistler, bu bilim dışı açıklamaya istedikleri kadar sahte fosil deliller göstermeye kalksınlar (gösterilen tüm fosillerin sahte olduğu ortaya çıkmıştır), insandaki bilincin ve ruhun varlığına asla hiçbir şekilde açıklama getiremeyeceklerdir. İşte insanın sahte evriminden söz ederken ve bu konuda sayısız sahte kafatasını delil olarak dayatmaya çalışırken, Darwinistlerin tek değinmek istemedikleri ve onları tam anlamıyla çaresizliğe düşüren konu budur.
Bütün bunların yanı sıra, Darwinistlerin en büyük delil sandıkları yetenek gösterisinde, maymundan çok daha zeki özellikler sergileyen canlılar vardır. Karga, arı, kunduz, termit gibi canlılar; kimi zaman maymunlardan çok daha zekice ve çok daha beceri gerektiren davranışlar sergilemektedirler. Dolayısıyla yetenek ve beceriye dayanan benzerlik iddiası, tümüyle yanıltmacadır.
Darwinistlerin öncelikle insanı insan yapan; gördüklerinden, duyduklarından etkilenmesini, onlar üzerinde düşünmesini, akıl göstermesini, saygı, sevgi, vefa gibi anlayışlara sahip olmasını, muhakeme ve yargıda bulunmasını sağlayan "ruh"un açıklamasını yapmaları gerekmektedir. Maddenin mutlak varlığına inanan, insan bilincini yalnızca bir nöron yığını olarak gören bu zihniyet, ruhun varlığı gerçeği karşısında tam anlamıyla suskundur. Darwinistler uzun zamandır bilincin kökeni ve hayali evrimi hakkında çalışmalar yapmakta, daha doğru bir deyişle bu konuda propaganda yöntemleri üretmeye çalışmaktadırlar. Fakat maddesel varlığı olmayan bir kavramı madde ile açıklayabilmeleri, hatta buna alternatif bir yorum getirebilmeleri imkansız olduğundan, bu konu hakkında hiçbir iddiada bulunamamaktadırlar. Çünkü bilincin kökeni, yani insanı insan yapan ruh, Allah'a aittir. Allah, Kendisi'nden bir lütuf olarak bunu insana bahşetmiş ve onu diğer canlılardan, özellikle bu yönüyle farklı kılmıştır. Darwinist aldatmaca, bu konuda çaresiz ve sessizdir.
Allah Kuran'da, insanı Kendi ruhundan yarattığını şöyle bildirmektedir:
Ki O, yarattığı herşeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden (sülale'den), basbayağı bir sudan yapmıştır. Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona Ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz? (Secde Suresi, 7-9)
]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20424/darwinistler-maymunun-insana-olan-benzerliklerinihttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20424/darwinistler-maymunun-insana-olan-benzerliklerinihttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20424_darwinistler_maymunun_insana_olan_benzerliklerini_kullanmaya_calisirlar.jpgTue, 19 Jan 2010 12:06:51 +0200
Prion proteini hakkındaki aldatmacalar, çaresiz Darwinistlerin durumunu kurtaramayacak Geçtiğimiz günlerde BBC, Science, Scientific American, Discover, CBS gibi çeşitli internet sitelerinde yayınlanan bir haberde, “cansız prionların evrimleştiği” iddia ediliyordu. Bu olağanüstü derecede mantıksız iddia, söz konusu haberlerde sanki önemli bir bilimsel buluşmuş gibi verilmiş, bilimsel terimlerle süslenmiş açıklamalar sanki bir gerçekmiş gibi art arda sıralanmıştı. Amaç her zamanki gibi, prionların ne olduğundan dahi habersiz olan oldukça geniş bir kesimi karmaşık ifade ve anlatımlarla aldatmaya çalışabilmekti.

Hayatın kökeni konusu, Darwinistlerin en kapsamlı ve en temelden çöküşlerinin ilanıdır. Aynı zamanda bu konu, Darwinist yenilginin en büyük delilini teşkil ettiğinden, Darwinistler bu konuda gerçekten oldukça çaresiz bir durumdadırlar. Bu çaresiz durumu bertaraf edebilmek için uzun zamandır kendilerince çözüm arayışındadırlar. Yıllarca virüslerin evrimleştiğini iddia eden ve defalarca yalanlanan Darwinist kesim, şimdi de virüslerden çok daha küçük cansız yapılar olan “prionları” sahte teorilerine delil olarak vermeye çalışmaktadırlar. Bu iddianın geçersizliğini özetle şu şekilde açıklayabiliriz:
Prionlar, kısaca protein içeren oldukça küçük yapılardır. Bu yapılar bir canlı hücre içinde bulunmadıkları sürece tamamen cansızdırlar. Prionlar bir hücreye girdiklerinde, zararsız olabildikleri gibi, çeşitli hastalıklara da sebep olurlar. Deli dana hastalığı bu şekilde oluşan hastalıklardandır. Prionlar genellikle virüslere benzetilseler de aslında virüslerden farklıdırlar. Prionlar, virüslerin aksine proteinlerin ve enzimlerin yapısını belirleyen, böylelikle şekil ve gelişmeyi denetleyen bir DNA’ya sahip değildirler. En küçük virüslerden bile en az 100 kat küçüktürler.
Tıpkı, virüslerin evrim geçirmedikleri gibi prionlar da evrim geçirmezler. Darwinistler yıllarca virüslerin yapılarında meydana getirdikleri değişiklikleri evrim olarak lanse etmeye çalışmışlar ve bunu hayatın kökenine bir delil olarak sunmaya uğraşmışlardır. Oysa tüm Darwinist bilim adamları çok iyi bilirler ki, virüs, canlı bir yapı göstermediği için meydana gelen mutasyonlardan olumsuz şekilde etkilenmez. Aynı şekilde meydana gelen mutasyonlar virüsü geliştirmez de. Virüs, hiçbir zaman, mutasyonlar sonucunda başka bir yapıya dönüşmemiş, yeni organellere sahip olmamıştır. Virüs, içine girdiği hücreyi bozar, öldürür, fakat hiçbir zaman o hücreye yeni ve o hücreyi geliştirici bir genetik bilgi ekleyemez. Virüsler milyonlarca yıldır virüstür, uğradıkları sayısız mutasyona rağmen milyonlarca yıldır hiçbir değişim geçirmemişlerdir.
Virüsler konusunda büyük bir yenilgiye uğramış olan Darwinistler bu defa da hiçbir genetik bilgi barındırmayan prionları sahte iddialarına delil olarak kullanmaya çalışmaktadırlar. Oysa bu iddia, çok daha büyük imkansızlıklar içermektedir. Prion proteinleri, girdikleri hücrenin kromozomlarında bulunan genetik bilgiye göre sentezlenirler. Dolayısıyla bir hücre olmadan prionların varlıklarını sürdürmesi mümkün değildir. Açıkça görüldüğü gibi DNA’sı dahi olmayan tümüyle cansız bir yapı hakkındaki evrimleşme iddiası olağanüstü derecede mantıksız bir iddiadır. Bir hücre içinde proteinler nasıl sentezlenir ve katlanırlarsa, prionlar da hücre içinde aynı yöntemle sentezlenir ve katlanırlar. Kendi başlarına bir varlıkları, değişme yetenekleri yoktur. 

Hastalık bulaşması evrimleşme değildir
Kimi zaman hastalıklı prion proteinleri, sağlıklı prion proteinleriyle karşılaştıklarında, çeşitli tepkimeler meydana gelir. Bunun sonucunda hastalık, sağlıklı prionlara bulaşır ve aynı zamanda yeni üretilen prionlar da hastalık taşıyıcı hale gelirler. Bu, hastalığın yaygınlaşmasıdır. Beyindeki hastalıklı prion proteinleri alınıp bir başka dokuya nakledilirse, o dokudaki sağlıklı prion proteinlerine de etki edecek ve onları hastalıklı hale getirecektir. Darwinistler işte prionlarla ilgili sahte iddialarına, çaresizlikten, bu hastalık bulaşması olayını delil göstermeye çalışırlar. Oysa burada bir mutasyon veya bir evrimleşme söz konusu değildir, sadece hastalıklı prionun hastalığı yayması durumu söz konusudur.
Prion proteinlerinin bu açıdan virüslere benzediği iddiası da aynı şekilde bir aldatmacadır. Virüsler, doğrudan hücrenin çekirdeğinde genetik bilgiye müdahale ederek kendilerini çoğaltırlar. Oysa hastalıklı prion proteinleri, genetik bilgiye etki ederek çoğalamazlar. Onlar yalnızca sağlıklı prion proteinlerinin yapılarını bozar ve onları hastalıklı hale getirirler. Bu durum evrim değildir, sadece sağlıklı bir prion proteini hastalıklı hale gelmiştir, o kadar. (Daha önce belirttiğimiz gibi virüslerin söz konusu faaliyetleri de bir evrimleşme değildir)
Prion proteininin nasıl sentezleneceği, zaten insan hücresinin 20. kromozomundaki genlerde şifrelenmiş durumdadır. Yani Yüce Allah, hücreyi de, onun içindeki proteinin sentezleneceği bilgiyi de beraber yaratmıştır. Darwinistler, hücrenin içindeki kodlu bu bilginin en küçük zerresini dahi açıklayamamaktadırlar. Darwinistler, hücrenin içindeki tek bir proteinin nasıl ortaya çıktığını açıklayamamaktadırlar. Darwinistler, prion proteinleri hakkında pervasızca sahte iddialarda bulunurken, DAHA HENÜZ PRİON PROTEİNİNİN ORTAYA ÇIKIŞINI BİLE AÇIKLAYAMAMAKTADIRLAR.
Dolayısıyla “Darwinistlerin DNA olmadan evrimi ispatladık” hezeyanları çok ciddi bir hezimetin, müthiş bir çaresizliğin ifadesidir, çok büyük bir aldatmacadır. Darwinistlerin böyle bir iddiada bulunabilmesi için önce proteinin, bir DNA’nın nasıl ortaya çıktığını gösterebilmeleri gerekmektedir. BUNU ASLA YAPAMADIKLARINDAN, TEK BİR PROTEİN ONLARI TAMAMEN ÇIKMAZDA BIRAKTIĞINDAN, ancak aldatmacaya dayanırlar. Bu, Darwinistlerin 150 yıldır kullandıkları ikiyüzlü yöntemin bir başka örneğidir.
Bilimin Darwinizm’i ortadan kaldırışı dünya çapında Darwinizm yanlılarını oldukça zavallılaştırmıştır. Darwinist yayınların çaresiz çırpınışları da bu batıl dinin sonunun geldiğini belgelemektedir. Darwinistlerin; prionlar, proteinler, DNA’lar üzerinden bir şeyler ispatlamaya çalışmaları artık onları oldukça komik duruma düşürmektedir. Yaşamın muhteşem, sanatkarane varlığı, daima bu sapkın dinin takipçilerini yenilgiye uğratacaktır. RABBİMİZ OLAN ALLAH’IN ÜSTÜN SANATINDAKİ TEK BİR DETAY DAHİ, BATIL TÜM AÇIKLAMALARI YERLE BİR EDECEK MUHTEŞEMLİKTE VE GÜÇTEDİR.
Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık. Bu, inkar edenlerin zannıdır. (Sad Suresi, 27)
]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20272/prion-proteini-hakkindaki-aldatmacalar-caresizhttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20272/prion-proteini-hakkindaki-aldatmacalar-caresizhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20272_prion_proteini_hakkindaki_aldatmacalar_caresiz_darwinistlerin_durumunu_kurtaramayacak.jpgThu, 14 Jan 2010 14:34:56 +0200
Darwinistler ara fosil varmış telkini yaparlar 150 yıl boyunca bir yalanı doğru gibi göstermeyi amaçlamış, evrim teorisinin sayısız sahtekarlığını bir gerçek gibi insanlara sunmuş, sahte fosilleri onlarca yıl sergilemiş ve bu yalanı okul müfredatına dahil edip bir gerçek gibi okutmuş olan Darwinistler için, Darwinizm'in ara fosillerle desteklendiği gibi bir yalana da insanları inandırmak zor değildir. Darwin'den beri süregelen bu aldatmaca, bizzat Darwin'in, ileride ara fosillerin bulunacağına dair boş vaadleri ile başlamıştır. Aslında Darwin, günümüzden 150 yıl önce oldukça önemli bir kehanette bulunmuş ve bu kehaneti doğru çıkmıştır.

Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz?.. Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.

 


Teorilerini hayali çizimler ve rekonstrüksiyonlarla desteklemeye çalışan Darwinistler bugüne kadar bilimsel hiçbir delil sunamamışlardır. Örneğin, canlıların küçük değişikliklerle birbirlerinden türedikleri iddiasını kanıtlayabilecek bir tane bile ara fosil örneği gösterememişlerdir. Bu durum evrimin bilim karşısında çöküşünün ispatıdır.

Darwin'in kehaneti doğru çıkmıştır. Kendi döneminde bulunamayan ara fosiller ileriki yıllarda da bulunamamıştır ve bu gerçek, Darwin'in teorisini kesin olarak çökertmiştir. Darwinistler de bu süreçte 150 yıl önce var olmayan hayali ara fosillerin mutlaka günün birinde bulunacağı inancını insanlara telkin etmeye çalışmışlardır. Teknoloji ve gelişen bilim, ara fosillerin varlığını zorunlu kıldığında ise çözümü sahtekarlıkta bulmuşlardır. Bugün evrim teorisinin okutulduğu tüm biyoloji ders kitapları, tüm Darwinist yayınlar, Darwinizm yanlısı basın, evrim teorisi için hayati önemi olan ara fosil masalını anlatırken bu sahte delillere yer vermektedir. Bu yayınlar hala Archaeopteryx'i, Coelacanth'ı, Haeckel'in sahte embriyo çizimlerini, ağaç gövdesine yapıştırılmış sanayi kelebeklerini, insan kafatasına orangutan çenesinin monte edildiği Piltdown Adamını, bir yaban domuzu azı dişinden yola çıkarak ailesiyle birlikte resmedilen Nebraska Adamını, maymun adam şeklinde resmedilen ama bir insan ırkı olduğu anlaşılan Neandertal Adamını, bir maymun olduğu bilimsel olarak ispat edilmiş olan Lucy'i ve sahtekarlık olduğu anlaşıldığı için literatürden çıkarılmış olan kafataslarını delil olarak göstermektedirler. İşte Darwinizm'in 21. yüzyılda karşı karşıya kaldığı aciz durum budur.

Çoğu zaman Darwinist kaynaklarda şu ifadeye sıklıkla rastlarsınız: "Evrimi ispat eden ara fosiller o kadar fazladır ki..." Bu ifade çok büyük bir yalandır. Yalnızca okuyan kişilerin zihinlerine verilmeye çalışılan bir telkindir. Bir başka deyişle, klasik Darwinist metod uygulanmakta ve bir yalan, inandırıcı kılınmak için yüksek sesle ve ısrarla, defalarca söylenmektedir.

Oysa evrim teorisini ispat eden tek bir tane bile ara fosil yoktur. Darwinist bilim adamları, elbette bilimin göstermiş olduğu bu açık gerçeği çok iyi bilirler. Ara fosil olmadığından dolayı evrim teorisinin içinde bulunduğu açmazın da farkındadırlar. Fakat dogmatik bakış açıları, ne pahasına olursa olsun evrim teorisini ayakta tutma mecburiyetini getirir Darwinistlere.

Nitekim Darwinistlere yakın bir geçmişte buna dair çağrı yapılmış, sahip oldukları tek bir ara fosili dünyanın en ünlü meydanlarında sergilemeleri talebinde bulunulmuştur. Ama buna verilen karşılık her zamanki gibi büyük bir sessizlik olmuştur. Oysa eğer iddiaları doğru olsaydı, eğer canlı türleri birbirlerinden yavaş gelişmelerle tesadüfi aşamalarla milyonlarca yıllık bir süreç sonucunda evrimleşmişse, bu durumda Darwinistlerin ellerinde tek bir tane değil, milyonlarca hatta trilyonlarca ara fosil bulunması gerekirdi. Ama Darwinistler "Tek bir ara fosil getirin" çağrısına bile cevap verememektedirler. Çünkü ellerinde hiç ara fosil bulunmamaktadır. İşte Darwinistlerin şevkle ve coşkuyla ortaya çıkıp tek bir tane bile ara fosil ortaya koyamamalarındaki sebep de budur.

Evrimci paleontolog Mark Czarnecki konuyla ilgili şu itirafı yapmaktadır:

Teoriyi (evrimi) ispatlamanın önündeki büyük bir engel, her zaman için fosil kayıtları olmuştur... Bu kayıtlar hiçbir zaman için Darwin'in varsaydığı ara formların izlerini ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar ve yine aniden yok olurlar. Ve bu beklenmedik durum, türleri Allah'ın yarattığını savunan düşünceye destek sağlamıştır.

Evrimci jeolog Carlton E. Brett'in itirafı ise şöyledir:
Yeryüzünde hayat zaman içinde, yavaş yavaş ve kademe kademe mi gelişti? Fosil kayıtlarının bu soruya cevabı; "Hayır"dır.

Darwinizm büyüsü 150 yıl boyunca o kadar sistemli şekilde insanlar üzerinde etkili kılınmıştır ki, insanlar olmayan bir şeyin varlığına inandırılmışlardır. Hiç kimse "milyonlarca ara fosil olması gerekir, bunlar nerede?" diye sormamıştır. Hiç kimse "kazılarda ortaya çıkan 250 milyondan fazla fosil hep mükemmel görünümlü tam gelişmiş canlılara ait, fakat bunların tek bir tanesi bile ara fosil değildir" dememiştir. Hiç kimse neden ara fosil görünümü altında hep belli birkaç canlının resmi ile karşılaştıklarını, en ünlü bilim adamlarının bile bu uydurma fosillerden başka gösterecek bir şeyleri olmadığını, doktora tezleri için hazırlanan kitaplarda bile yalnızca neden bunların konu edildiğini araştırmamıştır. Ayrıca yine hiç kimse, ön plana çıkarılan bu birkaç fosilin de ara form özelliği göstermediğini ve bunun bilimsel olarak ispatlanmış olduğunu bilmezler. Özetle, Darwinizm büyüsüne kapılan neredeyse hiç kimse, Darwinizm'i destekleyen tek bir tane bile delil olmadığının farkında değildir. Çünkü bu gerçek, bu büyünün mimarı olan Darwinistler tarafından ustaca ve sinsice saklanmaya çalışılmıştır.

Fakat "ara fosil vardır" yalanı, ne kadar uzun süreli ve ne kadar ısrarla söylenirse söylensin, eğer insanlar ele geçirilen gerçek fosillerin varlıklarından haberdar edilirlerse, bunların bugün yaşayan canlılardan hiçbir farkı olmadığını anlarlarsa, o zaman yalanın tekrarının hiçbir değeri kalmaz kuşkusuz. fiu an durum deccalin oyunu olan Darwinizm için böyledir. Darwinistler, insanları, ara fosillerin var olduğu aldatmacasına inandırmak için çırpınıp dururlarken, tam ve mükemmel görünümdeki milyonlarca yıllık canlıları gösteren fosiller insanlara açık açık gösterilmekte, fosil sergileri, internet ve Yaratılış Atlası yoluyla sergilenmektedir. İnsanlar gözleriyle gördüklerine inanmakta, yıllarca aldıkları Darwinist telkinden şüphe duymaktadırlar. Artık Darwinistlerin "ara fosil var" ısrarları hiçbir işe yaramamaktadır. Deccalin oyununa gelen Darwinistlerin insanları aldattıkları, artık tüm dünya çapında açıkça anlaşılmıştır. Bu aldatmacanın sürdürülmesi artık mümkün değildir. Yüce Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur:

Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18)

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20271/darwinistler-ara-fosil-varmis-telkinihttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20271/darwinistler-ara-fosil-varmis-telkinihttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20271_darwinistler_ara_fosil_varmis_telkini_yaparlar.jpgThu, 14 Jan 2010 14:28:47 +0200
Darwinistler, tesadüfleri mucizeler gerçekleştiren sahte bir ilah gibi göstermeye çalışırlar (Allah’ı tenzih ederiz) Tesadüfler, Darwinistlerin sözde her şeyi gerçekleştiren, adeta mucize meydana getiren sahte ilahıdır. Darwinistlerin basit dünyasına göre zaman ve tesadüfler birlikte hayali bir şekilde her şeyi meydana getirebilirler. Bu akıl dışı inanca göre tesadüfler insanların başaramadıklarını başarır, her nasılsa laboratuvardan ve bilim adamlarından daha üstün bilgi, yetenek ve teknik imkana sahip olabilirler. Darwinizm'e göre tesadüfler, her şeyi mükemmel komplekslikte ve kusursuz bir şekilde meydana getirmiş, hatasız, öngörülü, tedbirli birer uzmandırlar. Darwinistlerin, yaşama dair açıklamalarının ardındaki hayali kahraman, Darwinist masallara göre daima şuursuz, bilinçsiz tesadüfler olmuştur.

Darwinistler için bunu insanlara kabul ettirmenin de çeşitli yöntemleri vardır. Elbette aklı başında hiç kimse bir sürüngenin anatomisinin tamamen değişerek mükemmel görünümlü, süzülerek uçan bir kuş halini aldığına normal şartlarda inanmaz. İnsanları, böylesine mantığa aykırı bir hikayeye inandırmak için, bir tür büyü sisteminin geliştirilmesi gerekmektedir. İşte bu nedenle Darwinistler tarafından, tesadüf putunun hayali becerileri çeşitli bilimsel terimleri içeren bir masal şeklinde insanlara telkin edilir. Bu masala göre bir canlı varlığın oluşumundaki her aşama kör tesadüflerin eseridir ve tesadüfler bunu mucizelerle gerçekleşmiştir. Bir Darwiniste "ilk canlı hücre nasıl ortaya çıktı" diye sorsanız, alacağınız cevap, "bir çamur yığını içinde mucizevi bir şekilde kendi kendine" olacaktır. Gözün nasıl oluştuğunu sorsanız, "Mucize" cevabını alacaksınızdır. "Kanatlar nasıl meydana geldi, kuşlardaki mükemmel tüyler nasıl oluştu" deseniz, "Bir gün bir şekilde bir mucize oldu" mantığında açıklamalar yapacaktır. Darwinistlerin akıl ve bilim dışı izahlarında bu hayali süreci yönlendiren hiçbir bilinç, hiçbir akıl yoktur. Oysa, evren son derece hassas dengeler üzerine kuruludur. Yeryüzü kusursuz bir düzene sahiptir. Bu düzendeki en küçük bir sapma tüm sistemin tamamen yok  olması anlamına gelecektir. Her bir canlı türü de son derece kompleks yapılara ve hayranlık uyandırıcı özelliklere sahiptir. İşte tüm bu detayların her biri üstün güç ve kudret sahibi bir aklın, yani Yüce Allah'ın eseridir.

Darwinist hikayelerde ise bu mükemmel denge ve hayranlık uyandırıcı komplekslik göz ardı edilir. Bilimsel terimlerle süslenip anlaşılmaz hale getirilen evrim hikayesinin içinde tüm bu saçmalıklar adeta büyü yapar gibi özenle ve sürekli telkin edilir ve pek çok insanın hiç dikkatini çekmez.

Teolog R. C. Sproul bu konuyla ilgili şunları söylemiştir:

Bilim adamları tesadüfe bir güç atfettiklerinde fiziğin alanını sihire terk etmiştir. (Darwinistlere göre) Tesadüf, sadece tavşanları değil, fakat tüm evrenin hiçlikten ortaya çıkmasını sağlayan sihirli bir değnektir.

Darwinistler ne kadar bu telkini canlı tutmaya çalışırlarsa çalışsınlar, aslında mucize bahşettikleri güç akılsız, şuursuz, bilinçsiz, kör tesadüflerdir. Tesadüfler, ardında hiçbir bilinçli etmen olmadan, hiçbir akıllı, yönlendirici, tasarlayıcı bir güç bulunmadan meydana gelen rastgele olaylardır. Tesadüfi gelişen bir olayın deneme yanılma ile en doğrusunu bulabilmesi, gelecekte meydana gelecek olayları tahmin edip buna göre tedbir alması, bir organın neye benzeyeceğini önceden tasarlayabilmesi, fedakarlık yapması, vefa ve sevgi göstermeyi bilmesi kuşkusuz ki mümkün değildir. Bir toplu iğneyi bile meydana getiremeyecek hayali bir gücün, dünya üzerindeki muhteşem canlı çeşitliliğini meydana getirdiğini iddia etmek akla, mantığa, bilime ve elbette sağduyuya aykırıdır.

Burada "bir toplu iğneyi bile meydana getiremez" ifadesi, Darwinist iddialara bir yanıt olması ve bu iddiaların imkansızlığını vurgulamak için kullanılmıştır. Aslında tesadüflerin herhangi bir şey "meydana getirdiğini" iddia etmek ciddi bir mantık bozukluğuna ve akıl yetersizliğine işaret eder. Fakat Darwinistler bu bozuk mantığı kullanarak bütün dünyayı aldatabilmişlerdir. Darwinistlerin garip mantıklarına göre, yeterli zaman verildiğinde, tesadüflerin yapmayacağı şey yoktur.

Nobel ödüllü evrimci biyolog George Wald'ın aşağıdaki sözleri, Darwinistlerin, tesadüf + zaman formülüne bir sihirli bir formül olarak inandıklarını açıkça ifade etmektedir:

Sadece beklenmelidir: Zaman mucizeler gerçekleştirir. Çok zaman verildiğinde, imkansız mümkün, mümkün muhtemel ve muhtemel sanal olarak kesin hale gelir.

Elbette tüm bu mantık dışı açıklamaların amacı, Darwinistlerin, canlılığın varlığına -kendilerince- yaratılış dışında bir açıklama getirebilme çabasıdır. Kuşkusuz zaman ile tesadüflerin bir araya gelip, bir çamur birikintisinden çiçekler, kediler, balıklar, kuşlar, sürüngenler, insanlar meydana getirdiğinin kabul edilemez olduğunu Darwinistler de bilmektedirler. Fakat onlar, doğru olan açıklamayı kabul etmek yerine, mantıksız olanı mantıklı gösterme gayretindedirler.

Görüldüğü gibi, Darwinistlerin tüm açıklamaları bir aldatmacaya dayanır. Darwinistlerin süslü kelimelerini, Latince tanımlarını, anlaşılmaz bilimsel kelimelerini ortadan kaldırdığımızda geriye "tüm canlılık rastgele olaylar sonucunda, bilinçsizce, kör tesadüflerin bir araya gelmesiyle, hiçbir kontrol, hiçbir tedbir, hiçbir bilinçli müdahale olmaksızın şans eseri meydana geldi" aldatmacası kalmaktadır. İşte Darwinistlerin asıl olarak insanları inandırmaya çalıştığı aldatmaca budur.

Günümüzün en ateşli Darwinistlerinden biri olan ateist evrim biyoloğu Richard Dawkins'in aşağıdaki sözleri, Darwinist mantığın ne kadar çıkmazda olduğunu görmek için yeterlidir:

... Hayvanlar aceleyle bir araya getirilmiş, geçmişten yamalanarak gelmiş, kabaca düzenlenerek hantallaşmış gülünç canavarlar olmalıydılar. Fakat avlanmakta olan bir çitanın son derece zarif hareketlerini, dağ kırlangıcının aerodinamik güzelliğini veya yaprak görünümlü böceğin (kamuflaj yoluyla yaptığı) göz yanıltıcı detaylarına yönlendirdiğimiz merak dolu dikkatimizi bu beklentimiz ile nasıl bağdaştırabiliriz?

Allah, deccali öyle büyük bir tuzağa düşürmüştür ki, sonunda deccal yanlıları kendilerince Allah'a karşı mücadele etmek için "tesadüf" gibi mantıksız, akıl dışı ve ilkokul çağındaki çocukları dahi güldürecek bir masala sığınmak zorunda kalmışlardır. Tesadüf öyle sapkın ve akılsızca bir iddiadır ki, böceklerin üstün yeteneklerini kullanarak teknolojik aletler meydana getirdiğini iddia etmek bile bunun yanında daha mantıklı kalır. Fakat deccalin büyüsü, bir kısım insanları bu saçmalığa inanacak hale getirmiş, bu saçmalık okullarda okutulacak şekle dönüştürülmüştür. Ancak insanlar, tesadüflerin mantıksız şekilde ilahlaştırıldığını ve onlara bir yaratıcı vasfı verildiğini (Allah'ı tenzih ederiz) görüp anladıkça, deccalin ahir zamandaki en büyük oyunu olan Darwinizm, acınacak hale gelmiştir.

Allah ayetlerinde şöyle buyurur:
Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı?
Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık.
Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar.
Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.
"Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler.
"Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
"Veya önceki atalarımız da mı?"
De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz)." (Saffat Suresi, 11-18)
]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20269/darwinistler-tesadufleri-mucizeler-gerceklestiren-sahtehttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20269/darwinistler-tesadufleri-mucizeler-gerceklestiren-sahtehttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20269_darwinistler_tesadufleri_mucizeler_gerceklestiren_sahte_bir_ilah_gibi_gostermeye_calisirlar_al.jpgThu, 14 Jan 2010 14:14:33 +0200
Darwinizm ve materyalizm tüm canlılığı ''basit'' gibi göstermeye çalışır

Darwinizm "büyüsü" insanları düşünmekten alıkoymak üzerine kuruludur. Darwinistler işte bu nedenle yoğun olarak görsel ve işitsel telkinle, hitap ettikleri insanları oyalamaya çalışırlar. Üzerlerinde adeta bir büyü etkisi oluşturarak, insanları gerçeklerden uzaklaştırma azmindedirler. Darwinizm'in bu yoğun büyülü telkinleri karşısında pek çok insan düşünmekten, incelemekten, araştırmaktan vazgeçer ve önlerine sunulan sözde bilimsel açıklamalara ister istemez teslim olur.

Fakat ilginç olan, insanları oyalayan ve düşünmekten alıkoyan süslü telkinler, aslında temelinde çok basit ve akıl dışı bir mantık barındırır. Darwinist yayınlar, bir hücrenin oluşumunu sayısız bilimsel ve teknik terim kullanarak yüzlerce sayfa boyunca anlatabilirler. Oysa anlatmak istedikleri özetle sadece şudur: Çamurlu su + tesadüfler + zaman = canlılık! Süslü kelimeler, anlaşılması zor Latince tanımlar, teknik karmaşık terimler Darwinist telkini oluşturmak için bu yayınlara kasıtlı olarak dahil edilir. Yoksa Darwinist izahların ardında karmaşık, kompleks, anlaşılması güç bir mantık veya açıklama kesinlikle yoktur.

PBS Nova TV kanalının "The Miracles of Life" belgeselinden bir bölüm bu konuya iyi bir örnek oluşturmaktadır:

Dört buçuk milyar yıl önce yeni oluşan Dünya, kozmik toz ve parçacıklar yığınından oluşuyordu. Başlangıçta var olan denizler tarafından neredeyse tamamen yutulmuş durumdaydı. Güçlü rüzgarlar atmosferden rastgele molekülleri topladı. Bunların bazıları denizlerde yığıldı. Gelgitler ve akıntılar molekülleri bir araya topladı. Ve bu eski okyanusun bir yerlerinde yaşam mucizesi gerçekleşti... İlkel yaşamın ilk organize formu küçük bir protozoan idi (tek hücreli bir hayvan). Milyonlarca protozoan eski denizlerde bir araya geldiler. Bu ilk organizmalar deniz suyundan oluşan dünyaları içinde kendi kendilerine yetiyorlardı. Sudan oluşan bu ortamlarında bakteri ve diğer organizmalarla beslenerek hareket ediyorlardı... Bu tek hücreli canlılardan yeryüzündeki canlılık evrimleşti.

Bu garip açıklamaları izleyen çoğu kişi,  hücreyi oluşturan yalnızca tek bir proteinin tesadüfen meydana gelme ihtimalinin imkansız olduğunu bilmiyordur kuşkusuz. Bu kişiler muhtemelen üzerinde yaşadığımız muhteşem denge ve idealliğe sahip gezegende, düzene etki edecek herhangi bir değişimin veya oluşumun rastgele meydana gelme ihtimalinin ne kadar zaman verilirse verilsin asla böyle bir değişimin meydana gelmesinin mümkün olmadığını da bilmiyordur. Aynı izleyici bahsi geçen "yaşam mucizesinin" oluşması için çok daha büyük ihtimallerin gerçekleşmesi gerektiğini ve bunun çok daha büyük imkansızlıklar içerdiğini de bilmiyordur muhtemelen. İşte bu nedenle bu hayali senaryoyu izlemek ve ona inanmak, konu hakkında bilgisi olmayan kişiler için çok da zor olmamaktadır.

-       Tek bir proteinin oluşması için DNA gerekir
-       Protein olmadan DNA oluşamaz
-       DNA olmadan protein oluşamaz
-       Protein olmadan protein oluşamaz
-       Tek bir proteinin oluşması için 60 ayrı protein gerekir
-       Bu proteinlerin bir tanesi bile eksik olsa protein var olamaz
-       Ribozom olmadan protein oluşmaz
-       RNA olmadan da protein oluşmaz
-       ATP olmadan protein oluşmaz
-       ATP’yi üretecek mitokondri olmadan da protein oluşmaz.
-       Hücre çekirdeği olmadan protein oluşmaz
-       Sitoplazma olmadan da protein oluşmaz
-       Hücredeki organellerden bir tanesi eksik olsa protein oluşamaz
-       Hücredeki bütün organellerin var olması ve çalışması için de proteinler gereklidir
-       Bu organeller olmadan da hiçbir şekilde protein olmaz. 

Bu sistem, bir arada çalışmak zorunda olan iç içe bir sistemdir. Biri olmadan diğeri olamaz. Tek bir parçası var olsa bile, sistemin diğer parçaları olmadan bu parça hiçbir işe yaramaz.
Kısacası,  

BİR PROTEİNİN VAR OLMASI İÇİN HÜCRENİN TAMAMI GEREKİR.Hücre, bugün incelediğimiz ve çok az bir kısmını anlayabildiğimiz mükemmel kompleks yapısı ile var olmadığı sürece, TEK BİR TANE BİLE PROTEİN MEYDANA GELEMEZ.

Bu PBS belgeselinde Dünya'nın oluşumu, ilk hücrenin meydana gelişinin hayal ürünü hikayesi ve bu hayali ilk hücrenin başlattığı canlı çeşitliliği öylesine basit bir olaymış gibi anlatılmaktadır ki, tüm bunlar konu hakkında fazla düşünmek istemeyen bir kişiyi ikna etmeye yetecek kadardır. Bu kişinin önüne hazır bir bilgi gelmiştir. Bu insan, ne de olsa;

  • Bir proteinin tesadüfen oluşamayacağını,
  • Bunun ardından da ikinci, üçüncü, dördüncü, nihayet bir milyonuncu proteinin de aynı imkansız tesadüfi oluşumu gerçekleştirmesinin olanaksız olduğunu
  • İmkansız olmasına rağmen tesadüfen oluştuğunu varsaysak bile dünyanın bir ucunda hayali şekilde oluşan ilk proteinin, dünyanın diğer ucunda hayali şekilde oluşan ikinci protein ile birleşmesinin de aynı şekilde imkansız olduğunu bilmemektedir.
     
Bu aşamaya kadar her şeyin çok basit gerçekleştiğini zanneden bu kişi;
  • Yine olasılık hesaplarına göre teasadüfen oluşması imkansız olan hücre organellerinin meydana gelmesini,
  • Bu "mucizevi" şekilde ortaya çıkmış organellerin hücre oluşana kadar yok olmadan bir arada kalmalarını,
  • Ardından mükemmel seçici geçirgen zarı ve olağanüstü sistemi ile, laboratuvarlarda bilim adamlarının denetiminde bile oluşturulamayan, bilim adamlarınca "bir galaksiden daha kompleks" olarak tanımlanan hücrenin, çamurlu su içinde hayali bir şekilde tesadüfen meydana geldiği masalını makul karşılayacaktır.

Çünkü bu izleyicinin karşısında, kendisine sunulan bilgileri düşünmeden kolayca kabul edebilecek bir kimse için son derece basit bir açıklama vardır. Üstelik bu açıklamayı bir bilim adamı, hatırı sayılır bir belgesel kanalında yapmaktadır. Artık onun verilen bilgiyi muhakeme etmesine, inceleyip araştırmasına, proteinin mucizevi sistemi üzerinde düşünmesine gerek yoktur. Bu belgeseli izleyen kişiye, hücrenin yalnızca basit bir baloncuk olduğu telkini verilmektedir. Bu bilim dışı basit mantığa göre, nasıl uzun zaman açıkta kalmış bir miktar meyve suyunun üzerinde küf oluşuyorsa, söz konusu izleyiciye de hücrenin çamurlu suyun içinde imkansız oluşumunun da basit ve mümkün olduğu izlenimi verilmeye çalışılır. Oysa küfler, tek hücreli canlılardır ve meyve suyunun üzerine dışarıdan gelen tek bir hücrenin çoğalması sonucunda oluşurlar. Dolayısıyla onlar da meyve suyunun üzerinde kendi kendilerine kör tesadüfler sonucu yoktan var olmazlar. Bu arada söz konusu belgeselde, hayali ilk hücrenin oluşumunun yanı sıra Dünya'nın oluşumu, ilk atmosferin oluşacak hayali ilk hücreyi hemen yok etme gücü, protozoanların nasıl olup da çok hücreli canlılara dönüştüğü ve hali hazırda bakteriler varken protozoanın nasıl bu hayali ilkel yaşamın "ilk canlıları" olduğu gibi hayati önem taşıyan konular Darwinistler tarafından açıklanmaya gerek duyulmamıştır. Bunlar, bu bilim dışı basit açıklama dahilinde zaten sözde "detay" konular olarak kabul edilmektedir. Oysa bu detayların her biri, evrim teorisi mantığı içerisinde bilimsel olarak açıklanması asla mümkün olmayan konulardır ve Darwinizm'i sona erdiren temel konu olan "hayatın kökeni" konusudur. Türlerin nasıl oluştuğu, maymunsu hayali varlıkların sözde insana nasıl dönüştüğü üzerine kitaplar dolusu masal anlatan Darwinistler, henüz daha hayatın kökeni sorusu karşısında cevapsızdır.

İnsanların bir kısmı, detaylara girmeyip, doğrusunu araştırmayıp sadece duyduklarını kabul etme eğilimindedirler. Darwinistler de söz konusu insanların bu zaafını kullanırlar. İnsanların büyük çoğunluğu, Darwinistlerin bu aldatıcı tuzağına düşerek, kendilerine mantıklı gelmese de, bilimsel bir delil görmemiş olsalar da doğrudan Darwinizm'i kabul etmeye meylederler. Bu yüzden Darwinistlerin basit ve mantıksız açıklamaları, 150 yıldır belli bir kesim üzerinde amacına ulaşmış ve insanlar aldatılmışlardır.

Bu konuya başka bir örnek ise, çocuklar için yazılmış olan Wonderful Egg (Muhteşem Yumurta) kitabındaki izahlardır. Kitapta, son derece mantıksız bir senaryo dahilinde bir hikaye anlatılmıştır. Buna göre anne dinozor yumurta bırakır ve ilginç bir şekilde bu yumurtanın içinden "ilk kuş" çıkar. Dinozor anneden doğan "kuş" zamanla gelişir, büyür ve mucizevi şekilde mükemmel kanatlara ve tüylere sahip olur. Sonra uzun bir ağacın dallarına doğru mutlu bir şekilde uçmaya başlar. Burada ilginç olan ve belki de olayın Darwinistler açısından en trajik yönü, bu hayret verici saçmalığı anlatan kitabın, American Association for the Advancement of Science (Amerikan Bilimsel Gelişim Kurumu), the American Council on Education (Amerikan Eğitim Konseyi) ve Association for Childhood Education International (Uluslararası Çocuk Eğitimi Kurumu) tarafından desteklenmesi ve tavsiye edilmesidir.

Söz konusu yayınlar, böyle iddialarla ortaya çıkarak veya bunu destekleyerek son derece küçük duruma düşmektedirler. Elbette, bir sürüngen yumurtasından tamamen farklı anatomik yapıya, uçma gibi bir yeteneğe, buna uygun uzuvlara, tüy, kanat, sıcakkanlılık, özel akciğer sistemi gibi tümüyle farklı fizyolojik yapılara sahip bir kuşun çıkamayacağını bir ilkokul çocuğu bile rahatlıkla bilebilir. Fakat buna rağmen, Darwinist ideolojinin takipçileri, komik duruma düşeceklerini bildikleri halde, bu mantıksız iddiayı savunmaktan çekinmezler.
Bilim editörü Darwinist Gordon Rattray Taylor'un bu konudaki itirafı, Darwinizm'in sunduğu basit mantığı n yanlışlığını çok doğru şekilde açıklamaktadır:

Evrim tarihi bu tür değişikliklerle doludur, hatta yalnız bunlardan ibaret olduğu bile söylenebilir. Pullar, tüylere dönüşür. Bacaklar kanat olur. Mideler hava keselerine değişir. Hatta biyokimya süreçleri seviyesinde değiştirmeler ve düzenlemeler meydana gelir. Darwinizm'in bu mucizeler hakkında söyleyebileceği tek şey ise tüm bunların tesadüf eseri olduklarıdır.

Missouri Üniversitesi'nden doktor Nicholas Comninellis'in kitabında yer verdiği bir gazete yazısında ise şu açıklama yer almaktadır:

Evrim teorisi yetişkinler için bir peri masalıdır. Bu teori, bilimin gelişmesine hiçbir katkıda bulunmamıştır. İşe yaramaz bir teoridir.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20268/darwinizm-ve-materyalizm-tum-canliligihttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20268/darwinizm-ve-materyalizm-tum-canliligihttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20268_darwinizm_ve_materyalizm_tum_canliligi__basit__gibi_gostermeye_calisir.jpgThu, 14 Jan 2010 14:10:53 +0200
Sanayi kelebekleri iddiası bir sahtekarlıktır 19. yüzyıl ortalarında İngiltere'de sanayi devriminin başladığı sıralarda, endüstri ağırlıklı bölgelerdeki ağaçların kabukları açık renklidir. Bu nedenle bu ağaçların üzerine konan Biston betularia türündeki kelebeklerin koyu renkli varyantları (melanik kelebekler), burada beslenen kuşlar tarafından kolay fark edilir ve av olurlar. Fakat elli yıl sonra endüstri kirliliğinin sonucunda ağaçların gövdelerini saran bir tür yosun olan likenler ölür ve ağaç gövdeleri kararır. Bu kez açık renkli kelebekler ağaç gövdelerinde daha belirgin olduklarından kuşlar tarafından sık olarak avlanmaya başlarlar. Sonuçta açık renkli kelebekler sayıca azalırken, koyu renkli melanik kelebekler yem olmadıkları için çoğalırlar. 

Evrimciler bu durumu, doğal seleksiyon ile evrim iddialarına önemli bir delil olarak büyük bir hararetle sahiplendiler. Ardından da her zamanki sahtekarlık yöntemini kullanarak, açık renkli kelebeklerin zamanla evrim geçirerek koyu renkli kelebeklere dönüştüğü gibi bir göz boyamaya giriştiler. Bu iddia, sözde "iş başındaki evrim" (evolution in action) tanımıyla bütün dünyaya tanıtıldı. Oysa gerçekler çok daha farklıydı, bu kelebekler hiçbir şekilde evrimsel bir değişime uğramadıkları gibi, ortada bir büyük Darwinist sahtekarlık vardı.

Darwinist bir tıp doktoru ve amatör bir biyolog olan H.B.D. Kettlewell, 1953 yılında bir dizi deney yaparak bu olayı gözlemlemeye karar verdi. İngiltere'nin kırlarında bu kelebeklerin yaşam alanlarında gözlemler ve deneyler yaptı. Kettlewell, deneyleri sonucunda, açık renkli likenlerin bulunduğu ağaçların üzerinde koyu renkli kelebeklerin daha çok avlandığını tespit etti. Ve bunu, Darwinizm adına adeta büyük bir buluşmuş gibi Scientific American dergisinde, "Darwin's Missing Evidence" (Darwin'in Kayıp Kanıtı) başlığı altında duyurdu. 1960 yılına gelindiğinde Kettlewell'in hikayesi bütün ders kitaplarında yerini almıştı.

İddianın ortaya atılmasından neredeyse bir yıl sonra, 1985 yılında ise bu konuyla ilgili gariplikler fark edilmeye başlandı. Craig Holdrege isimli genç bir Amerikalı biyoloji öğretmeni, yaptığı araştırma sonucunda Kettlewell'in yakın arkadaşı olan ve onun deneylerine katılan Sir Cyril Clarke'ın notlarında ilginç bir ifadeye rastladı. fiöyle diyordu Clarke: 
Gözlemlediğimiz tek şey, kelebeklerin günü nerede geçirmedikleri oldu. 25 yıl içinde, ağaç gövdelerinde veya bizim kurduğumuz tuzakların yanındaki duvarlarda sadece iki tane Betularia bulabildik.

Holdrege uzun zamandır öğrencilerine ağaç gövdelerine konmuş kelebeklerin fotoğraflarını gösteriyor ve kuşların daha görünür olanları seçip avladığını anlatıyordu. Ama şimdi bu kelebeği 25 yıl boyunca araştırmış birisi, bunları ağaç gövdelerine konmuş halde sadece iki kere gördüğünü söylüyordu. Çok geçmeden bu hikaye hararetli bir bilimsel tartışmaya dönüştü. Sonuçta yapılan bilimsel araştırmalar şu sonucu ortaya çıkarmıştı:

Kettlewell'in deneylerinden daha sonra yapılan birçok araştırma, söz konusu kelebeklerin sadece bir tipinin ağaç gövdesine konduğunu, diğer tüm tiplerin, yatay dalların alt kısımlarını tercih ettiğini ortaya koydu. 1980'li yıllardan itibaren, kelebeklerin ağaç gövdelerine çok çok nadir olarak konduğu herkesçe kabul gördü. Bu konuda 25 yıllık bir çalışma yapan Cyril Clarke ve Rory Howlett, Michael Majerus, Tony Liebert, Paul Brakefield gibi birçok bilim adamı, "Kettlewell'in deneyinde kelebeklerin doğal davranışları dışında davranmaya zorlandıklarını, deney sonuçlarının bu yüzden bilimsel kabul edilemeyeceğini" bildirdiler.

Kettlewell'in deneyini inceleyen araştırmacılar daha da çarpıcı bir sonuçla karşılaştılar: İngiltere'nin kirliliğe uğramamış bölgelerinde açık renkli kelebeklerin daha fazla olması beklenirken, koyuların oranı açık renklilerden dört kat fazlaydı. Yani Kettlewell'in iddia ettiği ve hemen her evrimci kaynakta tekrarlandığı gibi, kelebek nüfusundaki oranla, ağaç kabukları arasında bir ilişki yoktu.

Amerikalı lepidopterist (kelebekler üzerinde bilimsel araştırma yapan kişi) Ted Sargent ve diğer araştırmacılar söz konusu güvelerin ağaç kabukları üzerine konmadıkları, ağaçların yüksek dallarının altına gizlendikleri gerçeğine dikkatleri çekti. Yalnızca bu değil, aynı zamanda söz konusu güveler gündüzleri uyuyor, geceleri uçuyorlardı. Yani kuşlar uyurken!90 İşin aslı araştırıldıkça, skandalın boyutları daha da büyüdü: Kettlewell tarafından fotoğrafları çekilen "ağaç kabuğu üzerindeki güve kelebekleri", aslında ölü kelebeklerdi. Gerçekte kelebekler ağaç gövdesine değil dalların alt kısmına kondukları için, böyle bir resim elde etme imkanı pek yoktu. Dolayısıyla Kettlewell bu ölü canlıları iğne ve tutkal ile ağaca tutturmuş ve öyle görüntülemişti.

Darwinistlerin yaklaşık bir yüzyıl boyunca gururla bilimsel bir kanıt gibi gösterdikleri kelebeklerin birer sahtekarlıktan ibaret olduğunun öğrenilmesi sonucunda New York Times şu yorumu yapıyordu:

İş başındaki evrimin en ünlü örneği, şimdi artık en büyük rezalet haline gelmiş olmalı.

Chicago Üniversitesi evrim biyoloğu Jerry Coyne bu büyük sahtekarlığı 1998 yılında öğrendiğinde, yıllardır öğrencilerine öğrettiği sanayi kelebekleri hikayesinin bir aldatmaca olmasından dolayı "utanç" duyduğunu yazmış ve şunları söylemişti: "Bu tıpkı 6 yaşımdayken, Noel arifesinde hediyeleri Noel babanın değil de babamın getirdiğini keşfettiğim zamanki hayal kırıklığım gibiydi.

 Tüm bu gerçeklerin ortaya çıkmasıyla birlikte, "Darwin'in kayıp kanıtı" olarak gösterilen sanayi devrimi kelebekleri hikayesinin dev bir aldatmacadan ibaret olduğu anlaşılmıştır. On yıllardır dünyanın dört bir yanında yüz milyonlarca insan, ağaç kabuklarına iğnelenmiş birkaç ölü kelebeğin fotoğrafı ve sürekli tekrarlanan köhne bir hikaye ile yanlış bilgilendirilmiştir. Asıl olan gerçek şudur: Darwin'in ihtiyaç duyduğu kanıtlar yoktur ve bunların günün birinde bulunması da imkansızdır. Çünkü canlılar evrimleşmemişlerdir.

İlginç olan sanayi devrimi kelebeklerinin halen bazı ders kitaplarında bir evrim kanıtı gibi sunulmaya devam ediliyor oluşudur. Darwinistler bu yolla, bunun bir sahtekarlık olduğunu bilmeyen genç beyinleri aldatmayı amaçlamaktadır. Oysa açıkça ortaya çıkmasına rağmen bir sahtekarlığı, hala kanıt olarak göstermeye çalışmak, Darwinizm'in çaresizliğinin, delilsizliğinin ve ideolojik bir sahtekarlıktan ibaret olduğunun kanıtıdır. Yaratılış gerçeği apaçıktır. Bu açık gerçekten kaçan Darwinistler, yalanın ve hilekarlığın bir çözüm olacağını zannetmektedirler. Oysa Allah, hileyi, batıl ve sahte dini, mutlaka ortadan kaldıracaktır.

De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur." (İsra Suresi, 81)

Sanayi devriminden sonraki ağaçların rengi koyulaştığı için, açık renkli kelebekler, kuşlar tarafından daha kolay avlanmış ve sayıları azalmıştır. Ancak bu, bir "evrim" örneği değildir; çünkü yeni bir tür ortaya çıkmamış, sadece zaten var olan türlerin nüfus oranları değişmiştir.
]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20267/sanayi-kelebekleri-iddiasi-bir-sahtekarliktirhttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20267/sanayi-kelebekleri-iddiasi-bir-sahtekarliktirhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20267_sanayi_kelebekleri_iddiasi_bir_sahtekarliktir.jpgThu, 14 Jan 2010 13:59:42 +0200
''Neandertaller insanın maymunsu atasıdır'' iddiası bir sahtekarlıktır Darwinistler Australopithecuslar için kullandıkları aynı yöntemi, bir insan soyu olan Neandertaller için de kullanmışlardır.  

 

Fosil bulguları Neandertal insanının bize göre hiçbir "ilkel" yönü bulunmayan bir insan ırkı olduğunu göstermesine rağmen, Neandertal insanları hala evrimciler tarafından maymun adam olarak resmediliyorlar. Bu, Darwinizm'in bilimsel bulgulara değil, önyargı ve propagandaya dayandığının göstergelerinden yalnızca bir tanesidir.

NEANDERTAL: BİR İNSAN IRKI

Üstte, İsrail'de bulunan Homo sapiens neanderthalensis, Amud 1 kafatası yer alıyor. Fosilin sahibinin 1.80 m. boyunda olduğu tahmin edilmektedir. Beyin hacmi ise bugüne kadar rastlanılanların en büyüğüdür: 1.740 cc

Neandertal Adamı 1856 yılında Almanya'nın Düsseldorf kenti yakınlarındaki Neander vadisinde bulunan fosillerle bilim literatürüne girdi. Kafatası ve bedenindeki kemiklerde bulunan kıvrımlar, fosillerin evrimciler tarafından sözde ilkel bir insan türü olarak değerlendirilmesine yol açtı.

1908 yılında bu kez Fransa'nın La Chapelle-aux-Saints bölgesinde Neandertal adamına ait olduğu belirtilen, neredeyse eksiksiz bir iskelet bulundu. Kemikler dönemin ünlü paleontolog ve jeoloğu Marcellin Boule tarafından birleştirildi.
Bu birleştirme sonucunda ortaya çıkan Neandertal adamı eğik bir duruşa, öne çıkık bir kafaya sahipti. Ayrıca bacakları da eklem yerlerinde kilitli kalıyor, tam düz bir duruş sağlayamıyordu.

Bu görünüm sayesinde, Neandertal adamı insanların zihinlerinde ilkel bir canlı olarak yerleşti. Neandertaller, sahte çizimlerde de ilkel maymun adamlar olarak gösterildiler.

Neandertal hakkındaki bu yanlış kanı 100 yıl kadar sürdü. Fakat 1950'li yıllarda La Chapelle iskeleti üzerinde yapılan analizler, iskeletin sahibi olan Neandertal adamında bir tür eklem enfeksiyonu bulunduğunu saptadı. Gerçekte sağlıklı bireyler normal bir insan gibi dik yürüyebiliyordu.

1985 yılında, aynı iskelet, bu kez Erik Trinkhaus isimli antropolog tarafından incelendi. Bu inceleme Neandertallerin dik yürüyebildiğini doğrulamanın yanı sıra, o zamana dek gizli kalmış bir gerçeği de ortaya çıkarıyordu: Marcellin Boule, Neandertal'i kasıtlı olarak eğik göstermişti.74 1950'li yıllarda saptanan eklem rahatsızlığı bu canlının dik yürümesine engel değildi. Anlaşılan, bir Darwinist olan Boule, Neandertalin gerçek bir insan gibi dik yürüdüğünü kabullenmek istememişti.

E. Trinkaus ve W. W. Howells Scientific American dergisine yaptıkları açıklamada bu konuda şu yorumu yapmışlardı:

Bugün pek çok bilim adamı Neandertal insanının tamamen dik olarak ayakta durduğu ve bir hastalık olmadığı durumlarda, özelliklerinin günümüz insanından hiçbir farkı olmadığı hakkında fikir birliği içindedirler.

Öte yandan Neandertallerin kafatası hacminin büyüklüğü de evrimcileri bu konuda çelişkili bir duruma soktu. Bunun nedeni ise, Neandertallerin kafatası hacminin 1700 cc civarında olmasıydı. Bu rakam günümüz insanınkinden 200 cc daha büyüktür. Homo Sapiens'ten büyük kafatasına sahip olan Neandertallerin evrimsel yönden sözde "ilkel" bir tür olması, teori adına büyük bir tezattır.

Neandertal uzmanı Erik Trinkhaus bu tür ile ilgili gerçeği şu sözlerle itiraf etmiştir:

Neandertallerin anatomisinde ya da hareket, alet kullanımı, zeka seviyesi ve konuşma kabiliyeti gibi özelliklerinde modern insandan aşağı sayılabilecek hiçbir şey yoktur.

Kuşkusuz Neandertaller, bir insan ırkı oldukları için, günümüz ırkları ile aynı özelliklere sahiptiler. Neandertal insanı yetenekli bir alet yapıcısı ve başarılı bir avcıydı. Hatta müzik ve sanatla uğraşıyordu. Tıpkı günümüzdeki toplumlar gibi kültürel ve sosyal bir yapıya sahipti, dini inanışları vardı. Dolayısıyla Neandertallerin oluşturduğu medeniyet, günümüz medeniyetlerinden çok da farklı değildi.

Neandertallerle ilgili Darwinistleri çıkmazda bırakan bir başka konu ise zamanlama problemidir. Bulunan fosiller, Neandertallerle günümüz insanının aynı zamanda yaşadığını, hatta çeşitli durumlarda  daha sonra bile yaşadığını göstermektedir. California Üniversitesi'nden evrimci biyolog Francisco J. Ayala, bu durumu şu şekilde itiraf etmektedir:

Neandertallerin anatomik olarak modern insanların atası olduğu düşünülüyordu, ama şimdi modern insanların en azından 100.000 yıl önce ortaya çıktığını biliyoruz, Neandertal fosillerinin ortadan kaybolmasından çok daha önceleri. Orta Doğu'daki mağaralarda anatomik olarak modern olan insanların fosillerinin hem Neandertalleri takip etmesi hem de onlardan önce gelmesi şaşırtıcıdır. Bu mağaralardaki bazı modern insanlar 120.000-100.000 yıl öncesine aittirler, Neandertaller ise 60.000-70.000 yıllıktırlar; modern insanlardan 40.000 yıl sonra gelirler. İki formun başka bölgelerden göç ederek tekrar tekrar birbirlerinin yerine mi geçtikleri yoksa bir arada mı oldukları veya melezlenmenin mi olduğu belirgin değildir.

Dolayısıyla insanın sözde maymunsu atası olarak gösterilmeye çalışılan Neandertaller, soyu tükenmiş bir insan ırkıdır. Günümüzde insanların kendi ırklarına özgü farklı özellikler göstermesi gibi, bu tür de yalnızca farklı ırk özelliklerine sahiptir. Bu özelliklerin evrime bir delil olarak kullanılması büyük bir sahtekarlıktır. Nitekim Neandertal adamı fosili 1978 yılında literatürden çıkarılmıştır. Ancak Neandertaller halen, evrimin en büyük kanıtıymış gibi Darwinist kaynaklarda yer almaya devam etmektedir.

Günümüzde Neandertal adamı ile ilgili spekülasyonların hala bazı evrimci yayınlarda sürdürülmesindeki amaç, Neandertallerle ilgili gerçekleri bilmeyen, bu sahte ara formun bilimsel anlamda iptal edilmiş olduğunun farkında olmayan kişileri etkileyebilmek, onları aldatabilmektir. İşte bu nedenle Australopithecuslar ve Neandertallerle ilgili gerçeklerin her fırsatta gündeme getirilmesi ve Darwinist aldatmacaya son verilmesi büyük önem taşımaktadır.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20266/neandertaller-insanin-maymunsu-atasidir-iddiasihttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20266/neandertaller-insanin-maymunsu-atasidir-iddiasihttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20266_neandertaller_insanin_maymunsu_atasidir__iddiasi_bir_sahtekarliktir.jpgThu, 14 Jan 2010 13:56:03 +0200
''Australopithecuslar insanın atasıdır'' iddiası bir sahtekarlıktır Darwinistler için insanın evrimi konusu hayati önem taşır. Yıllardır insanlara telkin etmeye çalıştıkları şey, insanın sözde evrimleşmiş bir hayvan olduğu yalanıdır. Bu yalanı ayakta tutabilmek için var güçleriyle çabalar, hiç durmadan en ilgisiz konularda bile insanın sözde hayvan ataları olduğu düşüncesini yerleştirmeye çalışırlar. Bu konuda başvurdukları aldatmacalar ise hayret vericidir. Çoğu zaman hiç ilgisi olmayan fosil bulguları dahi, şekilden şekile sokularak insansı bir varlıkmış gibi gösterilmeye çalışılır. Öyle ki Darwinistler, sonradan bir yaban domuzuna ait olduğu anlaşılan tek bir diş fosilinden Nebraska adamını oluşturmuş, bu hayali insansının ailesiyle birlikte sosyal hayatını resmekmekte sakınca görmemişlerdir. Bu şaşırtıcı çabanın en önemli örneklerinden bir tanesi de uzun zamandır sürdürülen Australopithecusların insanların sözde maymunsu atası olduğuna dair iddialardır.

Australopithecuslar, soyu tükenmiş maymun türleridir. "Güney maymunu" anlamına gelen bu canlılar, Darwinistler tarafından insanların sözde ilk maymunsu ataları olarak kabul ettirilmeye çalışılır. Soyu tükenmiş olmaları nedeniyle tüm diğer örneklerde olduğu gibi bu maymun türü de, evrimciler tarafından bir spekülasyon malzemesi olarak kullanılmıştır. Fakat Darwinistlerin Australopithecuslar üzerine türettikleri senaryolar, diğer tüm örneklerde olduğu gibi yine bir aldatmacaya dayanmaktadır.

Australopithecusların ilk olarak Afrika'da 4 milyon yıl kadar önce ortaya çıktıkları ve 1 milyon yıl öncesine kadar da varlıklarını sürdürdükleri sanılmaktadır. Burada önemle belirtilmesi gereken gerçek ise, Australopithecusların tümünün, günümüz türdeşlerine benzeyen soyu tükenmiş maymunlar olmalarıdır. Hepsinin beyin hacimleri, günümüz şempanzelerininkiyle aynı veya onlarınkinden daha küçüktür. Dört ayakları üzerinde yürürler. Ellerinde ve ayaklarında günümüz maymunlarındaki gibi ağaçlara tırmanmaya yarayan çıkıntılar mevcuttur ve ayakları dallara tutunmak için kavrayıcı özelliklere sahiptir. Boyları kısadır (en fazla 130 cm) ve aynı günümüz maymunlarındaki gibi erkek Australopithecus, dişisinden çok daha iridir. Kafataslarındaki yüzlerce ayrıntı, birbirine yakın gözler, sivri azı dişleri, çene yapısı, uzun kollar, kısa bacaklar gibi birçok özellik, bu canlıların günümüz maymunlarından farklı olmadıklarını gösteren delillerdir.

Australopithecuslar açıkça birer maymun türü olmalarına rağmen Darwinistler tarafından iki ayak üzerinde yürümeyi başaran canlılar olarak tanımlanmaktadırlar. Bu bir aldatmacadır, çünkü Australopithecuslar ile ilgili olarak elde bulunan fosillerden bu hayali senaryoyu doğrulayan tek bir örnek bile bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu canlılar üzerinde evrim senaryosu, bilimsel hiçbir delile dayanmamaktadır.

Darwinistlere göre Australopithecus cinsinin çeşitli türleri bulunsa da, sadece Australopithecus afarensis (1974 yılında bulunduğunda dünyaya sözde insanın evriminin ispatı olarak sunulan "Lucy"nin temsil ettiği tür) insanın doğrudan atası kabul edilir. Fakat söz konusu canlının insanın atası sayılamayacağı Darwinistler tarafından da kabul edilmiş durumdadır. Ünlü Fransız Darwinist bilim dergisi Science et Vie, Mayıs 1999 sayısında bu konuyu kapak yapmıştır. Australopithecus afarensis türünün en önemli fosil örneği sayılan Lucy'i konu alan dergi, "Adieu Lucy" (Elveda Lucy) başlığını kullanarak Australopithecus türü maymunların insan soyunun atası olmadığını ve bu canlıların soy ağacından çıkarılması gerektiğini yazmıştır.

Dünyaca tanınmış evrimci paleoantropolog Richard Leakey de, Lucy'nin evrim delili olarak hiçbir geçerliliğinin olmadığını şu sözlerle belirtmektedir:

Lucy'nin (Australopithecus afarensis) bir pigme şempanze karışımından başka bir şey olmadığı çok ezici ve karşı konulmayacak şekilde muhtemeldir. Maymundan insana geçişe dair varsayılan deliller ikna edici olmaktan aşırı derecede uzaktır.

Bütün bunların yanı sıra, Australopithecuslar üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda evrimci Lord Zuckerman da, Australopithecusların sadece sıradan bir maymun türü oldukları ve kesinlikle dik yürümedikleri sonucuna varmıştır.

Bu konudaki araştırmalarıyla ünlü diğer evrimci anatomist Charles E. Oxnard da Australopithecusların iskelet yapılarının günümüz orangutanlarınınkine benzediği açıklamasını yapmıştır.

1994 yılında İngiltere'deki Liverpool Üniversitesi'nden Fred Spoor ve ekibi, Australopithecus'un iskeleti ile ilgili kesin bir sonuca varmak için kapsamlı bir araştırma yürütmüştür. İskeletlerde, vücudun yere göre konumunu belirleyen "salyangoz" isimli bir organ üzerinde incelemeler gerçekleştirilmiştir. Spoor'un vardığı sonuç, Australopithecus’un insanlarınkine benzer bir yürüyüş şekline sahip olmadığıdır.

2000 yılında B.G Richmond ve D.S Strait isimli bilim adamlarının gerçekleştirdiği ve Nature dergisinde yayınlanan bir araştırmada ise Australopithecusların ön kol kemikleri incelenmiştir. Karşılaştırmalı anatomik incelemeler, bu türün günümüzde yaşayan ve 4 ayak üzerinde yürüyen maymunlarla aynı ön kol anatomisine sahip olduğunu göstermiştir.

Bütün bu deliller Australopithecusların birer maymun türünden başka bir şey olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim "Lucy" fosilinin kaşifleri evrimci paleoantropolog Donald Johanson ve T. D. White, Science dergisine yaptıkları açıklamada bu konuyla ilgili olarak şunları söylemişlerdir:

Australopithecus fosilleri oldukça detaylı bir şekilde incelendi: yürüyüş biçimleri, kulaklarının yapısı, diş gelişimi örnekleri, uzun ve güçlü ön kollar, kısa arka bacaklar, ayaklarının biçimi, küçük beyinleri, maymuna oldukça benzeyen kafatasları, çeneleri ve yüzleri. Bunların tümü Australopithecus'ların maymun olduğunu ve insan ile hiçbir ilişkilerinin bulunmadığını göstermektedir. Lucy'i keşfeden Donald Johanson'un kendisi bile, bir süre sonra, Australopithecus Africanus (Lucy)'nin insanlarla hiçbir bağlantısı olmadığı sonucuna varmıştır.

Özetle bilimsel olarak yapılan çalışmalar Australopithecusların insanın hayali atası olduğuna dair iddiaların tümünü yalanlamıştır. Australopithecuslar birer maymun türüdür ve insanın atası yakıştırması yalnızca Darwinistlerin hayali ve sahte teorileri için kullanmaya çalıştıkları bir senaryodur.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20265/australopithecuslar-insanin-atasidir-iddiasi-birhttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20265/australopithecuslar-insanin-atasidir-iddiasi-birhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20265_australopithecuslar_insanin_atasidir_iddiasi_bir_sahtekarliktir.jpgThu, 14 Jan 2010 13:51:09 +0200
Darwinizme delil gösterilmeye çalışılan tüm kafatası fosilleri sahtedir Darwinizm, gerçek bilimsel temellere ve gerçek bilimsel delillere dayanmadığı için, uydurma kanıtlar sunarak taraftar toplamaya çalışır. Bunun için ise Darwinistlerin elinde spekülasyon yapacakları malzemelerin olması yeterlidir. Darwinistler, üzerinde spekülasyon yapabilecekleri soyu tükenmiş canlı fosillerini alır, şekilden şekile sokar ve bunları ideolojilerine bir malzeme olarak kullanırlar. Yıllar boyunca soyu tükenmiş olduğu için denizden karaya hayali geçişin en ünlü örneği olarak tanıtılmaya çalışılan, fakat canlı örneği günümüz denizlerinde bulunan Coelacanth, bu sahtekarlığı yansıtan en önemli delildir. Darwinistler aynı taktiği diğer canlılar ve insan için de kullanmaya çalışırlar. Elde ettikleri tüm fosilleri görünümüne göre kategorilendirir ve kendi akıllarına göre istediklerine "ara form" yakıştırması yaparlar. Oysa ara form dedikleri fosillerin tümü, tıpkı Coelacanth gibi, mükemmel ve kusursuz canlılara aittir.

Nitekim, ara geçiş formu olarak lanse edilmeye çalışılan tüm fosillerin geçersizliği ispat edilmiş, bunların soyu tükenmiş kompleks canlılara ait olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Konu insanın hayali evrimi konusuna geldiğinde ise, spekülasyon malzemeleri genellikle soyu tükenmiş maymunlar veya geçmişte yaşamış bazı insan kavimleridir. fiimdiye kadar öne sürülmüş tüm ara form iddiaları, bu spekülasyon yöntemine dayanmaktadır. Örneğin Darwinistlerin insanın hayali evrimine örnek olarak sunmaya çalıştıkları sayısız kafatasının, soyu tükenmiş maymun veya insan ırklarına ait olduğu kesin ve bilimsel olarak ispatlanmış ve söz konusu kafatasları bilimsel literatürden çıkarılmıştır:

- 1891 yılında bulunan ve Java Adamı olarak isimlendirilen fosil ile 1923 yılında bulunan ve Pekin Adamı olarak isimlendirilen fosilin 1939 yılında sahte birer ara geçiş formu olduğu anlaşılmıştır.

- 1922 yılında bir ara form olduğu iddiasıyla en büyük delil olarak sunulan ve Nebraska adamı olarak isimlendirilen tek bir diş fosilinin 1927 yılında bir yaban domuzuna ait olduğu anlaşılmıştır.

- 1959 yılında bulunan ve Zinjanthropus olarak isimlendirilen fosilin sıradan bir maymun olduğu anlaşılmış ve fosil 1970 yılında literatürden çıkarılmıştır.

- 1930'lu yıllarda bulunan ve 50 yıl boyunca ara form olarak sergilenen Ramapithecus, 1981 yılında sıradan bir babun cinsi olduğunun anlaşılmasıyla iptal edilmiştir.

- 1974 yılında Afrika'da bulunan Lucy'nin 1999-2000 yıllarındaki çalışmalar sonucunda geçersizliği anlaşılmış ve bu fosil bilimsel literatürden çıkarılmıştır.

- 1924 yılında bulunan ve Taung çocuğu olarak isimlendirilen kafatası fosilinin genç bir gorile ait olduğunun anlaşılmasıyla, bu fosil de 1954 yılında iptal edilmiştir.

- 1984 yılında bulunan ve Homo Erectus türüne ait olarak gösterilmeye çalışılan Turkana Çocuğu fosilinin, aslında 12 yaşında bir çocuğa ait olduğu ve büyüdüğü zaman yaklaşık 1.83 m boyunda olacağı saptanmıştır. Fosilin dik iskelet yapısı günümüz insanından farksızdır. Fosil hakkındaki tüm spekülasyonların sahte olduğu anlaşılmıştır.

Reading Üniversitesi jeoloji bölümünden evrimci L. B. Halstead, Nature dergisinde yaptığı bir açıklamada, bugüne kadar sözde insanın evrimine delil gibi gösterilmeye çalışılan fosillerin hiçbir şekilde insanın evrimine delil olmadığını ve bu yönde Darwinistlerin elinde hiçbir bulgu bulunmadığını şu sözlerle itiraf etmiştir:

Bu durum topluma ilk defa olarak şu gerçeği gösterir: İnsanın doğrudan atası olan gerçek bir fosil yoktur. ... Ki bu yaratılışa inananların yıllardır savunduğu şeydir.

Biyolog Lyall Watson, Darwinistlerin elinde insanın sözde evrimini kanıtlayabilecek tek bir fosil delili bile olmadığını şu sözlerle ifade etmektedir: 
Günümüz maymunları örneğin, hiç yoktan var olmuş gibidirler. Dünleri, fosil kayıtları yoktur. Ve dik yürüyen, tüysüz, alet yapabilen ve iri beyinli varlıklar olarak günümüz insanlarının da gerçek kökeni, eğer kendimize karşı dürüst olursak, aynı şekilde gizemli bir meseledir.

Her ne kadar Lyall Watson gerçekleri açıkça ifade etmekten çekinerek insanın kökenini kendince "gizemli bir mesele" olarak nitelese de, insanın kökeni gayet açıktır: Tüm canlılar gibi insanı da Allah yaratmıştır ve tüm somut bilimsel bulgular da bu gerçeği teyit etmektedir. Tüm bunların yanı sıra Darwinistler, ortaya çıkan yeni fosiller karşısında sürekli olarak zamanlama problemi ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Sözde evrim için biçtikleri tarihleri sürekli olarak "geriye çekmekte", fosillerin evrimi reddettiğini gördükçe devamlı iddialarını değiştirmek zorunda kalmaktadırlar. Örneğin yer katmanlarında bulunan 200 milyon yıllık insan ayak izlerinin yanı sıra, Kretase (144 – 65 milyon yıl) dönemine ait katmanlarda bulunmuş olan insan kemikleri, insanın 100 milyonlarca yıllık bir geçmişi olduğunu göstermektedir.64 Bu tarihler, günümüz insanı için evrimciler tarafından belirlenmiş olan yalnızca 50.000 yıllık zaman dikkate alındığında kuşkusuz oldukça büyük bir farka işaret etmektedir. 2007 yılının Ağustos ayında açıklanan yeni fosiller ise, Darwinistler tarafından Homo Erectus ve Homo Habilis olarak tanımlanan canlıların yan yana aynı dönemde yaşamış olduklarını göstermiştir. Zamanlama problemi, insanın hayali evrimi konusunda Darwinistleri açmazda bırakan önemli etmenlerden bir diğeridir.

Bütün bu gerçeklere rağmen Darwinistler, söz konusu sahte fosilleri bilimsel birer delil olarak göstermeye devam eder ve insanın evrimi masalını kendilerince gerçeğe dönüştürmeye çalışırlar. Bilimsel olarak geçersizliği ispatlanmış olmasına rağmen bu fosilleri halen bilimsel kaynaklarda ve okul kitaplarında kullanmaya devam eder ve insanları aldatırlar. Yazar Hank Hanegraaff bu aldatıcı yöntemi şu şekilde izah etmiştir:

Java adamının Eugene Dubois adındaki Hollandalı tarafından 1891 yılında Java adalarından birinde bulunduğu genel olarak bilinir. Pek bilinmeyen şey ise Java adamının bir kafatası parçası, bir uyluk kemiği, üç diş ve oldukça geniş bir hayal gücünden oluştuğudur. Bundan daha rahatsız edici gerçek ise, uyluk kemiğinin kafatası parçasından 50 feet (15 km) ileride ve bir yıl sonra bulunmuş olmasıdır...

...Genel olarak Selenka Expedition olarak bilinen ve fosil araştırmalarının yapıldığı süreç, Java Adamı ile ilgili varsayımların doğruluğunu göstermeye azimli olan 19 evrimciyi içeriyordu. Ancak söz konusu evrimcilerin hazırladıkları 342 sayfalık bilimsel bir raporda Java Adamının şüphe götürmeyecek şekilde insanın evriminde hiçbir rol oynamadığı açıkça belirtilmiştir.

Bütün bunlara rağmen, Times dergisi şaşırtıcı şekilde Java Adamından utanmazca insanın evrimsel atasıymış gibi bahseden "How Man Began" başlıklı makaleyi yayınlamıştır.

İşte Darwinist yayınlar bu şekilde Darwinist aldatmacanın bir parçası haline gelirler. Önde gelen profesörlerin ve bilim adamların yazdıkları Darwinist kitaplar da, gerçek bilimsel deliller yerine, tamamen aldatmacaya dayanan bu sahte senaryoları tekrar etmektedir. Literatürden çıkarılmış, geçersizliği bilimsel olarak ispatlanmış kafataslarının evrime delilmiş gibi halen gündemde tutuluyor olmasının sebebi de bu aldatmacayı sürdürebilmektir. Evrimci zoolog Robert Martin bu konuyla ilgili olarak New Scientist dergisine şunları söylemiştir:

Son yıllarda çeşitli yazarlar insanın kökeni ile ilgili popüler kitaplar yazdılar. Bunların tümü, gerçekler ve objektiflik yerine fantaziler ve subjektiflik üzerine kuruluydu.

Darwinistlerin sözde insanın evrimine delil olarak gösterebilecekleri tek bir kafatası, tek bir kemik parçası bile bulunmamaktadır. Bu gerçeği ikrar edemeyen Darwinistlerin çürük yöntemi ise, sahte ara form fosilleri sunarak aldatmacaya devam etmektir.

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20264/darwinizme-delil-gosterilmeye-calisilan-tumhttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20264/darwinizme-delil-gosterilmeye-calisilan-tumhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20264_darwinizme_delil_gosterilmeye_calisilan_tum_kafatasi_fosilleri_sahtedir.jpgThu, 14 Jan 2010 13:47:58 +0200
Tek bir proteini açıklayamayan Darwinistler bir ayak izi fosilinden medet umuyorlar
Geçtiğimiz günlerde Darwinist medyada yine bir telaş vardı. Darwinistler, spekülasyonları için bir malzeme keşfetmiş ve hep bir ağızdan bunun lafazanlığını yapmak için harekete geçmişlerdi. 150 yıllık aynı taktik uygulanıyordu. Belli Darwinist yayınlar ağız birliği içindeydi. Amaç; bulunan bir ayak izi üzerinden mümkün olduğunca aynı sahte senaryoyu savunabilmek ve yıllardır süregelen evrim aldatmacasını son günlerinde yeniden canlandırabilmekti. Söz konusu spekülasyon malzemesi, Polonya’da bulunan ve 395 milyon yıl öncesine ait olduğu sanılan bir canlıya ait ayak izleriydi. Darwinistler, yenilgiyi bertaraf etmek için, bu mükemmel izlerin, “sudan karaya geçen ilk canlıya” ait olduğunu iddia ediyorlardı.


 

Darwinizm’in propaganda yöntemlerinde olmayanı var göstermek, gerçekleşmemiş olanı hayali bir tarihi gerçekmiş gibi sunmak esastır. Bu nedenle Darwinistlerin söz konusu fosil hakkında mantıksız ve delilsiz iddialar öne sürmeleri bazı kişiler tarafından olağan karşılanabilmektedir. Oysa Darwinistler, bu haberle de, yıllardır yaptıkları gibi insanları ALDATMAKTADIRLAR.

Öncelikle “sudan karaya geçiş” diye hayali bir olayı doğrulayacak tek bir tane bile ara fosil yoktur. (Yalnızca bu konuda değil, Darwinistlerin tüm geçiş senaryolarını doğrulayacak tek bir tane bile ara fosil bulunmamaktadır.) Darwinistlerin iddialarına göre, milyarlarca olması gereken ara fosillerden bir tane bile bulunmazken, MÜKEMMEL AYAK İZLERİNİN bu saçma iddiaya delil olarak gösterilmeye çalışılması akla mantığa sığmamaktadır.

Darwinistlerin Hayali Evrim Tarihi Senaryoları Bir Kere Daha Alt Üst Oldu

Bu ayak izleri, günümüzden 395 milyon yıl önce mükemmel bir amfibinin (muhtemelen 2.5 m kadar uzunluğundaki bir timsah türünün) yeryüzünde yaşamış olduğunun son derece net bir delilidir. Darwinistlerin şaşkınlıkları, bu izlerin, “ilkelden gelişmişe” sahte dönüşüm senaryolarına uymamasından kaynaklanır. Onlara göre 395 milyon yıl önce böylesine kompleks ve mükemmel bir kara canlısının var olmaması gerekmektedir. Oysa fosil kayıtları sürekli olarak Darwinistlerin sahte evrim sıralamasını yalanlamıştır ve halen de yalanlamaya devam etmektedir. Hatırlanacağı gibi Darwinistlerin, atın, köpek büyüklüğündeki hayali atalarının yaşadığını iddia ettikleri dönemde (günümüzden yaklaşık 50 milyon yıl önce), tam ve mükemmel ATLAR yaşamıştır. Yine Darwinistlerin, etrafta yalnızca solucan ve süngerlerin bulunması gerektiğini iddia ettikleri bir dönemde, olağanüstü komplekslikteki GÖZLER var olmuştur. Söz konusu ayak izleri de, Darwinistlerin hayali evrim tarihi senaryolarını alt üst etmektedir. Darwinistler, muhtemelen fosili saklamayı da başaramadıklarından, çözümü spekülasyon yapmakta bulmuşlardır.  


45 Milyon Yıllık Yaban Atı Kafatası

 
Mükemmel Petek Gözleriyle Günümüzden Yaklaşık 540 Milyon Yıl Önce Yaşamış Olan Trilobit

Burada hatırlatmakta fayda vardır: Bilindiği gibi Darwinistlerin sudan karaya geçiş iddialarına yıllardır, hiç çekinmeden öne sürdükleri tek sözde delil, Coelacanth olmuştur. Darwinistler, canlının fosili üzerinde öylesine kapsamlı spekülasyonlar yapmışlardır ki, insanlar aldatıldıklarını, ancak Coelacanth’ın canlı örneğinin bulunması ile anlamışlardır. Mükemmel bir dip balığı olan Coelacanth, hakkındaki “ilkel” iddialarının tümünü bir anda ortadan kaldırmıştır. O tarihten bu yana 300’den fazla kez canlısı yakalanan Coelacanth’ın muhteşemliği ve kompleksliği karşısında Darwinistler artık bu konuyu gündeme dahi getirememektedirler.

Söz konusu izler, Darwinistlerin Coelacanth yenilgisinden sonra sığındıkları ikinci fosil olan Tiktaalik üzerindeki Darwinist iddiaları da tamamen ortadan kaldırmaktadır. Çünkü izler, Darwinistlerin ara fosil olduğunu iddia ettikleri Tiktaalik’ten 18 milyon yıl daha yaşlıdır. Fakat buna rağmen izler, oldukça mükemmel bir düzgünlüktedir, fosilleşmiş kusursuz ayaklara aittir. Hiçbir evrimleşme yoktur. Mükemmel bir canlının mükemmel düzgünlükteki ayak izleridir. Sözde sudan karaya geçmeye çalıştığı iddia edilen, Darwinistlere göre yüzgeçleri daha yeni yeni hayali ayaklara dönüşmekte olan Tiktaalik’ten tam 18 milyon yıl önce mükemmel ayaklar mevcuttur. Bu durum, Darwinistlerin dayandıkları son sahte delili de ortadan kaldırmakta, dahası, sudan karaya geçiş gibi bir aldatmacayı tamamen yerle bir etmektedir.


Tiktaalik

Darwinistler ne kadar yaygarasını yaparlarsa yapsınlar, bu fosil de, tıpkı diğerleri gibi, sahte evrimi aleni şekilde çürütmektedir. Karada bulunan ilk ayak izi, mükemmel bir ayak izidir. Üzerinde, Darwinistlerin iddia ettikleri mutasyonlar sonucunda evrimleşme iddialarının hiçbirinden eser yoktur. Parmaklar kusursuz bir sıralama içindedir. Canlının ağırlığını tam ve mükemmel taşıyabilecek şekilde yaratılmıştır. Atılan adımlar, canlının yürüyüşünün, günümüz timsahlarının yürüyüş şekliyle aynı olduğunu göstermekte ve bu adımların simetrisinde hiçbir falso görülmemektedir. Canlı; tesadüfi, başıboş mutasyonlarla oluşmuş yamuk yumuk bir varlık değil, o yıllarda, orada muhteşem ve kusursuz yapısı ile bir anda yaratılmış mükemmel bir timsah türüdür.

Şu nokta çok önemlidir:

Darwinistler, zaten her iddialarında tamamen yenilgiye uğramış durumdadırlar. Fakat burada özellikle dile getirilmesi gereken ve ASIL DARWİNİSTLERİ YERLE BİR EDEN husus, Darwinistlerin, bu ayak izlerine sahip olan canlının ayağının tırnağındaki TEK BİR PROTEİNİ BİLE AÇIKLAYAMIYOR OLUŞLARIDIR. Darwinizm, İŞTE ASIL BU NOKTADA BİTER. Darwinistler istedikleri kadar sahte evrimin sahte aşamaları, ayak izleri, hayali yüzgeç ayaklar ya da uçmaya çalışan hayali dinozorlar hakkında spekülasyon yapadursunlar, EVRİM ZATEN DAHA HAYATIN BAŞLANGICI AŞAMASINDA ÇÖKÜŞE UĞRAMIŞTIR. Yapılan zavallı Darwinist açıklamalar, sayfa sayfa izahlar, dünyanın en tanınmış Darwinist dergilerinde yayınlanan araştırma yazıları şiddetli bir kitle aldatmacasının parçasıdır. Darwinistler bu gibi izahlarla, tek bir protein tarafından yenilgiye uğratılmış olduklarını sezdirmemeye çalışırlar. Oysa Darwinizm’i asıl çökerten şey; fosillerden, paleontolojiden, mikrobiyolojiden, genetikten, moleküler biyolojiden, canlılardaki komplekslikten önce, yalnızca ve yalnızca TEK BİR TANE PROTEİNDİR.

Allah’ın dilemesiyle bu yüzyıl, gözle görülmeyen tek bir zerrenin içinde, Allah’ın bir sanat eseri olarak yarattığı TEK BİR PROTEİNİN, Darwinizm’i tümüyle ortadan kaldırdığı, bu büyük aldatmacayı sona erdirdiği, tamamen yerle bir ettiği bir yüzyıl olmuştur. Çaresiz Darwinistlerin bundan sonra hiçbir çırpınışları sonuç vermeyecektir.

De ki: "Allah'ın dışında (tanrı diye) öne sürdüklerinizi çağırın. Onların göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiçbir şeye) güçleri yetmez; onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi, O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur. (Sebe Suresi, 22)

]]>
http://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20263/tek-bir-proteini-aciklayamayan-darwinistlerhttp://islamterorulanetler.com/tr/Evrimcilerin-Sahtekarliklari/20263/tek-bir-proteini-aciklayamayan-darwinistlerhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/31-evrimcilerin-sahtekarliklari/20263_tek_bir_proteini_aciklayamayan_darwinistler_bir_ayak_izi_fosilinden_medet_umuyorlar.jpgThu, 14 Jan 2010 13:33:28 +0200