İslam Terörü Lanetler

Ana akım Batı medyasının algı operasyonları ve gerçekler

Türkiye, özellikle son beş yıldır bir yandan Suriye, Irak gibi sınır komşularında yaşanan felaketlerin dolaylı etkileriyle uğraşıyor. Diğer yandan, kendi içindeki darbe, ayaklanma, PKK terörü, FETÖ paralel devlet yapılanması gibi büyük tehditlerle mücadele ediyor. Türkiye bu çok yönlü mücadelesinde, bir kısım Batılı müttefiklerinden beklediği desteği çoğunlukla alamadığı gibi, en haklı olduğu konularda bile uluslararası kamuoyuna suçlu gibi gösteriliyor.

Bu organize algı operasyonunda başı çeken her zamanki gibi bir kısım ana akım Batı medyası. Söz konusu medya yoluyla her fırsatta Türkiye'yi yıpratmak ve Türkiye aleyhinde dünya çapında olumsuz imaj oluşturmak için amansız bir algı operasyonu sürdürülüyor. Bir kısım İngiliz ana akım basın ve yayın kuruluşlarının başını çektiği ve yönettiği bu kampanyaya bazı önde gelen ABD'li medya kurumları, düşünce kuruluşları ile Avrupa basınının önemli bölümü destek veriyor.

Peki Türkiye gerçekten bu çevrelerin yansıtmaya çalıştığı gibi bir felaketler ülkesi mi; yoksa dev bir iftira ve karalama kampanyasıyla mı karşı karşıya? Bunu anlamak için söz konusu kurumların öne sürdükleri belli başlı iddialara ve bunlarla ilgili gerçeklere göz atmak gerek:

– 15 Temmuz askeri darbesinin Sayın Erdoğan ve taraftarları tarafından kurgulanmış sahte ve kontrollü bir darbe olduğu iddiası:

15 Temmuz darbesi göstermelik olmak şöyle dursun, Türkiye'de yapılmış önceki darbelerden kat kat daha fazla (171) generalin komutasında başlatıldı. General rütbesindeki bu kadar insanı bir "darbe tiyatrosu" oynamaya ikna edebilmenin mantıksızlığı ortada.

Dahası bu, Türkiye tarihinde uçak ve gemilerin kullanıldığı ilk darbeydi. 35 uçak, 37 helikopter, 246 tank ve zırhlı araç, 3 gemi darbeye tahsis edildi.

Darbe, Türkiye tarihinin en kanlı darbesi oldu. Çoğu sivil 248 kişi şehit oldu. 1500'den fazla kişi yaralandı. Polis Özel Harekat Merkezi, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı Sarayı, MIT tesisleri ve daha birçok resmi ve özel kurum F16'lar tarafından bombalandı.

Tüm bunlara rağmen, önceki darbelerde hiç görülmemiş, hesaba katılmamış şartların ortaya çıkması darbenin başarısızlıkla sonuçlanmasına neden oldu. Darbenin başarısızlığa uğramasının asıl nedeni ise, Sayın Erdoğan'ın çağrısı üzerine binlerce vatandaşın sokaklara çıkarak darbeci askerlere karşı direnişe geçmesiydi.

Ayrıca, Belediyelerin kamyon ve ağır vasıtalarla kışlaların kapılarına ve tankların geçiş yollarına barikatlar kurması, darbe karşıtı komutanların ve vatandaşların havaalanlarındaki pistleri tahrip etmeleri, TSK'nın kalan bölümünün darbeyi reddettiklerini açıklamaları da darbeyi başarısız kıldı.

Önceki darbelerde hiç yaşanmamış, dolayısıyla planlanmamış bu beklenmedik olaylar gerçekleşmese, bu derece güçlü ve organize bir darbenin başarısız olması söz konusu olamazdı.

– Türkiye'nin IŞİD'le mücadele etmediği, hatta IŞİD'i desteklediği iftirası:

Türkiye 2013 yılında terör örgütleri listesine aldığında, IŞİD hemen hiçbir ülkenin terör listesinde yer almıyordu. İngiltere, Rusya, Ürdün, İsrail, İtalya, Fransa, Suudi Arabistan, Mısır ve diğer birçok ülke IŞİD'i çok sonradan terörist ilan ettiler.

Ayrıca IŞİD, Türkiye'de 10'a yakın büyük çaplı kanlı terör eylemi gerçekleştirmiş ve özellikle Sayın Erdoğan hakkında ölüm fetvası çıkarmıştır. Aynı şekilde, IŞİD karşıtı koalisyon Türkiye'deki İncirlik Üssü'nü kullanmaktadır; Türk ordusu, Suriye'nin El Bab kentini IŞİD'den temizlemiştir. Durum böyleyken IŞİD'e destek iddialarının sadece spekülasyondan ibaret olduğu açıktır. Nitekim bu suçlamaların genellikle ülkeler üzerinde baskı uygulamak veya kara propagandayı güçlü yapmak için kullanılan bilindik taktikler olduğu herkesin malumudur.

–Türkiye'de fikir, düşünce ve basın özgürlüğü olmadığı, demokrasinin işlemediği şeklindeki asılsız haberler:

Türkiye hapishanelerinde, sayısı iddia edildiği gibi olmamakla beraber, bir kısım gazeteci ve milletvekillerinin bulunduğu doğrudur. Bu konuda fazlasıyla spekülasyon yapılmakta ve bu kişilerin fikirleri yüzünden hapishanede oldukları gibi bir algı yaratılmaktadır. Oysa söz konusu kişiler fikirlerinden veya siyasi kimliklerinden dolayı değil, PKK, FETÖ, DHKP-C, KCK, MLKP gibi terör örgütleriyle doğrudan organik bağları olduğu kesin belge ve delillerle tespit edildiği için tutuklanmış ya da hüküm giymiş kimselerdir. Bugün ABD, İngiltere ve AB ülkelerinde terörle en küçük bağlantısı olan, değil fikrini savunmak dolaylı ima yapan kimseler dahi kimliği ne olursa olsun derhal tutuklanmakta, çok ağır muamelelere tabi tutulmaktadır.

Elbette dileğimiz bu kişilerin tutuksuz yargılanması, terör provokasyonlarına izin verilmemesidir. Ancak Türkiye'nin içinde bulunduğu durum dikkate alınacak olursa, pek çok konuda ekstra tedbir alınmasını bir nebze haklı görmek gerekmektedir.

Tutuklanan gazeteci ve siyasilerden bazısı ise devletin gizli istihbarat sırlarını kamuoyuna servis etmekten hüküm giymişlerdir. Bu ise, bilindiği gibi, yalnız Türkiye'de değil dünyanın bütün ülkelerinde vatan hainliği derecesinde bir suçtur.

– Türkiye'de OHAL'in gereksiz olduğu, OHAL yüzünden halkın özgürlüklerinin kısıtlandığı iddiası:

Bugüne kadar Türkiye, tüm Avrupa ülkelerinden çok daha sık ve büyük çaplı terör olayları ve darbe girişimleriyle karşılaştığı halde Fransa'daki OHAL şartlarından çok daha rahat ve özgür bir OHAL ortamına sahip. İngiltere'de sadece bir terör olayı üzerine ortalıkta ağır silahlı askerler boy gösterirken, Türkiye'de sokaktaki vatandaş OHAL'i hissetmiyor bile. Turistler dahi Türkiye'de günlük yaşamda bir OHAL ortamı olmadığının farkında.

OHAL, Türkiye'de yalnızca terör örgütlerinin ve darbecilerin hareket kabiliyetini kısıtlayan uygulamalar getiriyor. Bir kısım medyanın OHAL'i bir bahane olarak kullanmalarının sebebi ise, Avrupa'yı irrite edecek "özgürlükler kısıtlanıyor" iftirasına bir kılıf bulabilmek.

– 16 Nisan Yeni Anayasa Referandumunun Sayın Erdoğan'ı diktatör yaptığı iddiası:

16 Nisan'da Türkiye genelinde yapılan Yeni Anayasa Referandumundan yeni anayasaya "evet" çıkmasının ardından bazı Avrupa basınındaki nefret söylemleri şöyle:

The Economist: "Türkiye diktatörlüğe kayıyor"... Financial Times: "Yeni sultanın buruk zaferi"... The Independent: "Derin bölünmeler nedeniyle Türkiye potansiyel düşmanlarının avı haline geliyor"... BBC: "Referandum Türkiye'yi böldü". Bild: "Alman Türkler bir despot için oy kullandı"... Spiegel Online: "Türkler otokratik başkanlarına daha fazla güç vermek için oy verdiler"... Frankfurter Allgemeine: "Vahşi Erdoğanistan'da"...

Oysa, referandumda kabul edilen anayasa teklifi dünya üzerinde birçok ülkede uygulanan Başkanlık ve Yarı Başkanlık sistemlerinin Türkiye koşullarına adapte edilmiş versiyonundan ibaret. Yeni anayasada Erdoğan'ın şahsına özel bir madde yok. Seçimleri kim kazanırsa o Başkan olacak ve anayasadaki yetkilere sahip olacak. Ayrıca Türkiye, dünyada katılım oranı en yüksek ve en güvenli seçimlerin yapıldığı ülkelerden biri.

Ama görünen o ki uzun yıllar Sayın Erdoğan'a yönelik diktatörlük iddialarına makul bir gerekçe bulamayanlar referandum sonuçlarından medet umuyor.

Bunlar gibi, "çamur at izi kalsın" mantığındaki birçok asılsız iddia söz konusu medyada yoğun biçimde işleniyor. Ne var ki bu tür karalamalar, bölge ve Türkiye hakkında yeterli bilgisi olmayan dünyanın farklı köşelerindeki insanlar üzerinde etkili olabiliyor.

Son günlerde özellikle bazı Müslüman ülkelerde de benzer amaçlı algı operasyonları ve iftiraların yaygınlaştığı görülebilmekte. Tüm bunlar, İslam dünyasında güçlü ve söz sahibi ülkeleri yıpratıp ardından birbirine düşürerek Müslüman alemini topyekun yok etme planının parçaları. Bu sinsi plana karşı, İslam aleminin ittifakı dışında hiçbir çözüm yok.

Adnan Oktar'ın The Peninsula Qatar'da yayınlanan makalesi

2017-08-08 01:44:19

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top